Putin’in Türkiye Ziyareti ve İlişkilerde Yeni Gerçeklikler

Orhan GAFARLI
07 Aralık 2012
A- A A+

Değişen dünya dengeleri nedeniyle Türkiye-Rusya ilişkilerinin her yıl yeniden ele alınıp analiz edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü Orta Doğu, Balkanlar, Orta Asya ve Kafkasya bölgelerinde yaşanan konjonktürel değişikliklerin hızı Türkiye-Rusya ilişkilerini de pozitif veya negatif olarak aynı derecede etkilemektedir.

Türkiye-Rusya ilişkileri ne kadar pozitif gösterilse de iki ülke arasındaki sorunlu mücadele alanlarının çok daha sağlıklı değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü sadece pozitif yönlerin ön plana çıkarılması ile ilişkileri geliştirmek mümkün değildir. Her iki ülke hızla gelişmekte ve eski etki alanlarına tekrar hâkim olmayı istemektedir. Bu durum, doğal olarak iki ülke arasındaki çatışma alanlarını da ortaya çıkarmaktadır. İki ülke arasındaki mevcut veya potansiyel çatışma alanları öne çıkarılmadan, bu alanlarda çözüme gidecek ve her iki taraf için de kazanım sağlayacak stratejiler üzerinde de mutlaka çalışmak gerekmektedir.


Bu çalışmada; genel olarak ikili ilişkileri ele alarak Rusya’nın dış politika konseptinde Türkiye ile ilgili dikkate alınması gereken konuların incelenmesi, Putin’in Türkiye ziyaretinin ve yakın dönemde Rusya Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanının görevden alınmasının Türkiye ile bağlantısının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, Kremlin’in yeni dönem Avrupa politikasında Çar dönemi dış politika anlayışının tekrar uygulamaya konması konusundaki düşünceler aktarılmıştır.


Vladimir Putin’in cumhurbaşkanı olarak üçüncü kez D. Medvedev’den sonra devlet başına gelmesi, Medvedev döneminin bir geçiş dönemi olduğu ve bu dönemin Putin’in planları çerçevesinde ortay konmuş bir hukuki zorunluluktan kaynaklandığı iddialarını doğrulamıştır.  Nitekim Rusya ile ilgili karar alma süreçlerinin Putin’in kontrolünde olduğu iddiaları da başkanlığa geri dönmesiyle tasdik edilmiştir. Bu gerçeklik aynı zamanda Medvedev döneminde ortaya çıkan iki başlılık temelindeki sorunların anlaşılmasına da yardımcı olmuştur.


Putin’in 2000-2008 yılları arasındaki iktidarı Türkiye-Rusya ilişkileri kapsamında değerlendirildiğinde, bu dönem Soğuk Savaş yılları ve sonrasında problemli olan ilişkilerde yeni bir işbirliği ve atılım dönemi olarak tanımlanabilir.(1) Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonraki süreçte Türkiye-Rusya ilişkilerindeki temel kırılma dönemlerini incelemek gerekmektedir. Bu dönemlere bakıldığında:


-1991-2001 - İkili ilişkilerde çekingen dönem

-2001-2008 - Ekonomik ve siyasi işbirliği döneminin başlangıcı

-2008-2011 - Bölgesel konularda siyasi/ekonomik işbirliğinin gelişmesi

-2011 sonrası - Ekonomik işbirliği gelişmesine rağmen, Arap Baharı ile birlikte başlayan siyasi ilişkilerde kırılma dönemi


2012 yılında cumhurbaşkanlığına geri dönen Putin’in iktidarında Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelişmeye devam edeceği değerlendirilmektedir. Çünkü 2000-2008 Putin dönemi, Türkiye-Rusya ilişkilerinde işbirliği yönünde tarihteki en önemli atılım dönemi olmuştur. Putin’in ikili ilişkilerin gelişmesine verdiği önemdeki temel amaç nedir? Düşünülmesi gereken soru budur. Putin’in bölgede Türk-Rus ilişkilerini geliştirmekte üç farklı konuda amacı olabilir. Bu amaçlar; bölgesel sorunların çözümü, Karadeniz havzasında işbirliğinin kurulması ve I. Nikolay (1825-1855) döneminden miras kalan Avrupa politikasının tekrarı olabilir. Bu amaçların üçü de geçerli olmakla birlikte üçüncüsü daha fazla öne çıkmaktadır. Çünkü Kremlin’in Putin’le uygulamaya başladığı dış politika birçok yönüyle, Çar döneminin Romanovlar ailesinden olan I. Nikolay’ın daha fazla öne çıkardığı devletlerarası ilişkiler modeline benzemektedir.


Rus dış politikasının tarihi seyrine bakıldığında Çarlık dönemi içinde Romanovlar (2) zamanında Rusya’nın Avrupa’da jandarma rolünü üstlenme isteği olduğu göze çarpmaktadır. Rusya, bu dönemde Avrupa ülkelerinin her biri ile ayrı ayrı ilişki kurarak bu ülkeleri karşı karşıya getirmeye çabalamıştır. Romanovlar dönemi Rus dış politikasındaki bu yaklaşım bugün Putin döneminde tezahür etmektedir. Putin döneminde Rusya’nın Avrupa politikasına dikkat edilirse, Moskova’nın İngiltere, Almanya, Fransa ve Türkiye ile ilişkilerini ayrı ayrı geliştirme çabasında olduğu görülecektir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Rusya’nın, her bir Avrupa ülkesi ile diğer Avrupa ülkelerinin çıkarlarına ters ilişkiler geliştirmesidir. Rusya; Almanya, Fransa, İngiltere ve Türkiye ile tesis ettiği işbirliklerinde işbirliğinin herhangi bir üçüncü tarafın menfaatine hizmet etmesine önem vermemiştir.


İngiltere ile 25-27 Haziran 2003 tarihinde 6 milyar dolarlık BP ve TNK şirketleriyle anlaşması (3), Almanya ile Kuzey Akım, Türkiye ile Güney Akım projeleri bu açıdan misal olabilir. Çar dönemi Avrupa dış politika konsepti de bu örneklere benzer politikalara dayanmaktaydı. Rusya’nın I. Nikolay dönemindeki politikaları, Avrupa devletlerinin birbirlerine karşı kesişen çıkarlarını ortaya çıkardığı için bu devletler arasında sosyal, ekonomik ve ortak güvenliğe dönük kararların alınmasını önlemiştir. Fakat 21. yüzyılın Avrupası Rusya’nın birçok alanlarda istemediği ortaklığı geliştirmiştir. Bu dönemde Rusya yine aynı politikayı uygulamaya devam etmekle, AB’nin ortak alanlarda daha fazla gelişmesini engellemeye çalışmaktadır. AB devletleri ile kesişen çıkarlar temelinde ilişkileri geliştirerek bu devletlerin birbirlerine karşı çıkarlarını ters düşürmektedir.


Ankara ile ilişkilerine bakıldığında ise, I. Nikolay döneminde olduğu gibi Avrupa ile Türkiye’nin gerçekleşmeyen ekonomik ve siyasal ortaklığını Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı ve daha büyük birlik olabilecek Avrasya birliğini düşündüğü görülmektedir. Rusya aynı zamanda bu sefer I. Nikolay dönemindeki Osmanlı Devleti ile değil Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biri haline gelen Türkiye ile yüz yüze olduğunun farkındadır.


Rusya’nın uyguladığı dış politika, hiçbir aktörle pazarlığa dayalı olmayan ve salt Moskova’nın kendi çıkarları temelinde kurduğu bir politikadır. Aynı zamanda yeni oluşan konjonktürde, Türkiye ile hesaplaşmak istemeyen bir Rusya görüyoruz. Ancak, Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkaslar’da iki ülke arasında uyuşmayan çıkarlar olduğu gözlemlenmektedir. Nitekim Soğuk Savaş sonrası yirmi yıl süresince bu bölgelerde iki ülkenin birlikte hareket edebileceği ve ortak çalışabileceği bir girişim olmamıştır. Gerçek şu ki, Rusya kendisinin etki alanı bildiği, “arka bahçesi” (Kafkasya), “yumuşak karnı” (Orta Asya) bölgelerini hiçbir aktörle paylaşmayı arzu etmemektedir. Rusya’nın Avrasya Birliği kurma cabalarına baktığımız zaman ise Türkiye ile ilişkilerinde Moskova’nın bunu açık olarak belli ettiği fark edilmektedir. Putin’in Sovyetler Birliği hakkında söylediği meşhur cümlesini hatırlamak gerekir: “Her kim Sovyetler Birliği’nin çöküşünden dolayı üzülmüyorsa onun kalbi yoktur; her kim ki Sovyetler Birliği’ni eski şekliyle canlandırmak istiyorsa onun da aklı yoktur.”(4) Evet, anlaşılan o ki, Rusya Sovyetler Birliğini “Avrasya Birliği” olarak yeniden oluşturmak peşindedir.


Güncel Gelişmelerin Analizi


Türkiye-Rusya ilişkilerinin son bir yılda iyi olmadığı siyasi düzeyde açıkça belli olmaktadır. Bunun sebebinin; Suriye’de yaşanan krizde Ankara’nın tutumunun Moskova’nın çıkarlarına ters düşmesi ve Türkiye’nin Orta Doğu’daki yumuşak gücünün artması olduğu anlaşılmaktadır. Rusya, Türkiye’nin Orta Doğu’daki gelişmelere fazlasıyla müdahil olduğunu değerlendirmekte ve Türkiye’nin bölgede etkin rol almasından fazlasıyla rahatsız olmaktadır. Ankara’nın bölgede barış vizyonu ile hareket etmesi, ihtilaflarda arabulucu rolüne soyunması ve Türkiye’nin bölgede artan etkisi, Rusya’nın Orta Doğu politikası açısından tehdit olarak algılanmaktadır. Kasım 2012’de yaşanan Filistin-İsrail çatışmalarının sonlandırılmasında Türkiye’nin oynadığı rol de bu politikalara örnek verilebilir.


Orta Doğu’daki değişim süreci Rusya’nın geleneksel politikalarına ve çıkarlarına ters düşmektedir. Bölgedeki statükonun değişmesi otoriter rejimlerin ve diktatörlüklerin devrilmesi ile gerçekleşmektedir. Orta Doğu’da gelişen bu süreç ise Rusya’nın demokrasiye kısıtlı yaklaşımının sorgulanmasına neden olmaktadır. Rusya, Arap Baharının, yumuşak karnı olarak gördüğü Orta Asya’ya sıçramasından çekinmektedir. Moskova, nihayetinde Arap Baharının bir Rus Kışına dönüşebileceği tehlikesinin farkındadır.


Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in 15 Ekim 2012 tarihi için planlanan Türkiye ziyareti ertelenerek 3 Aralık 2012 tarihinde gerçekleştirilmiştir.(5) Türkiye ziyaretinin ertelenmesi iki devlet arasında birçok konuda anlaşmazlığın olduğu şeklinde yorumlara da neden olmuştur. Putin’in ziyaretini ertelemesinin nedenleri arasında ilk akla gelen konu, kamuoyuna açıklanmasa da Suriye krizidir. İki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet eden bir yaklaşımın geliştirilememiş olması, iki devlet arasında siyasi düzeyde su yüzüne fazla çıkmayan bir krizi doğurmuştur. Rusya’dan kalkan bir Suriye uçağının askeri malzeme taşıdığı gerekçesiyle Türkiye’ye indirilerek malzemelere el konulmasını da Moskova’nın tepkisini çeken ve ziyaret tarihini etkileyen bir gelişme olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Putin’in Türkiye ziyareti gerçekleşmiş olmasına rağmen, ikili ilişkilerde bir gerilimin olduğu ve bunun Suriye krizinin bitimine kadar çözülemeyeceği her iki kamuoyunda da genel kanaat durumundadır.


Fakat bütün bu olaylardan sonra, Kremlin’in sahne arkasında iç hesaplaşmaların olduğunu da dikkate almak gerekir.  Uçak olayından sonra Rusya Savunma Bakanı Serdyükov yolsuzluk ve gerçekleştirilmeyen reformlar gerekçe gösterilerek görevinden alınmıştır.(6) Rus Savunma Bakanının görevinden alınması üzerine "Ekspert" dergisinde yayımlanan bir makalede ilgi çeken bazı konulara değinilmiştir. Söz konusu makalede Serdyükov’a karşı öne sürülen yolsuzluk ve gerçekleştirilmeyen reform iddiaları sorgulanmıştır. Serdyükov’a karşı öne sürülen en önemli eleştiri ise bazı konularda reformların yapılamaması, yapılan reformların ise Rusya ordusunu yıkıma uğratmasıdır. Bu yaklaşım yanlıştır, çünkü Rusya ordusundaki yıkım ve bozulma Serdyükov dönemi öncesinde yaşanmıştır. Rusya’da iktidar içinde siyasi düzeyde gruplar ve gruplar arasında çatışmalar bugüne kadar var olmuştur. Serdyükov uzun süre bu çatışmalardan kendini korumuştur.(7)


2012 bütçe tartışmaları ve Savunmaya ayrılan bütçe konusunda Rusya’da D. Medvedev ile Ekonomi Bakanı Nikolay Kudrin arasında kamuoyu önünde yaşanan tartışma incelendiğinde, Rusya’da yönetim erki içindeki farklılaşma ve çatışmanın derecesi de görülebilir.(8) Serdyükov’a karşı yolsuzluk iddialarına geldiğimizde altı çizilmesi gereken önemli nokta, eski Sovyet ülkelerinde bir bakanı istifaya zorlamanın ve onu makamından almanın en kolay yolu yolsuzluk iddiaları ileri sürmektir. Yolsuzluk iddiasına baktığımızda ise büyük miktarda askeri malzemenin devletin haberi olmadan satışıyla ilgili bir iddia söz konusudur. Rusya’nın “Savuma Servisi”nin 100 milyon ABD doları tutarında gizli anlaşmalar yaptığı konusunda da yolsuzluk iddiaları bulunmaktadır. Yine aynı makalede Rusya’nın “Ekspert” dergisi, Putin’in Serdyükov’u görevden almayı iki yıldır planladığını yazmaktadır. Yolsuzluk iddiası ile suçlanan bir bakanın görevinden alınıp alınmaması noktasında yaşandığı iddia edilen tereddütlerin tek mantıklı açıklaması yönetim içindeki dengelerle açıklanabilir. Rus medyasının yazamadığı veya yazmadığı istihbarat zaafı, dengeler ve çatışma alanları da bu noktada düğümlenmektedir. Medya kadar, stratejik araştırma merkezleri de bu konuları dile getirmemekte, mevcut iktidarın tepkisinden çekinmektedir.


Eski Sovyet ülkelerinde yolsuzluğa bulaşmayan bir hükümet bulmak çok zordur. Yolsuzluk bu devletlerde bir piramit şeklinde yukarından aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru kirli paraların aktığı bir sistemdir. Görevden alınan savunma bakanı ile ilgili sıradan ve tartışmalı iddialar bunların gerçekliğini sorgulamayı gerekli kılan şüpheler de ortaya koymaktadır. Rusya’da uzun zaman savunma bakanlığı yapmış, Putin’e yakın olan birisi, makamından neden alındı? Şimdi düşünülebilir ki, yolsuzluk her zaman varsa ve herkes yapıyorsa görevden almanın temel nedeni nedir? Rusya’dan Suriye’ye giden uçağın Türkiye’de indirilmesinden başka görevden alınmaya gerekçe olabilecek bir olay da yoktur. Burada Rusya için önemli olan nokta, uçağın indirilmesi veya askeri malzemeye el konulması değil, bu konuda Rusya içinde yaşanan istihbarat zafiyetidir. Türkiye yetkililerinin verdiği bilgi de uçakta silah parçalarının olduğu haberi istihbarat yoluyla elde edildiği bildirilmiştir. Bu istihbarat zafiyetinin Türkiye istihbaratı veya CIA tarafından kullanılmış olma durumu Rusya açısından olayın önemini değiştirmemektedir.


Sonuç


Putin’in 3 Aralık 2012 tarihinde gerçekleşen ziyareti ve açıklamaları, iki ülke arasında dış politika ortaklığı açısından birçok sorunun devam ettiği ve Suriye konusunda herhangi bir anlaşmaya varılmadığını göstermektedir. Putin’in “ben Suriye’nin avukatı değilim”(9) demesinin birçok medya organı tarafından ikili ilişkilerde Suriye ile ilgili ortak bir düşüncenin varlığı olarak yorumlanması yanlıştır. Çünkü Rus devlet başkanının bu ifadesi, iki liderin görüşmeden sonra yaptığı basın toplantısında Putin’e sorulan ısrarlı soruları sonucunda verilen bir tepkidir.


Yukarıda da değerlendirdiğimiz gibi, Orta Doğu’da Moskova Ankara’nın aktifliğinden ve oynadığı rolden rahatsızdır. Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleri ile dinsel ve mezhepsel açıdan daha etkili bağlarının olması, kendisini ikinci plana koyacağı yönünde Rusya’yı endişelendirmektedir. Bu nedenle, Rusya için İran bu bölgede daha tercih edilebilir ülke durumundadır. Türkiye’nin ikili ilişkilerinde bu durumu göz önünde bulundurması gerekmektedir. Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinde dengeleri iyi hesaplayarak ekonomik ilişkileri daha da ilerletip Pekin-Washington ilişki modeline benzer bir model geliştirmesi daha doğru olacaktır.


Ankara açısından Rusya ile ekonomik ilişkilerin hızlı gelişmesi ve Rusya’nın Almanya’dan sonra en büyük ticari ortağının Türkiye olması çok önemlidir. Yıllık %15-20 oranında artan ticaret hacminin 2012 yılı sonunda 34-35 milyar dolar hacmine yükseleceği beklenmektedir.(10) Putin’in bu ziyaretinde anlaşılan diğer önemli konu Rusya Bankası Sberbank’ın DenizBank’ı alarak Türkiye pazarına girmesi olmuştur.(11) Rusya, Türkiye içinde ekonomik etkisini artırmak niyetindedir. Türkiye’nin Rusya ekonomisine yatırımlar yapması da önemlidir, bu yolla Ankara iki devlet arasındaki ekonomik ilişkilerde dengeyi koruyabilecektir. Türkiye’nin iç piyasada Rusya’nın ekonomik varlığına ve etkisine ihtiyatla yaklaşması gerekmektedir. Türkiye ikili ekonomik ilişkileri dengeli karşılıklı bağımlılık temeline oturtarak Moskova’nın Ankara’ya ters kararlar alması ve politikalar yürütmesine karşı tedbirli olmalıdır. Türkiye’nin özellikle son on yılda kaydettiği gelişme elde ettiği ekonomik büyüklüğü bunu gerçekleştirmeye yeterlidir.


Türkiye’nin Rusya’ya, Orta Asya’da Çin’e karşı ortak işbirliği yönünde projeler sunması ve bu konuda ortak politikalara dönük mutabakatların sağlanması çok faydalı olacaktır. Diğer taraftan Rusya’nın ekonomik alt yapısı ve sermaye yapısındaki zafiyetler, Orta Asya ve Kafkasya bölgeleri için Türkiye’yi birçok yönden avantajlı bir ortak haline getirmektedir. Kurulabilecek ortak çıkarlar gelecekte stratejik işbirliğinin önemini daha fazla artıracaktır.(12) İki taraflı ekonomik iş birliğinin siyasi konularda da işletilmesi her iki ülkeye büyük avantajlar sağlayacaktır.







Dipnotlar:


1) “Rusya-Türkiye İlişkilerine Neo Tarihsel Bakış”  (Неоисторический Взгляд На Российско-Турецкие Отношения) Orxan Qafarli, 25.07. 2011

http://www.bilgesam.org/ru/index.php?option=com_content&view=article&id=291:neoistirocheskiy-vzglyad-na-rossiysko-turetskie-otnosheniya&catid=104:analizler-rusya&Itemid=210

2) Erel Tellal, “Zümrüdüanka: Rusya Federasyonu’nun Dış Politikası”, Ankara Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi Dergisi Cilt 65 Sayı 3 (2010): 224.

-Romanovlar hanedanlığı 1619-1917 yılları arasında Rus İmparatorluğu’nu yönetmiştir.

3) A.g.e., 224.

4) Putin’in Ertelenen Ziyareti Aralık’ta, 11 Ekim 2012, http://www.medyataraf.com/putinin-ertelenen-ziyareti-aralikta.html

5) Erel Tellal, a.g.e., 197.

6) Putin Anatoliy Serdyukov’u İstifa Ettirdi (Путин отправил в отставку Анатолия Сердюкова), 6 Kasım 2012, http://lenta.ru/news/2012/11/06/serdyukov/

7) “Humus Tarihi” Redaksiya Makalesi, Ekspert Dergisi, 12-18 Kasım 2012 N-45(827) (Перегной истории Редакционная статья Эксперт 12-18 ноябрь 2012 № 45(827))

8) Maliye Bakanı Aleksey Kudrin Görevden Alındı, 27 Eylül 2011

http://www.gazetem.ru/yerel/11181/maliye-bakani-aleksey-kudrin-gorevden-alindi.html

9) Orhan Gafarlı, ABD-Rusya İlişkilerinde Yenilenme Süreci ve Kafkasya Faktörü”,

8 Ağustos 2011,

http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1115:abd-rusya-likilerinde-yenilenme-suereci-ve-kafkasya-faktoerue&catid=98:analizler-abd&Itemid=135

10) Vladimir Putin İstanbul’da Suriye Konusunu Görüşecek, (Владимир Путин обсудит в Стамбуле ситуацию с Сирией), 3 Aralık 2012,

http://www.vedomosti.ru/politics/news/6710541/putin_poletit#ixzz2DzFpKKjq

11) Erdoğan ve Putin'den Ortak Açıklama, 3 Aralık 2012,

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/12/03/basbakanda-onemli-aciklamalar

12) Mehmet Fatih Öztarsu, Türkiye-Rusya İlişkilerinde Kafkasya’nın Konumu, Stratejik Düşünce Dergisi, (Haziran 2010): 43-44.

Back to Top