Washington Eksen Kaymasına İnanıyor mu?

Hasan ÖZTÜRK
21 Ocak 2010
A- A A+

İsrail ile yaşanan koltuk krizi son dönemlerde süren bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Bazı yerli ve yabancı analist ve gazeteciler son zamanlarda Türk dış politikasında bir eksen kayması olduğunu öne sürmekteler. Son aylarda AB ile ilişkilerdeki yavaşlamaya özellikle Ortadoğu ülkeleri ile gelişen ilişkiler ve imzalanan işbirliği anlaşmaları eklendiğinde, Türkiye’nin batı ittifakından kopmaya ve dış politikasının rotasını değiştirmeye başladığı iddia edildi. Peki, yurtdışında ve yurtiçinde neden böyle bir algılama oluştu? Bu görüş Amerikalı çevrelerce kabul görüyor mu? Washington’da genel hava Türk dış politikasının rota değiştirdiği yönünde mi?

 

Eksen kayması tartışmaları Washington kaynaklı yorumlarla başladı ve bir anda Türk gazeteci ve yorumcuların da katılımıyla Türk dış politikası sorgulanmaya başladı. Bu dalganın kaynağı ABD’de ve özellikle Washington’da Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu bilen Türk ve Amerikalı uzmanlar ve bürokratlardır. Ancak eksen kayması olduğu fikri, Washington’da sadece bazı analistlerin görüşünü yansıtmaktadır ve Amerikan dış politikasını oluşturanların ortak görüşü değildir. Kaldı ki, Amerikan yönetimi Türk hükümeti ile ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürmektedir ve dış politika konularında kriz oluşturacak düzeyde bir anlaşmazlık veya çatışma mevcut değildir. Elbette ki hükümetler arasında ufak tefek görüş farklılıkları vardır ve bunlar her zaman olacaktır. Ancak, Amerikan yönetimi Türkiye’nin yarım asırdır devam ettirdiği ittifaka son vereceğini düşünmemektedir. Obama yönetiminin Türkiye’nin çıkarlarına daha saygılı tavrı ile Türk – Amerikan ilişkileri oldukça iyi bir noktaya gelmiştir.

 

Geçmişte Soğuk Savaş dönemindeki siyasi gerilim ve George W. Bush döneminde de Washington yönetiminin “ya benimlesin ya düşmanımla” şeklinde özetlenebilecek tutumu yüzünden, Türkiye batı ittifakı ile olan ikili ilişkilerini sağlıklı sürdürmek için kendi ulusal çıkarlarından yeri geldiğinde taviz vermiştir ve zorluklar çekmiştir. Aynı şey ABD’nin birçok müttefiki ile yaşanmıştır. Washington’da bazı çevreler özeleştiri yaparken müttefiklerine karşı anlayışsız davrandıklarını açıkça ifade etmektedirler. Örneğin, Bill Clinton döneminde önemli noktalarda bulunmuş yetkililerle konuştuğumuzda Türkiye’nin dış politika açılımlarının daha anlayışla karşılandığını ve Amerikan karar alıcıları aslında kızdırmadığını görmekteyiz. Türkiye ile İran arasında gaz konusunda yapılan anlaşmalar ve yakınlaşma her ne kadar Amerikan yönetiminde bazı grupları tedirgin etse de önemli bir kesim ise şöyle düşünmektedir: “Türkiye’nin doğal gaza ihtiyacı var ve Türklerden İran’a uzak durmalarını istemek onları uzun vadede küstürmektir”. Hillary Clinton’a yakın bir büyükelçi ise Türkiye’nin son zamanlarda attığı adımları analiz ederken yaptığı yorum Washington’daki bir diğer görüşü göstermektedir: “Türkiye kendi çıkarları adına komşuları ile iyi ilişkiler geliştirmektedir, Amerika’nın çıkarlarına aykırı olmadığı sürece biz bundan rahatsız olmayız, aksine çıkarlar örtüşüyor ise destek oluruz”. Dolayısıyla, kimilerince eksen kayması olarak yorumlanan gelişmeler aslında kimi Amerikalı yöneticiler tarafından da “bölgenin ve Türkiye’nin gerçekleri” olarak görülmekte olup, bu yüzden Türkiye’ye anlayış gösterilmektedir.

 

Durumu farklı ifade etmek gerekirse eksen kayması olduğunu düşünen insanların perspektifinden meseleye yaklaşmak yerinde olacaktır. Batı - Türkiye ilişkilerinde genellikle batının çıkarlarına öncelik veren bir perspektiften bakanlar Türkiye’nin kendi çıkarlarını daha fazla savunmasından tedirgin olmaktadırlar. Bu tedirginliğin sebebi ise zayıf olan Türkiye’nin batı ile olan ilişkilerinde kıran kırana pazarlık yapıp kendi çıkarlarını savunması halinde daha üstün pozisyonda olduğuna inanılan batının Türkiye’ye ağır bir fatura ödeteceği düşüncesidir. Kendi çıkarları ile batılı müttefiklerinin çıkarları çatıştığında her iki tarafın kabul edeceği bir çözüm bulunmasını kolay görmeyen bu anlayış, normal olarak çıkarların farklılaştığı ve anlaşmazlıkların gün yüzüne çıktığı zamanlarda ilişkilerin kopacağını düşünmektedir.

 

Aslında söz konusu olan, merhum dışişleri eski Bakanı İsmail Cem ile başlayan ve halen sürdürülen “soft power” potansiyelinin farkında olan bir Türkiye anlayışıdır. Türkiye’nin etki alanına girebilecek bölgelerde Türkiye’nin daha aktif rol almasını ve buna yönelik politikalar izlenmesi son on yıldır Türk dışişlerinde var olan bir anlayıştır. Davutoğlu’nun “çok boyutlu dış politika” dediği anlayış gereği Türkiye komşuları başta olmak üzere yakın çevresi ile yakından ilgilenmek zorundadır. Dolayısıyla eksen kayması ile kastedilen trend, yaklaşık on yıllık bir olgu olmakla birlikte belli bölgeleri dışlayıcı değil, aksine daha kapsayıcı ve geniş bir dış politika vizyonudur.

 

Türkiye Ortadoğu’yu ihmal etmeyi bırakıyor

Türkiye ile ilgili gelişmeleri takip edenler son zamanlarda Ortadoğu ülkeleri ile olan ilişkilerimizdeki hızlı ve olumlu gelişmeleri farketmişlerdir.  Soğuk savaş yıllarında Türkiye Ortadoğu’daki komşuları ile ilişkilerini geliştiremedi. Genellikle ülkelerin ticaret hacimlerinin büyük kısmını komşularıyla olan ticaret oluşturmasına rağmen Türkiye’nin ticaret hacmine baktığımızda bir bölgesel orantısızlık göze çarpmaktadır. Son on yılda Türkiye, benimsediği “komşularla sıfır problem” anlayışının sonucu olarak komşuları ile olan sorunlarını minimize etmiş, Hatay örneğinde olduğu gibi geçmişte savaşma noktasına geldiğimiz komşular ile sağlam ilişkiler kurmayı başarmıştır. Bununla birlikte Türkiye on yıl öncesine kıyasla çok daha fazla üretmektedir. Artan üretim miktarı ve niteliği, yeni pazarlar bulmayı gerekli kılmış ve siyasilerin omuzuna işadamları için yeni sahalar açma görevini yüklemiştir. Türk siyasetçiler şimdiye kadar çeşitli nedenlerle ihmal edilen Ortadoğu ülkeleri ile ilişkileri geliştirerek, sadece siyasi kazanımlar elde etmemekte, aynı zamanda ticari olarak da bu ülkeler üzerinde giderek etkili olmaktadır.

 

Türkiye Cumhuriyeti (kabul edelim veya etmeyelim) Osmanlı mirası ile içiçedir. Ortadoğu ülkeleri ile aramızdaki kültürel ilişkiler sağlam köklere sahiptir. Gerek kişisel gözlemlerim gerekse bölgeyi son zamanlarda ziyaret etme fırsatı bulan dostlarımın gözlemlerine göre, Ortadoğu ülkelerinde (özellikle genç nesilde) Türkiye’ye karşı sempati ve ilginin giderek arttığını göstermektedir. Bu ilgi ve sempati Türkiye için bir yumuşak güç alanı oluşturmaktadır. Geçmişte dış politikamıza yön verenler meseleye maalesef ideolojik yaklaşarak bölgeyle ilişkilerimizi ihmal etmişlerdir. Bölgedeki gelişmelerden dolaylı da olsa etkilendiğimiz için Türkiye’nin Ortadoğu’daki gelişmelerde daha aktif rol oynamak için bölge ülkeleri ile daha yakın, güvenilir ve sağlıklı ilişkiler kurmalıdır. Böylelikle ulusal çıkarlarımızı koruma adına gelişmelere müdahil olabilelim. Siyasi ve ekonomik ilişkilerimizin cılız kaldığı ülkelerde yaşanan ve ülkemizi etkileyecek olaylara yön verme şansımız az olacaktır.

 

Batı ile ittifak devam ediyor

Eksen kayması olduğunu öne süren çevrelerce dile getirilen önemli bir nokta da son dönemde Türkiye’nin batı ittifakından koptuğudur. AB ile ilişkiler başta olmak üzere batılı ülkeler ile ilişkilerimizde yaşanan sorunlar ve/veya anlaşmazlıklar Türkiye’nin batı ittifakı ile sorunlar yaşadığı izlenimini doğurmaktadır. Bu izlenim iki süreç sonrası ortaya çıkmıştır. Birincisi, 1 Mart tezkeresi ile başlayan ve Amerikan taleplerinin Türkiye’de eskisi kadar kolay işbirliği imkânı bulamadığı bir süreçtir. Diğer süreç ise AB ile ilişkilerdir. Yukarıda sözünü ettiğim Washington’daki farklı çevreler, Türkiye’nin Amerikan taleplerine verdiği cevapları farklı yorumlamaktadırlar. George W. Bush döneminde yaşanan krizlerin aksine son dönemde Obama ve Erdoğan yönetimleri arasında genel hatları itibariyle bir fikir birliği olduğu birçok kişi tarafından belirtilmektedir. Obama yönetiminin, selefinin aksine Türkiye’nin ulusal çıkarlarını göz önüne alarak daha makul taleplerde bulunmaya çalışması ikili ilişkileri daha sağlam kılmaktadır. Kısacası, Bush döneminde Amerika ile bozulan ilişkiler Obama yönetimi ile onarılmıştır. Dolayısıyla, Türkiye eğer batı ittifakından kopuyorsa bile, Amerika’yı bu ittifak dışında tutmak gerekecektir çünkü ABD ile Türkiye belki de tarihte hiç olmadığı kadar ortak noktaları olan vizyona sahipler.

 

AB ile müzakerelerde yavaşlama olduğu ve yol haritasının istendiği gibi takip edilmediği bir gerçektir. Bu yavaşlamanın birçok sebebi arasında iki ana faktör dikkat çekmektedir. Birincisi, Türkiye’nin kendi içinde sorunlarla uğraşmaktan enerjisini kaybetmesi ve başka konularla yeterince ilgilenememesidir. İkincisi ise, birçok Türk siyasetçi tarafından da ifade edildiği gibi Türkiye’nin AB’ye üye olma samimiyetinin soruglanmasından ziyade AB’nin Türkiye’yi isteyip istemediğinin sorgulanmasıdır. AB ile ilişkiler şu anda müzakereler düzeyindedir ve fasılların açılıp kapanması gibi üye ülkelerin siyasi iradelerini ortaya koydukları bir noktaya gelmiştir. AB dönem başkanlığına gelen neredeyse tüm ülkeler en az iki veya üç fasıl açma sözü verdikleri halde (en samimi Türkiye dostu AB üyeleri dâhil) hiçbir ülke bunda başarılı olamamıştır. Türkiye tüm enerjisini fasılları kapatıp uyum için harcasa bile AB’nin aynı samimiyet ve hızla çalışacağına dair Türk kamuoyunda ve siyasiler arasında şüpheler gözden kaçmamaktadır. Kısacası, Türkiye’nin Avrupa’dan koptuğunu söylemek de doğru olmayacaktır. Kurum olarak AB ile ve Almanya gibi Türkiye’ye soğuk bakan liderlerin görevde olduğu ülkeler ile ilişkilerin iyi olmadığı doğrudur. Ancak, Türkiye hala AB ve Avrupalı ülkeler ile ilişkileri geliştirme yönünde kararlılığını kaybetmiş değildir.

 

Türk dış politikasında son yıllarda yaşanan gelişmeleri yorumlarken sadece Ortadoğu ve batıya bakmak yanlış olacaktır. Bu gelişmeler olurken, öte yandan Türk kamuoyu yıllar sonra liderlerinin Hindistan, Brezilya ve Meksika gibi bize uzak olduğunu düşündüğümüz ülkelere gittiğini gördü. Bu ülkelerin ortak yanı, uzmanlar tarafından Türkiye ile aynı kategoriye konan ve yakın gelecekte daha etkili olacak aktörler olmalarıdır. Türkiye geçmişte coğrafi olarak kendine uzak olan ülkeler ile ilgilenmeyi ihmal etti. Şimdilerde ise binlerce kilometre uzakta olsa bile aynı kategoride rekabet ettiğimiz ülkeleri yakından takip etme adına onlarla ilişki kurulması Türkiye’nin diğer bölgelere sırtını dönmesi değil, geçmişte ihmal edilen alanlara biraz daha fazla ilgi gösterilerek denge sağlanmasıdır. Nasıl ki Avrupa kupalarında kura çekimi yapıldığında futbol takımının teknik direktörü şehrinde kalıp rakibini beklemek yerine rakip takımı daha iyi tanımak için o ülkeye giderek birkaç hafta maçlarını izler. Aynen öyle de Türkiye yakın gelecekte uluslararası ekonomide ve siyasette pastadan daha fazla pay kapmak için mücadele vereceği ülkeleri daha yakından tanımak için o ülkeler ile yakından ilişki içinde olması gayet normaldir.

 

Sonuç: Türkiye’ye ne oluyor?

O zaman, son yıllarda Türk dış politikasında yaşanan gelişmeler bize ne anlatıyor? Kısaca cevaplamak gerekirse, Türkiye normalleşiyor. Uzun yıllar uluslararası arenada sürdürülen dengesiz/orantısız dış politika yerini daha kapsamlı, aktif ve dengeli bir politikaya bırakıyor. Türkiye şimdiye kadar ihmal ettiğimiz için adını pek duymadığımız ülkelere geçmişteki açığı kapamak adına biraz daha fazla zaman ayırıyor. Amerikan yönetiminde Türkiye’nin dış politika rotasını ciddi şekilde değiştirdiği düşüncesi kabul görmemekte ve eksen kayması görüşü Washington’da etkili çevreler tarafından paylaşılmamaktadır. Türkiye hakkında yorum yapanlar, Türkiye’yi kendi zihinlerinde yerleştirdiği konuma göre son dönemdeki dış politika adımlarını “eksen kayması” veya “Türkiye’nin millî çıkarına uygun tavrı” olarak algılamaktadır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top