Amerika'nın AFRICOM Açılımı

Prof. Dr. Mustafa AYDIN
18 Kasım 2009
A- A A+

George W. Bush Hükümeti döneminde ABD-Afrika ilişkilerine yönelik yeni bir girişim başlatılmıştır. Şubat 2007’de ilan edilen ve bir yıl sonra artık kendi ayakları üzerinde duran bir birim olarak resmen faaliyete geçen AFRICOM, Savunma Bakanlığı’na bağlı birleşik kumandanlıklardan altıncısıdır. Ancak bu insiyatif, sadece Afrika ülkeleri nezdinde değil, başta Fransa olmak üzere dünya kamuoyunda da yapısı ve amacı konusunda çeşitli soru işaretleri doğurmuştur. Kuruluş amacı Amerika’nın Afrika’daki çıkarlarını korumak olan AFRICOM, her ne kadar sivil katılım ve diplomatik çözümlere açık olduğu ifade edilse de genelde şüphe ve endişeyle karşılanmıştır. Bu yeni kumandanlığın kıtayı kavuran istikrarsızlıklara askeri girişimlerle cevap vermek yerine, bunlara sebep olan altyapısal ve ekonomik yetersizlikler ve diyalog eksikliklerine eğilmesi her bir taraf için çok daha faydalı olacaktır.

 

20. yüzyılın ilk yarısında ABD’nin bölgeye ilgisi asgari ölçekteydi. 1950’ler ve 1960’lar boyunca Afrikalı devletlerin birbiri arkasından bağımsızlıklarını ilan etmeleri karşısında başta mütevazi yardım ve yatırımlarda bulunan Washington, sonrasında bu aktörleri Sovyetlere karşı kendi yanına çekmeyi amaç edinmiştir. Soğuk Savaş’ın sonlarına dek Amerika ve Sovyetler Birliği, çıkarları gerektirdiğinde Afrika’da terör estiren yozlaşmış ve eli kanlı rejimlere ekonomik ve askeri destek vermekten geri durmamışlardır. Savaşın bitmesiyle Amerika’nın kıtaya yönelik azalan ilgisi, 1992-1994 yılları arasında  Bill Clinton Hükümeti’nin Birleşmiş Milletler çerçevesinde Somali’de sürdürülebilir istikrar için gösterdiği çabalarla yeniden artmıştır. Ancak bölgeye aşina olmayan Amerikan kuvvetlerinin buradaki karmaşık dinamikleri kavramakta zorlanmasıyla birlikte verdiği kayıplar, hükümetin Mart 1994’te geri adım atmasına sebep olmuştur. Bu beklenmedik yenilgi, Amerika’nın aynı yıl Ruanda’da gerçekleşen soykırıma seyirci kalmasına da yol açmıştır. Ağustos 1998’de Kenya ve Tanzanya’daki Amerikan büyükelçiliklerine düzenlenen El Kaide saldırıları ise ilişkilerde bir dönüm noktasına işaret eder. Birdenbire ülkenin güvenlik çıkarlarının bu kıtayla yakından bağlantılı olduğunu farkeden Amerika, çoğunluğu askeri eğitim içerikli bir dizi insiyatifle Afrikalı ülkeleri desteklemeye çalışmıştır. ABD, 11 Eylül saldırıları ile gündeme oturan terörizmin bu karmaşık ve savunmasız kıtada sağlam bir yer edineceğinden şüphelenmekte, ve bölgedeki enerji kaynaklarının stratejik önemini de gözönünde bulundurarak burayı yeni hedef haline getirmiş Çin gibi diğer ülkelerin önüne geçebilmeyi ummaktadır. AFRICOM, işte bu temel amaçlar için hayata geçirilmiş bir projedir.

 

AFRICOM, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın on yıldır üzerinde çalıştığı bir tasarıydı. Şubat 2007’de Devlet Başkanı George W. Bush ve Savunma Bakanı Robert Gates’in AFRICOM’u ilanı ile güvenlik, diplomasi, refah ve kalkınma hedefleri arasında paralellik kuran bir yapı hayata geçirilmiş oldu. Bu tarihten önce Afrika kıtası, Avrupa (EUCOM), Pasifik (PACOM) ve  Merkez Birleşik Kumandanlıkları’nın (CENTCOM) çalışma alanındaydı. Ekim 2008’e dek EUCOM altında yer alan yeni birim, bu tarihten itibaren 53 Afrika devleti ile ilişkilerden sorumlu, ayrı bir birleşik kumandanlık halini almıştır. Bünyesinde sadece askeri eleman değil, Dışişleri Bakanlığı, Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer bazı kurum ve kuruluşların temsilciliklerini barındırmaktadır. Birim, Afrika ve diğer ülkelerden partnerler, bölgesel organizasyonlar ve insani yardım örgütlerine de kapılarını açmak niyetindedir. Halen Stuttgart’ta bulunan karargahın ileri bir tarihte Afrika’da konuşlandırılması umulmakta, ama bazı görüşlere göre bu gelişme 2012’den önce beklenmemektedir. Yeni kumandanlık, bazı Afrika ülkelerinde halihazırda bulunan Amerikan askeri varlığı (örneğin Cibuti’deki Lemonier Kampı) ve Savunma Bakanlığı personelini de devralmıştır.

 

Savaşları önleme prensibine göre yapılandırılan AFRICOM’un asıl mimarı, 2001 yılında Amerikan ordusunun bir dönüşüm geçirmesi gerektiğini savunan dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’dir. Otoriter bir karar verme mekanizması dahilinde, Afrika’ya yönelik bir kumandanlığın bir an önce hayata geçmesini savunan Rumsfeld, bu konu hakkında ne Afrikalı liderlere ne de Pentagon’a danışma ihtiyacı hissetmiştir. Avrupa Kumandanlığını, kıta Avrupası’na indirgeme niyetini taşıyan Savunma Bakanı, 42 ülkeyi bu birimin sorumluluk alanından çıkarmak istemiş ve 2006’da AFRICOM’un kuruluş sürecini resmen başlatmıştır. Resmi internet sitesinde yer alan kuruluş hedeflerine göre Afrika Birleşik Kumandanlığı, Amerika’nın Afrika’daki dış politika çıkarlarına hizmet için yaratılmıştır ve bu hususta Dışişleri Bakanlığı’na destek vermektedir. AFRICOM personeli Afrikalı devletlerin güvenlik ve savunma yeteneklerini kuvvetlendirmek için eğitim programları yürütmek amacıyla buradaki Amerikan büyükelçilikleri ile yakın temas halinde çalışmaktadır. AFRICOM, Amerikan hükümetine bağlı diğer kurum ve kuruluşlar ile uluslararası ortaklarla eşgüdümlü olarak ordudan orduya programlar ve askeri destekli diğer aktivitelerle Amerikan dış politikasını destekleyecek istikrarlı ve güvenli bir Afrika coğrafyası yaratabilmeyi ummaktadır. AIDS ile savaş, barışı koruma çabaları ve çatışmaları önleme gibi hedefleri de gündeminde bulunduran AFRICOM, eleştirmenlere göre Washington’un Afrika’ya yönelik politikasının geniş çapta militarist bir boyut kazanması anlamına gelmektedir. Bunun altında yatan temel sebepler ise terörizmle mücadele, petrole kolay ve güvenli erişim ve Afrika’da özellikle ticari anlamda büyük atılımlar gerçekleştiren Çin’dir.

 

AFRICOM’a yönelik eleştirilerin başını çekenler, Afrika devletlerinin bizzat kendileridir. Aralarında bu yeni kumandanlık hakkında muhtelif görüş ayrılıkları olsa da, pek çok kıta ülkesi AFRICOM’a şüphe ile yaklaşmaktadır. Kasım 1990’da Afrikalı akademisyenler, uzmanlar ve siyasi liderler Kampala Deklarasyonu ile Afrika’nın geleceğini insan güvenliği üzerine yeniden yapılandırma kararı almışlardı. Birleşmiş Milletler’in ilk Afrika kökenli Genel Sekreteri Kofi Annan da insan güvenliği kavramını en geniş tanımıyla gündeme alan bir isim olmuştur. 2000’li yıllardan itibaren Afrikalı siyasi liderler, siyasi birimler ve kamu kurum ve kuruluşlarının bu esasa uygun olarak çalışmasını savunan Avrupalı muadilleri ile aynı şekilde düşünüyorlardı. Oysa her ne kadar diplomasi ve insani yardım AFRICOM gündeminde yer alsa da, yeni kumandanlık öz itibariyle bir askeri organizasyon olup üst düzey bir Amerikalı general tarafından yürütülmektedir. Üstelik kuruluş aşamasında Afrikalı devletler ve diğer uluslararası aktörlere danışılmamıştır. ABD’nin tarihi boyunca örneklerini sergilediği tek başına hareket etme, militarizm ve uluslararası hukukun ihlali gözönüne alındığında, belki de gerekli akıl danışma ve tanıtım faaliyetleri gerçekleşse bile AFRICOM olumlu bir izlenim bırakmayacaktı. Projenin tasarı ve hayata geçme aşamasındaki gizlilik ve muğlaklık, Afrikalı devletlerin bu yeni kumandanlığın kıtada konuşlanmasına izin vermemelerine sebep olmuştur. Direnişin bir diğer sebebi de, kurumsallaşmış bir Amerikan gücünün kıtadaki güçler dengesini bozacağı ve istikrarsızlığıa yol açacağı düşüncesidir. Konuşlandığı Afrika devletinin egemenliğini ihlal ederek Nijerya gibi bölgesel güçlerin etkisini kırmak ya da AU (Afrika Birliği) ECOWAS (Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu) gibi bölgesel organizasyonların birliğini ve kolektif karar verme mekanizmalarını sekteye uğratmak gibi olası etkiler AFRICOM’dan beklenen olumsuzluklardır. Amerika’nın bu kumandanlığı kendi çıkarları için tehdit olarak gördüğü Afrikalı hükümetleri devirmek veya buradaki ülkeler ve organizasyonlara saldırılar düzenlemek için kullanacağı ihtimali de bir diğer endişe unsurudur. Bu meselede en önemli nokta, Amerika ve Afrika’nın farklı çıkarlara sahip olması, ama sadece Amerika’nın kendi çıkarlarını uygulamakta muktedir olmasıdır. Amerikan askeri varlığının mutlak surette Dyncorp, Blackwater, MPRI gibi kar amaçlı özel güvenlik şirketleriyle alakalı olduğu da hatırlanırsa, bu durumun kendi güvenlik şemsiyelerini yaratma ve sürdürmeye çabalayan Afrikalı devletler için elverişsiz bir ortam yaratacağı açıktır.

 

Afrikalı devletlerin AFRICOM’a yönelik tutumları, Batı ile ne derece yakınlaşmak istedikleriyle doğru orantılıdır. Liberya, Botsvana, Mali ve Ruanda gibi bazı ülkeler AFRICOM’a görece olumlu yaklaşmaktadır. Bunlar arasında Liberya Amerika’ya, Mali de Fransa’da yakın durmaktadır. Botsvana ise İngiltere ile bağlarını koparmamakla birlikte, hem kalkınma planlarının bir parçası olarak hem de Güney Afrika’ya yem olmamak için ABD ile yakın ilişkiler geliştirmektedir. Güney Afrika, Zimbabve, Angola, ve Namibya ise ulusal kurtuluş ve bağlantısızlık ilkesine bağlılıklarını sürdürdüklerinden, AFRICOM’a karşıdırlar. SADC (Güney Afrika Kalkınma Topluluğu) üyelerinden olan bu devletlere göre Afrika’daki her tür Amerikan faaliyeti kesinlikle kıta coğrafyasında gerçekleşmemeli ve sınırlı olmalıdır. SADC’deki bölgesel güçlerden biri ve AU’nun lideri konumundaki Güney Afrika ise Amerikan karşıtlığında önde gitmektedir. Orta Afrika devletleri karışık bir tutum sergilerken, Kuzey Afrika’da siyasi liderler ve medya AFRICOM’un El Kaide’nin yeni hedef tahtası haline gelme ihtimalinden ötürü olumsuz bir tavır içindedir. Aynı duruş Doğu Afrika için de geçerlidir. ABD Başkanı Barack Obama için özel anlam ifade eden Kenya’da bile, Afrika kumandanlığının bölge ülkelerini sabır ve diplomasi isteyen meselelerde militarizme yönelteceğine dair korkular vardır.

 

AFRICOM, sadece Afrikalı devletlerce değil, Amerikan ve uluslararası kamuoyunca da çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Obama Hükümeti’nin Afrika’daki çoğunluğu otoriter devletlere AFRICOM sayesinde gerçekleştirdiği açılım, Amerikan halkının bir kesimince yatıştırma veya diktatör rejimleri meşrulaştırma eylemi olarak yorumlanmıştır. Uluslararası platformda ise en muhalif ses Fransa olmuştur. Bölgedeki kadim müttefiki ve kıtada daimi askeri varlığının konuşlandığı ülke olan Cibuti’nin Amerikan Lemonier Kampı’na izin vermesine içerleyen Fransa, eskiden idaresi altında olan tüm frankofon devletleri AFRICOM karargahını sınırları içinde ağırlamaktan caydırmaya çalışmaktadır. Fransızlara göre AFRICOM, Sahra’ya sınırı olan devletlerde terörizmle savaşı öngören Amerikan menşeli Pan-Sahel İnsiyatifi’nin genişletilmiş versiyonu olup, bir diğer amacı da başta petrol olmak üzere Afrika’nın kaynaklarını sömürmektir.

 

Afrika’ya askeri açılımdan ziyade, ekonomik ve diplomatik açılımların gerekliliği ortadadır. Günümüzde Afrikalı devletlerin çoğu “kırılgan” (fragile) olarak sınıflandırılmakta ve “başarısız devletler” (failed states) endeksinde üst sıralarda yer almaktadır. ABD’nin Afrika’ya doğrudan yabancı yatırımı (FDI), toplam Amerikan FDI ile kıyaslanırsa %1’den az tutmaktadır. Bu durum, Amerika’nın Afrika’nın ekonomik büyüme ve kalkınma çabalarına katkıda bulunmaya ne derece istekli olduğunu gösterebilir. Öte yandan, Afrika’nın Amerika’ya olan ihracatının %97’si petrol ve diğer enerji ürünlerinden oluşmaktadır. Bu ihracat kalemlerinin çeşitlenmesi için Amerika, AFRICOM vasıtasıyla kıtadaki altyapı ve sanayinin gelişimini destekleyebilir. Kaliteli bir yaşam için gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarım-odaklı büyüme, finans sektörünün geliştirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, Afrika’da istikrar ve refahı silahlardan daha verimli bir şekilde başarabilir. Benzer şekilde, Sudan’daki Darfur krizi hala devam etmektedir. Şiddetin derecesi 2005’ten beri azalma gösterdiyse de, sivillerin daimi bir güvensizlik ortamında ayakta kalma çabaları ortadadır. Ulusal seçimlerin Nisan 2010’da, self-determinasyon isteyen petrol zengini Güney Sudan’ın ayrılmaya yönelik referandumunun da 2011’de gerçekleşeceği göz önüne alındığında, AFRICOM’un sürecin sorunsuz gerçekleşmesi için nüfus sayımı, seçmen kütüklerinin hazırlanması, sürece yönelik bilgilendirme ve eğitim, seçim yeri yönetimi, oylama mekanizması, gözlem ve denetleme desteği ve gerekli yasal düzenlemeler ile ilgili yol gösterici olması en doğru hamledir. Son olarak, Angola gibi Afrika’da küresel enerji pazarı ve kıta istikrarında öne çıkmış aktörler, yüksek seviyede diplomatik diyaloğa önem vermektedir. Amerika sadece burası ile değil, kıta genelinde önde gelen diğer ülkelerle de görüş alışverişini bir süredir ihmal etmektedir. AFRICOM, karşılıklı ziyaretler ve müzakereler için uygun bir platform teşkil edebilir. Tüm bu düzenlemelerin çok kısa dönemde meyvelerini vermesi elbette ki beklenemez. Ancak bölge ülkelerini tedirgin etmeden, şeffaf ve katılımcı bir çerçevede kıtada istikrar ve refahı daim kılma çabaları orta ve uzun vadede karşılıksız kalmayacaktır.

Back to Top