Amerika’nın AFPAK Açmazı

A- A A+

Amerikan dış politikasında Afganistan’a verilen öncelik Mart sonu itibariyle yeni bir boyut kazanmış, ve komşu ülke Pakistan terörizme karşı savaşta üzerinde durulması gereken bir diğer önemli aktör olarak vurgulanmıştı. AFPAK (Afganistan-Pakistan) stratejisine göre Barack Obama Hükümeti, El Kaide ve müttefiklerinin konuşlandığı birincil yerler olan bu iki ülkedeki istikrarın birbirinden ayrılmazlığını ve Afganistan ile Pakistan arasındaki Durand Hattı’nın, Amerikan halkı için dünyadaki en tehlikeli bölge olduğunu ifade etmekteydi. Süper diplomat olarak da tanınan Richard Holbrooke, bu bağlamda Obama Yönetimi’nin Afganistan ve Pakistan’dan sorumlu özel temsilciliği görevine getirilmişti. Ancak Ekim ayında yeniden gözden geçirilen AFPAK çerçevesinde, Afganistan’daki Taliban’ın askeri güçle yok edilemeyeceği ve yeni hedefin bu oluşumu Afgan Hükümeti’ni rahatsız edemeyecek veya El Kaide’ye destek veremeyecek ölçüde zayıflatmak olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte Pakistan içerisindeki El Kaide yapılanmasının ortadan kaldırılması fikri öne çıkarılmıştır. AFPAK projesi daha en başından, pek çok açıdan farklı iki ülkeyi bir tutması açısından eleştirilere maruz kalırken odağın tamamiyle değişmesi, bölgede istikrar ve refaha ulaşılabilirlik hususundaki soru işaretlerini çoğaltmaktadır. Bu geri çekilmenin ehven-i şer olarak yeniden tanımlanan Taliban, ve esas sorun olarak tabir edilen El Kaide nezdinde bir Amerikan zayıflığı ve yatıştırma hamlesi olarak algılanması durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. Öte yandan, her ne kadar terörizme karşı savaşta ABD’ye destek verse de, Pakistan’ın pratikte ulusal çıkarlarını korumak adına teröristlerle yer yer işbirliğine gitmesi büyük problemdir. AFPAK’ın meyve verebilmesi için Pakistan’ın özellikle Amerika ve Hindistan’a dair güvensizliklerinin giderilmesi, Afganistan’da sürdürülebilir düzen için komşu ülkelerin seferber edilmesi ve her iki ülkenin altyapı sorunlarına odaklanılması gerekmektedir.

 

Başkan Obama’nın yeni hamlesi, Başkan Yardımcısı Joe Biden’in başını çektiği bazı danışmanlarının Taliban’ın aslında ABD için doğrudan bir tehdit olmadığı ve Pakistan’daki El Kaide ile ilgilenilmenin daha hayati olduğu şeklindeki görüşünden beslenmiş gibidir. Belirleyici bir diğer faktör de, Mayıs ayında Başkan Obama tarafından atanan Afganistan’taki Amerikalı NATO komutanı General Steanley McChrystal’ın, ülkede başarı için 40,000 ilave asker daha talep etmesinin doğurduğu sıkıntıdır. Taliban’ın yeniden iktidara gelmesinin tolere edilmeyeceğini belirten Obama Yönetimi, istenen askerin yaratacağı mali yük ve kamuoyu baskısından daha çok çekinir görünmektedir. Ancak Pakistan da Taliban sorunundan muzdariptir. Svat vadisi, Afganistan-Pakistan sınırı boyunca uzanan ve halen Paştunların yaşadığı Federal Yönetim Altındaki Aşiret Bölgeleri’ndeki (FATA/Federally Administrated Tribal Areas) Taliban liderlerini vuran Amerikan insansız uçaklarının menzili dışında olduğundan, terör örgütünün yuvalandığı güvenli bir coğrafyadır. Ancak Taliban’ın Svat ile yetinmeyeceği ortadadır. Taliban güçleri FATA’dan Kuzeybatı Sınır Eyaleti ve Peşavar’a kadar nüfuzlarını genişletmişlerdir.

 

Düşman ile başa çıkabilmek için öncelikle onu iyi tanımak gerekir. Taliban, öz itibariyle Afgan milliyetçiliğinin değil, daha çok Paştun kimliğinin bir ürünüdür. Paştun kimliği kırk yıldır Afgan Komünist Partisi’nin hizipleşen Halk kanadı, mücahit hareketleri ve şimdi de Taliban gibi milliyetçi olmayan ideolojik hareketler vasıtasıyla ifade edilmektedir. 1893’te İngiliz Sir Mortimer Durand, Afganistan-Pakistan arasında kendi adıyla anılan “Durand Hattı”nı çizerek bu bölgedeki yerleşik Paştun aşiretlerini ayırmıştı. Ancak bu yapay sınır her iki taraftaki Paştunlar tarafından kabul görüp içselleştirilmiş değildir. Bölge bugün Paştunlardan oluşan Pakistan Talibanı ve Afganistan Talibanı’nın cirit attığı son derece tehlikeli bir yerdir. Paştunlar her iki ülkeyi kendi kültürel coğrafyalarına tecavüz eden aktörler olarak tanımlamakta, ve Pakistanlı ve Afgan Taliban üyeleri kendilerini de facto bir Paştunistanın kardeş üyeleri olarak görmektedir. Afganistan’daki Paştunlar, Karzai Yönetimi’ndeki Amerikan destekli Tacikleri düşman kabul etmektedir. Hiyerarşiye dayalı Paştun topraklarında değişim ancak aşiretin ileri gelenlerinin bu yönde karar almasıyla mümkündür. Paştunların güvenini temin için atılacak önemli adımlardan bir diğeri de, terörizme karşı savaşta masum sivillerin zarar görmesini engellemektir. Paştunlarda özellikle kadın ve çocuklar öldüğünde bir köy tamamiyle kaybedilmekte, ve intikam işbirliğini engellemektedir. Dolayısıyla hedef tespitinde Amerikan güçlerinin son derece dikkatli olması gerekmektedir. Ülke Moğol istilalarından beri karışıklık içerisinde olup, esasen yerel feodal veya yarı-feodal liderlerin bir koalisyonu tarafından yönetilmektedir ve geçmişte merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi konusundaki her girişime dirayetle karşı çıkılmıştır. Hükümetin ideolojik duruşu yahut yetkinliği nasıl olursa olsun, karşılaştığı son hep bu şekildedir. Tam anlamı ile bir devlet ve ulus olamayan bu ülkede sivil toplum, köklü sosyal reform ve demokratik seçimlerden önce toplumun dokusunu anlayarak ona uygun çözümler üretilmesi zorunludur. Afganistan’da 0-14 yaş arası nüfus, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 45’ini oluşturmaktadır. Okuma-yazma oranı yüzde 28’de kalırken, yaşam süresi ortalama 44 yıldır. Benzer şekilde Pakistan’da, 0-14 yaş arası nüfus ülkenin yüzde 37’sini teşkil etmekte ve toplamda 45 milyon kişi açlık sınırında hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Devletin toplumun her kesiminin temel ihtiyaçlarını hakkaniyetli bir şekilde karşılamaya yönelik eylemleri yetersiz kalmakta, ve dolayısıyla Sindh, Pencap, Balucistan ve Kuzeybatı Sınır Eyaleti arasındaki köklü çekişmeler yeniden belirmektedir. Dolayısıyla sadece Durand Hattı’nda değil, her iki ülkede Taliban ve onunla işbirliği içerisindeki El Kaide’nin bu olumsuzluklardan kendilerine fırsat yaratmalarını engellemek için sağlık, güvenlik, eğitim gibi temel hizmetlerin vakitli ve düzenli tedariği şarttır.

 

AFPAK terimi zaten Pakistanlılar nezdinde, daha küçük ve viran haldeki Afganistan’la aynı çatı altında değerlendirilmekten ötürü rahatsızlık yaratmıştı. Afganistan’dan farklı olarak Pakistan cephesinde Hindistan faktörü çok önemlidir. Kemikleşmiş Kaşmir meselesinin aşırı terör örgütü Lashkar-e-Taiba’yı yarattığı ortadadır. Öte yandan bu ülkenin, kadim düşmanı Hindistan ile Afganistan arasındaki yakın ilişkiler sebebiyle Afganistan’ın zayıf kalmasında stratejik çıkarı vardır. Taliban’ın bugünlere gelmesinde kendi rollerini unutarak bu örgütü Hindistan’ın maşası şeklinde yorumlayan Pakistan, Afganistan’daki Karzai Yönetimi’ni Hint ve Amerikan yanlısı olarak görmektedir. İslamabad’ın dönem dönem Taliban güçleriyle anlaşarak kısa süreli ateşkeslerden medet umması da, bu tip eylemlerin örgütü güçlendirdiğine inanan Washington tarafından hoş karşılanmamaktadır. Örneğin Şubat ayında Pakistan, ülkenin Afganistan sınırında güç kazanan Taliban kuvvetleri ile yaşanan çatışmaları dindirmek amacıyla bölgenin bir bölümünde şeriat kurallarının geçerli olmasını kabul etmiştir. Yorgun ve demoralize olmuş Pakistan ordusu, geçici de olsa bu molalarla nefes almaya çalışmaktadır. Benzer şekilde, ordunun FATA alt bölgelerinden Kuzey ve Güney Veziristan’da konuşlu Taliban liderlerine saldırmaktaki isteksizliği, ülkenin terörizmi yok etmek konusundaki samimiyetine dair şüphe uyandırmaktadır. Pakistan gizli servisi ISI’nin bazı Afgan Taliban güçleriyle kurduğu ittifaklar da sır değildir. Pakistan, aynı zamanda ABD’nin insansız uçaklarla kendi topraklarını vurmasına karşıdır. Bu tip saldırıları egemenlik haklarının ihlali olarak yorumlayan İslamabad, saldırıları sivil ölümlere sebebiyet vermesinden ötürü kınamaktadır. Washington’un 1980’lerde komünizme karşı Pakistanlı ve Afgan mücahitleri savunduğunu, ancak Sovyetlerin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte Amerika’nın bu ülkeyi kaderine terkettiğini savunan İslamabad, Bush Yönetimi’nin de 11 Eylül saldırılarının ardından yedi yıl boyunca buraya yeterli güç ve destek göndermeyerek Taliban’ı yüreklendirdiğini düşünmektedir.

 

Obama Yönetimi’nin AFPAK’ta dikkate alması gereken bir diğer husus Afganistan’da çok taraflı bir çözümün gerekliliğidir. Sovyet işgali sonrası döneme bakıldığında, Afgan iç savaşındaki tarafların sadece Pakistan değil, Suudi Arabistan, Özbekistan, Tacikistan, İran gibi dış aktörlerce de desteklendiği unutulmamalıdır. Bu komşu devletler, Afgan toprakları içerisinde sürekli bir güç yarışı olmadıkça ilgili tarafların çıkarlarını sınırdışında elde etmeye yöneleceği endişesiyle onları birbirine düşürerek olası tehdidi savıyorlardı. Dolayısıyla AFPAK coğrafyasında sürdürülebilir istikrar için komşu ülkeleri Afganistan’ın içişlerine müdaheleden caydırmak şarttır. Bu hususta öncelikle İslamabad’ın Washington’a yönelik güvensizlikleri kırılmalıdır ve bunun en kısa yolu Pakistan-Hindistan arasındaki gerginliklerin sona erdirilmesinde arabuluculukla gerçekleşir. Yapılan son anketlere göre Pakistanlılar Amerika’yı ülkelerine yönelik en büyük tehdit olarak tanımlamaktadır. Barış sürecinin hızlandırılması, Amerika’nın teröre karşı savaşta Pakistan’a yaptığı yardımların Hindistan’a karşı kullanılması ihtimalini de ortadan kaldıracaktır. Hindistan halihazırda Afganistan’a 1 milyar dolardan fazla kalkınma amaçlı mali destek vermektedir. AFPAK’ta başarısızlığın Hindistan’ı cihadçıların yeni hedefi haline getirebileceği düşüncesiyle, İran’ın da denkleme katılarak stratejik ilişkilerin geliştirilmesi faydalı olabilir. İran da Afganistan gibi narko-ekonomiden zarar görmektedir ve ülke son on yıldır Afganistan sınırını uyuşturucu trafiğine karşı sıkı takibe almıştır. Taliban ve El Kaide’nin finansmanında büyük rol oynayan bu organize suçun önlenmesinde eşgüdümlü hareketin sağlanması gerekmektedir. Diğer yandan, Tahran’ın Yeni Delhi ile 2004 yılında karara bağladıkları gaz anlaşmasından geri çekilmesi ve Mayıs ayında İslamabad ile bir boru hattı projesine imza atması Hindistan nezdinde büyük hayal kırıklığı olmuştu. Washington’un bir İran-Pakistan-Hindistan boru hattı girişimine ön ayak olması ilişkileri yumuşatabilir, ve AFPAK’ta kalıcı başarı için zemin oluşturabilir. Enerji nakil hattından elde edilecek gelirin sürekliliği için Pakistan da, Taliban ve El Kaide güçlerinin olası sabotaj planlarına karşı daha etkili savaşacak ve anti-terörizm konusunda kendisinden beklenen işbirliğini gerçekleştirecektir.

Back to Top