Türkiye-ABD İlişkilerine Genel Bir Bakış

A- A A+

1.  a)  Başkan Obama’nın ABD’yi ciddi şekilde bunalıma sokan mali krize ilaveten dış ilişkilerde de oldukça ağır bir miras devraldığı açıktır. Yeni Başkan’ın Bush Yönetiminin tek kutuplu dünya görüşü ve katı politikaları yerine muhasımları ile  dialog yolu ve  uzlaşı üzerine bina edilmiş gerçeklere dayalı ve ABD’nin uluslararası kamuoyunda bir hayli zedelenmiş görünen imajını düzeltmeyi hedefleyen daha kapsayıcı bir politikayı tercih ettiği seçim kampanyası sırasından itibaren bilinmekte idi. Bu politika çerçevesinde Obama’nın Irak’tan ABD kuvvetlerinin çekilmesi ve Afganistan’da da başta ABD güçleri olmak üzere koalisyon kuvvetlerinin arttırılmasına önceliği vereceği ancak kuvvet kullanımının dışında dialog yollarının da, aranacağını açıklanmıştı.


 


b)  Obama’yı Irak’tan çekilme ve Afganistan konusu dışında çok mesğul edecek sorunlar olarak İran, Suriye ve Orta-Doğu’yu saymak mümkündür. Yeni yönetim bir yandan İran’a çağrıda bulunarak ve Afganistan konusunda gelecek ay toplanacak Konferansa davet edip Nevruz’da kutlama mesajı gönderirken diğer yandan da İran’ın Orta-Doğu’daki en yakın müttefiki Suriye ile ilişkilerini normalleştirmek için yüksek düzeyde bir heyeti de vakit kaybetmeksizin Şam’a yollamasını, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’u da İsrail, Filistin ve  Türkiye’ye göndermesini yukarıda söz konusu edilen yeni dış politika açılımının diğer parçaları olarak değerlendirmek uygun olacaktır. İktidarı Ocak sonunda devralan Obama’nın uygulamaya koyduğu bu siyasi açılımlarının ne derecede başarılı olacağını zaman gösterecek olmakla birlikte bölgemizin bu açılımların odak noktalarından birini oluşturacağı anlaşılmaktadır.


 


c)  Obama’nın AB, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP), NATO, Rusya, Avrupa’da konuşlandırılması söz konusu olan Füze kalkanı Projesi hakkındaki görüşlerine bu belgede değinilmemektedir.


 


2.  a)  Türkiye çoğulcu demokrasisi, serbest piyasa ekonomisi,  önemli ekonomik enfrastrüktürü, yetişmiş kadroları, etkili Silahlı Kuvvetleriyle bölgenin önde gelen saygın ülkesidir. NATO’nun üyesi ve AB’nin aday üyesi olan Türkiye, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Batı ile aynı değerleri ve idealleri paylaşan ve İsrail’i ilk tanıyan ve onunla yakın ilişkiler sürdüren ülkelerden biridir.  Bölgenin bütün ülkeleri ile çeşitli derecelerde işbirliği ve dostluk ilişkileri idame ettiren Türkiye’nin bölgede  barış  ve  istikrarın  tesis  ve  devamında  önemli   katkılarda bulunduğu bilinmektedir. Bütün bunlara ilaveten jeopolitik ve jeostratejik konumu, son yıllarda gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeğe çalıştığı enerji nakil projeleri, Türkiye’ye güvenlik mülahazalarının ötesinde uluslararası alanda artan bir önem kazandırmaktadır.


 


b) Soğuk savaş döneminin aksine son yıllarda çeşitli etkenler, karşılıklı hata ve yanlış anlamalar nedenile Türkiye’nin ABD ile ilişkilerin de bir duraksama hatta gerileme görülmekte, ABD’nin Türk kamuoyundaki imajı dünyadaki en olumsuzlardan birini oluşturmaktadır. Obama ve ekibinin meziyeti, Türkiye’nin önemini takdirle ilişkilerde yeni bir sayfa açmak, ABD’nin Türk kamuoyundaki menfi imajını düzeltmek ve ilişkilere bir germi verme gereğini duyup hemen harekete geçmeleridir. Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Clinton’un kısa çalışma ziyaretinin gerek resmi çevrelerde gerek kamuoyunda olumlu yankılar yarattığı görülmektedir. Bunları aşağıdaki noktalar etrafında özetlemek mümkündür:


 


-  Bush yönetiminin Türkiye için kullandığı “Ilımlı İslam Modeli” deyimi yerine “Laik ve Demokratik Türkiye” tabirinin kullanılmaya başlanması. ABD daima Türkiye’nin istikrarlı bir demokrasi olmasını isteyegelmiştir.  Demokrasinin temel taşı olan laikliği de desteklemiştir. Hilary Clinton’un “Laik ve Demokratik Türkiye” tabiri yeni değildir. Bush döneminde medyada sık sık rastlanan “Ilımlı İslam” deyiminin ABD’nin takip ettiği resmi bir politika olmayıp AKP iktidarı örneği ile hemen hemen tamamı Müslüman bir ülkenin demokrasi ile yönetilebileceğini  gösteren bir ifade olarak kullanıldığını ancak  bunun çeşitli çevrelerce değişik biçimlerde yorumlara yol açtığını gören Yeni Yönetimin bunun yanlış ve sakıncalı olduğunu fark ederek Hillary Clinton’un ağzından en açık şekilde  Türkiye’yi çağdaş, laik, demokratik sıfatla tanımlamıştır. Ayrıca Obama’nın kişiliği ve geçmişi de Türkiye’deki ABD imajını olumlu biçimde etkilemiştir.


 


-   Türkiye’nin AB üyeliğinin açıkça desteklenmesi. ABD’nin AB ülkeleri üzerinde fazla bir nüfuzu olmamakla beraber Obama’nın AB ülkelerinde yarattığı prestij nedeniyle Türkiye’yi desteklemesinin olumlu bir etki yaratabileceği sanılmaktadır.


 


-    KKTC’ye uygulanan tecridin kaldırılması gerekliğinin kabulü. Washington’daki bir fikir kuruluşu tarafından Nisan ayında ABD’ne davet edilmiş bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Washington’da bulunduğu süre zarfında, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile de görüşecektir.


 


- Türkiye – Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi çabalarına ABD’nin destek verdiğinin açıklanması. Bu yaklaşım Ermeni soykırımı iddiasının  Temsilciler Meclisine önerilmiş olmasına rağmen Kongre’den çıkmayabileceği ihtimalini kuvvetlendirmiştir.  Herhal ve karda  Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki normalleşmenin Türkiye/ABD ilişkilerine olumlu katkısı olacağı açıktır.


 


-  Hazar havzası ve Irak Petrol ve Doğalgazının Avrupa’ya ve dünya pazarına “güney koridoru” üzerinden ulaştırılması yolundaki Türkiye’nin tutumunun destekleneceği yolundaki ifadeleri. Bu ifadeleri  ABD’nin Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının gerçekleşmesindeki büyük katkısı ve enerji nakil hatlarının çeşitlendirilmesi yönünden bugüne kadar Türkiye’ye verdiği desteğin devam edeceği yolunda değerlendirmek gerekmektedir.


 


-  Irak için toprak bütünlüğü ve siyasal birliği sağlanmış demokratik, çoğulcu, birleşik, Federal Irak formülünün kabulü. Bu husus, Türkiye’nin Irak politikası ile  örtüşmektedir.


 


-   PKK için ortak düşman ifadesinin kullanılması ve PKK ile mücadelede ABD ile yürütülmekte olan istihbarat işbirliğinin sürdürüleceğinin güçlü bir şekilde vurgulanması. Bu yaklaşım Türkiye yönünden büyük önem taşımaktadır.


 


-  ABD ile Türkiye’nin Filistin-İsrail sorununun çözümünde aynı çizgide durduklarının teyidi ve Türkiye’nin İsrail-Suriye arasındaki arabuluculuk faaliyetlerinin devam edebileceğinin belirtilmesi.


 


-  Obama’nın  Türkiye  ziyareti  ve  İslam  dünyasına  vereceği açıklanan mesajlarına ilişkin konuşmasını Türkiye’den yapmayacağının belirlenmesi. Bu tutum Türkiye’nin İslam karakterinin ön plana çıkarılmamasına ilişkin ABD son yaklaşımı ile uyuşmaktadır.


 


c)  Hillary Clinton’un Ankara’ya vaki ziyaretini ve Başkan Obama’nın  iktidarı  aldıktan  kısa süre sonra Nisan  başında Türkiye’ye gelecek olması ABD’nin ülkemize verdiği önem kadar ABD’nin de Türkiye’den olası beklentilerinin  dile     getirilmesine imkan sağlayacak olması ile izah yanlış olmayacaktır.


 


d)  Son olarak geliştirip fırlattığı uzun menzilli füzelerle nükleer güç olma yolunda ısrarla ilerleyen ve Orta-Doğu’da barış ve istikrarı yandaş güçleri vasıtası ile tehdit eden İran’ın müzakere ve ikna yolu ile belirli bir çizgiye getirilmesinin ABD kadar Türkiye ve bütün bölge ülkelerini rahatlatacağını hatırlamak uygun olacaktır. Buna mukabil,  İran konusunda ABD’nin BMGK’da daha sert önlemlere tevessül etmesinin ve Türkiye’nin İran’la özellikle enerji konusundaki ilişki ve işbirliğini sorgulama ihtimalinin Türkiye’yi zora sokabileceği düşünülmektedir.


 


Aynı şekilde Suriye ile ilişkilerin normalleşmesi hem bölge istikrarı hem de İran’ın etkisinin sınırlandırılması yönlerinden olumlu neticeler vereceği aşikardır.İran Cumhurbaşkanı, ABD ile diyalog için Türkiye’nin arabuluculuğuna ihtiyaç duyulmadığını beyan etmiş ise de Türkiye’nin bu konuda kolaylaştırıcı bir rolü bir müddettir oynadığı anlaşılmaktadır.


 


ABD’nin Irak’tan çekilmesini takiben bizatihi Irak’tan kaynaklanacak sorunlarla komsu ülkelerden Irak’a özellikle Kuzey Irak’a yönelik olası etkiler hususlarında ABD ile yakın işbirliği sürdürülmesi Türkiye yönünden önemlidir. Ayrıca Orta-Doğu sorununun daha uzunca bir süre devam edeceği tahmin edilmekle birlikte Türkiye’nin Hamas’ı uluslararası camianın beklentileri doğrultusunda özellikle FKÖ ile uzlaşmaya imale etmesinin barış sürecine olumlu katkıda bulunacağı aşikardır.


 


Son olarak Başkan Obama Afganistan’da kuvvet artırımının yanı sıra ABD’nin Irak’ta son 2 yıla yakın süredir başarı ile yürüttüğü ve direniş cephesinin içindeki ılımlı elemanları radikallerden ayırarak bunları maaşlı bir Devlet gücüne çevirme yöntemini Afganistan’da da uygulama niyetini hayata geçirdiğinde Türkiye’nin yardımını talep edebileceği olası görülmektedir.


 


e)  Türkiye’nin Obama’dan PKK, Kıbrıs, sözde Ermeni Soykırımı, AB üyeliği,  Askeri işbirliği ve özellikle savunma sanayinde teknoloji konularında destek isteyeceği beklenmektedir. Hatırlanacağı üzere, ikinci Dünya Savaşını takiben Türk Silahlı Kuvvetleri giderek artan şekilde silah ve teçhizat yönünden ABD’ye bağımlı olmuş,   ancak Kıbrıs Barış Harekatı’nı takiben Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu Türk Silahlı Kuvvetlerini ciddi şekilde etkilemiştir. Milli Savunma Sanayi i bilinci bunun neticesi olarak ortaya çıkmış ve birçok alanda başarılı olmuş ise de ABD’nin teknoloji transferine yanaşmaması TSK’nın büyük oranda silah ve teçhizat yönünden bağımlı olduğu ABD’den uzaklaşarak çeşitli Avrupa ülkelerine yönelmesine neden olmuştur ki bu da TSK’nın silah ve teçhizat yeknesaklığını etkilemiş bulunmaktadır. Büyük önemi haiz bu nokta üzerinde Obama ile görüşmelerde ABD’den Türkiye’ye karşı daha esnek davranmasının istenebileceği akla gelmektedir.


 


3.  a)  ABD dünyanın en büyük ekonomisi, en gelişmiş teknolojisi, en etkili silahlı gücüne demokrasinin kökleştiği bir ülkedir. Türkiye, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana çağdaş Batı değer ve ideallerini benimsemiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler bu ortak paydalar temelinde gelişmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik ciddi Sovyet tehdidi ABD ve ABD’nin desteğiyle Türkiye’nin NATO üyeliği sayesinde akamete uğratılmıştır. Birinci Körfez Savaşı sırasında (1990-1991) iki ülke arasındaki yakın bir işbirliği gerçekleştirilmiştir. Bugün de ABD Türkiye’nin AB adaylığını desteklemektedir.


 


b)  Türkiye için ABD ve Batı ile ilişkilerinin alternatifi yoktur. Kağıt üzerinde üretilen din referanslı teorilerin Türkiye’yi istikrarlı, laik, demokratik bir ülke olarak görmek isteyen Batı’da zihinleri bulandırarak “Türkiye yönünü mü değiştiriyor?”  sorgulanmasına yol açtığını, bu gibi tereddütlerin Türkiye yönünden sakıncalı olacağını vurgulamak uygun olacaktır.


 


c) ABD ile ilişkilerin geliştirilmesinin mevcut pürüzlerin giderilmesinin her iki taraf için de yararlı olacağı aşikardır. Her iki tarafın da belirli ölçülerde birbirlerine ihtiyacı vardır. Obama yönetiminin küresel ve bölgesel politikaları nedeniyle Türkiye’ye özel önem verdiği ve ilgi duyduğu açıktır. Bu itibarla bizim de bu fırsatı iyi kullanmaya, elimizdeki imkanların değerini abartmadan,  ABD’den beklentilerimizi gerçekçi, ölçülü biçimde dile getirmeye gerekli özen ve dikkati göstermemiz, ABD ile ilişkilerimizi ileriye dönük geniş bir perspektiften değerlendirmemiz büyük önem taşımaktadır.


 


Kaynak: OBİV. DSA No: 60, Türkiye-ABD 1, 30.03.2009.


 



(*) Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi(E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk.Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral(E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Candemir Önhon Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E), Aytaç Yalman Orgeneral(E).

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top