Başkan Obama’nın Türkiye Ziyareti Perspektifinde Türk-Amerikan İlişkileri

A- A A+

Başkan Barack Obama’nın görevine başlamasının daha çok başında Türkiye’ye bir ziyaret plânlaması, geniş kapsamlı güvenlik ve dış politika stratejisinde ülkemize verdiği önemi çok açık bir şekilde yansıtmaktadır. Obama anlaşılan daha önce Başkan Clinton’un 1999’da yaptığı ziyaretteki konuşmalarında ortaya koyduğu vizyonu büyük ölçüde paylaşıyor. Ne var ki aradan geçen 10 yıl zarfında köprülerin altından çok sular aktı, 11 Eylül 2001’den sonra uluslararası terör kaçınılmaz olarak ABD politikasının odak noktası haline geldi, yanlış istihbarat ve manipüle edilmiş değerlendirmeler ileri sürülerek Irak’a müdahale edildi, terörün asıl üssünü teşkil eden Afganistan cephesi ihmal edilerek Irak obsesiyonu ön plâna çıktı. Irak’ın işgalinin yan etkileri ise Türk-ABD ilişkilerinde her zamandan fazla kırgınlık ve gerginliğe yol açtı. Türk-Amerikan ilişkilerinde hemen her devirde güçlükler ortaya çıktığı unutulmamalıdır.


 


 


Hükümetler arasındaki anlaşmazlıklar ise hemen her defasında kamuoyunun tepkileri ile daha büyük boyut kazanmış ve dolayısı ile uzlaşı ve çözüm arayışları aynı oranda zorlaşmıştır. 1960’lı yıllarda sol cereyanların öncülük ettiği Amerika aleyhtarlığının bayraktarlığını 2003’ten sonra “ulusalcılık” devralmış, bir Türk-Amerikan savaşını mukadder gören kitaplar ile görsel ve yazılı medyanın bol bol yaydığı komplo teorileri yalnızca ABD’ye karşı değil, fakat genellikle Batı’ya karşıt güçlü bir cereyan oluşturmuştur. Iraktaki ABD ordusunun yarattığı tahrikler ve Amerika’nın uzun süre PKK terörüne karşı mücadeleye beklenen desteği vermemesi, Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyeliği konusundaki isteksizliği bu cereyanı devamlı beslemiştir. Ayrıca “Ermeni soykırımı ”iddialarının ABD Kongresince benimsenmesi olasılığı hemen her yıl ister istemez bir kriz atmosferi doğurmuştur.


 



Başkan Obama’nın daha başından itibaren Türkiye’nin politik konseptleri ile daha uyumlu bir bir vizyon geliştirdiği kuşkusuzdur. Irak’tan 2010 Ağustosunda muharip kuvvetlerin çekileceğinin açıklanması, İran’a karşı sınırlı da olsa açılım politikası, uluslar arası teröre karşı  mücadelenin Afganistan ve Pakistan üzerinde odaklanması, ABD’nin tek taraflı değil, fakat müttefik ve ortakları ile dayanışma halinde hareket edeceğinin açıklanması, İslâm dünyasına el uzatılması,Bush yönetiminin demokrasiyi Ortadoğu ülkelerine zorla dayatmak yolundaki hayalperest siyasetine son verilmesi,lâiklik üzerindeki vurgu Türkiye’nin politik yaklaşımları ile örtüşmektedir. Bunun yanında Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’nun ziyareti sırasında PKK’nın ortak düşman olduğu yolundaki ifadeleri ve ABD’nin İran ve Suriye’ye yönelik Kürt terörist gruplarına desteğini çekmiş olduğu da hatırlanmalıdır.


 



Başkan Obama tıpkı ondan önce Bush gibi Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemektedir. Ancak iki destek arasında çok önemli bir fark mevcut. Başkan Bush’un AB ülkeleri üzerinde herhangi bir nüfuzu yoktu. Oysa Obama artık bütün AB ülkeleri liderlerinin saygı duyduğu bir başkandır. Gerek Amerika’da gerek Avrupa’da Atlantik dayanışmasının kuvvetlendirilmesi fikri zemin kazanmaktadır. Başkan Obama’nın AB nezdinde Türkiye’nin üyeliği konusunda yapacağı telkinler çok daha etkili olabilecektir. Obama’ya yakın danışmanların Türkiye’nin AB üyeliğine stratejik önem atfettikleri ve AB dışında kalacak bir Türkiye’nin bir Ortadoğu devletine dönüşmesinden ve Ortadoğu’yu Avrupa’ya taşımasından kaygı duydukları anlaşılmaktadır.


 



ABD ile ilişkilerimizde en öncelikli konu hiç şüphesiz Irak’tır. ABD’nin Ağustos 2010’dan sonra, Irak’ta askerî ve siyasî nüfuzu devam edecekse de bu nüfuz bugüne oranla daha sınırlı olacaktır. Buna karşılık Irak’ın toprak bütünlüğü ve istikrarı alanında Türkiye’nin politikalarının bugünden çok daha etkili olması kaçınılmazdır. Türkiye’nin bu bağlamda İran ile politikasının ne derecede örtüşeceğini veya ne derecede çatışacağını bugünden kestirmek zordur. İran büyük olasılıkla Irak’ta nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Şiiler üzerinde imtiyazlı bir konumda olacaktır. İran’ın ayrıca Kürt bölgesinde Türkiye’nin rakibi olması da ihtimal dışı değildir. Dolayısı ile Türkiye ABD kuvvetleri çekilmeden önce genellikle Irak’a, özellikle Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine karşı güdeceği politikaları şimdiden isabetle saptamakta gecikmemelidir. Bu açıdan Kuzey Kürt bölgesi yönetimine yönelik açılımların daha da geliştirilmesi gerekir.


 



ABD Kuvvetleri daha henüz Irak’ta iken PKK’nın Kuzey Irak’taki silâhlı mevcudiyetine son verilmesi tabiatı ile tercih edilmelidir. Böyle bir sonuca ulaşılabildiği takdirde, Türkiye’deki yeni ve yaratıcı yaklaşımların da tesiri ile Kürt meselesinin çözümü kolaylaşır ve Kuzey Irak’taki özerklik rejiminin Türkiye açısından olası menfi etkileri de bertaraf edilmiş olur. Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki ilişkiler yeni bir düşünce modeline göre uyarlanır.


 



Irak’ta konuşlanmış olan Amerikan Kuvvetlerinin Türkiye üzerinden geri çekilmesi konusunun Başkan Obama ile görüşmelerin gündemine gelip gelmeyeceği de bu aşamada bilinmemektedir. Amerikalıların, Irak’ın işgalinden önce, Amerikan Kuvvetlerinin Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a intikal etmesi söz konusu olunca Türkiye’de ortaya çıkan kuşkuları ve endişeleri unutmadıkları muhakkaktır. Amerikalıların geri çekilme sırasında Türkiye’den büyük sayıda kuvvet ve malzeme transitinin benzer kuşku ve vehimlere yol açmasından çekindikleri ve bu yüzden Kuveyt üzerinden çekilmeyi tercih ettikleri izlenimi alınıyor. Her neyse,bir talep vuku bulduğu takdirde, ABD’ye her türlü kolaylığın gösterilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Uzun, yıpratıcı ve tehlikeli bir görev süresinden sonra biran önce evlerine dönmek sabırsızlığı içinde olan personelden oluşan bir kuvvetin transit geçmesinden endişe duyulabilir mi?


 



Afganistan konusunda ABD Türkiye’den büyük bir beklenti içinde olamaz. PKK ile mücadele eden Türk ordusunun Afganistan dağlarında gittikçe ağırlaşan koşullar altında Taliban ve El Kaide ile çarpışmak üzere kuvvet tefrik etmesi mümkün değildir. Kâbil bölgesi komutanlığı Türkiye’ye geçmekte olduğundan bu bölgeye zaten bir miktar daha ilâve personel gönderilecektir. Başkan Obama birkaç gün önce, gönderilmesi kararlaştırılan 17.000 kişilik muharip ek kuvvetin ötesinde Afgan ordusunu eğitmek üzere ayrıca 4.000 askerî personel gönderileceğini açıklamıştır. Yönetişimi ve ekonomiyi geliştirmek amacıyla yüzlerce sivil memur ve diplomat gönderilmesi de öngörülmüştür. Türkiye belki bu alanda da katkıda bulunabilir.


 



Ortadoğu’da yeni ABD Yönetiminin politikasının Türkiye’nin politikası ile örtüşen bir başka yönü Suriye’ye yönelik açılımdır. Washington’nun bu konuda daha gerçekçi bir yola girmesinin İsrail ile barış, Hamas’a ve Lübnan’da Hizbullah’a destek gibi alanlarda Suriye’nin politikasında ne gibi somut değişikliklere yol açacağı bugünden kestirilemez. Yine de Suriye açılımı ABD’nin Bush politikasının kıskaçlarından kurtulmak kararında olduğunu kanıtlamaktadır.


 



İsrail Filistin ihtilâfına gelince şimdilik umutlu olmak mümkün değil.FKÖ ile Hamas arasında bir uzlaşma zemini bulmak için Mısır’ın sarf ettiği çabalar sürüyor.İsrail’de ise son seçimler, Gazze operasyonlarında orantısız kuvvet kullanan, savaş hukukunu ihlâl eden ve sivil halkı hedef alan Olmert Hükûmetinden bile daha radikal ve daha uzlaşmaz bir Hükümetin kurulmasına yol açtı.Başkan Obama ile yapılacak konuşmalarda herhalde bu olumsuz gelişmenin bir değerlendirmesi  yapılacaktır.


 



ABD Hükümeti Türkiye’nin önemli bir enerji transit ülkesi olmasını daima desteklemiştir. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının daha önce ancak Başkan Clinton’un çok kuvvetli desteği ile gerçekleştirildiği bilinmektedir. Başkan Obama’nın da aynı politikayı izleyeceği ve Nabucco projesini destekleyeceği görülmektedir.


 



Kıbrıs konusunda Obama Yönetimi KKTC lehine bir atılımda bulunmak istedi. Bu çerçevede KKTC Cumhurbaşkanının bir sivil toplum örgütünün daveti üzerine Washington’a yapacağı ziyaret sırasında Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la da görüşmesi öngörüldü. Fakat bu görüşmenin şimdiki aşamada gerçekleşmeyeceği daha sonra açıklandı. Bu belirsizlikte Yunan Hükümetinin ve ABD’de deki Yunan lobisinin tepkilerinin ve Hillary Clinton üzerindeki baskısının etkili olduğu anlaşılmaktadır. ABD’nin Kıbrıs meselesinin çözümü için ağırlığını koyması kuşkusuz önemlidir. Fakat Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasının Türkiye-ABD ilişklerinden çok Türkiye-AB ilişkilerini,Türkiye’nin üyelik sürecini etkilediği unutulmamalıdır.


 



Başkan Obama’nın ziyaretini gölgeleyebilecek en önemli mesele,bu ziyaretten hemen sonra Başkan’ın “Ermeni soykırımı” iddialarını benimseyen bir açıklamayı 24 Nisan’da yapması ve-veyaTemsilciler Meclisi’nin aynı nitelikte bir kararı kabul etmesidir. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde Cumhurbaşkanımızın ziyareti ile başlayan yakınlaşma süreci 24 Nisan’dan önce somut uygulamalara dönüşebilirse ABD Başkanı ve Temsilciler Meclisi bu gelişmeleri sekteye uğratacak girişimler konusunda çok daha dikkatli davranmak ihtiyacını duyacaklardır. Herhal ve karda Ermeni iddiaları sorununun hukuki sonucu olamayacak bazı siyasi tutumlara yol açması durumunda buna tepkilerin ölçülü olması ve Türkiye’nin uzun süreli çıkarlarına zarar vermemesine dikkat edilmesi isabetli olacaktır.


 



Sonuç olarak Başkan Obama’nın Türkiye ziyaretinin Türkiye-ABD ilişkilerinde her iki ülkenin de yararına yeni bir sayfa açmak fırsatını yarattığını, ancak bu yolda bazı engel ve tuzakların tamamen bertaraf edilemediğini söylemek mümkündür. Her iki Hükümetin de, daha geniş jeopolitik tabloyu göz önünde bulundurarak, ziyaretin tam bir başarı ile sonuçlanmasının öneminin bilinci ile hareket edecekleri umulur.


 


 



Kaynak: OBİV. DSA No: 61, Türkiye-ABD 2, 27.03.2009

(*) Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi(E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk.Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral(E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Candemir Önhon Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E), Aytaç Yalman Orgeneral(E).

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top