Türkiye-Rusya İlişkileri: Vizesiz Dönem Başlıyor

A- A A+

2000’li yıllara girildiğinde Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerde hızlı bir gelişme yaşandığını görmekteyiz. Son yıllarda hızla artan ticaret hacmi, iki ülke liderleri arasında gerçekleşen birçok üst düzey ziyaret, vizelerin kaldırılması görüşmeleri ve nükleer alanda işbirliğine dair atılan karşılıklı imzalar bu gelişmenin en bariz göstergeleridir.

 

Rusya Federasyonu’nda Vladimir Putin döneminin başlaması, Türkiye’de de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesiyle birlikte Türk-Rus ilişkileri ivme kazanmaya başlamıştır. Bu noktada ikili ilişkilerde benzer karakter ve liderlik özelliklerine sahip Erdoğan ve Putin faktörü de göz ardı edilmemelidir.

 

Türk-Rus ilişkilerinden bahsederken konuyu hem Türkiye’nin hem Rusya’nın son yıllarda izledikleri yeni dış politikayla bağlantılı olarak değerlendirmek ve bunun bir sonucu olarak görmek lazımdır. Değişiklikler hem Türk hem de Rus diplomasisindeki yeniden yapılanma ile de bağlantılıdır. Türkiye’nin izlemeye başladığı çok boyutlu, ekonomik ilişkileri arttırmaya, bölgesel istikrara ve komşularla sıfır sorun anlayışına dayalı aktif dış politika yaklaşımında, hem küresel hem de bölgesel güç olarak Rusya zaten gündemin ilk sıralarında olmak zorundaydı. 2002 yılında iktidara gelen AKP yönetiminin parti programında Türkiye “Rusya Federasyonu ile Orta Asya ve Kafkasya’da rekabete değil işbirliğine dayanan dostça ilişkiler sürdürecektir” şeklindeki yaklaşımı bunun ilk işaretlerini vermiştir.

 

Türkiye açısından Rusya, Avrasya’da istikrar ve bölgesel barış için hayati bir ortak olarak görülmektedir. Türkiye’nin adeta gizli anayasası gibi kabul edilen ve kamuoyunda “kırmızı kitap” ya da “gizli anayasa” olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nden Yunanistan, İran ve Irak ile birlikte Rusya’nın da tehdit unsuru olmaktan çıkartılması Türkiye’nin bu konudaki kararlılığının önemli işaretlerinden birisidir.

 

Yakın dönem ilişkiler Rusya açısından da Türkiye’ye olan yaklaşımın değişmeye başladığının işaretlerini taşımaktadır. Rusya, SSCB’nin dağılması sonrasında terk ettiği ilgi ve nüfuz alanlarına yeniden geri dönmeye çalışıyor. Rusya, bu geri dönüş yolunda Türkiye’yi artık 1990’lı yıllardaki gibi öncelikli rakip ve tehdit olarak algılamıyor diyebiliriz. Rusya açısından İslam dünyasının en güçlü ve en etkin ülkesi Türkiye ile yakın ilişkiler önem arz ediyor. Günümüzde Rusya açısından Türkiye artık kolay gözden çıkarılamayacak ekonomik ve politik ortak haline gelmiştir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2010 yılı verilerine göre 27 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. 2008 yılında 38 milyar dolarla rekor kırılmıştı. Dünya ekonomik krizi sebebiyle bir azalma olsa da krizin etkilerinin geçmesiyle yeniden artma eğilimine girdi. Bu rakamın, bazı sorunların da çözülmesiyle çok daha ileri düzeye, 100 milyar dolara çıkarılması planlanmaktadır. 3 milyondan fazla Rusya vatandaşı turist olarak Türkiye’yi ziyaret etti. Türk inşaat sektörünün Rusya pazarında yüklendiği işlerin toplamı 25 milyar doları buldu. Rusya’daki Türk yatırımları kadar büyük olmasa da Türkiye’de de hatırı sayılır derece de Rus yatırımları var. Enerji alanında işbirliğinin önemli kalemlerinden birisi de nükleer santral yapımı olacaktır.

 

Türkiye ile Rusya arasında son yıllarda karşılıklı diplomatik ziyaretlerin sayısında gözle görülür bir artış yaşanmaya başlamıştır. Bu yüzdendir ki 2000’li yıllarda gözlemlenen diplomatik ilişkiler, iki ülke ilişkilerinin 1990’lı yıllardan çok farklı olacağını göstermektedir. İlişkilerde adeta bahar havasının yaşandığı bir döneme şahit olmaktayız. 2007 yılı Türkiye’de Rusya yılı olarak, 2008 yılı ise Rusya’da Türkiye yılı olarak kutlanmıştır. Putin’in son Türkiye ziyareti sırasında Rusya, Samsun-Ceyhan boru hattına petrol vermeyi kabul etti, Türkiye ise Nabucco’nun alternatifi olarak ortaya atılan Güney Akım boru hattının Türkiye’nin karasularından geçebileceğini bildirdi. Bu konuda pazarlıklar hala devam ediyor.

 

İki ülke arasında 16 Nisan 2011’de vizelerin kaldırılacağı açıklandı. Göçmenlere ve yabancılara karşı Rusya’da yükselen tepkinin yanı sıra, Türkiye’deki milyonlarca Kafkas diasporası mensubunu ve Rusya’nın hassas Kuzey Kafkasya bölgesini de buna eklediğimizde Rusya açısından vizelerin kaldırılması ikili ilişkilerde aşılması gereken psikolojik bir bariyerdir. Bu yüzden vizelerin kaldırılması son yıllardaki ilişkilerin en büyük kazanımı veya ulaşılan bir başka zirve dahi diyebiliriz. Başbakan Erdoğan’ın Mart 2011’deki ziyaretinin çeşitli konularda uzun süren pazarlıklara sahne olması artık iki ülkenin ilişkilerini sağlam temellere ve güven anlayışına oturttuklarının işaretidir. Çünkü eşit tarafların görüşmeleri uzun ve zorlu geçer ama sonuç iki tarafı da tatmin edici olur.

 

Ankara ile Moskova’nın uluslararası sorunlara yaklaşımlarında büyük çoğunlukla bir örtüşme veya benzerlik görülmektedir. İran nükleer sorununun diplomatik yolla çözülmesi, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, Dağlık Karabağ sorununun diplomatik yollarla çözülmesi, Ortadoğu’da barışın sağlanması, Suriye-Lübnan sorunu, Afganistan, Irak’ta güven ortamının tesisi ve Libya’ya askeri müdahale gibi uluslararası konularda Rusya ve Türkiye yakın politikalara sahiptirler. Rusya, Türkiye’nin AB üyeliğini, Türkiye Rusya’nın İslam Konferansı Örgütü’ne gözlemci statüsünde katılımını destekledi. Her iki ülke de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün daha etkin hale getirilmesi için çaba harcamaktadırlar. Buna karşılık, Kıbrıs, Kosova, Dağlık Karabağ ve PKK terör örgütü konusunda farklı düşünmektedirler.

 

İncelememize konu olan dönemde iki ülke ilişkilerini etkileyen en önemli gelişme TBMM’nin Mart 2003’teki Irak tezkeresini reddetmesi olmuştur. İlişkilere ivme kazandıran ikinci nokta ise Rusya-Gürcistan savaşı olmuştur. Ankara, Moskova ile kendi özel ilişkilerini geliştirirken, diğer yandan herhangi bir “Rusya-Batı” çatışması içinde yer almaktan da kaçınmaktadır. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin gelişiminde Karadeniz faktörü önemli bir yer tutmaktadır. Rusya ve Türkiye Karadeniz’in hâlihazırdaki statüsü ve Montrö Sözleşmesi’ni savunma konusunda belki de tarihte ilk defa aynı safta birleştirmiştir.

 

İki ülke ilişkileri genişletilmiş, çok boyutlu, derinleştirilmiş veya son yıllarda stratejik gibi kelimelerle tarif edilmektedir. İki ülke arasındaki ilişkilerin bir bütün olarak “stratejik” olduğunu söyleyemeyiz belki ama enerji, ticaret gibi bazı alanlarda stratejik boyutta olduğu artık yadsınmamaktadır. Günümüzde artık ekonomik ilişkilerden çok, hem Rusya’nın hem Türkiye’nin izlediği bölgesel ve küresel stratejiler ilişkilerin yükselmesinin arkasındaki itici güç haline gelmiş durumdadır. İki ülke arasındaki ilişkilerde daha çok alınacak mesafe vardır ve sürecin kolay olması beklenmemelidir. Unutmamak gerekiyor ki, iki ülke arasındaki rekabetin tarihi henüz işbirliği tarihinden daha eskidir.

 

Türkiye ve Rusya aralarındaki yüzlerce yıllık jeopolitik mücadeleyi jeoekonomik işbirliğine çevirmeye çalışmaktadırlar. Bu amaçla karşılıklı inisiyatifler alınmasıyla ilişkilerde manevra alanları açma çabası görülmektedir. Bu anlamda, Türkiye’nin ortaya attığı Mavi Akım doğalgaz boru hattı projesi bir anlamda 1990’lardaki rekabeti sona erdiren önemli bir adımdı. 2000’li yıllarda yine Türkiye’nin ısrarlı takipçisi olduğu nükleer santral projesi ilişkileri geliştiren çok önemli bir adımdır. 1990’lı yılların katalizörü ekonomik ilişkilerdi, 2000’li yılların katalizörü ise enerji ilişkileridir diyebiliriz. Türkiye-Rusya ilişkileri son yıllarda Ankara ve Moskova’nın yapıcı ve barışçıl yaklaşımlarıyla yavaş yavaş yeni kulvarına oturmaktadır. Bir anlamda formatlanan ilişkiler yeniden yüklenmektedir diyebiliriz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top