Rusya’nın DTÖ Üyelik Müzakereleri ve Çok Kutuplu Dünya Yaratma Politikası

Elif KUTSAL
07 Temmuz 2009
A- A A+

Geçtiğimiz ay Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) üyeliği konusunda aldığı karar oldukça ses getirdi. 1993’ten beri devam eden üyelik görüşmelerini askıya alan Rusya, komşuları Kazakistan ve Beyaz Rusya ile bir Gümrük Birliği oluşturmak için anlaşmaya vardıklarını ve örgüte bir birleşmiş gümrük birliği olarak katılabileceklerini açıkladı. DT֒ye üye olmayan ülkeler arasındaki en büyük ekonomiye sahip Rusya 16 yıldır üzerinde uğraşılan ve yüzde 90 mutabakat sağlanan bu üyelik sürecini niye çöpe attı? Komşularım olmadan asla politikası neyin göstergesi? Bu soruları Rusya’nın çok kutuplu dünya yaratma stratejisi ışığında cevaplamak mümkün.


“Dünya çok kutuplu olmak zorunda. Tek kutuplu dünya kabul edilemez.” Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in 2008’de Rus dış politikasının ilkelerini açıklarken söylediği bu söz  Rusya’nın artık içe kapanık ‘eski süper güç’ olarak anılmayacağını, aksine dünya siyasi sahnesine geri dönmüş, ABD hegemonyasına meydan okuyabilecek bir küresel güç olacağının ilk ağızdan resmi açıklaması gibiydi. Rusya’nın isteği yalnız siyasi değil aynı zamanda ekonomik anlamda da çok kutuplu bir dünya yaratmak. DTÖ ile üyeliğin askıya alınması da Rusya’nın bu politika doğrultusunda attığı bir adım olarak yorumlanabilir. 90’lı yıllardaki NATO ve DTÖ gibi Batı güdümlü uluslararası organizasyonlara katılma heyecanının yok olduğu ortada. Rusya, Putin'in ikinci dönemi ile birlikte ‘bölgeselleşme’ konseptine ağırlık vermeye başladı, batılılaşma ve küreselleşme çabalarından uzaklaştı. Rusya’nın şimdiki amacı bağımsız bir güç merkezi – kutup – olmak ve kurallarını Batı'nın değil kendinin koyacağı bir sistem oluşturmak. DTÖ sürecini askıya alarak ABD ve AB tarafından domine edilmiş ekonomik bir bloğa katılma konusundaki tavrını açıkça belli etmiş oldu. Çok kutuplu dünya oluşturmak da zaten öncelikle hâlihazırdaki sisteme karşı tavır almayı gerektiriyor. İkinci adım ise mevcut sisteme alternatif oluşturmak. Bugünlerde en göze çarpan alternatif blok örnekleri Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya’nın oluşturduğu BRIC ve Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Rusya’nın yapılandırdığı Şanghay İşbirliği Örgütü. Rusya, DT֒den ayrı bir ticaret bloğu oluşturursa bu oluşumlar üzerinden hareket edecek gibi gözüküyor.


Aslında bölgeselleşmeyi öncelik haline getirmek yalnızca Rusya'ya özel bir durum değil. İçinde bulunduğumuz küresel ekonomik krizin etkileri nedeniyle birçok ülke de bölgeselleşme çabalarına hız verdi. AB’nin Doğu Avrupa’yı ekseni altına alması ve Çin’in Güneydoğu Asya’da, Brezilya’nın da Latin Amerika’da bir güç merkezi olarak yerlerini sağlamlaştırması bu çabalara örnek olarak verilebilir. Bu duruma Rusya’nın kayıtsız kalması mümkün değildi. Bu noktada, Rusya için cazibesini uzun zaman önce yitirmiş DTÖ üyeliği ve gereklilikleri Rusya için avantajdan çok yük olarak görülmüş olabilir. Avrupa-Atlantik ekseninin popülaritesini elinden alan Asya-Pasifik ekseninde bir kutup olarak doğmak için Rusya’nın üyelik müzakeresi bitmek bilmeyen DT֒ye ne kadar ihtiyaç duyduğu da tartışma konusu.


Komşularım olmadan asla politikası ise bölgeselleşme ve nüfuz alanı oluşturma stratejilerinin gerekliliklerinden birisi. Eski SSCB devletlerinin Batı ile yakınlaşma çabalarına ipotek koyan – 2008 Gürcistan savaşında gerekirse bu konuda askeri güç kullanmaktan çekinmeyeceği mesajını veren – Rusya, Kazakistan ve Beyaz Rusya ile gümrük birliği sürecini başlattı. Bu durum, söz konusu iki ülkenin DTÖ üyeliklerini de Rusya’nın kararına kesin olarak bağlamış oldu. Belli ki bu birlik üç ülke ile sınırlı kalmayacak. Bu oluşum gelecekteki Kafkas ekonomik birliğinin temelleri olabilir. Orta Asya ve Kafkaslarda yapılandırılacak olası bir organizasyon kuşkusuz Rusya’nın liderliğinde olacağından, Rusya zaten enerji kaynaklarında söz sahibi olduğu bu ülkeleri daha çok kendine bağlayarak bir kutup haline gelecek. Ayrıca ekonomik birliğin mevcut siyasi ve askeri işbirliği organizasyonlarına da güç vereceği kesin. Buna örnek olarak, Ortak Güvenlik Antlaşması Teşkilatı (CSTO) verilebilir. Rusya’nın liderliğinde Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ı askeri ittifakla birbirine bağlayan bu organizasyon uzun vadede Orta Asya’nın NATO’su olacak gibi. Geçtiğimiz ay oluşturulan ‘anında müdahale güçleri’ teşkilatın bölge istikrarında aktif bir rol oynamayı amaçladığının göstergesidir.

Diğer bir açıdan bakıldığında, Sovyet dönemi etki alanını canlandırma konusunda adımlar atan Rusya, Beyaz Rusya ve Kazakistan’ı Batı’ya kaybetmekten çekinmiş de olabilir. Resmi olmasa da Rusya’nın DT֒de yer almasına sıcak bakmayan ve özellikle Bush döneminde  Rus üyeliğini engellemeye yönelik çalışmalar yürüten ABD’nin Kazakistan ve Beyaz Rusya’yı üye yapıp Rusya’yı dışlamasından çekinmiş olabilir. Böyle bir durumda Rusya hem ekonomik olarak önemli partnerlerini kaybetmiş olacaktı, hem de bölgeselleşme çabaları büyük bir yara alacaktı. Rusya bu iki ülke üzerinden aslında hem komşularına hem de Batı’ya önemli bir mesaj veriyor: Kafkaslardaki eski SSCB devletleri batıya ancak Rusya ile birlikte yakınlaşabilir, aksi düşünülemez. Sonuç olarak ‘komşularım olmadan asla’ politikası aslında ‘ben olmadan komşularımla asla’ anlamına geliyor diyebiliriz.


DT֒ye üye olmayan dünyanın en büyük ekonomisine sahip Rusya, bu kararıyla bir yandan da kriz ortamında DT֒yü ve dolayısıyla ABD’yi de kendinden mahrum bırakmış oldu. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRIC toplantılarında da dillendirilen doların hegemonyasını kırma çabaları için, şu anda içinde bulunulan küresel kriz Rusya tarafından bir araç olarak kullanılmakta. Her fırsatta krizin Batı güdümlü kapitalist sistemin bir ürünü olduğunu söyleyen ve sorumlu olarak da ABD’yi gösteren Rusya, uygulamakta özgür olduğu yüksek gümrük vergileri ve kotalarla ekonomisini koruma altına alırken DTÖ üyeleri ‘serbest ticaret kurbanı’ olma riskini taşıyor. Ekonomik anlamda gittikçe zayıflayan ABD ve AB karşısında güçlenecek bir Rusya belki de Dolar ve Euro’nun krallığını yerinden oynatabilir.


Peki, Rusya’nın DTÖ üyeliği hakkında ani dönüş yapması aslında bir seçim değil de zorunluluk muydu? Bu sorunun cevabı Rusya-Gürcistan ilişkilerinde yatıyor. DT֒ye üyelik için tüm üyelerin kabulünü alması gerektiğini bilen Rusya, Gürcistan’ın bu konudaki tutumunu da biliyor olsa gerek. 2008 Ağustosunda savaşan iki ülkenin ilişkileri aradan bir yıl geçmesine rağmen hala düzelmiş değil. Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını kabul etmesi her şeyi daha da zorlaştırıyor. Son olarak, Rusya’nın Kuzey Kafkasya’da Gürcistan’a yakın bölgelerde binlerce asker ve ağır askeri araçlarla yaptığı tatbikat Gürcü yönetimi tarafından ‘tahrik’ olarak değerlendirildi. Aynı ifade, Rusya’dan birkaç hafta önce NATO’nun Gürcistan’da yaptığı tatbikat için bu kez Rus yönetimi tarafından sarf edilmişti. Gelişmeler gösteriyor ki Rus-Gürcü ilişkilerinde hala gerginlik ve 2008 savaşının izleri hüküm sürüyor. Gürcistan’ın Rusya’nın DTÖ üyeliğini veto edeceği kesin gibi. Durum böyle olunca da Rusya, zaten kabul edilmeyeceği bir örgütün üyeliğini mi askıya aldı sorusu geliyor akıllara.


Analiz edilmesi gereken diğer bir nokta ise Rusya’nın DTÖ sürecini askıya alarak neler kaybettiği. Rusya’nın ekonomisinin yaklaşık %80’ini enerji ham maddeleri üretimi ve ihracatı oluşturuyor. Bu durum ülkedeki siyasi ve ekonomik istikrarı, petrol ve doğal gaz fiyatlarına endeksliyor. Tüketici malları üretimini geliştirmek, küçük ve orta ölçekli girişimleri desteklemek ve sanayiyi çeşitlendirmek Rus ekonomisinin içinde bulunduğu kısır döngüye iyi bir çözüm gibi görünüyordu. DT֒ye üyelik bu çözüme hizmet edecek birçok yatırımcıyı Rusya’ya çekecekti kuşkusuz. Ancak mevcut durumda Rusya’dan bir DTÖ ülkesine ihraç yapmak üyeler arası ticarete kıyasla dezavantajlı. Bunun yanında, tüketici mallarını ithal eden Rusya için DTÖ üyesi olmamak pahalıya patlıyor. DTÖ üyesi olmayan tek G-20 ülkesi olan Rusya, dünya ticaretinin yüzde 96’sını oluşturan bu bloğun dışında kalması ekonomi analistlerine göre pek de mantıklı değil. Ancak bu tablo küresel kriz ortamında yorumlandığında DT֒ye üyeliğin Rusya’nın yaratacağı küçük ve orta ölçekli sanayiyi kötü yönde etkileyeceğini söylemek de mümkün. Mevcut durumda korumacı politikalarla milli ekonomisini koruyabilen Rusya, DTÖ üyesi olsaydı serbest ticaretin gerekliliği olarak bunu yapamayacaktı. Rusya ‘bebek endüstrilerinin’ geliştirilmesinde korumacı politika gütme yolunu seçmiş olabilir.

Tabi tüm bu senaryolar yanında birçok soru işareti getiriyor. Rusya’nın iç sorunları onun bir güç merkezi olarak doğmasına izin verecek mi? Kriz nedeniyle Rusya’ya yakınlaşan Orta Asya devletleri Rusya ile ekonomik işbirliğinin ötesine geçmek için ne kadar istekliler? Çin’in DTÖ üyeliği Rusya’ya dezavantaj olarak geri döner mi? CSTO’da birbiriyle çatışan menfaatler Rusya’nın yolunu kesebilir mi? Küresel ekonomik kriz Avrupa-Atlantik eksenini Rusya’nın çok kutuplu dünya çabalarına izin verecek kadar yıprattı mı? Bu haftaki Obama-Medvedev görüşmesi iki ülke ilişkilerini ve Rusya’nın mevcut stratejisini ne kadar değiştirecek?


Tüm bu soruların cevapları şimdilik belirsiz ancak burada vurgulanması gereken bir nokta var; Rusya’nın artık 90’lardaki Rusya olmadığı gerçeği. Bugün DT֒ye posta koyabilen, Kafkaslar’da sözünü geçirebilen ve bir kutup olarak küresel politikayı etkileyebilecek potansiyele sahip olan bir Rusya var karşımızda. Tabiî ki önemli olan bu potansiyeli nasıl kullanacağı. DTÖ konusundaki tutumu ile yalnızca üyelik sürecini uzatmakla kalmadı, DT֒de söz sahibi olma hakkını da uzun bir süre için ertelemiş oldu. ABD ve AB’nin ekseninden çıkarmaya çalıştığı küresel ekonominin en büyük bloğuna üyeliği askıya almak stratejik açıdan bakıldığında bir hata gibi gözüküyor. Bölgeselleşme adına, küreselleşme ve küresel organizasyonlardan bu kadar uzaklaşmak bir kutup olma konusunda Rusya’nın önüne bir engel olarak çıkabilir.

Back to Top