Moskova Milli Güvenlik Endişelerini Global Krizde Fırsata Dönüştürüyor

Mehmet KARABAĞ
21 Şubat 2009
A- A A+

Genel bir bakış itibariyle değerlendirildiğinde, 2008 yılı Rusya Federasyonu’nun dış politikası açısından oldukça yoğun bir yıl olarak geçti. Kafkaslarda meydana gelen savaş ve ardından Abhazya ve Güney Osetya’nın tanınması, NATO’nun Moskova’yı çembere alma çalışmaları doğrultusunda Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya füze savunma sistemleri yerleştirilmesi, Ukrayna ile mutat hale gelmiş olan gaz krizi dolayısıyla Rus gazına güvenin azalması ve dolayısıyla Nabucco gibi alternatiflerin ele alınmaya başlanması önemli gelişmeler olarak kayıtlara geçti.Moskova, bütün bu yaşanan gelişmeler doğrultusunda, 2004 yılında dönemin Başkanı Putin tarafından belirtilmiş, fakat günümüze kadar bu hususta herhangi bir gelişme kaydedilmemiş olan BDT üyeleri ile ilgili ilişkileri politik öncelikler itibariyle ilk sıraya yerleştirmiş görünüyor.


 


Putin tarafından “entegrasyon” olarak isimlendirilen BDT üyelerine yaklaşım ilişkilerin iyileştirilmesi ve sistemin çalışır hale getirilmesi şekline dönüşmüş durumda. Moskova’nın bölgenin bir kısım ülkeleri ile ortak bir askeri savunma gücü oluşturma çalışmalarını da bu bağlamda ele alınması gerekmektedir.


 


Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bir kısım dış güçler tarafından BDT üyesi ülkelerin jeopolitik olarak adeta rehin alınmalarına karşı Rusya’nın bütün imkânlarını kullanacağının altının çizilmesi gerektiğini bildirdi. Lavrov, BDT üyesi ülkelerin kullanılarak, kendi güvenliklerini tehlikeye düşürücü yönde, etraflarının çevrilmesine asla izin vermeyeceklerinin bilinmesi gerektiğinin altını çizerken bu hususta Kafkaslara ve özellikle de Gürcistan’a dikkat çekti. Bu bölgede Moskova’nın ve AB gözlemcilerinin dikkatinden kaçmayan bir askeri hareketliliğin varlığına dikkat çeken Lavrov, burada Moskova’nın çıkarlarına ters hiçbir gelişmeyi kabul etmeyeceklerini belirtti. 


 


Tiflis-Moskova arasındaki düşmanlık Rusya’nın 2004 yılında Putin tarafından belirlenmiş olan ve günümüzde de geliştirilen BDT politikasının bir yansıması olarak algılanmalıdır. 2004 yılındaki BDT politikasında belirlenmiş olan entegrasyon planları 2008 yılında milli güvenliğin olmazsa olmazına dönüşmüş durumdadır. Öyle ki Moskova, topluluk üyelerine karşı, Bush yönetiminin uluslararası terörle mücadele konusunda kullandığı argümanda olduğu gibi iki seçim hakkı tanımaktadır: “Ya bizimle olurlar ya da bizim karşımızda”. BDT üyeleri üzerinde askeri yönde herhangi bir zorlama, baskı ve tehdit yöntemine karşı olduklarını belirten fakat bu üyelerden de saygı beklediklerinin altını çizen Lavrov, bütün üyelerin her yönden eşit olduklarını belirterek esasen Tiflis’e de dolaylı yoldan mesaj yollamaktan geri durmamaktadır.


 


Moskova’nın etrafının kuşatılması hususunda güvenliğinin tehdit altına girmesi ve dolayısıyla bu hususta göstermiş olduğu hassasiyetin geçen yıl içerisinde bütün dünya tarafından yakinen görüldüğünü belirten Lavrov, esasen Batı’nın da artık Rusya ile bu bölge hususunda dikkatli davrandığını memnuniyetle gözlemlediklerini, doğal olarak bunun da bölgenin sükûneti için önemli olduğunun altını çizmektedir. Lavrov, Ukrayna ile yaşanan gaz eksenli olarak gelişen anlaşmazlığın temelinin, esasen BDT’nin yapısının zayıflatılmasından kaynaklandığını belirtirken problemin çözülebileceğini ancak bunun büyük oranda Ukrayna’ya ve Batı’ya bağlı olduğunun da altını çizmektedir.


 


ABD ile olan ilişkilerde de yine milli güvenlik probleminin belirleyici olduğu ve ilişkilerin bunun etrafında şekilleneceğini belirten Lavrov Obama’nın Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya yerleştirilen füze savunma sistemlerinin yerleştirilmesinden vazgeçilmesi durumunda iyi ilişkilerin sağlanabileceğini söylemekte ve bunu da umduklarını belirtmektedir. Fakat The Guardian’da yayınlanan makalesinde Lavrov, ABD’nin dış politikasında olumlu yönde bir gelişmenin söz konusu olmasının kısa süre içerisinde beklenmediğini de belirtmekle birlikte krizin de etkisiyle füze savunma sistemlerinde bir olumlu gelişmenin yaşanacağı yönünde de ciddi beklenti içerisinde olduklarını belirtmektedir. Bu açıklamadan kısa bir süre geçmişken Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada Moskova’nın İran politikasında yapacağı değişikliğe göre füze savunma sistemleri hususunda da değişiklik düşünülebileceğini açıklaması Moskova’nın uluslararası arenada, kendi menfaatleri açısından doğru hamleler yaptığını göstermektedir.


 


Lavrov, ABD’nin NATO destekli olarak doğuya karşı geçekleştirmiş olduğu yayılma politikasının da yeni Başkan döneminde durdurulacağını ümit ettiklerini aksi durumda Moskova’nın buna yönelik politikalar uygulamaya başlayacağını belirtmesinden önce ABD’nin Kırgızistan’da kullandığı askeri üssün kapatılma kararı Moskova’nın bir başarısı olmakla birlikte ileride ABD’nin bu bölgedeki yayılma politikalarına karşı takınılacak tavrı belirtmesi açısından da önem arz etmektedir. Bilindiği gibi 11 Eylül terör saldırılarının ardından uluslararası teröre karşı Washington’un yayılmacılığı politikasına Moskova, o dönem itibariyle karşı çıkmamış bilakis kendi içerisinde bulunduğu bir kısım benzer sebeplerin de etkisiyle destek olmak zorunda kalmıştı.


 


Finansal kriz dolayısıyla dış politikada belirlenmiş olan önceliklerinden hiçbir şekilde ödün verilmeyeceğini ve bu politikaların değiştirilmeyeceğini belirten Lavrov’a göre bir kısım politikalar krizin etkisiyle yavaş gelişme gösterecektir fakat temel olarak belirlenmiş olan politikalardan asla ödün verilmeyecektir. Bu hususta bir kısım ekonomik özverilerde bulunulabileceğinin altını çizen Lavrov milli güvenliğin önceliğini doğal olarak ortaya koyarken Kırgızistan’a karşı 2 milyar doları bulan kredi ve hibelerle bu durumu net bir şekilde ortaya koymuş oluyordu.


 


Görüldüğü gibi Rusya dış politika açısından önceliklerini belirlerken milli güvenliğini temel olarak almakta ve bu açıdan da arka bahçesinde yaşanan gelişmeleri ön plana çıkarmaktadır. Bu açıdan Gürcistan ile yaşanan savaşa gönderme yaparak ciddiyetini de ortaya koymaktadır. ABD’nin global krizi öncelikli tehdit olarak belirlemesi Moskova’yı ona karşı yeni hamleler yapma noktasında iştahlandırmaktadır.

Back to Top