Türkiye-Rusya İlişkileri Doğal Sınırlarına Mı Ulaştı?

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
12 Şubat 2009
A- A A+

Türkiye-Rusya ilişkileri SSCB’nin dağılmasından sonra yepyeni bir döneme girdi. İnişli çıkışlı bir seyir izleyen ilişkilerin en önemli kalemini ekonomik ilişkiler oluşturuyor. Ekonomik ilişkiler önümüzdeki yıllarda da hızla gelişmeye devam edecektir. Politik ilişkiler her zaman ekonomik ilişkilerin baskısıyla gelişti ama hiçbir zaman ekonomik ilişkiler seviyesine çıkamadı. Bu yüzden Türkiye-Rusya ilişkilerini işbirliği ve rekabetin kendine has kombinasyonu olarak tarif edebiliriz. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 38 milyar doları bulmuş durumda. 2008 yılı itibariyle Türkiye’nin Rusya’ya olan ihracatı 6,4 milyar dolar, Rusya’dan yaptığı ithalatı 31,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.


  1996 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 3,5 milyar dolardı. Gelinen seviye iki ülke için de büyük başarı. Her iki ülke de birbirlerinin önemli ticari ortakları haline geldiler. 2008 yılında 2,8 milyon Rusya vatandaşı turist olarak ülkemizi ziyaret etti. Rusya’daki Türk yatırımları geçen yıllarda artmaya devam etti. Sadece Türk inşaat sektörünün Rusya pazarında yüklendiği işlerin toplamı 20 milyar doları buldu. Binlerce Türk işçisi Rusya’da çalışıyor.


 


Rusya açısından da Türkiye önemli bir ticari ortak haline geldi. Özellikle enerji alanındaki ilişkiler buna örnek gösterilebilir. Her iki ülke Mavi Akım gibi devasa bir projeyi gerçekleştirebilme başarısı gösterdiler. Türkiye kullandığı doğalgazın %63’ünü, petrolün ise %29’unu Rusya’dan satın alıyor. Enerji alanında işbirliğinin muhtemel kalemlerinden birisi de nükleer santral yapımı olabilir. Türkiye’nin açtığı ihaleye tek başına katılan bir Rus-Türk ortaklığındaki firma nükleer santralin yapımına talip. Rusya’daki Türk yatırımları kadar büyük olmasa da Türkiye’de de hatırı sayılır derece de Rus yatırımları var. Ruslar açısından Türkiye ilk akla gelen tatil beldelerinden.


 


Ekonomik ilişkiler söz konusu olduğunda geleneksel olarak her iki tarafın şikayeti ticari-ekonomik ilişkilerdeki dengesizlik oluyor. Türkiye açısından bakıldığında neredeyse 25 milyar dolarlık bir açık var ve bu açık enerji hammadde fiyatlarına bağlı olarak her yıl artıyor. Rusya tarafı ise bu konu gündeme geldiğinde Rusya’daki Türk inşaat firmalarını, Rusya’ya turist olarak gelen vatandaşlarını, Rusya’da başta tekstil, gıda ve perakende sektöründe faaliyet gösteren Türk firmalarını örnek göstererek Türkiye’deki Rus yatırımlarının bunlara oranla ne kadar az olduğu tezini ileri sürüyor. Bu konuda her iki ülkenin de haklı olduğu noktalar var.


 


Politik ilişkiler söz konusu olduğunda çok ciddi sorunlar olmasa bile istikrarlı yükselen bir ilişkiler grafiğinden bahsetmek zor. İlişkilerin adının konulması veya tanımlanması konusunda Rusya’nın ve Türkiye’nin bir sorunu yok. Yapılan açıklamalar ve karşılıklı imzalanan belgeler bunu gösteriyor. Sorun bunların içeriğinin doldurulup doldurulamamasında yatıyor. İki ülke ilişkileri “Soğuk Savaş” döneminden sonra 1990’ların sonuna kadar süren bir “Soğuk Barış” dönemi yaşadılar. Karşılıklı ziyaretler, özellikle terörle mücadele alanında işbirliği ve Mavi Akım Projesi gibi açılımlar ilişkileri 2000’li yıllara yeni bir ivmeyle girdirdi. İki ülke ilişkileri bu süre içerisinde “genişletilmiş ortaklık”, “çok boyutlu ortaklık”, “derinleştirilmiş ortaklık” ve hatta kimi zaman “stratejik ortaklık” şeklinde isimlendirildi. Büyük olasılıkla, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün ziyaretinde de iki ülke ilişkileri bu veya buna benzer tanımlarla ifade edilecektir. Ancak, her ne kadar ilişkiler genişletilmiş, çok boyutlu, derinleştirilmiş veya stratejik gibi kulağa hoş gelen kelimelerle tarif edilse de her iki ülke arasında yüksek sesle dillendirilmeyen ciddi sorunlar var. Rusya gümrüklerinde Türk mallarına Rusya’nın uyguladığı zorlaştırıcı rejim halen devam ediyor. Her yaz gelenekselleşen bir sebze-meyve krizi yaşanıyor Rusya ile. Türk vatandaşları hala Rusya havaalanlarında olumsuz manada ayrımcılığa tabi tutulabiliyor. Bu açıdan bakıldığında ortaklığın ne kadar geniş, ne kadar derin ya da ne kadar stratejik olduğu noktası ister istemez sorgulanabilir hale geliyor.


 


Türkiye’nin en büyük eksikliği Rusya’nın bu politikalarına cevap verebilecek eşdeğer politikalar geliştirememiş olmasında yatıyor. Türkiye istese de ben petrol, doğalgaz almıyorum, sebze-meyve, tekstil ürünleri satmıyorum veya Rusya vatandaşlarına vize zorunluluğu getiriyorum diyemiyor. Diğer taraftan, Rusya Türkiye’nin enerji, askeri ve ulaşım ihalelerinde Rus firmalarına zorluklar çıkartıldığını ileri sürüyor. Askeri helikopter ihalesinde Rus tarafının yaşadığı hayal kırıklığının izleri hala sürüyor. Aynı hayal kırıklığını nükleer santral ihalesinde yaşayacaklarına dair ciddi endişeler taşıyorlar. Türkiye’deki Rus yatırımları Moskova’nın beklentilerinin çok altında bir seviyede.


 


Enerji hammaddelerini dünya pazarlarına ulaştırma konusunda geliştirilen projeler konusunda da fikir ayrılıkları var. Enerji konusunu dış politika ve baskı aracı olarak kullanan ve tekel konumunu muhafaza etmek isteyen Rusya, kaynak çeşitliliğini arttıracak ve kendisini dışarıda bırakacak projelere karşı çıkıyor. Karşılığında kendisi projeler geliştiriyor. Kuzey Akım ve Güney Akım projeleri bu politikanın sonucu ortaya çıkmış olan projeler. Rusya, “Bakü-Tiflis-Ceyhan” petrol boru hattına ekonomik olmayan politik bir proje olduğu gerekçesiyle karşı çıkmıştı. Nabucco projesine de aynı sebeplerle olumsuz yaklaşıyor. Samsun-Ceyhan petrol boru hattı projesi de Rusya’nın bu yaklaşımı nedeniyle sürüncemede kaldı. Diğer taraftan, Mavi Akım doğalgaz boru hattına paralel ikinci bir boru hattı döşenmesini bizzat Moskova Ankara’ya teklif ediyor.


 


Rusya, Putin döneminde enerji hammaddelerindeki yüksek fiyat artışıyla birlikte ekonomisini güçlendirmeye ve daha aktif bir dış politika izlemeye başladı. Bu çerçevede etki ve ilgi alanı olarak gördüğü bölgelerde yeni bir ilişkiler ağı kurmak istiyor. Sahip olduğu tabii kaynaklar, ekonomik, politik ve askeri gücüyle küresel ve bölgesel manada büyük bir güç. Türkiye de son yıllarda oldukça aktif bir dış politika izlemeye başladı. Komşularıyla sıfır sorun ve çok boyutlu dış politika anlayışıyla hareket eden Türkiye dış politikasını etrafında güvenli bir kuşak oluşturma doğrultusunda yönlendiriyor. Etki ve ilgi alanlarında bölgesel bir güç olarak ağırlığını her geçen gün artırıyor. Rusya ve Türkiye’nin etki ve ilgi alanları örtüşüyor ve bazen çakışıyor. Türkiye’nin ABD, NATO ve genel anlamda Batı ile olan yakın ilişkileri ile Rusya’nın son yıllarda izlediği güce dayalı dış politika anlayışı göz önüne alındığında Türkiye kuzey komşusu Rusya ile son derece dikkatli bir politika izlemek zorunda hissediyor kendisini. Bu da her iki ülkenin arzuladıkları şekilde bir ortaklık kurmalarını zorlaştırıyor. Türkiye ve Rusya’nın politik manada birbirlerinden beklentileriyle bu beklentileri karşılayabilme kapasiteleri her zaman birbirine uymayabiliyor.


 


İki ülke arasındaki politik ilişkilerde yaşanan durağanlık “yoksa ilişkiler doğal sınırlarına mı ulaştı?” sorusunu akla getiriyor. Hatırlanırsa, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemine girmesi hep “doğal sınırlarına ulaşma” argümanıyla izah edilir. Eğer öyleyse bu aşamadan sonra gerileme de kaçınılmaz olur. Bu ise iki ülke açısından çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Doğal sınırları kabul etmek de genişletmek de her iki ülkenin inisiyatifinde olan bir şey. İki ülke ilişkileri tarihindeki Kurtuluş Savaşı sırasındaki Sovyet yardımı, 1930’lar ve 1960’lardaki sanayi alanındaki işbirliği, 1984 doğalgaz anlaşması, 1998 yılında PKK elebaşı Öcalan konusundaki Rusya’nın tavrı, 1999 yılında Ecevit’in Moskova ziyareti, 2004 yılında Putin’in Türkiye ziyareti ve Mavi Akım doğal sınırları genişleten açılımlardı.


 

Son yıllarda iki ülke ilişkileri kışın doğalgaza yazın ise domatese endeksli hale geldi neredeyse. Rusya, Türkiye için; Türkiye de Rusya için çok önemli iki ülke konumundadır. Bu yüzden üst düzey ziyaretlerle ilişkilerdeki güven ortamının sık sık tazelenmesi ve sorunların ikili olarak baş başa görüşülerek çözümlenmesi zorunlu hale geliyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün bugün başlayan Rusya ziyareti işte tam da bu açıdan çok önem kazanıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top