Annapolis'ten Moskova'ya

A- A A+

Hamas’ın Aralık 2005’te Filistin’de yapılan seçimleri kazanmasının ardından Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 31 Ocak 2006 tarihinde Kremlin’de yapılan basın toplantısında Hamas’ı terörist örgüt olarak kabul etmediklerini ilan etmesi dünya kamuoyunun oldukça dikkatini çekmişti. Buna en çok şaşıran Hamas’ı terörist bir örgüt olarak kabul edip dışlayan ABD ve Avrupa olmuştu. Putin, 9 Şubat 2006 tarihinde İspanya’ya gerçekleştirdiği ziyarette Hamas liderlerini Moskova’ya davet edeceklerini açıklayınca Batı dünyasındaki şaşkınlık ve hayal kırıklığının dozu iyice artmıştı.


Putin, Şubat 2007’de gerçekleştirdiği Ortadoğu turundan önce El-Cezire televizyonuna verdiği demeçte, özellikle Irak ve Filistin’i kastederek, halkların kendi kaderlerini kendilerinin seçmelerinin gerekliliğinden bahsetmişti. Filistin’deki yeni yönetim de İsrail’in varlığını tanıyarak Filistin halkını temsil etmeliydi. Rusya’nın söz konusu daveti 3 Mart 2006 tarihi itibariyle gerçeğe dönüştü ve Hamas heyeti Moskova’yı ziyaret etti. Hamas’ı görüşmeler için Moskova’ya davet etmekle Rusya Ortadoğu’da çok güçlü bir dış politika atağı yapmıştı. Ortadoğu’da Rusya için yeniden nüfuz kazanma kapısı aralamıştı. Filistinliler nezdinde hem Putin’in hem de Rusya’nın popülaritesi artmıştı.


 


İşte bu yüzden, 27 Aralık 2008 tarihinde başlayan, içlerinde bebek, kadın ve çocukların bulunduğu 1300’den fazla Filistinlinin ölümüyle dünya gündemini sarsan İsrail’in Gazze saldırıları gözleri ABD ve AB kadar Rusya’ya da çevirmişti. ABD, beklenildiği gibi, savaşın daha en başında Filistin’i saldıran, İsrail’i ise savunan güç olarak ilan ederek tarafını açıkça ortaya koydu. Seçim süreci bütün dünya tarafından ilgiyle takip edilen ABD’nin yeni başkanı B. Obama’nın sessizliği ise özellikle İslam dünyasında büyük hayal kırıklığı oluşturdu. AB’nin ekonomik gücünü aynı oranda diplomasiye yansıtamadığı apaçık ortaya çıktı. AB’nin dönem başkanlığını yürüten Çek Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı İsrail’in Hamas saldırıları karşısında kendini savunma hakkı olduğunu ileri sürdü. Soruna daha başından tersinden yaklaşan AB bu açıklamayla düştüğü durumdan ancak Çek Cumhuriyeti sözcüsünün daha sonra “saldırı değil savunma amaçlı” ifadesi kullanılmasından dolayı özür dilemesiyle çıkmaya çalıştı.


 


Hamas’ın bir şekilde tavsiyesini isteyenler açısından Gazze’deki İsrail saldırıları desteklenmese bile en azından görmezlikten gelinerek geçiştirilebilecek bir savaş olmaktan ibaret sayılabilirdi. Batı’nın Hamas antipatisinden dolayı farklı bir tavır beklenemezdi zaten. Buna rağmen Batı ülkelerinin kamuoyları İsrail’in saldırılarına olan tepkilerini sokak gösterileriyle duyurdular.  Arap dünyasının siyasi hesaplarından kaynaklanan tepkisizliği sadece kendi halklarını değil bütün bir Müslüman dünyayı şaşkınlık içerisinde bıraktı. Filistinlilerin kendi aralarındaki bölünme de bu denkleme eklenince Gazze dünyanın gözleri önünde apaçık bir katliama tabi tutuldu.


 


Gözler bu süreç içerisinde Rusya’dan gelecek sert bir açıklama ya da kınama beklentisi içerisindeydi. Başkan Medvedev ya da Başbakan Putin’in İsrail’i sert bir şekilde eleştiren birkaç cümle sarf etmesi beklendi ama nafile. Gerçi akan kanın durdurulabilmesi için Rusya diplomatik çabalara başlamadı değil. 31 Ocak 2008’de Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov, Meşal ve Abbas ile telefon görüşmesi yaptı. Rus hükümeti 2 Ocak tarihinde vatandaşlarını tahliye etmek için iki uçak gönderdi. Ayrıca çadır, ilaç, yiyecek gibi insani yardım malzemelerini Mısır üzerinden bölgeye gönderdi. Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Aleksandr Saltanov Rusya devlet başkanının özel temsilcisi olarak bölgeye gitti. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda özel temsilcinin Suriye'de sürgünde yaşayan Hamas'ın siyasi lideri Halid Meşal ile görüştüğü, Hamas ile İsrail arasındaki sorunun siyasi ve diplomatik yollardan çözülmesinin gerektiğini vurguladığı ve Hamas yönetimine, “Gazze Şeridi'ndeki halka sorumlu bir biçimde davranması” çağrısında bulunduğu belirtildi.


 


İsrail'in Gazze şeridindeki saldırıları yüzünden sivil can kayıpları artarken, Rusya da "derhal ateşkes" çağrısıyla krizi durdurma yönünde adımlar atmaya çalıştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Andrey Nesterenko, İsrail'in kara operasyonuna başlamasından sonra yeni ve tehlikeli bir aşamaya girildiğini belirtip sivil kaybının daha da artacağı endişesini dile getirdi. Rusya sorun hakkında BM'de girişimlerin süreceğini tekrarladı. İsrail Başbakanı Olmert'i telefonla arayan Rusya Devlet Başkanı Medvedev'in “arabuluculuk” çağrısına İsrail tarafından olumsuz yanıt verildi. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, operasyona derhal son verilmesi ve insani yardım koridoru açılmasını istedi. Moskova'nın sert tepkisi üzerine İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, Lavrov'u aradı. BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada Rusya Gazze'de taraflara, “derhal ve kalıcı” ateşkes çağrısında bulunan ve İsrail birliklerinin tamamen Gazze'den çıkmalarını öngören 1860 sayılı kararına “evet” oyu kullandı. Kararın alınmasında Fransa ile birlikte Rusya’nın büyük katkısı oldu. Akabinde Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafları BM Güvenlik Konseyi kararına uymaya çağırdı.


 


Bütün bunlara rağmen, 2006’da Hamas’a adeta kol kanat geren Moskova’nın çabaları beklenenin aksine ses getiren türden değildi. BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada İsrail karşıtı oy kullanmak bir tepki idi ama İsrail’in kayıtsız şartsız destekçisi ABD’nin bile oylamada veto seçeneğini kullanmayıp “çekimser” oy kullandığı dikkate alınırsa çok fazla öne çıkarılacak bir tavır değildi aslında. Moskova'dan, konuyla ilgili üst düzey açıklamalar gelmemesi dikkat çekti. Dünya dengelerinde yine eskisi gibi başat rol oynamak isteyen ve çok kutuplu dünya düzeni için çaba harcayan Rusya’nın bu tavrı beklentileri karşılamaktan uzaktı.


 


Rusya’nın bu şekilde beklenenden zayıf tepkiler vermesinin tabiî ki bir takım sebepleri olmalıydı. İlk olarak, her yıl Aralık sonundan Ocak ortasına kadar yılbaşı tatili havasına giren Rusya krize işte tam bu tatil rehaveti sırasında yakalanmıştı. Savaşın en hengâmeli zamanında Medvedev ve Putin, 2014 Kış olimpiyatlarının yapılacağı Rusya’nın ünlü tatil beldesi Soçi şehrindeki kayak merkezi Krasnaya Polyana’da kayarak tatillerini geçiriyorlar ve kendi aralarında bir kafede içtikleri çayın parasını kimin ödeyeceğine dair basın mensuplarının karşısında şakalaşıyorlardı. Ancak, Rusya gibi ciddi bir devlet için tatil döneminde olmak bir mazeret olamayacağı için bu yaklaşım yeterince açıklayıcı değildi.


 


Aslında Rusya’nın gösterdiği tepkinin düşük şiddette olmasının iki önemli dış ve iç nedeni vardı. İlk olarak, Rusya ağır bir kriz döneminden geçiyordu. Küresel ekonomik krizin en fazla ve derinden vurduğu ülkelerden birisi Rusya idi. Şiddetli düşüşlerden dolayı borsadaki faaliyetler bir çok kez durdurulmuştu. Ekonomik krize önlem olarak açıklanan paketlerdeki milyarlarca dolar bir anda yurtdışına çıkmıştı. Petrol fiyatlarındaki düşüş ekonomisi enerji hammadde fiyatlarına endeksli Rusya’yı iyice zor duruma düşürmüştü. Ulusal para birimi ruble, dolar ve euro karşısında rekor düşüşler yaşadı. İşsizlik oranı yükselmeye ve peşinden protestolar artmaya başladı. Son olarak Ukrayna ile yaşanan doğalgaz anlaşmazlığı bütün bunların üstüne adeta tuz-biber ekti denilebilir. Sorun Kiev ile Moskova arasında anlaşmayla çözüldü ama günlerce gazsız kalan Avrupa tarafından sıkıştırılan Rusya hem büyük maddi zarar gördü hem de prestij kaybına uğradı. Yani Rusya bir anlamda kendi derdiyle meşguldü ve Gazze ikinci planda kalmıştı.


 


İkinci ve en önemli neden ise Rusya’nın Ortadoğu’da yapmayı düşündüğü dış politika atakları ile ilgiliydi. Hatırlanacağı üzere Kasım 2007’de ABD’nin Maryland eyaletindeki Annapolis kentinde Orta Doğu Barış Konferansı düzenlendi. Konferansın açılışında konuşma yapan ABD Başkanı George Bush, Abbas ve Olmert’in üzerinde uzlaştığı bir yol haritası açıklamıştı. Liderlerin üzerinde uzlaştığı metne göre, iki devletli çözüm çerçevesinde nihai statü müzakerelerine başlanacak ve 2008 sonuna kadar sonuçlandırılacaktı. Konferansın kapanış konuşmasını yapan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice bütün önemli konuların masada olacağını ve sürecin zor olduğunu ancak uluslararası toplumun bu süreçte taraflara desteğini gösterdiğini belirtmişti.


 


Konferanstan sonra Rusya ikincisini düzenlemeye talip olduğunu açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İsrail-Filistin anlaşmazlığı, müzakerelerin Suriye ve Lübnan ayakları için Moskova’nın ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu duyurdu. Rusya bu açıklamadan sonra Annapolis konferansının devamı niteliğinde, Ortadoğu barış çabalarına yoğunlaşacak kapsamlı bir konferans için hazırlıklara başladı. Zaten yaşanan gelişmeler Annapolis’in pek bir fayda sağlamadığını ortaya koydu. Şimdi hamle sırası Rusya’daydı. Moskova’daki konferans konusunda Mısır ve Filistin oldukça istekli olduğu görülüyordu. 2008 yılı içerisinde Moskova’yı ziyaret eden Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek Moskova’da düzenlenecek konferansın Annapolis’in devamı değil tamamen yeni bir barış inisiyatifi olması gerektiğini dile getirmişti.


 


Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas 18 Nisan 2008’de Rusya’nın önemli gazetelerinden Nezavisimaya’ya verdiği demeçte “Ortadoğu Barış Konferansı’nın Moskova’da mutlaka toplanması gerektiğine eminim. Bu konferans Rusya’nın bölge için önemine şahitlik edecek ve barış sürecindeki rolünü güçlendirecektir. Rusya Federasyonu büyük bir ülke olarak Ortadoğu anlaşmazlığının çözümünde önemli rol oynamak zordundadır… Moskova’daki konferans bir tür yenilenme ve Annapolis’in eksikliklerinin giderilmesi olmalıdır. Amerika’daki başlangıçsa, Moskova’daki bunu ileriye götürmelidir” diyerek konuya dikkat çekmişti.


 


Rusya söz konusu konferansı 2009 yılı içerisinde Moskova’da gerçekleştirmek için hazırlıklara başlamış durumda. Konferansı Ortadoğu’da ve uluslararası politikada ağırlığını ve etkisini artırma yolunda çok etkin bir şekilde kullanmak istiyor. Konferansın ev sahibi olarak, tarafların hiç birini kızdırmayacak, gücendirmeyecek, suçlamayacak ve rencide etmeyecek şekilde söz ve fiillerde bulunmak zorunda hissediyor kendini. Tarafsızlık imajı bu anlamda öne çıkıyor. Çünkü, aksi bir durum daha baştan Moskova’daki görüşmeleri zora sokabilir. Bu sebeple Moskova tarafından katliamın bütün şiddetine rağmen şimdiye kadar İsrail’i doğrudan hedef alan ve sert bir şekilde eleştiren hiçbir açıklama yapılmadı. Buna karşılık, Rusya'nın son zamanlarda yakın ilişkiler içerisinde olduğu ve ilişkilerini gittikçe arttırdığı Venezualla gibi Latin Amerika ülkeleri İsrail'e çok şiddetli tepki gösterdiler. Rusya her zamanki gibi ileriye yatırım yapıyor. Bu tavrının meyvesini Hamas’ı terörist örgüt olarak ilan etmemiş olmasından dolayı 2006’da toplamıştı. Hamas ile başlattığı ilişkiler yoluyla Ortadoğu’da yeniden nüfuz kazanma kapısını aralayan Rusya dikkatli bir şekilde bu aralığı daha da büyütmek istiyor diyebiliriz. Ancak, Filistin-İsrail çatışması katliama dönüşen son çatışmayla öyle bir hale geldi ki korkarız Moskova Konferansı da aynen Annapolis’teki gibi neticesiz kalabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top