Rusya Afrika'ya Geri mi Dönüyor?

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
04 Kasım 2008
A- A A+

Afrika kıtası 30 milyon km kare büyüklüğüyle dünya karalarının %23’ünü oluşturuyor. Bu kıta üzerindeki 54 ülkede yaklaşık 830 milyon kişi yaşıyor. Bu dünya nüfusunun yaklaşık %14’üne tekabül ediyor. Afrika zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla dünya ekonomisinin çok büyük bir hammadde kaynağı. İşlenmeye hazır şekilde dünya platin rezervlerinin %89,4’üne, krom rezervlerinin %81,1’ine, fosfatın %76,1’ine, manganezin %60,9’una, kobaltın %60,1’ine, elmasın %39’una, altının %37,3’üne, boksitin %30’una, titanın %20’sine, bakırın %10’una sahip. Afrika kıtası Uranyum, demir, kalay, nikel, antimon ve daha başka değerli madenlere de sahip.


 


Dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin %6,6’sına, kömür rezervlerinin %6’sına, su kaynaklarının ise %20’sinden fazlasına sahip. Dünya platin ihtiyacının %92’sini, elmas ihtiyacının %70’ini, manganez ihtiyacının %35’ini, boksit ihtiyacının %15,5’ini, kromun %50-70’ini, kobaltın %37’sini, titan’ın %15’ini, vanadyumun %80’ini karşılıyor. Nijerya, Angola, Libya, Cezayir ve Sudan petrol ve doğalgaz üreticisi ülkeler. Gine Körfezi, Çad ve Moritanya’da da yeni petrol yatakları bulundu. Tahminlere göre, önümüzdeki yıllarda dünya pazarlarına ihraç edilecek yeni petrolün ¼’ü Afrika’da üretilecek.


 


Afrika jeostratejik konumu itibarıyla da oldukça önemli bir kıta. Dünya politikasının önemli merkezlerinden olan Avrupa’ya çok yakın. Dünya politikasının ve enerji güvenliği konularının yoğunlaştığı bir bölge olan Ortadoğu’nun hemen yanı başında bulunuyor. İki okyanusa, Akdeniz’e ve Kızıldeniz’e kıyısı var. Bu denizler stratejik öneme sahip ticaret yollarının ve enerji hatlarının geçtiği yerler olarak öne çıkıyor. Afrika ülkeleri BM’de % 25 oranında, İK֒de ise % 30 oranında temsil ediliyorlar. Bütün bu özellikleriyle Afrika kıtası gün geçtikçe dünyanın ekonomik ve politik ilgi odağı haline geliyor.


 


Ağustos 2008’de Rusya ile Gürcistan arasında Güney Osetya sebebiyle yaşanan savaşta Moskova’nın beklenenden sert müdahalesi ve sonrasında da Güney Osetya ve Abhazya ayrılıkçı bölgelerini resmi olarak tanıdığını açıklaması uluslararası çevrelerde Rusya’nın SSCB’nin dağılmasından sonra uluslararası politikaya ilk kez güçlü ve kararlı bir şekilde “geri döndüğü” mesajını vermesi olarak algılandı. Aslında bu geri dönüşün ayak sesleri V.V. Putin’in iktidara gelmesiyle iyiden iyiye duyulmaya başlanmıştı.


 


Putin daha göreve geldiği ilk aylarda hedefini Rusya’yı dünyanın modern, ekonomik açıdan güçlü, teknolojik açıdan ilerlemiş, sosyal açıdan gelişmiş ve politik nüfuz sahibi bir ülke haline getirmek olarak açıklamıştı. Artan petrol ve doğalgaz fiyatlarının ekonomisine olumlu yansımalarıyla dağılma sonrası düştüğü ekonomik zorluklardan kurtulmayı başaran ve enerji kaynaklarını dış politika aracı olarak ilişkilerde sorunlar yaşadığı ülkeler üzerinde bir baskı unsuru olarak başarılı bir şekilde kullanmaya başlayan Rusya, sözü edilen geri dönüşün işaretlerini kuvvetli bir şekilde vermeye başlamıştı.


 


V.V. Putin, Rusya Devlet Başkanı olarak seçildikten sonra, “Biz çıkarlarımıza ters düşmedikçe herkesle işbirliğine gideceğiz” açıklamasını yaparak yeni dönemin nasıl olacağına dair ipuçlarını verdi. Değişiklikler Rus diplomasisindeki yeniden yapılanma ile de bağlantılıydı. Putin, Duma’ya gönderdiği bir mesajında Rusya’nın yeni dış politikasının başlıca prensiplerini “ulusal önceliklerin çok iyi tespiti, pragmatizm ve ekonomik verimlilik” olarak açıklıyordu. Buna göre, Rusya’nın dış politikası ekonominin ve toplumun gereklerine göre oluşturulacaktı.


 


Rus dış politikasındaki bu değişiklikler birçok alanda hissedilmeye başlandı. Rusya G-7’ler klübüne sekizinci üye ülke olarak kabul edildi. İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) ile üyelik görüşmeleri başlatıldı ve gözlemci ülke statüsü alındı. 21. yüzyılın süper gücü olması gözüyle bakılan Çin ile yakın ilişkiler devam ettirilerek Uzak Doğu ile bağlar kopartılmamaya çalışıldı. Suriye, İran ve Hamas ile kurulan yakın ilişkiler yeniden Ortadoğu’ya döneceğinin sinyallerini verdi. Venezuella ile ilişkilerde gözlemlenen yakınlık Rus dış politikasının yeniden Latin Amerika’ya önem vermeye başladığının işaretlerini taşıyordu. Böyle bir ortamda dünyanın önemli kıtalarından Afrika’nın Rusya’nın genişleyen ilgi alanı dışında kalması düşünülemezdi. 1990'lı yılların başında Rusya'nın Afrika ile ilişkileri derin bir düşüş dönemine girmiş ve adeta Afrika Rusya'nın ilgi alanından çıkmıştı. 1999 yılından itibaren Rusya'nın Afrika'ya olan ilgisi artmaya başladı. Üst düzey ziyaretler başladı. Eylül 2006'da  Putin birkaç Afrika ülkesini kapsayan bir gezi gerçekleştirdi. Yakın zamanda Rusya Afrika ülkelerinin kendisine olan 12 milyar dolarlık borcunu sildiğini açıkladı.


 


Rusya’nın yeni dönemde dünyanın herhangi bir bölgesi ya da ülkesi ile ilişkilerinde seçtiği pragmatist yaklaşım, bir taraftan Rusya’nın uluslararası saygınlığına hizmet ederken diğer taraftan ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak belirli politik ve ekonomik çıkarların mevcudiyetini şart koşuyor. Bu açıdan bakıldığında Afrika ile ilişkiler her ikisini de fazlasıyla karşılayacak potansiyele sahip. Her ne kadar Rusya-Afrika ticaret hacmi 3,5 milyar dolar olsa da birçok büyük Rus şirketi Afrika’ya yatırım yapıyor. Bunların başında da enerji ve hammadde şirketleri geliyor. 1994 yılında 700 milyon dolarlar seviyesine kadar düşen ticaret hacmiyle kıyaslandığında bu oldukça büyük bir ilerleme.


 


Afrika ülkeleri ile yakın ilişkiler uluslararası meselelerde BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamalarda Rusya’nın tezlerini destekleyecek ülkelerin sayısının artması anlamına geliyor. Bunun örneklerini Rusya SSCB döneminde çok görmüş ve istifade etmişti. Şimdilerde de Rusya buna şiddetle ihtiyaç duyuyor. Yeni Rus dış politikasının rotası Afrika ülkeleri ile ilişkilerin daha da artırılmasını zorunlu kılıyor. Rusya bu rotanın gereği olarak kıtaya, 1960’lı yıllarda yaşanan “Afrika patlaması” şeklinde olmasa bile, 1990’lı yıllardan dersler çıkararak daha organize ve güçlü bir şekilde girmek istiyor.


 


ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni dayatmasına karşı çok kutuplu dünya düzeni için çaba harcayan Rusya açısından Afrika ile ilişkiler oldukça önemli. Birçok uluslararası krizde Batı ile farklı cephelerde yer alan Rusya açısından dünyanın farklı bölgelerinde yeni müttefikler bulmak artık oldukça önemli hale geldi. Rusya-Batı ilişkileri eğer istikrarlı bir şekilde ilerlemeye devam etmiş olsaydı Moskova’nın Afrika’ya ilgisi aynen 1990’lı yılların başındaki gibi minimum seviyede kalabilirdi. Ancak, NATO’nun doğuya doğru genişlemeye devam etmesi, 1998 Balkan Krizinde yaşadığı hayal kırıklığı, 1999 ikinci Çeçenistan savaşında uğradığı eleştiriler, Irak’a müdahaleyi engelleyememesi, İran ile nükleer alandaki ilişkilerinin tepki toplaması, Kosova’nın bağımsızlığına kavuşması ve son olarak Ağustos 2008’deki Rusya-Gürcistan savaşında aldığı eleştiriler Rusya ile Batı arasındaki köprüleri yıkmasa bile oldukça ciddi hasara uğrattı.


 


Rusya çok kutuplu dünya düzeni için gösterdiği çabasında dünyanın çeşitli bölgelerinde kendisiyle yakın ilişkiler içerisinde olacak ülkeler bulunmasını istiyor. Orta Asya’da Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile, Avrupa’da Almanya ile, Kafkaslarda Ermenistan ile, Ortadoğu’da İran ve Suriye ile, Uzak Doğu’da Çin ve Hindistan ile, Güney Amerika’da Venezuella ile yakın ilişkiler kurmaya çalışıyor. Afrika’da ise Cezayir, Mısır, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Angola ile bunu gerçekleştirmek istiyor.


 


Dünyada bölgesel entegrasyonlar gittikçe hız kazanıyor. Afrika’da bundan istisna değil. En dikkat çeken örgüt ise “Afrika Birliği”. Afrika Birliği henüz tam olarak kendini ispatlamış değil, ancak uzak bir gelecekte de olsa eğer hedeflerine ulaşırsa Afrika’nın hiç şüphesiz uluslararası ilişkiler ve dünya kamuoyundaki ağırlığı ve etkinliği artacaktır. Rusya dış politikada bütün ihtimalleri değerlendirerek hareket etme politikasının çoğu zaman faydasını gördü. Rusya aynen İK֒de olduğu gibi Afrika Birliği Örgütü’nde de gözlemci üye ülke statüsü almış durumda. Afrika Birliği ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışması aynı zamanda Afrika’ya yaptığı uzun vadeli yatırımlardan biri sayılabilir. 


 


Enerjiyi bir dış politika aracı olarak başarılı bir şekilde kullanan Rusya açısından Afrika çok önemli bir yere sahip. Enerji fiyatlarındaki artışla ekonomisini sağlama almaya başlayan Rusya’nın yavaş yavaş canlanan hizmet ve sanayi sektörü küresel ve bölgesel pazarlara çıkmak, ürettikleri mallar için pazar ve hammadde bulmak istemektedir. Afrika ise sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla bunu çok rahat karşılayacak konumda. SSCB döneminden kalan miras bunu kolaylaştırıcı bir ortam sunmaktadır. Rusya ekonomisinin bir başka önemli motoru sayılan silah ve askeri teknoloji sanayi için hala büyük oranda SSCB menşeli silah ve teknolojiyle donatılı ordulara sahip Afrika çok önemli bir pazardır.


 


Rusya-Afrika ilişkileri Rusya’nın bazı öncelikli milli hedeflerini gerçekleştirmesi yolunda ilerlemesinde önemli katkı sağlayacak potansiyele sahiptir. Nitekim, 28 Şubat 2006 tarihinde Rusya Bilimler Akademisi Afrika Enstitüsü tarafından düzenlenen “Kısa ve Orta Vadede Rusya ve Afrika” konulu yuvarlak masa toplantısında bu durum “Afrika ülkeleriyle yeni dünya düzeninin kurulması ve diğer önemli uluslararası sorunlara olan yaklaşımların denkliği veya yakınlığından hareketle uluslararası alanda ortak hareket geliştirmek, Rusya’nın etkili ve bağımsız bir dünya politikası merkezi olmasının güçlenmesi imkânlarını arttırır” şeklinde özetlenmektedir.


 


AB, ABD, Rusya, Almanya, İngiltere, Fransa, Çin, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi dünyanın önemli politik ve ekonomik güç sahibi ülkelerinin çıkarları Afrika kıtasında çakışmaktadır. Her biri Afrika’nın kaynaklarını kullanmak, Afrika ülkelerinin ekonomilerinde önemli rol oynamak, bu ülkelerin politikalarını kendisine yakınlaştırmak, onların desteğini almak ve kıtadaki gelişmelere müdahil olabilmek istemektedir. Afrika’nın yükselen bu trendinde oyunun dışında kalmak aynı zamanda uluslararası arenada oyunun dışında kalmak anlamına gelecektir. Rusya ise dünya devletleri arasında eski itibarına kavuşmak istediğini her fırsatta göstermek istemektedir. Öyleyse Rusya kesinlikle Afrika’ya geri dönecektir ki gelişmeler de bunu göstermektedir. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top