Rusya ve İslam Dünyası

Mehmet KARABAĞ
31 Ekim 2011
A- A A+

SSCB’nin yıkılmasından sonra tek kutuplu sistem oluşturma çalışmaları 11 Eylül 2001’de meydana gelen terör saldırısından sonra “Yeni Dünya Düzeni” oluşturma çabalarına dönüverdi. ABD’nin planları çerçevesinde uygulamaya konulmaya çalışılan bu yeni sistemin hayata geçirilmesi yönünde atılan adımlar her geçen yıl biraz daha başarısızlığa sürükledi. Yeni dünya düzeni çabaları yerini ABD’nin öncülüğündeki “tek kutuplu” dünya düzeni oluşturma çabalarına dönüştü. Bu yeni düzenin ABD öncülüğünde şiddet, çatışma ve savaşlar üzerine bina edilmeye çalışılması ve bu kanın genellikle dünyanın Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde akması Amerikan karşıtlığını her geçen yıl büyüyerek artırdı.

 


Tek kutuplu dünya düzenine karşıtlığını bir çok platformda zaman zaman oldukça sert bir şekilde dile getiren Rusya’nın işte böyle bir ortamda İslam dünyasına karşı ilgisinin arttığı ve bazı adımlar atmaya başladığı görüldü. Çeçenistan’da yaşanan savaşlar sebebiyle İslam dünyası ile sorunlu dönemler yaşayan Rusya açısından İslam dünyası ile yakınlaşma çabası aynı zamanda Müslüman ülkelerle ilişkilerini yeni bir seviyeye çıkartma politikasının da sonucuydu. Elinde bulundurduğu enerji silahıyla birlikte oldukça aktif bir dış politika izlemeye başlayan Rusya açısından zengin enerji kaynaklarına sahip İslam dünyası ile yakın ilişkiler içerisinde bulunmanın kendisine sağlayacağı gücün farkında olan Rusya, İslam dünyasında oluşan ABD aleyhtarlığını da fırsat bilerek yakınlaşma çabalarına başladı.


 


Rusya’da yaklaşık 25 milyon Müslüman yaşıyor. Hatta Rusya zaman zaman kendisini en fazla Müslüman’ın yaşadığı Müslüman olmayan ülke olarak lanse ediyor. Müslüman ülkelerle ilişkilerini geliştiren Rusya, gözlemci statüsüyle 2005 yılında İslam Konferansı Örgütü’ne de katıldı. 2006 yılında Moskova’yı ziyaret eden İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Kremlin’de ağırlanarak üst düzeyde ilgi görmüştü. Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, göreve geldikten sonra İKÖ daimi temsilcisi olarak bölgelerin kalkınmasından sorumlu eski bakan yardımcısı Kamil İshakov'u atadı.


 


Rusya’nın bu politikasını İslam Konferansı Örgütü’nün Malezya’daki toplantısına katılan Putin, “İslam Dünyası ile yakınlaşma” şeklinde net olarak dile getirdi ki zaten Rusya’nın yeni dış politika önceliklerini belirleyen “Rusya Federasyonu’nun Dış Politika Konsepti 2000” belgesinde de yer almaktadır. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı S. Lavrov 13 Mart 2008’de Dakar’da İslam Konferansı Örgütü üyelerine karşı yapmış olduğu konuşmasında bu durumu “Rusya Federasyonu İslam dünyasının iyi niyetli dostu olmasının yanında onun ayrılmaz bir parçasıdır” şeklinde dile getirmiştir. Lavrov’un İKÖ toplantısında Batı’da yükselen İslam ve Müslüman karşıtlığına karşı bu ülkelerin yöneticilerinin yeteri kadar önlem almadıklarını dile getirmesi ve İslam dünyasının istediği zaman kendisine değer veren samimi ortaklar bulabileceğinin altını çizmesi Rusya’nın bu alandaki politikasının ve planlarının açık bir şekilde dile getirilmesinden ibarettir.


 


Rusya Federasyonu, bu politikası çerçevesinde İslam dünyasının sempatisini kazanmak için önüne çıkan fırsatları da değerlendirmekten geri durmamaktadır. Bunun en bariz örneğini İslam dünyasının büyük tepkisini çeken karikatür krizleri esnasında yaşanlar oluşturmaktadır. Karikatür krizleri esnasında istisnasız bütün politikacılar, akademisyenler ve sanatçılar karikatürler aleyhine oldukça sert sayılabilecek demeçler verdiler. Bu durumu Batı’nın fikir özgürlüğü adı altında aslında İslam karşıtlığının bir yansıması olarak lanse etmeye çalıştılar. Buradan hareketle Batı’nın İslam dünyası açısından emperyalist politikalar uyguladığının altını çizerek aslında İslam dünyasının hiçbir zaman güçlenmesini istemediğini belirttiler. Bu hususta Putin Batı’yı İslam’a karşı ikiyüzlü olmakla suçlaması da esasen kendi Müslüman vatandaşlarına karşı bir iç politika çıkışı saymakla birlikte İslam dünyasına karşı sempati kazanma olarak ta nitelendirilmektedir. Ayrıca, Rusya’nın Batı’daki genel kabulün aksine Hamas’ı terörist bir örgüt olarak kabul etmeyip her halükarda Filistin’e yardıma devam edeceğini açıklaması bu anlamda Rusya’nın artı hanesine yazıldı. Enformasyon ayağını da ihmal etmeyen Rusya, İngilizce yayın yapan “Russia Today” isimli televizyon kanalından sonra, Ortadoğu’ya yönelik olarak, uydu üzerinden Arapça yayın yapacak bir televizyon kanalı kurmayı da planlamaktadır.


 


Özellikle Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra varlık sebebi ortadan kalkan NATO’nun varlığının devam ettirilmesi için İslam dünyasının, saklı bir şekilde SSCB’nin yerine ikame edildiği ve İslam dünyasında akan kanların da esasen hep bu sebepten olduğu görüşü TV ekranlarında boy gösteren siyasiler, akademisyenler tarafından adeta ortak bir fikir olarak dile getirilmektedir. Anti parantez, çoğunlukla Rusya’da akademisyenlerin devlet tarafından belirlenmiş olan politikaların dışına çıkmaları veya bu politikaları eleştiriye tabi tutmaları Putin’in ikinci başkanlık dönemi itibariyle pek mümkün olamamaktadır. Yani aslında çoğu akademisyen bu açıdan bakıldığında adeta sistemin sözcüleri gibi hareket etmektedirler.


 


Esasen Rusya’nın İslam dünyası ile dostluk kurma gayretlerinin önemli sebepleri arasında Batı’ya karşı elini güçlendirme düşüncesi bulunmaktadır ki bu durum zaten açık bir şekilde dile getirilmektedir. Rusya, Bu husustaki planlarını gerçekleştirirken de başta Tatarlar olmak üzere Müslüman vatandaşlarından gerektiği şekilde maksimum faydalanmayı da ihmal etmemektedir. Bu yaklaşımın ne kadar etkili olduğu ise ayrı bir konudur. Aynı zamanda “Stratejik Bakış Açısı: Rusya ve İslam Dünyası” adıyla bir çalışma gurubu oluşturan Rusya, İslam dünyası ile ilişkileri güçlendirme hususunda ne kadar ciddi olduğunu ortaya koymaktadır. Rusya’nın İK֒ye gözlemci konumda da olsa kabulünü memnuniyetle karşılayan Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin; Müslüman dünyasıyla diyaloğu geliştirmenin, Rusya’nın öncelikleri arasında olduğunu söyledi. Putin, “Stratejik Bakış Açısı: Rusya ve İslâm Dünyası” gurubunun ilk toplantısının açılışında yaptığı konuşmada “İslâm dünyasıyla diyalogumuzun verimli bir şekilde geliştiğini görmekten mutluyum. Nitekim İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ) çerçevesinde Rusya’ya gözlemci üye statüsü verilmesi de bu hedefimizi daha da ilerletme şansı veriyor” diyerek bir kez daha bu konuda ne kadar ısrarlı olduklarını belirtti.


 


Stratejik  çalışma grubunun üçüncü toplantısı geçen yılın şubat ayında İstanbul’da gerçekleştirildi. Bu toplantıda Rusya Federasyonu’nu temsilciliğini dönemin Tataristan devlet başkanı M. Şaymiyev yapmıştı. Şaymiyev bu toplantıda Rusya’nın İslam dünyasına yakınlaşma hususunda uygulamaya başladığı politikasını şu sözlerle dile getiriyordu: “Dünyada bir entegrasyon sürecinin başladığını ve bu sürecin hızlı bir şekilde geliştiğini görmekteyiz. İslam dünyası olarak bizler de bu entegrasyona gözlerimizi kapatamayız ve kendi aramızda entegrasyonumuzu ve de Müslümanlar olarak kendi küreselleşmemizi oluşturmamız gerekmektedir”. Burada şunun da altını çizmemiz gerekir ki Yeltsin sonrası Rusya, katı merkeziyetçi yaklaşımın sonucu olarak dış politika açısından cumhuriyet liderlerini sıkı bir şekilde izole etmiş durumda olmasına rağmen bu tür büyük çıkarlar söz konusu olduğunda bu prensibinden geri adım atabilmekte ve dışa karşı onları bağımsız aktörler gibi olarak öne sürebilmektedir. Bu durum Rusya’nın bu alandaki politikasının ve planlarının büyüklüğünün de bir delili olarak ileri sürülebilir.


 


Rusya, her ne kadar İslam dünyası ile yakınlaşma planları yapsa da bu hususta oluşturulan planların uygulanmasına dönük atılan adımların desteklenmesi ve alt yapısının oluşturulması yönünde büyük eksikliklerin/sorunların olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, bu yakınlaşmayı sağlayacak lobi faaliyetlerinin yetersizliği veya hiç olmaması bunlardan biri olarak sayılabilir. Hatta lobi faaliyetlerinin olmamasının yanı sıra ülkede bu yakınlaşmayı engelleyecek yönde bir kısım siyasi oluşumların ve grupların varlığı ciddi manada engel teşkil etmektedir.


 


İslam ülkeleri ile olan ilişkilerin geliştirilmesi hususunda Putin’in bu ülke liderleriyle güven tazeleyici/oluşturucu birebir görüşmeler yapmasından sonra ilişkileri derinlemesine geliştirici yönde önemli adımların atılmaması/atılamaması da bu husustaki önemli sorunlardan birini teşkil etmektedir. Zaten bu birebir görüşme taktiği eskiye dönüşün yani bu hususta fazla bir gelişme sağlanamadığının da bir göstergesidir. Zira bilindiği gibi SSCB’de “Politbüro” üyeleri Arap liderleriyle bu şekilde birebir ilişkilere büyük önem verirlerdi.


 


İslam dünyası ile yakınlaşmayı planlayan ve bu hususta yavaş da olsa bir kısım adımlar atan Rusya’nın bu yakınlaşması acaba konjonktürel bir durumun neticesinde meydana gelen bir gelişmeden farklı olarak stratejik ortaklık oluşumuna yönelik bir açılım olabilir mi? Putin’in Mart 2008’de yapılan İKÖ toplantısına yollamış olduğu mektubunda Rusya’nın İslam dünyası ile olan ilişkilerinin ve dostluğunun stratejik ortaklık içerdiği belirtilse bile uzmanlar bunun aksini söylemektedir. Örneğin, Rusya’nın İslam dünyasına karşı olan bu yakınlaşmasını Kurmay Albay Leonid İvaşov “taktik bir hareket” olarak nitelendirmektedir. İlişkilerin içeriği de bunun işaretlerini vermektedir. Rusya’nın İslam dünyası ile olan ilişkileri İran ve Suriye ilişkilerinde olduğu gibi politik; Cezayir, Libya gibi ülkelerle olan ilişkilerinde olduğu gibi ekonomik içerik taşımaktadır. Tabi Rusya’nın İran ve Katar ile OPEC benzeri bir doğalgaz karteli kurmak için giriştiği ilişkiler ise hem politik hem ekonomik içeriğe sahiptir. Putin’in Rusya-İslam Dünyası yakınlaşmasını sağlayabilmek için Arap ülkeleri liderleriyle 2005–2008 yılları arasında yapmış olduğu birebir görüşmeler neticesinde ikili anlaşmalar imzalanmış olsa bile ateizm geçmişi ve Çeçenistan yüzünden Rusya’ya karşı olan antipatinin ortadan kaldırılması ve güven ortamının oluşturulması biraz zor görünmektedir.

Back to Top