Tanıma Kararı: “Soğuk Savaş” mı “Soğuk Barış” mı?

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
27 Ağustos 2008
A- A A+

Rusya ile Gürcistan arasındaki çatışma ile başlayan Kafkaslardaki kriz Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını resmen tanıdığını açıklamasıyla yeni bir safhaya girdi. Kosova’nın bağımsızlığının kabulü öncesinde uluslararası toplumu tanımama yönünde uyaran ama engel olamayınca misilleme olarakAbhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını destekleyebilecekleri uyarısını yapan Moskova, dün aldığı tanıma kararıyla bunun bir blöf olmadığını göstermiş oldu.

 

Tanımanın er veya geç gerçekleşeceği konusunda neredeyse herkes hemfikirdi ancak çoğu kimse tanıma kararının bu kadar kısa sürede alınacağını düşünmüyordu. Bu gelişme hem Sarkozy’nin dile getirdiği AB’nin çözüm çabalarını hem de Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu’nu gündeme getiren Türkiye’nin çabalarını boşa çıkarttı.

 

Federasyon Konseyi ve Duma’nın devlet başkanına tanıma kararı alması yönünde oybirliğiyle aldığı tavsiye kararı tüm dünyada olduğu gibi Rusya içerisinde de tartışmalara yol açmıştı. Sanıldığının aksine önde gelen Rus uzmanlar tanınma kararının alınmaması yönünde görüşlerini bildirmişlerdi. Rus uluslararası ilişkiler ve dış politika uzmanları Rusya’nın söz konusu bölgeleri tanımasının tehlikeli gelişmelere yol açabileceğini ifadeyle Rusya açısından en uygun kararın konuyu olduğu şekilde askıda ya da sürüncemede bırakması olduğunu belirtiyorlardı. Buna göre tanıma kararının yakın zamanda alınması öngörülmüyordu. Ancak Rusya beklentilerin aksine çok kısa sürede tanıma kararı alarak onları da şaşırttı.

 

Tanıma kararı öncesi yapılan tartışmalara bir göz atacak olursak eğer, mesela Sosyal Sistemler Enstitüsü’nden Dimitriy Badovskiy “uzun bir tarihi geçmişi olan sorunlar birkaç günde çözülmez” açıklamasını yapmıştı. Badovskiy’e göre, parlamentonun her iki kanadı tarafından tanıma yönünde devlet başkanına tavsiye kararının alınması Rusya açısından Abhazya ve Güney Osetya’nın gelecekteki durumları konusunun uluslararası kamuoyunun gündem ajandasına “bu sorun unutulmadı ve bu soruna sessiz kalınmadı” şeklinde bir kayıt düşülmesinden fazla bir anlam içermiyordu. Politolog Vyaçeslav Nikonov’a göre, Rusya açısından en uygun olan “sorunu askıda bırakmak”tı. Eğer bu soruna bir süre ara verilirse Rusya Batılı ortakları ile görüşmelerinde kendisi için en uygun kararın alınmasını sağlayabilirdi. Hukuki olarak tanıma kararı böyle bir durumda kullanmakta acele edilmemesi gereken bir kozdu. “Ekspertiza” Analitik Programlar Vakfı başkanı Mark Urnov ise Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarının tanınmasının Rusya’nın parçalanması sürecini tetikleyeceğini belirtmişti. Carnegie Endowment’ın Moskova merkezi uzmanlarından Aleksey Malaşenko’ya göre Moskova’nın pragmatist davranıp tanıma kararı almaması gerekirdi. Tanınma olmazsa bu durum Batıya karşı kullanılacak koz olarak kalacaktı.

 

Rusya uluslararası toplumdan gelecek tepkilere rağmen hem Abhazya’nın hem Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıdı. Rus dış politikasının karar alıcılarının bu tepkileri bekledikleri ve hazırlıklı oldukları yapılan açıklamalardan ortaya çıkıyor. Yapılan yorumlarda Rusya’nın beklenmeyen tepkisindeki Kosova etkenine haklı olarak vurgu yapılıyor ancak tanıma kararında alınan örnek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diyebiliriz. Rusya’da bu konuda yapılan yorumlarda sadece Türkiye tarafından tanınan KKTC’nin durumuna dikkat çekiliyor. Rusya’nın da Abhazya ve Güney Osetya ile aynı modelde ilişki geliştirebileceği belirtiliyor. Hatta yapılan yorumlardaki Kuzey Kore, Venezuella, Suriye gibi ülkelerin de tanıma kararı alabilecekleri Türkiye’nin durumuna göre daha rahatlatıcı bir unsur gibi vurgulanıyor.

 

Konuya bu açıdan bakıldığında Rusya’nın kararlı bir şekilde tepkilere kulak asmamasının mantığı daha iyi anlaşılıyor. Rusya tabiî ki uluslar arası toplumun tepki vereceğini, ilişkilerin bozulacağını hatta ambargo vs. gibi cevaplarla karşılaşacağını hesap ediyor olmalı. Türkiye 1974 sonrası karşılaştığı sert tepkilere ve ambargoya rağmen kararlı tavrı ile bunlara direndi ve 1983 yılında KKTC’nin bağımsızlığını tek taraflı olarak tanıdı. Rusya tepkilerin zamanla azalacağını ve uluslararası toplumun bu oldubittiyi sineye çekeceğini hesap ediyor. Türkiye’nin o yıllardaki askeri ve ekonomik durumu ile Rusya’nın şimdiki durumu karşılaştırılırsa bu sürecin Rusya açısından sancılı ama atlatılabilir bir süreç olacağını söyleyebiliriz. Rusya’nın elinde uluslararası baskı karşısında direnmesini kolaylaştıracak askeri ve politik gücünden enerjiyi baskı aracı olarak kullanmaya kadar bir dizi kozu var. Diğer taraftan bu karar KKTC açısından konunun yeniden ele alınması için fırsatlar ortaya çıkartıyor.

 

Aslında fiilen bu iki cumhuriyet bağımsız olarak hareket ediyorlardı. Moskova ise buna örtülü destek veriyordu. Bağımsızlıklarını tanımaları için bu iki cumhuriyetin kendisine yaptıkları resmi başvurulara Moskova her zaman diplomatik yolla red cevabı veriyordu.  Putin başkanlığı döneminde Irak, İran ve Afganistan konularında her zaman uluslararası hukuk ve BM çerçevesinde hareket etmeyi öne çıkarıyordu. Bu politikaya göre, dünya barışının korunmasında BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi ve uluslararası toplumun saygın bir üyesi olarak Rusya’nın hukuk dışı gelişmelerin önlenmesinde büyük sorumluluğu vardı ve bu sorumluluğun gereklerine göre hareket edecekti. Rusya ABD’nin kürsel jandarmalık faaliyetlerini eleştirirken en çok bu argümanı kullanıyordu. Gelinen durum Rusya’nın bu “oyun”u daha fazla devam ettirmek istemediğini ortaya koyuyor. Bir süre bu zor oyunu devam ettiren Rusya karşı tarafın ilk olarak oyunu bozması için bekledi. Rusya’nın savaştaki ölçüsüz tavrı ve tanıma kararı, bir kez karşı taraf tarafından oyun bozulunca kendisinin de ikinci olarak oyunu bozabileceğini ve buna hakkı olduğunu dünyaya ilan etmesinden ibaret.

 

Rusya’nın dünya dengelerindeki ağırlığını iyice yitirdiği Yeltsin döneminden sonra iktidara gelen Putin’in başkanlığı dönemindeki öncelikli amacı Rusya’ya eski prestijini yeniden kazandırmak ve bunu başta Batı olmak üzere tün dünyaya kabul ettirmekti. Batı dünyası, özellikle ABD birçok uluslararası sorunda Rusya’nın isteklerini görmezden geldi. Şimdi Rusya, tanıma kararıyla kaybettiği saygınlığa rağmen, sadece ABD’nin değil kendisinin de istediği zaman istediği şekilde istediği gibi hareket edebileceğini gösterdi. Diğer taraftan gelişmeler batının da Rusya’ya karşı nasıl bir politika izleneceğine dair görüş birliğinde olmadığını ortaya koydu.

 

Kosova ile yenilgi psikolojisine giren Rusya, Güney Osetya sebebiyle yaşanan savaşı bir rövanş havası içerisinde zafer çığlıklarıyla karşıladı diyebiliriz. Devlet kontrolündeki medya organlarının yayınları kamuoyunda bu duyguyu iyice pekiştirdi. Gönüllülerin çatışma bölgesine aktığına, ülkenin ücra köşelerinde savaşta yaralanan askerler için gönüllü kan bağışı yapıldığına ve sıradan halkın bölgeye maddi yardım için organizasyonlar yaptığına dair yayınlar bu psikolojiyi her tarafa yaydı. Rusya yöneltilen eleştiriler karşısında kendisini yalnız hissettikçe kendisini daha fazla diyaloga kapatmaya başladı. Yazılı ve görsel basında politikacıların ve uzmanların meseleyi rövanş havasında yansıtmaları Rusya’da bir anda farklı bir psikoloji oluşturdu. Rusya artık bu ve buna benzer konulara uluslararası hukuk penceresinden değil askeri-politik çıkar penceresinden bakacak. Rusya açısından Gürcistan ile yaşadığı sorun bir dizi iç ve dış politika sorununu tek bir hamlede halletmiş oldu.

 

Tanıma kararı ile Rusya zafer kazanmış psikolojisinde ve Rus kamuoyu da ülkelerinin sert politikasını büyük oranda destekliyor. Gürcistan Rusya’yı çok sert davranmaya zorladı çünkü başka bir tavır hem kamuoyunda hem politik çevrelerde bu durum yeni bir yenilgi olarak algılanacaktı. İkinci Çeçen savaşında Putin’in sert ve kararlı tavrı onu başkanlık koltuğuna kolayca çıkartmaya yetmişti. Bu tavır şimdilerde Çeçenistan’da yaşanan sakin ortamı ortaya çıkardı. Gürcistan’a gösterilecek yumuşak bir tavır Rusya’nın yumuşak karnı Kuzey Kafkasya’da zayıflık ve acizlik olarak algılanabilirdi. Bu ise Rusya’yı zor durumda bırakabilirdi. Rusya bu açıdan kendisini psikolojik olarak oldukça rahatlattı. Ancak bunun olumsuz etkileri bumerang etkisiyle Rusya açısından çok daha ciddi sorunlar olarak karşısına çıkabilir. Rusya bu tanıma kararıyla kendi kendisini köşeye sıkıştırmış ve yalnızlığa itmiş oldu. 1991 sonrasının yeni Rusya’sının yıllarca göstermeye çalıştığı Rusya profilinin sadece imajdan ibaret olduğu açıkça ortaya çıktı.

 

Öteden beri Kafkaslar “Soğuk Savaş”ın bitmediği yegâne yer olarak kabul ediliyordu. Şimdi ise Soğuk Savaşı yeniden başlatan yer olarak anılmaya aday gözüküyor. Rusya artık muhtemel bir “Soğuk Savaş”tan korkmadığını bulduğu her fırsatta ifade ediyor. Tanıma kararı genel olarak Kafkasya’ya özel olarak ise Abhazya ve Güney Osetya’ya istikrar getirmeyecek. Kosova ve ardından gelen Abhazya ve Güney Osetya’daki gelişmeler mikro devletler ve mikro milliyetçilik dönemini tetikleyecek potansiyel taşıyor. Rusya birinci ve ikinci Çeçenistan savaşlarında sık sık dile getirdiği ülkelerin toprak bütünlüğü kavramını bizzat kendisi yıkarak bir anlamda Pandora’nın kutusunu kendi elleriyle açtı. Bu kararın Dağlık Karabağ, Kırım, Dinyester Yanı gibi bölgeler için de etkileri olacak. Öteden beri bilinen ama dillendirilmeyen Kuzey Kafkasya’daki bağımsızlık hareketleri hız kazanabilir. Çeçenistan, Dağıstan, Tataristan, Başkurdistan, Yakutistan gibi Rusya’nın içerisindeki sorunlu bölgelerini de tetikleyebilir.

 

Rusya açısından şimdi ilk ve öncelikli hedef bu tanıma kararını yaygınlaştırmak. Şimdilik Rusya’yı desteklediğini açıklayan sadece Filistinli “Hamas” örgütü oldu. Rusya ile ve batı dünyası (özellikle ABD) ile ilişkileri açısından bakıldığında Venezuella, Küba, Kuzey Kore, Beyaz Rusya, Suriye, bazı BDT ülkeleri tanıma kararı alabilirler. 28 Ağustos’ta Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de başlayacak olan ŞİÖ toplantısı bu açıdan Rusya için önem arz ediyor. Toplantıdan sonra açıklanacak ortak deklarasyonda Rusya’yı destekleyen bir kararın çıkması için Rus diplomatlar oldukça fazla çaba harcayacaklar. Bu ise tamamıyla Çin’in göstereceği tavra bağlı. Çin daha şimdiden Rusya’nın deklarasyona konulmasını istediği “soykırım” ve “Gürcistan’ın saldırganlığı” gibi ifadelerin kullanılmasına karşı çıkıyor. ŞİÖ deklarasyonunun tonu aynı zamanda örgütün kendi içerisinde dayanışma veya görüş ayrılığını belirleyen bir araç olacak. Ancak Çin’in kendi içerisinde yaşadığı Doğu Türkistan, Tibet gibi sorunları yüzünden büyük ihtimalle Rusya’nın istediği şekilde bir karar alınmasına karşı çıkacağını söyleyebiliriz. Sorunlar yaşamadan büyüme stratejisi güden Çin ABD ve NATO ile açık çatışmaya girmekten her zaman kaçındı. Bu durum Rusya’nın elini daha da zayıflatabilir. ŞİÖ’nün tavrı sorunu yepyeni bir mecraya çekip safları iyice belirleyebilir. Sonuçta ilişkiler ve sistem artık eskisi gibi olmayacak. “Soğuk Savaş” mı yoksa “Soğuk Barış” mı? Bunu zamanla göreceğiz.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top