Rusya'nın Etrafını Saran Çember

Mehmet KARABAĞ
03 Haziran 2008
A- A A+

Ağustos 1998 ekonomik krizinde ekonomisi felç olan Rusya uluslararası arenada da güç kaybına uğramıştı. B. Yeltsin döneminin iç politikadaki stabil olmayan uygulamaları V.V. Putin ile birlikte yerini istikrara devrettiğinde, gelişmeye başlayan ekonomik göstergelerle birlikte Rusya eskisi gibi uluslararası ilişkilerinde rahat hareket eden bağımsız ve güçlü bir aktör olmaya başladı.


İki kutuplu dünya düzeninin yıkılmasından sonraki süreç içerisinde dünyadaki tek süper güç olan ABD, önemli rakiplerle karşılaşmadan yeni bir dünya düzeni kurma yolunda önemli adımlar attı. ABD’nin bir zamanlar tek büyük ve güçlü rakibi olan SSCB’nin varisi Rusya Federasyonu, içine düşmüş olduğu ekonomik ve politik krizlerden fırsat bulup çevresinde ve dünyada meydana gelen gelişmelerle uğraşmaya fırsat bulamıyordu. Diğer taraftan, Rusya bir anlamda tamamen eski rakibi tarafından çembere alınmaya çalışılıyordu. Rusya’nın içine düştüğü durumun vahameti içerideki ekonomik ve politik istikrarın sağlanmasından sonra ancak fark edildi.


Rusya tarafından bakıldığında manzara hiç de olumlu gözükmüyordu. Soğuk savaş dönemindeki iki kutuplu mücadele kapitalizm-sosyalizm şeklinde kendisini tanımlıyordu. SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte ABD yani NATO, sosyalizm yerine din, ekonomi ve milleti felsefî temele oturtan bir rakip oluşturmuştu kendine. Mücadelenin temelinde ya da merkezinde ise her şeye rağmen yine SSCB’nin yerini alan Rusya Federasyonu vardı. Yeni bir dünya düzeni oluşturma çabalarında devamlı olarak Rusya aleyhine politikalar üretiliyordu. Adeta Rusya’nın eski gücüne kavuşmasından korkuluyor ve Rusya’yı her yönden kuşatan politikalar oluşturuluyordu.


Rusya adeta çembere alınmaya çalışılıyordu. Yugoslavya parçalanıyor, arkasından kadim dostu Sırbistan Batı tarafından sistemli bir şekilde küçük parçalara ayrılıyordu. Kırgızistan, Ukrayna ve Gürcistan renkli devrimlerle sarsıntıya uğratılıyordu. Aynı durum Beyaz Rusya için de planlanıyordu. Ukrayna ve Gürcistan’ın ilk planda Rusya’nın etki alanından uzaklaştırılması, arkasından NATO üyesi yapılıp Rusya’ya karşı adeta bir üs haline getirilmesine çalışılmaktaydı. Orta Asya’da ABD askeri üsleri kuruluyor, Afganistan kontrol altına alınarak bu bölgede adeta Şanghay İşbirliği Örgütü etkisizleştirilmek isteniyordu. ABD’nin Orta Asya’da Türkiyesiz Türk Birliği yani “Amerikan Turanı” oluşturma faaliyetleri de bütün bunların üzerine adeta tuz biber ekiyordu. Rusya’nın etrafındaki bu çember ülkenin iç problemlerinin olduğu dönemlerde devamlı bir şekilde daraltılıyordu.


İçerideki güçlenme ile birlikte Rusya etrafındaki çembere karşı güçlü bir direnç göstermeye başladı. Petrol ve gaz fiyatlarındaki artış, hem ülkenin ekonomisinin gelişmesine hem uluslararası sahada elini güçlenmesine yaradı. Bu süreçte istihbarat örgütleri her yönden güçlendirildi. Sivri demeçleri ve politik çalışmalarıyla öne çıkan bir kısım kişiler sindirildi, bir kısmı yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. ABD’nin Rusya karşıtı politikalarında en büyük destekçisi kabul edilen İngiltere ile adeta casus savaşları başlatıldı. Uluslararası ilişkilerde tamamen pragmatist politikalar öne çıkmaya başladı. Rusya, soğuk savaş dönemindeki iki kutuplu bir dünya düzenine özlem duymakla birlikte bunu gerçekleştirecek güce sahip değil. Bu yüzden tek kutuplu dünya düzeninin temsilcisi ABD’ye karşı artık çok kutuplu bir dünya düzenini savunuyor.


Son yıllarda Rusya yanı başına kadar gelmiş olan ve adeta bir çember içerisine almış olan rakibine, benzer yöntemlerle cevap vermeye başladı. Putin döneminde Latin Amerika ülkeleriyle ikili ilişkiler güçlendirdi. İran ile ilişkiler ABD’nin bütün itirazlarına rağmen ilerlemeye devam ediyor. Rusya’nın İslam dünyasında ABD’ye karşı oluşan olumsuz bakışın ortaya çıkardığı boşluğu doldurması düşünülüyor. Moskova, ilk raundu kaybettiği Ukrayna ve Gürcistan’da kısmen de olsa istediği kaos ortamını oluşturmayı başardı. ABD’nin bölgeye ait planlarını sekteye uğratmak amaçlı Orta Asya Cumhuriyetleri ile ilişkiler geliştiriliyor. Bu arada Kosova gibi başarısızlıklar olsa da elindeki Abhazya, Güney Osetya kartlarıyla Rusya etrafındaki çemberin kırılması hususunda oldukça önemli gelişmeler sağladı.


Rusya’nın dış politikasındaki bu güçlenme Putin’in Başkanlığı döneminde başlayan ve halen devam eden iç ve dış politikadaki reformlar sayesinde meydana geldi. ABD’nin arzuladığı yeni dünya düzenini oluşturma çabalarındaki hataları ve başarısızlıkları devam eder ve Rusya’nın iç ve dış politikadaki reformları bu devam ederse yakın bir dönemde SSCB’den boşalan koltuğa tekrar oturması ve ikinci bir kutup oluşması kaçınılmaz olacaktır. Ancak, bu süre içerisinde Çin gibi ülkeler de eklendiğinde dünya kaç kutuplu olur orası ayrı bir konu.

Back to Top