Sessiz Devrim: Putin'in Ekibi Nasıl Doğdu?

Mehmet KARABAĞ
20 Mayıs 2008
A- A A+

Rusya’da son 15–16 yıllık süre içerisinde yaşanan gelişmeleri genel olarak düşündüğümüzde yapılacak olan sosyo-politik analizlerde zorlanılması ve varılacak olan sonuçlarda da hata yapılması kaçınılmazdır.  Fakat SSCB’nin yıkılması sonrasını kapsayan bu kısacık süreyi, iki başkanın temsil ettiği iki ayrı döneme ayırarak olayları açıklama yöntemine başvurmamız, olayların açıklanmasında kolaylık sağlayacaktır. Politik uygulamalar itibariyle birbirinden oldukça farklılık arz eden iki liderin karşılaştırılması ayrı bir araştırma konusu olduğu için burada sadece V.V. Putin’in yürütmeye çalıştığı politikalar neticesinde kurduğu sistem yüzeysel olarak incelenecektir.


B. Yeltsin döneminde güçlenen çevrenin aksine oldukça güç kaybeden Moskova, daha Putin’in başkanlığının ilk yıllarında güç toplamaya başladı. Aslında her iki politik uygulama da dağılım süreci yaşayan ülkenin birlik ve bütünlüğünün sağlanmasını amaçlıyordu. Yeltsin bu dağılmayı engellemek için federe birimlere (özellikle cumhuriyetlere) istedikleri kadar egemenlik bahşetmişti; fakat Putin bu politikanın ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruyamayacağına inandığı için tam tersi bir politikayı, köklü değişikliklerle uygulamaya başladı. Putin bu köklü değişimleri topluma açıklamak ve bunları anti demokratik olarak algılayan Batı’ya da maruz göstermek için bir kısım olayları fırsat ve savunma aracı olarak kullandı.


B.Yeltsin’in kendisi ve ailesi için güvence sözü alarak başkanlık koltuğunu devrettiği Putin’in ilk işi aşırı derecede egemenliğe boğulmuş olan (seçilmiş) vali ve cumhuriyet başkanlarının bu egemenliklerini kısmen de olsa kısıtlamak ve kısıtlanan bu egemenlikleri Moskova’ya aktarmak oldu. Bu reformun gerekçesi olarak gösterilen sebep, daha sonraki bir kısım reformlarda da kullanılacak olan, ülkenin birliği ve de bölünmez bütünlüğü idi. Zira Rus bürokrasisi Foreign Affairs’in 1997 yılı Eylül-Ekim sayısında Z. Bjezinsky imzasıyla çıkan “Avrasya İçin Jeostrateji” adlı makalede dile getirildiği gibi ülkenin federal yapısının konfederatif bir sisteme dönüştürüleceği ve sonraki adımda da bölüneceği tezini Batı’nın Rusya üzerindeki parçalama emelleri olarak algılamakta idi. Bunun engellenmesi için çevrenin elindeki egemenliğin kısıtlanması yoluna gidildi. Ve direk başkanın atadığı, başkandan emir alan ve çoğunluğu da generallerden oluşan “Genel Valiler” atandı ki bunun örneği çok önceleri Çarlık Rusya’sında mevcuttu.


Putin’ in en büyük başarısı hiç şüphesiz ki, Yeltsin’in popülist politikalardan bir türlü başını kaldırıp ta oluşturmayı başaramadığı güçlü bir “ekip” kurması oldu: “Putin ekibi”. Putin bu takımın oluşumunu çok iyi bir kriz yönetimi ile ve sabırla çalışarak 6–7 yılda tamamlamayı başardı. Bu ekibin oluşturulmasına paralel olarak, yıllara yayılmış bir şekilde bürokrasinin ve de istihbaratın yetkileri yavaş yavaş artırıldı. Bürokrasi ile ters orantılı olarak gücü azalan/azaltılan siyaset ve siyasiler, reformlar ve gelişmeler açısından, herhangi bir başkaldırıya ya da bir başka deyişle muhalefete yeltenmesinler diye tek partinin (Yedinaya Rassiya-Birleşik Rusya) gücü artırılarak kontrol altına alındı.


Bu gelişmelerin yaşandığı zaman diliminde Yeltsin döneminden kalan elitler de siyaset ve ekonomi sahnesinden uzaklaştırıldılar ki bunların bir kısmını Yahudi asıllıların oluşturmasından dolayı bu durum kısmen de olsa antisemitizm olarak algılanmıştı. Bunlar arasında en önemlilerinden olarak şu anda İngiltere’de yaşayan Berezovskiy ile halen hapiste bulunan Hadarkovskiy’i sayabiliriz. Bütün bunlar yaşanırken medyanın da tabiî ki kontrol altına alınması gerekiyordu. Daha Putin’ in başkanlığının ilk yıllarında yaşanan Astankino televizyon kulesi yangını Başkan’ın medya üzerindeki ilk müdahalesi olarak yorumlanmıştı. Daha sonraki dönemde ise iki ayrı Yahudi’ye ait olan “NTV” ve “Kanal 1” operasyonları medya üzerinde yapılan iki büyük operasyon oldular. Bu hadiseler neticesinde halka uygulanan dezenformasyonun etkisiyle popülizmin olumsuz etkilerinden de kendisini garantiye almış olan Putin reformlarını tam hız devam ettirdi..


Tabi bir kısım büyük çaplı reformlar için bunlar da yetersizdi. Bu reformlar için çok büyük olayların etkisi gerekiyordu. Hiç şüphesiz bunların en önemlisi Rusya Federasyonu’nun 12 Eylülü olarak nitelendirilen ve yine eylül ayında vuku bulan Beslan terörist saldırısı gelmektedir ki Putin ve ekibi tarafından bu olay mükemmel bir şekilde idari reformların bahanesi olarak kullanılmıştır. Zira söz konusu olan ülkenin birlik ve bölünmez bütünlüğü idi ve artık eyaletlerin başını da halkın seçmesi tehlikeli olabilirdi. Bu yüzden bunu da halk yerine yapılan bir reformla Başkan kendi üzerine almış oldu. Bu yetkiyi ise ancak gerektiğinde yani istediğinde kullanabilecekti. Başkan bu yetkisini N. Novgorod gibi önemli eyaletlerde kullandı ve Saint Petersburg örneğinde olduğu gibi kendi ekibinden kişilerin vali seçilmesini sağladı. Bu politikanın neticesinde eyaletlerdeki muhalif elitlerin sayısı gittikçe azaldı.


Başkan Putin, iki dönemlik görevinin sonuna geldiğinde, gerek Moskova’da gerekse çevrede mükemmel bir ekibe sahipti artık. Oluşturulan bu ekibi ve bu ekibin yönetimde uygulamış olduğu metotları tanımlamamız gerekirse sosyalist dönem Komünist Parti ve Stalin dönemi uygulamaların yumuşak bir modeline benzetebiliriz. Zira Putin’in çıkış noktası Stalin’in tarihe malolmuş olan “Kadrı reşayut vsö” yani “Kadrolar herşeyi halleder” sözüdür.



Bu takımın gücünü kısmen de olsa anlayabilmemiz için 2004 yılında yapılmış olan bir araştırmanın neticesini vermemiz yerinde olacaktır: Ülkenin üst yönetim bürokrasisindeki ordu kökenli elitlerin oranı %43,5; hükümette %34,2’dir. Bu arada ekonomik yönetim alanı da FSB’den %45,2 beslenme yoluna gitmiştir ki bu alandaki sayı ordu kökenlileri geçmiş durumdadır. Tabi bu arada diğer kamu ve özel kurumlardaki yapılanmayı ayrı bir araştırma konusu olarak görmemiz gerekir.


Yukarıdaki istatistikî bilgiler Putin’in ilk dönemini kapsamaktadır. Putin’in Başkanlığının ikinci döneminin sonuna doğru planlanan, sistem ve ekibin oluşturulması diyebileceğimiz sessiz devrim tamamlanmış oldu. Eğer bu sessiz devrim tamamlanamamış olsaydı Putin’in başkanlık görevi bir şekilde devam ettirilecekti. Planlanan süreç başarılı bir şekilde tamamlandığı için ülke yönetimi Putin’in başkanlığındaki ekip tarafından yönetilmeye devam edecektir. Medvedev her ne kadar başkan seç(tir)ilmiş olsa da, gerçekte ülkeyi yöneten Putin’in kurmuş olduğu ekiptir ve ekibi yöneten de V.V. Putin’dir. Bir kısım araştırmacılar böyle bir durumda iki başlılıktan kaynaklanan sorunlar yaşanacağını düşünse de ülkedeki mentalite Putin yönetiminin devam edeceğini söylemektedir.

Back to Top