Küresel Rekabetin Enerji Boyutunda Türkiye'nin Nükleer Enerji Santrali İhalesi

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
21 Şubat 2008
A- A A+

Günümüzde 30 ülkede faaliyette bulunan 442 nükleer santral bütün dünyada tüketilen elektrik enerjisinin %16’sını üretmekte. Yapılan tahminlere göre, 15 yıl içerisinde 130 kadar nükleer santral daha faaliyete geçirilecek ve nükleer santrallerin dünya elektrik enerjisi üretimindeki payları %30’a çıkacak. Türkiye ürettiği elektriğin %46,6’sını kendi kaynaklarından, %53,4’ünü ise ithal ettiği kaynaklardan üretiyor. Nükleer enerji, hızla gelişen Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılayacak önemli bir kaynak olmasının yanı sıra, ülkemizin atlamakta oldukça geç kaldığı bir “teknoloji eşik” olarak gittikçe önem kazanmakta. Son yıllarda bu konuda önemli adımlar atıldı. Nükleer Enerji konusundaki yasa 21 Kasım 2007 tarihinde kabul edildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, kurulması planlanan Türkiye’nin ilk nükleer santrali için 21 Şubat 2008’de ihale ilanına çıkılacağını açıkladı. Yapılan planlara göre nükleer enerjinin 2013’te devreye girmesi ve Türkiye’nin o yıllardaki enerji ihtiyacının %5-6’sını karşılaması bekleniyor.

 

Dünyada nükleer santral yapımı konusunda uzmanlaşmış ve birbirine rakip üç büyük şirket bulunmakta. Bunlar Avrupa’dan Fransa ve Almanya’nın iki büyük şirketi Framatome ve Siemens ortaklığında kurulan “AREVA NP”, Amerika’dan “Westinghouse” ve Rusya’dan “Atomstroyeksport”. Türkiye’nin nükleer Santral ihalesine beş yabancı şirketin katılması bekleniyor. Bunlar, ABD’den “General Electric” ve “Westinghouse”, Kanada’dan AECL, Güney Kore’den “Kepco” ve Rusya’dan “Atomstroyeksport”. Bunlarla birlikte on kadar Türk şirketinin de (Koç, Sabancı, Ciner Doğuş, Enka, Zorlu, Ak Enerji, Tefken, Çalık ve Akgök gibi holdingler) ihaleye yabancı şirketlerle ortakgirmesi bekleniyor. İhalenin sonucunda kazanan şirketin adı bu yılın Haziran ayı sonunda açıklanacak.

 

Söz konusu şirketler arasında ihaleleri kazanma noktasında çok şiddetli bir rekabet yaşanmakta. Bunun en büyük sebebi ihaleyi açan ülkelerin beklentilerinin çok yüksek olmasından kaynaklanıyor. Nükleer santral siparişi veren ülkeler projenin maliyetinin yanı sıra santralin ömrünü, yapım süresini, işletme maliyetini ve kullanımdan çıkarma gibi maliyetlerini de hesaba katıyorlar. Nükleer santral projelerini gerçekleştiren şirketler ekonomik, politik ve hukuki yönlerden farklı özelliklere sahip değişik ülkelerde faaliyet gösteriyorlar. Her şirket iç ve dış pazarlarda geliştirerek olgunlaştırdıkları üstünlüklerine güveniyor. Ancak, son noktada en büyük rolü siparişi veren ülke ile siparişi alan ülke arasındaki politik ilişkiler oynamakta.

 

Türkiye’nin nükleer santral kurma konusunda ciddi ve kararlı adımlar atması bu alanda dünyada en fazla söz sahibi iki ülke olan ABD ve Rusya’nın Türkiye pazarı üzerindeki rekabetlerini de yavaş yavaş gün yüzüne çıkarmaya başlıyor. ABD ile Türkiye arasında yıllar önce temeli atılan stratejik bir ilişki var. Rusya ise son yıllarda Türkiye’nin en büyük ticari-ekonomik ortağı haline gelmiş durumda. Rekabetin arka planında hem ekonomik hem politik çıkar çatışmaları rol oynamakta. Nükleer santral projeleri oldukça pahalı projeler. Santrallerin kurulması bilgi ve teknoloji birikiminin yanı sıra büyük ekonomik kaynaklar da gerektiriyor. ABD ve Rusya bu bilgi birikimi ve tecrübeye çok eskiden beri sahipler. Türkiye ise enerji açığını kapatma amacıyla santralin kurulması için gerekli harcamayı göze almış durumda. Bu durumda Türkiye’nin nükleer pazar pastasından pay almak ve politik getirilerini toplamak için ülkeler şimdiden rekabete başladılar.

 

Doğu Avrupa’da Rusya yapımı 27 adet nükleer santral halen faaliyette. Slovakya elektrik enerjisinin %55’ini, Bulgaristan %41’ini, Macaristan %33’ünü bu nükleer reaktörlerden sağlıyor. Bu santrallerdeki görevli teknik elemanlar, nükleer sanayi ile ilgili diğer sanayi kollarındaki bütün faaliyetler Rusya’dan alınan teknolojiye dayanmakta. Son 15–20 yılda uluslar arası ilişkilerde ve dünya politik haritasında meydana gelen hızlı değişimler Rusya’nın geleneksel pazarlarından başka pazarlar bulmasını gerektirdi. Rusya’nın geleneksel pazarları olan Romanya, Polonya, Kuzey Kore, Küba ve Libya’da düşünülen projeler ya rafa kaldırıldı ya da başlayan projelerin yapımı durduruldu. Ancak, enerjiyi dış politikasının bir aracı ve ekonominin can damarı olarak çok başarılı bir şekilde kullanan Rusya nükleer alanda yeni açılımlar peşinde. Son yıllarda Rusya hızla büyüyen Asya ülkeleri nükleer pazarına girmek için büyük çabalar harcıyor. Sadece sekiz Asya ülkesinde 103 nükleer reaktör faaliyette ve 2020 yılına kadar 40 ila 80 arası yeni reaktör inşa edilmesi gündemde. Son yıllarda inşa edilen 34 adet nükleer reaktörün 25’i Asya ülkelerinde. Rusya bu pazarlara girmekte gecikmedi. Hindistan, Çin ve İran’da devam eden nükleer santral projeleri Rusya’yı yeniden bu alanda dünyanın önde gelen ülkeleri arasına soktu. Günümüzde Rusya dünya nükleer santral projelerinin gerçekleştirilmesinde %20 pazar payına sahip.

 

Türkiye’nin açacağı nükleer santral ihalesi son yıllarda İran’ın nükleer dosyası etrafında kopan fırtına göz önüne alındığında daha fazla önem kazanıyor. Türkiye’nin de nükleer enerji alanına girmesi bölgedeki enerji pazarı üzerinde yürütülen rekabette güç dengelerini değiştirecek özellikte. Rusya bölgenin İsrail’den sonra ikinci nükleer gücü olmak için çaba harcayan İran’ın nükleer santral projelerini üstlenmiş durumda ve Tahran’ın barışçıl amaçlı nükleer çalışmalarını desteklediğini her fırsatta dile getiriyor. Bilindiği gibi, İslam Devrimi’ne kadar Tahran’ın nükleer çalışmalarının en büyük destekçisi ABD idi. Devrimden sonra İran’dan tamamen çekilen ABD’nin yerini 1990’lı yılların ortalarından itibaren Rusya aldı. Buşehr’deki nükleer santralin yapımı Rus teknolojisi ve mühendisler tarafından yürütülüyor. Rusya ile İran arasında bu konuda zaman zaman ortaya çıkan anlaşmazlıklara rağmen santralin yapımı devam ediyor.

 

Türkiye’nin nükleer enerji konusundaki yasayı kabul etmesinin hemen peşinden Aralık 2007’de Atomstroyeksport temsilcileri bu konuda görüşmeler yapmak amacıyla Ankara’ya geldiler. Enerji Bakanlığı yetkilileriyle görüşen temsilciler santralin yapımına talip olduklarını dile getirdiler. Hatta görüşmelerde, Rus tarafı santralin yapımı süresince Türkiye’nin ihtiyaç duyacağı elektriği Rusya’daki santrallerden karşılamaya hazır olduklarını da dile getirdiler. Nükleer enerji alanında ilişkilerin geliştirilmesi konusu iki ülke arasındaki Karma Ekonomik Komisyon toplantılarında da gündeme geliyor.

 

Nükleer enerji alanı çok spesifik bir alan olması, ileri teknoloji gerektirmesi, çok pahalı olması, santralin yapımında görev alacak personelin yetiştirilmesi ve işletilmesi gibi konular sebebiyle nükleer santral siparişi veren ve bunu üstlenen ülkeler arasındaki ilişkiler özel bir önem ve yakınlık kazanıyor. Yani şunu kesinlikle söyleyebiliriz, nükleer enerji alanındaki ilişkiler politik ilişkilere bağımlı ve aynı zamanda politik ilişkileri yönlendirme gücüne sahip. Rusya ile İran arasındaki ilişkiler bize bunu göstermekte. Türkiye’nin nükleer santral sahibi olmak için ciddi ve kararlı adımlar atması Ortadoğu’da İran’ı planları önünde engel olarak gören ABD için yeni fırsatlar doğuruyor.

 

ABD Başkanı G. Bush askeri amaçlı olmayan nükleer enerji konusunda Türkiye ile işbirliği yapılmasına dair bir anlaşma taslağını Kongre’ye gönderdi. Bush, bu konuda verdiği talimatları içeren, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Enerji Bakanı Samuel W. Bodman’e gönderdiği belgede, anlaşmayı desteklediğini ve anlaşmanın hayata geçmesinin ortak savunma ve güvenlik için faydalı olacağını belirtmekteydi. Amerikan yönetimi “Küresel Nükleer Enerji Ortaklığı” (GNEP) olarak adlandırılan “gelişmiş enerji girişimi”nde gözlemci üye olarak bulunan Türkiye’yi tam üye olarak katılmaya davet etti. GNEP’nin kuruluş amacı nükleer santrallerde kullanılan yakıtın zenginleştirilmesi sorununu çözmek ve nükleer silahların yayılmasını önlemek olarak özetlenebilir.

 

Ocak 2008’de ABD Enerji Bakanı müsteşar yardımcısı Edward McGinnis başkanlığındaki bir heyet Ankara’yı ziyaret edip Enerji Bakanlığı yetkilileriyle görüştü. McGinnis, yukarıda ihaleye katılması beklenen Amerikan şirketleri General Electric ve Westinghouse ile yakın ilişkiler içerisinde. “Daha temiz, daha güvenli bir dünyada daha fazla enerji güvenliği” sloganı ile ABD’nin inisiyatifiyle 6 Şubat 2006’da oluşturulan GNEP’ye gözlemci olarak katılan Türkiye’nin “tam üye” statüsüne geçmesini Washington yönetimi çok istiyor. GNEP’de halen aralarında ABD, Çin, Kanada, Fransa, Japonya, Rusya Federasyonu, Avustralya, Bulgaristan, Gana, Macaristan, Ürdün, Kazakistan ve Ukrayna olmak üzere 19 ülke tam üye olarak bulunuyor. Büyük oranda ABD’nin kontrolü altındaki GNEP’ye tam üyelikle birlikte Türkiye-ABD arasındaki nükleer enerji alanındaki ilişkiler konusunda ilk somut adım atılmış olacak. Bu konuda Türkiye tarafından ilk adım Eylül 2007’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Washington ziyaretinde atılmıştı. Bu ziyarette Türkiye’nin nükleer enerjiyi geliştirme programı Amerikan yönetimine etraflıca anlatılmıştı.

 

Nükleer santralin kurulması kadar burada kullanılacak yakıtın nasıl elde edileceği de çok önemli. Nükleer santrallerde kullanılacak uranyumun zenginleştirilmesi ve kullanılan nükleer yakıtın ne yapılacağı konusunun önemi her ikisinin de nükleer silahlarda kullanılacak yakıtın elde edilmesine ve nükleer silah yapılmasına giden yolu açmasında yatıyor. Rusya bu konuda nükleer silah kulübüne dâhil ülkelerde UAEK (Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu) denetiminde uranyum zenginleştirme merkezlerinin açılmasını, kulübe dâhil ülkelerin bu merkezlere erişiminin olmasını ve diğer ülkelerin uranyum zenginleştirme faaliyetlerini bu merkezlerden yapılmasını teklif ediyor. Bu yüzden, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetini kendi topraklarında yapacağını ilan etmesinden sonra başlayan tartışmalarda Moskova çözüm olarak bu işlemin Rusya’da (Angarsk) gerçekleştirilmesini teklif olarak ileri sürmüştü. Amaç, İran’ın ilerde nükleer silah üretiminde de kullanabileceği bu işlemde ustalaşmasının önlenmesi ve Tahran yönetiminin sadece enerji üretimi amaçlı nükleer faaliyetlerini sürdürmesinin sağlanmasıydı. İran ise uranyum zenginleştirme çalışmalarını kendi topraklarında gerçekleştirmek istediğini açıklayarak teklifi reddetti.

 

Türkiye’nin nükleer santral projesine ABD şirketlerinin ve Washington yönetiminin yakın ilgisi Rusya tarafından Moskova’ya karşı ileriye dönük planlı bir hamle ve karşı atak olarak görülüyor. Buna göre, ABD İran’ın nükleer santraller için gerekli uranyumu Türkiye’den temin etmesini sağlamak istemektedir. Böylece ABD, Angarsk’ta UAEK denetiminde uranyum zenginleştirme merkezi kurulmasını teklif ederek İran’ın nükleer dosyası etrafında dönen tartışmalara çözüm getirmek isteyen Rusya’nın diplomatik hamlesine Türkiye’yi gelecekte nükleer enerji merkezi haline getirme hamlesiyle cevap vermiş olacaktır. Tahran Moskova’nın teklifini kabul etmiş olsaydı Rusya önemli bir diplomatik başarıya imza atmış olarak uluslar arası arenada büyük saygınlık kazanacaktı.

 

Türkiye’nin uranyum zenginleştirme merkezi haline gelmesiyle İran’ın nükleer çalışmaları sebebiyle ortaya çıkan krizde üstünlük Washington’a geçmiş olacak. Türkiye’de uranyum zenginleştirme merkezi kurulacağına dair herhangi bir resmi açıklama yapılmadı. Bu durum gerçekleşirse nükleer santral sahibi olmak isteyen bölgedeki diğer ülkeler ihtiyaç duyacakları zenginleştirilmiş yakıtı Türkiye’den temin edecekler. Eğer Türkiye’nin nükleer santral ihalesini ABD şirketleri kazanırsa ve ileride Türkiye bölgenin uranyum zenginleştirme merkezi haline gelirse Washington yönetimi bunu kolaylıkla kontrol etme imkânına kavuşmuş olacak, bu durumu bölgedeki politik, ekonomik ve askeri planları doğrultusunda kullanabilecek. Zaten Rusya’yı en fazla endişelendiren konunun bu yönü diyebiliriz.

 

Daha şimdiden Rusya çevrelerinde bunun tartışmaları başlamış durumda ve ilgili çevreler Rusya yönetiminden geç kalmadan konuyla ilgili lobicilik faaliyetlerine başlamasını istemekteler. Türkiye’nin açacağı nükleer santral ihalesine Güney Kore şirketi “Kepco” da girecek. Kepco 2015 yılında Asya’nın en büyük elektrik üreticisi şirketi olmayı planlıyor. Kepco ile ENKA İnşaat şirketleri nükleer enerji alanında işbirliği yapmak üzere anlaşma imzaladılar. Kepco aynı zamanda Rus şirketleri ile de elektrik üretimi pazarına girmek için çalışmalar yapıyor. ENKA Rusya’da en çok tanınan Türk şirketi. Yaklaşık 20 yıldır bu ülkede faaliyet gösteriyor. Şu ana kadar ENKA’nın Rusya’da gerçekleştirdiği projelerin tutarı 10 milyar doları geçiyor. ENKA’nın sadece kira gelirlerinden Rusya’da elde ettiği kazanç 527 milyon dolar. Şirketin aldığı en son büyük projelerden birisi 3 milyar dolarlık “Şeremetova-3” havaalanının inşası projesi.

 

ENKA son zamanlarda Rusya’da ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı. Geçen yaz Şeremetova-3 şantiyesinde kalan yüzlerce işçinin gıda zehirlenmesi teşhisiyle hastaneye kaldırılmaları ENKA’nın yabancı işçi çalıştırma ruhsatının kaldırılması konusunu gündeme getirmiş ama korkulan olmamıştı. Rusya Göçmen Bürosu sadece 222 işçinin çalışma izinlerini iptal etmekle yetinmişti. Hatta zehirlenme vakalarını araştıran Savcılık, ENKA’nın taşeron şirketi “Enmar” görevlisinin dosyanın kapatılması için 20 bin rublelik rüşvet verildiği iddiasıyla ceza davası da açmıştı. Ancak, ENKA Rusya’da oldukça saygın bir konumda olduğu için bu sorunları kısa sürede atlatabildi. ENKA’nın Türkiye’nin nükleer santral ihalesine Güney Kore şirketi Kepco ile girmesi durumunda Rusya ister istemez tavrını sertleştirecektir.

 

Kepco ile ENKA’nın nükleer enerji alanında işbirliği anlaşması imzalaması ve nükleer santral ihalesine ortak girme ihtimalleri Rusya’da biraz şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile karşılanıyor. İsrail ve Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nden A.A. Guryev “Niçin Rusya’nın ortakları, sadece ekonomik açıdan büyük öneme sahip olmasından değil, aynı zamanda bazı ülkelerin jeopolitik amaçlarını gerçekleştirme planlarına büyük etkide bulunabilecek olması açısından da oldukça önemli olan bölgesel çapta büyük bir proje hakkında anlaşma yolları arıyorlarken Rusya şirketleri “henüz oyunun dışındalar”? sözleriyle buna dikkat çekiyor.

 

Bu konuda henüz çok geç kalınmadığını belirten Rus çevreleri politik lobicilik çalışmalarının yanı sıra Gazprom gibi Türkiye ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan diğer büyük enerji şirketlerini de devreye sokmak gerektiğini belirtiyorlar. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın dün başlayan Moskova ziyareti Rusya açısından enerji alanında işbirliği konusunun masaya yatırılması açısından büyük bir fırsat. Babacan ile Rusya Enerji Bakanı ve Türk-Rus Karma Ekonomik Komisyonu eşbaşkanı Viktor Hristienko dün akşam bir görüşme gerçekleştirdiler. Görüşmenin en önemli gündem maddelerinden birisinin nükleer santral ihalesi olduğunu tahmin etmek zor değil.

 

ABD ve Rusya’nın küresel rekabetinin enerji boyutunda Türkiye’nin nükleer santral ihalesi çok önemli bir yer işgal ediyor. Kazanan tabiî ki ihale sonunda açıklanacak ama ibre daha çok ABD tarafına kaymakta diyebiliriz. Rusya ve Türkiye, ekonomik ilişkilerde kazandıkları ivmeyi politik ilişkilere yeterince yansıtamadılar. 2007 yılı Türkiye’de “Rusya Yılı” olarak ilan edilmişti, 2008 yılı ise Rusya’da “Türkiye Yılı” olarak ilan edildi. Yapılan faaliyetler kültürel organizasyonlardan öteye geçemedi. Yüzlerce vatandaşı Rus üniversitelerinde eğitim alan Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği nezdindeki Eğitim Müşavirliği makamı yaklaşık bir yıldır boş. Mavi Akım projesini gerçekleştiren iki ülke “Nabucco” ve “Güney Akım” projelerinde artık farklı kulvardalar.

 

Kısacası, Türkiye-Rusya ilişkilerinde kafalar hala karışık. İlişkiler konjonktürel gelişmelere endekslenmiş durumda. Babacan’ın ziyareti son aylarda en yüksek düzeyde gerçekleşen ziyaret olarak görünüyor. Buna karşılık Ankara-Washington hattı oldukça aktif. Kendisini terörle mücadele politikasında Washington ile işbirliği yapmak zorunda hisseden Ankara açısından öncelik, çok büyük sürpriz olmazsa, ABD’nin diyebiliriz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top