Seçimler Rusya İçin Ne İfade Ediyor?

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
05 Şubat 2008
A- A A+

Beklenildiği gibi, 2 Aralık 2007 tarihinde yapılan Rusya Parlamentosu seçimlerinden Devlet Başkanı V.V. Putin’in ilk sırada aday olduğu Kremlin partisi “Yedinaya Rossiya” (Birleşik Rusya Partisi) %64,1 oy oranıyla birinci parti olarak çıktı. “Za Putina i Za Rossiyu” (Putin için ve Rusya için) sloganıyla seçmen karşısına çıkan Yedinaya Rossiya’ya verilen her oy Putin’in zafer hanesine kaydedildi. Diğer taraftan, Kremlin yanlısı “Spravedlivaya Rossiya” (Adaletli Rusya Partisi) de %7,8 oy alarak Duma’ya girdi. Her iki partinin toplam oyu %72’yi bulmakta ki oldukça yüksek bir oran. Propoganda sürecinde, muhalefeti oluşturan diğer partilerin sesinin adeta hiç duyulmadığı bu seçim bütün dünya tarafından Rusya’nın demokrasi tecrübesinin sınavdan geçmesi olarak algılandı. Batı’nın seçimler hakkında Kremlin’in güdümünde ve kontrolünde olması eleştirileri oylamadan önce de oylamadan sonra da sık sık dile getirildi.


 


Rusya’nın zaten çok genç ve kırılgan demokrasisi bu seçimde belkide en hassas ve zor dönemini geçirdi. Muhalifler itirazlarını sürdürüp dünyadan seçimin sıhhati hakkında şüpheli yorumlar gelse de neticede hem Putin hem Rus halkı istediği sonucu aldı. Sonuçlar kısaca Rusya’da otoriterizmin kanıksanan bir şey haline gelmiş olduğunu ortaya koymakta. Ülke yavaş yavaş SSCB döneminde olduğu gibi tek parti, tek adam ve tek sistem üçlüsüne doğru kaymakta. Üçlünün tek Parti (Yedinaya Rossiya) ve tek adam (Putin) ayağı çoktan oluşmuş durumdaydı. Geriye sadece tek sistem ayağı kalıyordu. “Za Putina” sloganıyla Rusya’yı bir uçtan bir uca kaplayan yeni ulusal ideoloji sayılabilecek “Putinizm” üçüncü ayak olacak gibi görünüyor. Putin’in sahip olduğu %70’lere varan halk desteği bu gidişi kolaylaştırmaktaydı. Parlamento seçimi bu süreci iyice hızlandırdı. Rus halkının ortaya koyduğu tercih bu gidişattan şikâyet etmekten çok memnun olduğunu gösteriyor. Peki Rus halkı yüzlerce yıl sonra ilk defa önlerine konulan demokrasi fırsatını neden reddediyor? Asırlarca Çarların ve ideolojik Sovyet rejiminin baskıları altında ezilen Rus halkı neden tercihini yine aynı yönde, baskıcı ve otoriter rejimden yana kullanıyor? Bu soruların cevabını Rusya’nın tarihinde, toplumsal alt yapısında, bilinçaltında ve genel olarak kendisine has kimliğinde aramak gerekiyor.


 


Meseleye subjektif olarak yaklaşılıp Rus halkının mentalitesi açısından bakıldığında ortada şaşılacak bir durum yok aslında. Rus halkının bilinçaltında iktidar, merkezin gücü ve uyguladığı baskıyla eşdeğer manaya geliyor. Korkunç İvan’dan Deli Petro’ya ve onlardan Stalin’e uzanan çizgide hep bu durum değişmeden tekrarlanagelmiştir. Bu yüzden psikolojik olarak Rusya’da halk merkezi idareye yani otoriteye korkuyla karışık bir saygı duymaktadır. Meşhur bir Rus atasözü “Moskva slezam ne verit” yani “Moskova gözyaşlarına inanmaz” diyerek bu durumu çok kısa ve öz ifade etmektedir. Rus tarihindeki ülkeye çağ atlatan dönüm noktalarına baktığımızda tamamının baskıcı, otoriter ve adeta devlet terörü estiren liderlerin zamanında gerçekleştiğini görmekteyiz. Rus toplumu da en iyi bu yıllarda organize olmuştur.


 


IV. İvan (İvan Groznıy yani Korkunç İvan) Rusya’yı meşhur “Tatar-Moğol” egemenliğinden kurtarmış ve Rusya “Çarlık” dönemine girmiştir. IV. İvan, tek adamlık düşüncesiyle “Oproçnina” olarak adlandırılan gizli polis teşkilatı sayesinde hainleri cezalandırma ve sindirme politikası güttü. Rusların Petr Velikiy yani “Büyük Petro” dediği, tarihimizde “Deli Petro” olarak bilinen I. Petro sert politikalarla Rusya’yı güçlü ve Avrupai bir devlet haline getirerek Rus tarihine altın harflerle geçmiştir. SSCB’nin ikinci lideri Stalin 1930’lu yıllarda gizli polis teşkilatı NKVD ajanları yoluyla milyonlarca insanı bir taraftan kamplarda yok ederken diğer taraftan SSCB’yi süper güç olma yoluna sokmuştur. Bu yüzden bir çok Rus için güç, otorite ve sertlik demek düzen, güven ve istikrar demektir. Bundan dolayı, Ağustos 2000’deki Kursk Denizaltısı’nın batması olayında, Ekim 2002’deki Nord-Ost Tiyatro baskını ile Eylül 2004’teki Beslan’daki okulda rehin alma terör olaylarında yüzlerce sivilin devletin güvenlik güçlerinin başarısız operasyonlarında hayatını kaybetmesi başka ülkelerde devlete olan tepkilerin yükselmesine sebep olabilirdi belki ama paradoksal bir biçimde Putin’in başında olduğu merkezi idarenin daha fazla güç kazanmasını netice vermiştir.


 


Konuya objektif olarak yaklaşıldığında, Rus halkı için henüz çok yeni sayılabilecek 15 yıllık demokrasi döneminde siyasi tercihini gösterebileceği ve devlet idaresine katılabileceği tek yerin Devlet Başkanlığı seçimleri olduğunu söyleyebiliriz. 70 yıllık Sovyet sistemi tek parti ve tek adam sistemine insanları yatkın hale getirmiş ve sivil insiyatifi tamamen ortadan kaldırmıştı. SSCB sonrasında ortaya onlarca parti çıkmasına rağmen Komünist Parti dışında hiçbir partinin halen toplumsal tabanı bulunmamaktadır. Kurulan partiler bu sebeple hep başarısız olmuşlar ve kaos devam etmiştir. Rus halkı için bir anlam ifade eden tek seçim vardır, o da Devlet Başkanlığı seçimidir. Putin gibi karizmatik bir kişinin bu makama geçmesiyle Rus halkı için sorun kendiliğinden hallolmuş sayılabilirdi. Halktan fazlasıyla destek alan Putin için yapması gereken bir şey daha vardı o da devletin partisini ortaya çıkarmak. Öyle de yapıldı ve “Yedinaya Rossiya” Partisi bu şekilde ortaya çıkmış oldu.


 


SSCB döneminde “ABD’yi her alanda yakalama ve geçme” politikası öne çıkmaktaydı. Önce ABD her alanda geçilecek, sonra Komünizm ülkede kurulacaktı. Tarımdan, sanayiye, eğitimden silah endüstrisine, ekonomiden uzay çalışmalarına kadar her alanda bu politikanın etkisi hissedildi yıllarca. Her alanda Sovyet sistemi en mükemmel sistem olarak yaşatılacak ve dünyaya yayılacaktı. Geniş halk yığınları yıllarca bu idealle motive edildi. Ancak, SSCB’nin dağılmasından sonra bu konuda da tamamen bir belirsizlik ve boşluk ortaya çıktı. Gelinen noktada “Putinizm” bu boşluğu doldurmaya aday çok kuvvetli bir seçenek olarak ortaya çıkmış durumda. Putinizm’i büyük bedeller ödeme pahasına da olsa devleti eski ihtişamıyla yeniden inşa etme ve bu amaçla merkezi idareyi olabildiğince güçlendirmeye dayanan otoriter yönetim şekli olarak tabir edebiliriz.


 


Putinizm, politik bir terim olarak ilk kez 2004 Başkanlık seçimlerinden birkaç ay önce Putin muhalifleri Boris Nemtsov ve Vladimir Kara-Murza tarafından kaleme alınan bir makalede dile getirildi. Bu makalede Putinizm kısaca şu şekilde formule ediliyordu: “Tek partiye dayalı sistem, sansür, kontrol altındaki parlamento, yargı organlarının kontrol altına alınması, idarenin ve finans çevrelerinin katı merkezileşmesi, gizli servis elemanları ve bürokratların finans çevreleri de dâhil birçok alanda etkinliği ve kilit roller oynaması”.(i) Merkezinde Putin’in şahsında otoriter bir liderin yer aldığı bu ideolojinin üç temel dayanağı bulunmaktadır: 1- “Siloviki” olarak adlandırılan eski KGB yeni FSB çalışanları, askerler ve bir ölçüde bürokratik elit. 2- “Oligarhi” olarak adlandırılan çok zengin ve nüfuzlu işadamları. 3- “Natsionalizm” yani milliyetçilik.


 


Siloviki olarak tabir ettiğimiz grup devletin her kademesine yerleşmiş ve söz sahibidir. Rusya inanılmaz derecede bürokratikleşmiş bir devlet haline dönüşmüş durumdadır. Resmi olarak çalışan sayısı gizli tutulsa da 2006 yılı itibariyle FSB’nin çalışan sayısının eski KGB’den %40 daha fazla olduğu iddia edilmektedir. Devlet silovikileri kullanarak hayatın her alanında iktidarını güçlendirmektedir. Medyadan ekonomiye, sivil toplum örgütlerinden gönüllü kuruluşlara kadar her alanda silovikiler eliyle devlet hakim durumdadır. Şu anda Rusya’da bir kaç gazete, dergi ve radyo dışında bütün medya organları doğrudan veya dolaylı şekilde devlet kontrolündedir. Sivil toplum kurumları henüz emekleme devresindedir. Mevcut sivil toplum kurumlarının çoğunluğu devletin eliyle kurdurulan veya desteklenen kurumlardır. En bilinenlerinden birisi “Naşi” (Bizim) adlı Kremlin yanlısı gençlik örgütüdür. Sivil toplum kuruluşlarının yakın zamanda çıkarılan bir kanunla dışarıdan yardım almaları yasaklanmıştır ve şüpheli görülenler kapatılmaktadır.


 


Oligarhların bir çoğu petrol, gaz ve maden işletmelerini ellerinde bulunduran işadamlarıdır. Oligarhlar altın çağlarını Yeltsin zamanında yaşadılar. O dönemde önlerine geniş imkânların açılmasının yanısıra devlet işlerine de müdahale edebiliyorlardı. Yeltsin seçimlerden önce Komünistlerin tekrar iktidara gelebileceği tehdidiyle halktan yeniden oy isterken en büyük desteği böyle bir durumda ellerindeki imkânları kaybedeceklerinden korkan oligarhlardan almıştı. Putin iktidara gelir gelmez oligarhları devlet işlerinden uzak tutmaya ve kontrol altına almaya başladı. İhracattan, silah satışından, enerji kaynaklarından kazanılan milyarlarca doların kontrolsüz bir şekilde birçok elde bulunması Rusya açısından tehdit olarak görülüyor. Son seçimler öncesinde Putin yine oligarhlarla savaşacağını vaat etti. Ancak, yukarıda da belirttiğimiz gibi Putinizm’in bir ayağını oligarhlar oluşturmakta. Devlet silovikiler araciligiyla büyük sermaye çevrelerini kontrol altında tutuyor. Putinizm aslında oligarhlara karşı değil, Kremlin yanlısı olmayan ve kontrolden çıkan/çıkmak isteyen, elindeki büyük sermaye ile siyaset dünyasını manipüle etmek isteyen oligarhlara karşı. Bu yüzden Boris Berezovski Rusya dışında yaşıyorken milyarlarca dolarlık servetiyle politikaya girmeye hazırlanan bir başka ünlü oligarh Mihail Hadorkovski şu anda Rusya’da hapis cezasını çekiyor. Buna karşılık, devletin koyduğu kurallar çerçevesinde hareket eden Roman Abromoviç, Vladimir Potanin gibi oligarhlar faaliyetlerine rahatça devam edebiliyorlar.


 


Putinizm’in üçüncü ama belkide en önemli ayağı “Natsionalizm” yani milliyetçilik. Putinizm’in milliyetçilik anlayışı temelleri tarihten gelen imparatorluk geleneğine ve Batı’ya gücenik olan milli şuura dayanıyor. SSCB’nin dağılmasının şoku ve bu şokun Rus halkının bilinçaltında bıraktığı izler hala çok derin. Yaşlı nüfusun ağırlıkta olduğu ülkede bir çok Rus için bu durum hala sindirilmesi çok zor bir gerçek olarak karşılarında duruyor. Birkaç aylık bir süreçte koskoca bir imparatorluk sayılabilecek devletlerini, ideolojilerini, ekonomik sistemlerini, birikimlerini, süper güç statülerini yitiren ve milli gururları zedelenen Rusya halkı açısından kayıpların çapı ölçülemeyecek kadar fazla. Bütün ihtişamlı SSCB’li yıllardan sonra ikinci sınıf, fakir, Batı’nın yardımına muhtaç, Batı’nın insan hakları, demokrasi vs. eleştirilerine muhatap bir ülke haline gelmek toplumda milliyetçi duyguların güçlenmesine sebebiyet verdi. Böyle bir ortamda geleneksel otoriter Rus sistemi demokratik Batı sistemine hayli hayli tercih ediliyordu ki zaten Rusya tarihinin bütününe bakıldığında demokrasi, insan hakları gibi kavramlar kökü olmayan, havada kalan kavramlardı.


 


Geçmişe özlemden kaynaklanan duyguyla nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan emekliler açısından Stalin hala idol, rehber ve ideal devlet adamıydı. Bu kesim geleneksel olarak Rusya Komünist Partisi’nin tabanını oluşturuyordu. 1990’lı yıllarda yeni yetişen nesil kendisini bir kaousun ortasında adeta kimliksiz bulmuştu. Onlar da tepkilerini aşırı milliyetçi örgütlenmeler kurarak göstermeye başladılar. Ülke eski SSCB cumhuriyetlerinden gelen Slav olmayan esmer göçmenlerle dolmaya başlayınca bu kesim en kolay hedef olarak göçmenleri seçmeye başladı. Yıllarca “halkların dostluğu” sloganının zihinlere kazındığı Rusya’da aşırı milliyetçi örgütlenmelerin ülkenin her tarafını sarması işte bu psikolojik yıkımın sonucu olarak kabul edilebilir. Rusya’da her yıl yüzlerce göçmen “britogolovıe” yani dazlak olarak bilinen aşırı milliyetçi dazlaklar tarafından öldürülüyor ya da yaralanıyor. Sadece 2007 yılında 67 kişi ırkçı saldırganlar tarafından öldürüldü, 600’e yakın kişi yaralandı. II. Dünya savaşında Nazilerle yapılan savaşta 30 milyon insanını kaybeden ülkenin genç nüfusunun bir kısmı Nazilerin gamalı haçını gururla taşıyor ve sembol olarak kullanıyorlar. Diğer taraftan, göçmenler için çalışma ve oturma şartları resmi yollarla bilinçli olarak daraltılıyor.


 


Putin, geçen Haziran ayında öğretmenlerden Stalin dönemini hep kötü olarak değil ülkeyi büyük güç yapan lider olarak da öğretmelerini istedi. Devlet eliyle yıllarca kendilerinden saklandıktan sonra SSCB’nin işlediği hatalarla 1980’lerin sonu ile 1990’ların başında şok bir biçimde yüzleşmeden dolayı tarihinin kara sayfalarından utanır duruma gelen Rus toplumu, Putin’in “biz büyük devletiz ve büyük toplumuz” yaklaşımından dolayı oldukça rahatlama hissediyor ve yeniden gururla geçmişine, umutla geleceğine bakıyor. Devlet hem İmparatorluk hem SSCB devri sembollerinin bazılarını bilinçli bir şekilde resmen kullanıyor, her iki dönemin bazı önemli günlerini bütün şatafatıyla bayram olarak kutluyor. Putin’in sert lider imajı ve Putinizmin milliyetçilik ayağı işte bu sebeple toplumun genç ve yaşlı kesimini aynı potada buluşturuyor. Bu yüzden Rusya Komünist Partisi’nin 1995’te %32,8 olan oy oranı 2007’de %11,7’ye kadar düşmüş durumda.


 


Bir Çin atasözü “İnsanlar fakir oldukları zaman değil endişe içerisinde oldukları zaman kötü yaşarlar” der. Endişelerinden kurtulmuş, artık düzen ve istikrar içerisinde yaşamak isteyen Rus halkı demokrasiyi 2 Aralık 2007 seçimlerinde Putinizm’e kurban etmiştir. Adı farklı olsa da, resmi olarak ilan edilmese de Putinizm, daha önce yaşadıkları ve genlerine işleyen politik sistemlerden çok fazla farklı değil. Halk düzen, güven ve istikrar istiyor Putin ise bunu vadetmiyor, gerçekleştiriyor. Karşılıklı anlaşma beklenildiği gibi oy sandıklarına yansıyor. Parlamento seçimlerinde halktan istediği güvenoyunu alan Putin için kapılar sonuna kadar açık artık. Putin için anayasal değişiklik, partiler üstü liderlik, güçlendirilmiş parlamenter sistem, yerine kendi kontrolünde bir devlet başkanı, yeni devlet başkanının bir süre sonra sağlık vs. gibi bahanelerle istifa edip Putin’in yeniden işbaşına gelmesi, 2012’de yeniden başkan adayı olması vb. konuşulan ihtimaller. Rusya’yı yeniden dünyada söz sahibi ve eski saygın konumuna getiren Putin, enerji kaynaklarından hergün devlet kasasına gelir olarak akan milyarlarca doları bürokratik elite dağıtmaz da halka hizmet olarak kullanırsa daha uzun yıllar iktidarını korumaya devam edecektir. Bunun yolu da göreve başlarken koyduğu hedeften sapmamasından geçiyor. Çünkü, halihazırda enerji kaynaklarından akan dövizlerle beslenen devlet kasası bu kaynakların tükenmesiyle veya fiyatlarının aşırı şekilde düşmesiyle hızla boşalacaktır. Bu durum ise tarihin tekerrüründen başka bir şeye yol açmayacak, Putinizm de Rusya tarihindeki diğer “izm”ler gibi tarihteki yerini alacaktır.


 


Rusya önümüzdeki günlerde yeni bir seçim atmosferine daha giriyor. 2 Mart 2008 tarihinde yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde Vladimir Putin’in desteklediği Başbakan birinci yardımcısı Dmitriy Medvedev’in seçimleri kazanmasına kesin gözle bakılıyor. Son yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Medvedev’in seçmenler nezdindeki popülaritesi daha şimdiden %80’lere ulaşmış durumda. Bu durum son yıllarda Rus ve dünya kamuoyunu meşgul eden “Putin’in halefi kim olacak?” sorusunun cevabının bulunduğunu ilan ediyor. Ancak, bu durum yeni soruları ve sorunları gündeme getiriyor. Daha önce de değindiğimiz gibi Rusya tarih boyunca karizmatik ve bütün gücü elinde tutan tek adamların idaresinde istikrarlı ve güçlü bir ülke haline gelmiştir. Seçimler sonrasında siyasi hayatını Başbakan olarak sürdürmek isteyen Putin ile yeni Devlet Başkanı olarak göreve başlayacak olan Medvedev arasındaki güç paylaşımı nasıl olacak? İki başlı yönetim ülkeyi nerelere götürecek? Her şeyi çok ince ayrıntılarına kadar planlaması ve kararlı bir şekilde planlarını uygulamasıyla ünlü Putin’in bu sorunun cevabını da çok öncesinden hazırlamamış olması düşünülemeyecek bir şey. Öyle olmasaydı bu kadar rahat bir şekilde selefini Rusya kamuoyuna açıklayıp desteklerini istemezdi. Bütün bunlara rağmen, Rusya’da her şeyin her an hiç beklenmedik bir şekilde değişebileceğini akılda tutmak gerekir. Ülkenin resmi sembollerinden birisi biri sağa diğeri sola bakan iki başlı kartal arması. Armadaki farklı yönlere bakmak siyasete de yansırsa ülke son sekiz yılda kazandığı istikrarı yeniden yitirebilir. Rusya’da devletin işleyişi başkanlık sistemine odaklı olmasından dolayı seçimlerden sonraki iki başlılık sistemde sorunlara yol açabilir. Ya yeni bir “Putin” ortaya çıkartılacak ya da Putin yeniden koltuğuna geri dönecek. Bu yüzden, devlet başkanlığı seçimlerinden sonra da Rusya’da siyaset sıcaklığını korumaya devam edecek.


 


1 “Ob ugroze Putinizma. Pismo storonnikam prezidenta Putina”. Nezavizimaya Gazeta, 22.01.2004

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top