Irak’taki Son Gelişmeler ve Türkiye

A- A A+

ABD Kuvvetlerinin Irak'tan Aralık 2011 tarihinde çekilmelerini takiben ülkede yaşanan mezhepsel ve etnik çatışmaların (Sünni-Şii ve Arap-Kürt) arttığı, zaman içinde bu çatışmaların daha ziyade Sünni-Şii çatışmasına dönüşme temayülü gösterdiği,  bunlara ilaveten yolsuzlukların yaygınlaştığı, insan hakları ihlallerinin süreklilik kazandığı,halkın temel ihtiyaçlarını karşılamada güçlüklerle karşılaşıldığı, hayat standardının düştüğü ve çeşitli sorunların ortaya çıktığı gözlenmektedir. Bu genel tablonun aksine Kuzey Irak'taki Kürt Federe Devletinin ise oldukça istikrarlı ve ekonomik yönden giderek daha gelişen ve halkın ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabildiği, yabancı şirketlerin yatırımda bulunduğu bir bölge görüntüsü verdiği ve çatışma bölgelerinde yaşayan bazı Arapların kuzeye göç etmeye başladığı izlenmektedir.


Irak’ta 7 Mart 2010 tarihinde yapılan seçimlere katılım % 63 civarında olmuş, 2005 seçimlerinin aksine hiç bir etnik ve mezhepsel grup seçimleri boykot etmemiştir. Seçimlerde liberal bir Şii olan Allavi liderliğinde ağırlıklı olarak Sünni grupları bir araya getiren Irakiye Partisi 91, Maliki'nin Kanun Devleti Koalisyonu 89, Sadr Grubu ve Irak İslam Yüksek Konseyi 70, Kürt Partileri toplam 55 milletvekili çıkarmıştır. Irakiye Partisi’nin çıkardığı 91 milletvekilinden 6'sı Türkmen’dir.


Seçimlerin ardından uzun süre hükümet kurulamamış, sonunda Barzani'nin girişimi ile Aralık 2010'da Erbil'de toplanan siyasi partiler Maliki'nin Başkanlığında bir hükümetin kurulması hususunda uzlaşıya varmış ve eski Başbakan Allavi’nin de hükümet tarafından kurulacak "Yüksek Siyaset Konseyi'"nin başına getirilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak bu konsey kurulamadığından Allavi, Irak siyasi hayatından hiç olmazsa bir süre için fiilen dışlanmış olmuştur. Hükümetin kurulması, Hükümet ortakları arasında giderek derinleşen güven bunalımından kaynaklanan siyasi tıkanıklığı da önleyememiştir. Halen devam eden siyasi bunalımın en büyük nedeni, güç paylaşımını düzenleyen Erbil Mutabakatının uygulanamamış olmasına bağlanmaktadır.


Barzani’nin Kuzey Irak'da aslında Bağdat'ın yetkisine giren petrol ruhsatlarını resen vermesi, bölgede üretilen günlük 200.000 varil petrolü ihraç etmesi, Maliki'den kaçan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi'ye bir müddet melce vermesi, Musul ile Diyale arasındaki bölgeyi fiilen işgal etmesi, Kerkük'ün nüfus yapısını değiştirip bu kenti sınırlarına katmak istemesi gibi Merkezi Hükümete karşı eylemlere giriştiği görülmektedir. Bu durum karşısında Maliki terörle daha etkin mücadele etme gerekçesi ile statüsü henüz belirlenmemiş Kerkük, Selahaddin ve Diyale vilayetlerinde polis ve ordu birliklerinden oluşan "Dicle Operasyonlar Komutanlığı" adı altında doğrudan kendisine bağlı bir güvenlik gücünü faaliyete geçirmiş bulunmaktadır. Basın haberlerine göre bu güç birkaç kere Barzani’nin Peşmergeleri ile çatışma noktasına gelmiştir. Keza bazı kaynaklara göre, Maliki’nin bu gücün komutanlığına lağvedilmiş bulunan Saddam’ın Özel Kuvvetlerinden bir albayı tayin etmesinin Barzani'yi özellikle rahatsız ettiği ileri sürülmektedir. 


Bağdat-Erbil ilişkilerindeki başlıca anlaşmazlık noktalarını petrol arama, petrol gelirlerinin paylaşımı ve statüsü henüz belirlenmemiş bölgeler oluşturmaktadır. Anayasa gereği tüm petrol ve doğalgaz kaynakları tüm Irak halkının malı olup Kuzey Irak'ın arama ruhsatı verme ve petrol ihraç etme hakkı bulunmamaktadır. Tartışmalı  bölgelerden biri olan Kerkük'ün statüsü ise Anayasa gereği üç aşama (normalleşme, nüfus sayımı ve referandum) sonunda belirlenecekti. Anayasa'nın 140’ncı maddesine göre bu işlemin 31 Aralık 2007 tarihine kadar tamamlanması gerekmekte idi. Bağdat'a göre, bu tamamlanamadığına göre   konu zaman aşımına uğramıştır. Bu ana uyuşmazlık noktalarına  Peşmergelere de  Irak güvenlik güçleri gibi İçişleri Bakanlığı tarafından özel bütçe tahsisi konusunu eklemek gerekir.


Irak'ın petrol üretiminin 2012 yılında günde 3 milyon varile ulaştığı ve petrolden 100 milyar dolar gelir sağlandığı belirtilmektedir. Bu gelirlerin halkın yaşam seviyesine hiçbir olumlu katkı sağlamamış olması, genel yoksulluk ve geçim sıkıntısı, önü arkası alınamayan terör olaylarının genel olarak halkın memnuniyetsizliğine sebep olduğu anlaşılmaktadır. Kamuoyunda Maliki'ye idari ve mali suiistimaller, genel olarak beceriksizlik ve dikta eğilimi suçlamaları yöneltilmektedir. Maliki’nin kurduğu kabinede aradan geçen iki yılı aşkın süreye rağmen hala 3 önemli bakanlığa (Savunma, İçişleri ve Ulusal Güvenlik) bakan atanamayıp buraları kendisine yakın Müsteşarlar aracılığı ile vekâleten yürütmesi de ayrı bir tenkit konusunu teşkil etmektedir.


ABD müdahalesinden beri kendilerini marjinalize hisseden Sünniler kendilerini daha da marjinalize eden anti-terör yasasının iptalini istemektedirler. Son olarak Haşimi olayından sonra Sünni bir Bakanın korumalarının da tutuklanması türlü gösterilere neden olurken mezhepsel ayrışmayı daha da artırmaktadır. Sünniler Maliki'nin zaman içinde saygın Sünni liderleri uydurma gerekçelerle tutuklayıp siyaset dışı bırakacağından endişe etmektedirler. Gösteriler ve çatışmalar arasında son olarak ilginç bir gelişmeyi de Şii liderlerden Sadr'ın Maliki aleyhine Sünnilere müzahir bir tutuma meyletmesi teşkil etmektedir. Sadr'ın Maliki'ye karşı "Irak Spring" (Irak Baharı) çağrısı yaptığı yolunda bazı basın haberlerine rastlanmıştır. Bugün varılan noktada, Maliki'nin hem Kürtleri hem Sünnileri karşısına alırken bir kısım Şiileri de hayal kırıklığına uğrattığı görülmektedir.


Maliki'nin Suriye’de Esed rejimine İran'ın da teşviki ile çeşitli şekillerde destek verdiği hatta bazı silahlı Şii grupların Esed'e bağlı birliklerle birlikte çatışmalara katıldığı buna mukabil Iraklı Sünnilerin de sınırı aşarak muhalifler cephesinde çarpıştıkları yolunda haberlere rastlanmaktadır. Bazı yorumlara göre Irak Şiileri,  Suriye’de Alevi (Nusayri) Esed rejiminin devrilmesini takiben Müslüman Kardeşler’in iktidarı ele geçirmesi ve bu iktidar değişikliğinin komşu ülkeler özellikle Irak üzerinde yaratacağı etkilerden  büyük endişe duymaktadır.


Türkmenlerin Durumuna Gelince


Türkmenler Irak'ın üçüncü büyük toplumu olmakla birlikte Bağdat'taki iktidar paylaşımında devre dışı kalmışlardır. Irak Türkmen Cephesi çatısı altında varlık mücadelelerini sürdürmektedirler. Türkmenlerin  genel olarak Türkiye'nin Irak'taki uzantısı gibi görülmeleri zaman zaman bir handikap oluşturmaktadır. 2005 seçimlerinde başarısız olmalarına karşın 2010 seçimlerinde Allavi’nin El-Irakiye Partisi’nde yer alarak 6 milletvekilliği kazanmışlardır. Bu böyle olmakla beraber Türkmenlere El Irakiye Partisi lider kadrosunda yer verilmediğinden bugüne dek siyasi hayatta etkin bir rol oynayamamışlardır. Ancak son zamanlarda ülke genelinde hissedilen  siyasi krizin Kürtleri, Sünni ve Şii Arapları Türkmenleri kazanmaya yönelttiği anlaşılmaktadır. Nitekim Nisan 2012 tarihinde Parlamento’da Türkmen gündemli özel bir oturum yapılmış, Türkmenlerin sorunları ve talepleri ele alınmış, Temmuz 2012'de de Irak Parlamentosunun Türkmenleri Irak'ın üçüncü ana unsuru olarak kabul ettiği diğer hususların yanı sıra bir Türkmen Hakları Yasası çıkarılacağı belirtilmiştir. Türkiye her zaman Iraklı Türkmenlerin birlik, beraberlik ve güvenliğine büyük önem vermiş olmakla birlikte bugüne dek bu konuda kapsamlı, gerçekçi ve tutarlı bir Türkmen politikasını maalesef hayata geçirememiştir. Bu nedenle Irak'ın bugün içinde bulunduğu şartlar da göz önüne alınarak Bağdat Hükümetinin hassasiyetlerini de dikkate alan kalıcı bir Türkmen politikasının saptanması büyük önem taşımaktadır.


Bugün varılan nokta itibarı ile ABD'nin Irak'a müdahalesinin sonuçlarına bakıldığında, müdahalenin her şey bir yana Irak'ın üniter yapısını kırılgan hale getirdiğini, hem etnik hem mezhepsel sorunlara neden olduğunu, toplumda genel bir güvensizlik havası yarattığını, ülkenin siyasi birliğine gölge düşürerek bölünme tehdidini gündeme getirdiğini, ABD askerlerinin 2011 Aralık’ında Irak’ı terk etmesinden sonra durumun daha da ağırlaştığını söylemek mümkündür. Müdahalenin diğer önemli bir neticesi de İran’ı daima dengede tutan Saddam’ın devrilip yerine Şiilerin iktidar olmasının İran’ın elini fazlasıyla serbestleştirmesi olmuştur. Saddam’dan kurtulan İran’ın bir yandan 1975 yılında başlayan nükleer güç politikasını yeniden canlandırıp uluslararası camianın tepkilerine rağmen tehlikeli boyutlarda geliştirirken diğer yandan da bölgedeki Şiilerin hamiliğine soyunduğu ve Orta Doğu’da alenen yardım ve destekte bulunduğu örgütler vasıtasıyla da etkinliğini artırdığı görülmektedir.


Türkiye İle İlişkiler


Türkiye'nin Irak ile ilişkileri genellikle iyi bir seyir takip etmiştir. ABD müdahalesini takip eden yıllarda da Irak'taki tüm nüfus kesimleri ile dostane ilişkiler sürdürülmüş, Temmuz 2008'de iki ülke arasında "Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi" kurulmuş, işbirliğinin daha geniş bir yelpazede geliştirilmesi için gerekli hukuki çerçeve oluşturulmuştur. Bunu takiben Sayın Başbakan'ın (Ekim 2009) tarihinde Bağdat'ı ziyareti sırasında 48 Mutabakat Muhtırası imzalanarak iki ülke arasında "kapsamlı iktisadi bütünleşme" sağlanması hedeflenmiştir. Daha sonra Sayın Başbakan  Mart 2010’da Bağdat, Necef ve Erbil'i ziyaret etmiştir. Ancak son iki yıldır iki ülke ilişkilerinin belirli bir şekilde gerginleştiği izlenmektedir. Bu çerçevede Maliki'nin davet edildiği AKP Kongresine gelmemesi, Sayın Dışişleri Bakanının Erbil ve Kerkük temaslarına gösterilen kuvvetli tepki, Sayın Enerji Bakanının bir enerji konferansına katılmak üzere Erbil'e intikali için tahsis edilen uçağa verilen uçuş izninin son anda hükümetin emriyle iptali, Maliki'nin son zamanlarda hemen her fırsattan yararlanarak oldukça ağır ifadelerle Türkiye'yi Irak'ın içişlerine müdahale etmekle suçlaması hatırlanacaktır. Maliki'nin 2010 seçimlerinde Türkiye'nin Allavi'ye verdiği destekten, Kuzey Irak ile yakınlaşmasından, bazı devlet adamlarımızın Erbil ile doğrudan temas ve ziyaretlerinden,  Türkiye’nin Suriye'de muhalif güçlere verdiği destekten rahatsızlık duyduğu anlaşılmaktadır.


Türkiye’nin Kuzey Irak Yönetimi ile son yıllarda PKK terör örgütü konusu hariç her alanda ilişkilerinin (siyasi, ekonomik, kültürel) bir hayli geliştiği açıktır. Türkiye’nin Kuzey Irak’a karşı güttüğü yakınlaşma ve işbirliği politikası ile Merkezi Irak Hükümeti ile ilişkilerini bağdaştırmakta güçlüklerle karşılaştığı aşikârdır. Bu nedenle Türkiye’nin Irak politikasını denge içinde tutması her zaman kolay olmamaktadır. Türkiye, Kuzey Irak ile ilişkilerini özellikle ekonomik, kültürel ve sosyal alanda geliştirmekte ve bundan büyük yarar sağlamaktadır. Buna karşın Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması son derece önemlidir. Kaldı ki PKK terör örgütü konusu daima Kuzey Irak’la ilişkilerimizde çetin bir sorun olmaya devam edecektir. 


Sonuç


Irak bütünü ile büyük bir petrol ve tabii gaz potansiyeline sahip bölgede önemli bir ülkedir. Türkiye’nin Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yaptığı ihracatın önemli bir bölümü bu ülke topraklarından geçmektedir. Türkiye’nin Irak politikasının temelini ülkenin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması hususları teşkil etmektedir. Irak'ın toprak bütünlüğünün bozulmasının Türkiye ve bölgemiz yönünden ağır sakıncalar doğuracağı hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu itibarla Türkiye'nin Irak'ın bugün geçirmekte olduğu gergin siyasi bunalım sırasında taraf tutmadan her kesimle dengeli ve çok yönlü ilişkiler idame ettirmek sureti ile Irak'ın bölünme cereyanlarına karşı tarafları ve Irak üzerinde etkisi olan ülkeleri uyarmasında fayda mülahaza edilmektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin Merkezi Hükümetle arasındaki anlaşmazlık noktalarını bir an önce çözmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.








*Dış Politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi (E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk. Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral (E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Necdet Timur Orgeneral (E) Turgut Tülümen Büyükelçi (E)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top