Afganistan Barışa Ne Kadar Yakın?

A- A A+

11 Eylül saldırılarının ardından ABD, terörle savaş gerekçesiyle Afganistan’daki Taliban rejimini hedef almıştır. ABD ve müttefik orduları büyük bir hava saldırısı ve askeri harekâtla 17 Kasım 2001 tarihinde Afganistan’da iktidarı elinde bulunduran Taliban yönetimini devirmiştir.

Taliban’ın devrilmesinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1378 sayılı kararı gereğince, Afganistan’da yeni devletin oluşumunun çerçevesi çizilmiş ve eski diplomat El Ahdar El-İbrahimi, genel sekreterin özel temsilcisi olarak atanmıştır. Ardından Afganistan ile Birleşmiş Milletler arasında varılan anlaşma sonucunda istikrarı sağlamak amacıyla NATO öncülüğünde barış gücü (ISAF) askerleri bu ülkeye yerleşmeye başlamıştır.


ABD’nin Afganistan’ı işgal etmesinden beri geçen 11 yıllık süre zarfında; ülkede istikrarın sağlanması, iç savaş, bombardımanlar ve hava saldırıları sonucunda tahrip olan alt ve üst yapının yeniden inşası, uluslararası ekonomik yardımların organizasyonu, ekonominin düzeltilmesi, ülkenin normalleşme sürecine girerek uluslararası camia ile uyumunun sağlanması amacıyla dünyanın çeşitli kentlerinde uluslararası kongreler, oturumlar ve sempozyumlar gerçekleştirilmiştir. Almanya’nın Bonn kentinde başlayan bu toplantılar Londra, Washington, Tokyo, İstanbul ve diğer kentlerde düzenlenen uluslararası toplantılarla devam etmiştir.

Afganistan’ın yeniden yapılandırılması için icra edilen uluslararası toplantılar, ülkedeki yoksulluğu ve istikrarsızlığı giderememiş, kaos ortamına bir çözüm üretememiştir. Afganistan’ın yeniden imarı amacıyla düzenlenen toplantılarda söz verilen para yardımlarının önemli bir miktarı kâğıt üstünde kalmış, yerine getirilen yardımlar ise usulsüzlük, yolsuzluk ve devlet mekanizmasının yetersizliği nedeniyle etkisiz kalmıştır. Kısa bir süre önce cumhurbaşkanı Hamid Karzai’nin bir toplantı sırasında dile getirdiği: “Afganistan sağlık hizmetlerinde ve sağlık yatırımlarında dünyanın en geri ülkesidir”(1) itirafı işgalin üzerinden 11 yıl geçmesinin ardından ülkede mesafe alınamadığına işaret etmektedir. Nitekim ülkelerin şeffaflık düzeyini ve yolsuzluk durumunu gösteren son istatistiklere göre Afganistan, dünyada yönetimin şeffaf olmadığı ve yolsuzluğun en fazla olduğu 5 ülkeden birisi konumundadır.(2)

Halen ülkede 150 bini ABD’li olmak üzere 180 bin yabancı asker, NATO şemsiyesi altında görev yapmaktadır. Pek çok batılı devlet verilen insani zayiat karşısında ülkelerinin kamuoyu baskısından dolayı ve Afganistan’da hala istikrar sağlanamadığı için hızlı bir şekilde askerlerini geri çekmekte veya geri çekmeyi planlamaktadır. Diğer taraftan başta ABD kuvvetlerine mensup askerler olmak üzere ülkedeki batılı askerlerin uygulamaları ve insan hakkı ihlalleri NATO görev gücünün Afgan halkı nezdinde oldukça olumsuz algılanmasına yol açmıştır. ABD askerlerinin Afgan sivillere yaptığı saldırılar, insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği ve pek çok sivilin hayatını kaybettiği saldırılar, yine ABD’li özel güvenlik şirketlerine bağlı askerlerin kanunsuz şiddet uygulamaları bu kapsamda değerlendirilebilir.


Ülkedeki batılı askerlerin özellikle Afgan halkının dini değerlerine yaptığı hakaret, aşağılama ve saldırılar da halk nezdinde olumsuz yankılar meydana getirmiştir. Afgan halkı 2001 yılından beri ülkede konuşlu batılı askerleri artık Taliban’ın zulmünden kurtarıcı olarak değil, şiddetin, yolsuzluğun ve istikrarsızlığın kaynağı olarak görmektedir. Nitekim işgalin üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen bazı önemli kentler dışında ülkede merkezi devlet hâkimiyeti kurulamamıştır. Kırsal bölgelerde, özellikle güney, güneydoğu ve iç kısımlarda birçok kasaba, köy ve kırsal bölgelerde halen Taliban güçleri çeşitli düzeylerde hâkimiyetini sürdürmektedir. Ülkede büyük kentlerin en güvenli bölgeleri dahi her an Taliban ve diğer silahlı örgütlerin saldırılarına maruz kalabilmektedir. Bu durum Afganistan’da hedeflenen güvenlik ve istikrarın hala sağlanamadığını göstermektedir.


Günümüzden 2.500 sene önce Makedonyalı İskender, Balkanlar’dan Asya’nın içlerine kadar her yeri ele geçirmesine rağmen Afganistan dağlarında takılıp kalmıştır. Afgan halkı Cengiz Han’ın ordularına geçit vermemiştir. Afganistan’da Timur orduları durdurulmuş, 17. ve 18. yüzyıllarda İngiliz sömürgeci orduları yenilgiye uğratılmıştır. 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline karşı gelişen direniş Sovyetlerin yıkılmasında önemli bir faktör olmuştur. Bugün ise ABD ve NATO’nun bütün askeri, teknolojik ve maddi imkânlarına rağmen Afganistan’da hâkimiyet kurmakta başarılı olamadığı gözlemlenmektedir. Verilen zayiatlar ve batılı ülkelerin bu insani zayiatlar karşısında takındığı tutum neticesinde ABD 2014’te bu ülkedeki askerlerini çekmeyi planlamaktadır.


Son dönemde, ABD ve NATO’nun çekilmesiyle birlikte Afganistan’ın karşı karşıya kalacağı kargaşa ortamının önünü almak, ülkedeki silahlı unsurlar arasında diyalog ve mümkünse anlaşma zemini sağlamak maksadıyla uluslararası girişimler hız kazanmıştır. Afganistan’da genel olarak hükümete karşı silahlı mücadele sürdüren 3 önemli gruptan söz edilebilir. Bunların başında Molla Ömer yönetimindeki Taliban hareketi, eski mücahit komutanlardan Gulbettin Hikmetyar yönetimindeki Hizb-i İslami ve Hakkani Grubu gelmektedir. Bu gruplar genel olarak ülke nüfusunun %50’sini oluşturan Peştunlardan beslenmektedir. Bu aşırı grupların bölgede üslenmiş El Kaide ve benzeri terör örgütleriyle organik bağları olduğu öne sürülmektedir. Afganistan’ın güneyi ile Pakistan’ın kuzeyindeki bölgelerde sınır geçirgen olduğu için bu bölgelerdeki unsurlar iki ülkenin de topraklarını kullanabilmekte ve kolaylıkla yer değiştirebilmektedir. Pakistan’la Tacikistan’ın arasında uzanan, Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Tora Bora dağlık bölgesi mezkûr grupların kolaylıkla barındıkları bölgelerdir.


Afganistan’da Taliban hareketinin ortaya çıkışında Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin etkili olduğu hatırlandığında Taliban’ın bu Körfez ülkeleriyle diyalog olması anlaşılabilmektedir. Nitekim ABD, Afganistan’da siyasi istikrarı tesis etmede başarısız olunca Taliban başta olmak üzere ülkedeki güç odaklarını siyasi iktidara dâhil etme projesi çerçevesinde bu Körfez ülkeleriyle işbirliği içindedir. Bu doğrultuda ilk etapta Katar’ın başkenti Doha’da ABD onayıyla bir irtibat bürosu açılmıştır. Daha sonra ise bu girişim uluslararası düzeye taşınmış, Fransa’da bir stratejik araştırma merkezi öncülüğünde Taliban, Afganistan’daki diğer muhalif aktörler ve Afganistan hükümeti bir araya getirilmiştir.


Toplantıya hâlihazırdaki Afganistan hükümetinin yasal muhalefeti olan Ulusal Birlik Hareketi’nden (Etilafe Milli) siyasetçi Muhammet Yunus Kanuni, Ulusal Cephe’den (Cepheye Milli) Ahmet Ziya Mesut, Muhammet Muhakkik ve Feyzullah Zeki, Hak ve Adalet Partisi’nden (Hizbi Haggı ve Adalet) Hanif Etmer, Afganistan Ulusal Meclisi’nden ise 2 bayan milletvekili, Zehra Nadiri ve Nilüfer İbrahimi, Afganistan Yüksek Barış Konseyi (Şuraye Aliye Solh) sekreteri Masum İstanikzay ve Afganistan cumhurbaşkanı Hamit Karzai’nin danışmanı Hacı Din Muhammet katılmıştır. Toplantının en önemli katılımcıları kuşkusuz Taliban temsilcileriydi. Taliban’ın Katar bürosundan Molla Şahabettin Dilaver ve Muhammet Neim Verdek Taliban’ı temsilen toplantıya iştirak etmiştir. Yasa dışı muhalefetin bir diğer partisi yani Gulbettin Hikmetyar’ın Hizbi İslami’sini ise Geyret Behir başkanlığında bir heyet temsil etmiştir.


Taliban ve ülkedeki bazı diğer gruplara uygulanan yaptırımlar sonucunda bu grupların yöneticilerinin uluslararası seyahat hakları kısıtlanmıştır. Bu nedenle ABD’nin girişimiyle Taliban temsilcilerinin Paris’e gelebilmeleri için BM Güvenlik Konseyi’nden özel bir izin çıkarılmıştır. Paris toplantısında silahlı muhalefet, yasal muhalefet ve iktidar arasında diyalog ve görüşmelerin başlaması öngörülmekteydi. Hükümet, yasal partiler, yani Ulusal Cephe, Ulusal Birlik, Hak ve Adalet Partisi hatta Gulbettin Hikmetyar’ın İslami Partisi’nin görüşleri paralellik arz etmekteydi. Nitekim daha önceleri Afganistan hükümetini tanımayan Hikmetyar’ın temsilcileri görünüşte devletin bütünlüğü ve anayasal sistemle sorunları olmadığını, yalnızca anayasada tadilat yapılması taraftarı olduklarını belirtmişlerdir. Bu hususta partinin temsilcisi Geyret Behir Afganistan’da başkanlık sisteminin işlemediğini bu nedenle anayasada değişiklikler yapılması gerektiği tezini ileri sürmüştür.

Taliban’a gelince bu hareket uluslararası dengeleri de göz önünde bulundurarak ve ülke içinde elde ettiği mevzilere de güvenerek eski düşüncelerinde ısrarcı olmuş, Afganistan İslami Emirliği’nin ülkenin tek yasal iktidarı olduğunu ve bugünkü anayasayı tanımadıklarını açıkça beyan etmiştir. Paris Konferansı’nda Taliban, diğer muhalif gruplarla işbirliği yapabileceklerini açıklamıştır. Diğer taraftan son zamanlarda Taliban hareketi içerisinde de bazı fikir ayrılıkları olduğu basına yansımıştır. ABD’de yayımlanan New York Times Gazetesi’nde yer alan haberlere göre son zamanlarda Taliban hareketi içindeki dengelerin nispeten değiştiği öne sürülmüştür. Taliban lideri Molla Ömer’in yardımcılığına ılımlı bir aktör olan Molla Akter Muhammet Mensur’un getirilmesinin ve eski Guantanamo’da tutuklularından sertlik yanlısı Molla Abdulgelguym Zakir’in (Taliban’ın genel komutanı) güç kaybetmesi Taliban hareketini sorunların müzakerelerle çözülebileceği anlayışına yaklaştırmıştır.

Taliban temsilcileri Paris’teki toplantıda Karzai hükümeti ile doğrudan müzakereyi reddetmiş ve danışmanlar dâhil bütün yabancı askerlerin Afganistan’dan çıkmasını hükümetle doğrudan müzakere için ön şart olarak ileri sürmüştür. Taliban temsilcileri hatta 2014 yılında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerini tanımayacaklarını açıklamış, ABD ile doğrudan müzakere etme tezini ortaya atmış ve Karzai hükümetini devre dışı bırakmaya çalışmıştır. Buna rağmen Taliban’ın özellikle kuzey cephesini oluşturan partilerle aynı masa etrafında oturmaları kimi gözlemcilerce olumlu karşılanmıştır. Aslında Paris görüşmelerinden önce ABD ve Taliban temsilcilerinin Katar’ın başkenti Doha’da bir araya geldikleri bilinmektedir. Taliban içinden bazı komutanlar bu görüşmelere karşı çıkmıştır. Los Angeles Times Gazetesinin haberine göre bu görüşmeler Taliban içinde farklı görüşleri su yüzüne çıkarmıştır.(3) Kimi yorumculara göre ise Taliban, 2014 yılını yani ABD askerlerinin tamamen Afganistan’dan ayrılmasını beklemekte ve tüm batılı askerlerin ülkeyi terk etmesinin ardından gerçek tavrını ve görüşünü ortaya koymayı planlamaktadır.

Barış görüşmelerine ilişkin Taliban içindeki farklı eğilimleri Afganistan milletvekili Dr. Cafer Mehdivi açık bir şekilde dile getirmektedir. Mehdevi’ye göre: ABD ve batılılar ilk fırsatta en az zararla Afganistan’dan çekilmek niyetindedir. Paris görüşmeleri de ABD’nin çıkarları doğrultusuna yapılmıştır. Mehdivi’ye göre Taliban’da üç ana fikir akımı hâkimdir. Birincisi Katar grubu şeklinde tanımlanabilecek gruptur. Bu grup, 2014’te batılıların Afganistan’dan çekilmesinden sonra ABD ile işbirliği yaparak ülkede iktidarı ele geçirmeyi hedeflemektedir. Molla Ömer başkanlığındaki ikinci gurup ise Hamid Karzai başkanlığındaki Afganistan hükümeti ile diyalog ve işbirliği yanlısıdır. Üçüncü grup ise El-Kaide terör örgütüne yakın olan gruptur.(4)


Afganistan krizini değerlendirirken Pakistan’ın bu ülke üzerindeki nüfuzunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Pakistan, Afganistan’ın güvenliği ve istikrarı açısından bölgedeki en kritik ülkedir. Pakistan ordusu ve askeri istihbaratı Afganistan’da oldukça etkilidir. Dolayısıyla İslamabad’ın Afganistan’a yönelik izlediği politika ve attığı adımlar dikkate alınmalıdır. İslamabad’ın Pakistan’da tutuklu bulunan bazı Taliban komutanlarını serbest bırakma girişimi, bu nedenle Doha’da başlayan ve Paris’de devam eden barış görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir. Paris görüşmeleri arifesinde başta Taliban’ın etkin isimlerinden Molla Abdülğeni olmak üzere bazı eski Taliban komutanlarının Pakistan tarafından serbest bakılması da bu çerçevede değerlendirebilir. Yürürlüğe konan plan çerçevesinde son olarak başta Taliban yönetiminin Adalet Bakanlığı görevini yapmış Molla Nurettin Turabi olmak üzere Taliban dönemi valilerinden Molla Abdulbari, Taliban Haberleşme Bakan Yardımcısı Molla Dad ve Taliban lideri Molla Ömer’in özel muhafızı Molla Azem tutuklu bulundukları Pakistan’da serbest bırakılmıştır. 


Sonuç

Paris oturumunun ardından ortaya çıkan durum değerlendirildiğinde; 11 yıldan beri Afganistan’da terörle mücadele gerekçesiyle yürütülen savaş ülkeyi ciddi bir yıkıma uğratmış, Afgan halkı şiddet ve aşağılamalara maruz bırakılmış ancak ülkede yeniden yapılanma adına mesafe alınamamıştır. Nitekim Paris görüşmelerinin işaret ettiği muhtemel gelişmeler, Afgan siyasetindeki dengelerin işgalden önceki duruma geri dönebileceğini göstermektedir. Afganistan’da bazı aydınlar ve siyasi partiler Paris’teki görüşmelerde hükümetin Taliban’ın baskısına maruz kaldığını ve yürürlükte bulunan anayasayı ve meşru hükümeti yeterince müdafaa edemediğini ifade etmektedir. Bu çevreler, Afganistan’da Taliban iktidarının devrilmesiyle ortaya çıkan kırılgan demokratik ortamın, anayasada güvence altına alınan hak ve hürriyetlerin ve en azından büyük kentlerde sağlanan nispi huzurun tekrar bozulmasından endişe etmektedir. ABD askerleriyle Taliban arasında sıkışan Afgan halkı ise ülkenin geleceğiyle ilgili tedirginlik içindedir.


Dipnotlar:


1-    http://www.secretsofthefed.com/surreal-clinton-pledges-45-million-in-aid-to-al-qaeda-in-syria/

2-    http://www.bbc.co.uk/persian/afghanistan/2012/12/121204_mar_transparency_international.shtml

3-    http://da.azadiradio.org/content/article/24809941.html

4-    http://www.afghanpaper.com/nbody.php?id=46028

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top