Mısır’daki Olayların Işığında Anayasa Referandumu

Ali SEMİN
27 Aralık 2012
A- A A+

Arap ülkelerindeki halk gösterilerinin ikinci ayağı, Arap dünyasının omurgası sayılan Mısır’da ortaya çıkmıştır. Arap uyanışının Mısır’a sıçraması, Orta Doğu'daki değişim sürecinin ne denli etkili olduğunu göstermiştir. Nitekim değişim sürecinin Mısır’ı etkilemesiyle bu ülkede 30 yıldır iktidarda bulunan Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, 11 Şubat 2011 tarihinde istifa etmiştir.

Hem yapısal ve ideolojik hem de Filistin sorunu açısından kilit öneme sahip olan Mısır siyasi, ekonomik ve toplumsal özellikleri bakımından diğer Arap ülkelerinden ayrılmaktadır. Mısır kamuoyunun diğer Arap ülkelerine nazaran direnişe ve ayaklanmaya daha yatkın bir yapısı olduğu ifade edilebilir. Bu analizde Mübarek sonrası dönemdeki gelişmeler doğrultusunda Müslüman Kardeşler ile farklı bir döneme giren Mısır’daki yeni siyasi denklem analiz edilmeye çalışılacaktır.

Mısır’da Yeni Dönem ve Gelişmeler

Mısır’da iktidar karşıtı gösterilerle başlayan siyasi ve ekonomik istikrarsızlık Mübarek’in istifa etmesine rağmen devam etmiştir. Mısır bir taraftan Halk Meclisi seçimleri sırasındaki tartışmalara diğer taraftan da siyasi grupların kendi içlerindeki güç mücadelesine sahne olmuştur. Arap uyanışının sembolü haline gelen Kahire’nin Tahrir Meydanı’ndaki göstericiler taleplerine karşılık verilmesini beklemektedir. Diğer taraftan Tahrir Meydanı'nın da 25 Ocak 2011 tarihinden bugüne değiştiği belirtilmelidir. 25 Ocak’ta Mısır’da gerçek manada bir halk ayaklanması yaşanırken bugün Tahrir Meydanı, ideolojik bölünmelerin ve mücadelenin yaşandığı bir yer haline gelmiştir.

28 Kasım 2011 tarihinde yapılan Halk Meclisi seçimlerini kazanan Müslüman Kardeşler’in siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisi oyların %47'sini alarak 235 milletvekili çıkarmıştır. Selefiler’in Nur Partisi ise %24'lük oy oranı ile 121 sandalye elde etmiştir. Böylece 508 sandalyeli Mısır Halk Meclisi’nde dini eğilimli grupların %71’lik bir temsil gücü ortaya çıkmıştır.(1) Gerek meclis seçimlerini gerekse cumhurbaşkanlığı seçimlerini (16-17 Haziran 2012)  kazanan Müslüman Kardeşler başarılı bir grafik çizmiştir. Ancak bu başarılı çizginin devam edip etmeyeceği tartışmalara açık bir konudur. Mısır gibi bir Arap ülkesinde halkın temel isteklerine cevap verilmediği müddetçe, gelecekte bu başarının bir hüsrana dönüşmesi ihtimalini göz ardı etmemek gerekir. Çünkü başta Mısır olmak üzere Arap ülkelerinde halkın sokaklara dökülmesinin arkasındaki temel neden, sadece demokrasi, özgürlük ve sandık başına gidip oy kullanmak değildir. Bunun yanında Arap kamuoyu, işsizlik ve ekonomik refah dâhil olmak üzere temeli ekonomiye dayanan tüm sorunların çözülmesini beklemektedir. Günümüzün şartlarında Arap dünyasında yeni bir kuşak oluşmaktadır ve bu kuşağın taleplerine kulak vermeyen bir iktidarın başarılı olması oldukça zor gözükmektedir.

Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında, Mübarek’in iktidardan ayrılmasıyla beraber Mısır halkının yeni dönemde Müslüman Kardeşler’e bir şans vermeye çalıştığı söylenebilir. Mısır’ın siyasi tarihine bakıldığında bu ülkenin geçmişte liberaller, milliyetçiler ve laikler tarafından yönetildiği görülmektedir. Mısır ilk kez dini eğilimli bir iktidar tarafından yönetilmektedir. Dikkat edilirse Müslüman Kardeşler’in siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisi'nin adayı Mursi, 16-17 Haziran’da yapılan Mısır Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplam oyların %51,73’ünü alarak kazanmışsa da, Mübarek yönetiminin son Başbakanı Ahmet Şefik’in aldığı oylar %48 civarındadır.(2) Arada büyük bir fark olmadığı söylenebilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Mısır halkı eski rejimin kalıntılarıyla mücadele ederken, Mübarek sonrası yönetimin büyük çoğunluğunu oluşturan dini eğilimli siyasi iktidardan da endişe duymaktadır. Aslında Mısır halkının yapılan seçimler sonucunda çıkan oy oranına bakıldığında, oldukça kararsız ve çelişkili bir tavır sergilediği ifade edilebilir. Bu sebeple Mısır’da geçiş sürecinin oldukça sancılı olacağı belirtilmelidir.

Yeni Mısır Muhalefeti Ekseni

Mübarek’in devrilmesinin ardından Mısır’da rejim tartışmaları gündemi oluşturmuştur. Söz konusu tartışmaların neticesinde Mısır’da ideolojik ve dini bölünmeler daha da keskin bir hale gelmiştir. Mısır’ın toplumsal ve siyasal yapısında ideolojik kutuplaşma ve rekabet, yakın tarihin her döneminde varolmuştur. 1922 yılında bağımsızlığını ilan eden Mısır’da, günümüze kadar sürekli olarak ideolojik gruplar arasında bir güç mücadelesi yaşandığı görülmüştür. Özellikle 1928 yılında kurulan Müslüman Kardeşler’in ardından başlayan iktidar mücadelesiyle sağ-sol-milliyetçi-İslamcı-laik ve liberaller olarak ülke içinde bir ideolojik bölünmüşlük ortaya çıkmıştır. 1952 yılında Cemal Abdulnasır’ın iktidara gelmesiyle birlikte genelde Arap dünyasının, özelde de Mısır’ın siyasi dengeleri değişmiştir. Çünkü Nasır’la birlikte Orta Doğu’da pan-Arabizm (Arap milliyetçiliği) hâkim olmuştur. Dolayısıyla 1950’li yıllardan bu yana Mısır, ideolojik kutuplaşmaların yaşandığı bir ülke niteliği kazanmıştır.

Bu çerçeveden bakıldığında Mısır’da Mübarek’in iktidarı bırakmasıyla birlikte yaşanan rejim tartışmaları, cumhurbaşkanlığı seçimi ve yeni anayasa referandumu ülkedeki karışıklığı artırmıştır. 30 Haziran 2012 tarihinde Mısır Yüksek Askeri Konseyi Muhammed Hüseyin Tantavi’den görevi devralan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında ordunun görevi belirttiği tarihte teslim etmesinin takdir edilecek ve saygı ile karşılanacak bir davranış olduğunu ifade ederek,  "Ordu sözünde durdu, şimdi ordunun kışlasına dönerek gerçek vazifesi olan sınırlara dönme zamanı" demiştir.(3)

11 Şubat 2011 tarihinden beri Mısır’da meydan gelen gelişmeleri üç aşmada analiz etmek mümkündür;


- İlk aşamada Mısır’da başlangıçta sivil-asker mücadelesi yaşandığı görülmektedir. Mübarek’in ardından Yüksek Askeri Konsey’in Mısır’daki geçiş sürecini yönetmesi, ister istemez halk nezdinde kaygı ve tepkilere neden olmuştur. Bu sürecin aynı zamanda bir tavsiye süreci olduğu da gözlerden kaçmamaktadır. 11 Ağustos 2012 tarihinde Mursi’nin aldığı bir kararla başta Tantavi olmak üzere yetmişe yakın general emekliye sevk edilmiştir.

- İkinci aşamada sivil-asker ilişkilerinde yaşanan normalleşme sonucunda rejim tartışmaları ortaya çıkmıştır. Başka bir ifadeyle, sivil-asker ilişkilerinin düzelmesinden sonra Mısır’ın laiklikle mi, Şeriat’la mı yönetilmesi gündeme gelmiştir. Bu durum da liberaller, solcular ve Hıristiyanlar arasında endişe ve tepkilerin artmasına sebep olmuştur.

- Üçüncü aşamada Müslüman Kardeşler’e ve Selefiler’e karşı yeni bir muhalif cephe oluşmuştur. BugünküTahrir Meydanı’nda meydana gelen gösterilerin niteliği 25 Ocak 2011’dekinden farklıdır. Çünkü dini eğilimli gruplara karşı laikler, liberaller, solcular ile Hıristiyanlardan oluşan ve Mısır’ın geleceğinden kaygı duyan bir muhalefet ortaya çıkmıştır. Bu muhalif kesim, Mübarek döneminde nasıl rejimin değişmesi gerektiğini dillendirdiyse bugün de Müslüman Kardeşler’den ve Selefiler’den oluşan yönetimin devrilmesini istemektedir.

Müslüman Kardeşler’in, özellikle Mursi’nin Mısır’ın girdiği yeni siyasi süreçte acele ettiği ifade edilebilir. Mısır’ın pek çok ekonomik sorunu bulunmaktadır. Mısır ekonomisinin neredeyse %80’i turizm kaynaklıdır. Ülkedeki siyasi istikrarsızlık ve güvenlik sorunları turizmi olumsuz etkilemektedir. Mübarek sonrası Mısır’da resmi açıklamalara göre, işsizlik oranı %13’tür. Bu oranın %30’unu diplomalı gençler ve %25’ini kadınlar ve %9’unu da erkekler oluşturmaktadır.(4) Ancak gayri resmi tahminlere göre, Mısır’da işsizlik oranı %25’tir. Mursi’nin (veya Müslüman Kardeşler’in) ülkedeki ekonomik durumun iyileştirilmesi ve işsizliğin önüne geçilmesi için ciddi adım atması gerekmektedir. Aksi takdirde Mısır gibi bir Arap ülkesinde yaşanan ekonomik sorunlar, yeni yönetime karşı halkın yeniden sokaklara dökülmesine sebep olabilir.

Anayasa Referandumu ve Mısır’ın Geleceği

Mısır’da halk ayaklanması ile beraber Mübarek yönetiminin sona ermesinin ardından 19 Mart 2011 tarihinde anayasa referandumu yapılmıştır. Halkın %77’si parlamento seçimlerinin yapılması ve yeni bir anayasanın yazılması için evet oyu kullanmıştır. Daha sonra Halk Meclisi, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve ardından da anayasa referandumu için çalışmalara başlanmıştır. 22 Kasım 2012 tarihinde Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin yürürlüğe koyduğu 234 maddeden oluşan yeni anayasayı 15 Aralık 2012 tarihinde halk oylamasına sunacağını açıklamasının ardından ülkede siyasi gerilim tırmanmıştır. Yeni anayasada bu gerginliğe sebep olan iki önemli madde vardır. Bunlar anayasanın 2. maddesi olan  “Devletin dini İslam'dır, resmi dili Arapça’dır, yasamanın temel kaynağı İslam hukukunun ilkeleridir” maddesidir. Diğeri ise 6. madde olan “Cumhurbaşkanının devrimin, milli birliğin ya da milli güvenliğin sağlanması ve korunması için gerekli gördüğü tüm tedbirleri almakla yetkilendirilmesi” maddesidir. Anayasanın altıncı maddesinin Cumhurbaşkanı Mursi’nin yetkisini artırmasının ve daha birçok maddenin yoruma açık olması, Mısır’daki muhaliflerin tepkisini çekmiştir. Olaylarda muhaliflerle güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmada 7 kişi hayatını kaybetmiş ve 600’e yakın gösterici de yaralanmıştır. Anayasaya gösterilen tepkilerin sonucunda Mısır sokakları ikiye bölünmüştür. Bir tarafta Mursi ve Müslüman Kardeşler’in yandaşları, diğer tarafta da yönetim karşıtı gruplar Tahrir Meydanı’nında toplanmış ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün önünde protesto gösterileri düzenlemiştir.

İki turda gerçekleşen yeni anayasa referandumunun 15 Aralık’taki ilk turunda Mısır’ın 10 vilayetinde 26 milyonluk seçmen oy kullanmış ve %56,5 oranında evet oyu çıkmıştır. Ancak ilk turda seçim yapılan vilayetlerin arasında bulunan başkent Kahire’deki referandum sonucunda seçmenlerin %56,9’unun hayır oyu kullanması bir hayli dikkat çekmektedir. Kahire’den “evet” oyu alınamaması, Mursi’nin üzerinde durması gereken önemli bir konudur. Genel olarak bakıldığında ise referanduma katılım oranı %32 düzeyinde kalmıştır ve çıkan evet oyu %63,8’dir.(5)

Referandum sonuçlarına bakıldığında toplumsal mutabakat konusunda bir eksiklik yaşandığı yorumu yapılabilir. 51 milyon seçmenin %32’sinin referandumda oy kullanması yalnızca yaklaşık 16 milyon kişinin seçime katıldığını göstermektedir. 83 milyonluk bir nüfusa sahip olan Mısır’da oy kullanan 16 milyon kişinin yaklaşık 6 milyonu hayır oyu kullanmıştır. Bu durumda Mısır’da referandumdan çıkan sonuçlara göre yeni anayasa sadece yaklaşık 10 milyonluk bir kitle tarafından onaylanmıştır. Anayasanın siyasi ve toplumsal bir uzlaşı olmadan yazılması ülkede kaotik bir ortamın zeminini hazırlamaktadır. Aslında Mısır veya değişim yaşayan diğer ülkelerde anayasanın kısa bir süre içerisinde yazılması genelde siyasi tartışmalara ve her alanda (siyasi, ekonomik ve güvenlik)  istikrarsızlığa neden olmaktadır. Arap ülkelerinin genelinde yıllarca tek ailenin veya tek siyasi partinin iktidarda olması, siyasi kültürün zayıflığına işaret etmektedir. Bu nedenle 2011 yılından bu yana Arap dünyasında yaşanan değişim ve siyasi dönüşümde anayasanın aceleyle yazılmasının doğru bir yaklaşım olmadığı ifade edilmelidir. Mısır ve diğer Arap ülkelerinde anayasa hazırlama sürecinin 2 ila 5 yıl gibi bir süreye yayılmasında fayda vardır.

Bunun sebepleri şu şekilde açıklanabilir;

 

1.Otoriter bir rejimden kurtulan bu tür ülkelerde etnik, dini ve ideolojik olarak iktidar üzerinde sert bir güç mücadelesi meydana gelmektedir. Tüm tarafların birbirlerine karşı kendi isteklerini kabullendirmeye ve ülkede nüfuz kurmaya çalıştığı görülmektedir. Bunun sonucunda da ülkede siyasi istikrarsızlık ve ekonomik bunalımlar başgöstermektedir.

2.Yıllarca baskı altında tutulan siyasi örgüt ve partilerin, iç ve dış politikadaki başarısızlığı eski dönemi aratmamaktadır. Bu da iç ve dış siyaseti dengeleme problemini beraberinde getirmektedir.

3.Kamuoyu siyasi kültürünün zafiyet içinde olması, ülkedeki politik sürecin tıkanmasına neden olabilmektedir. Kimin kimi yöneteceği tartışmaları ortaya çıkmakta ve ülkede gerilim giderek yükselmektedir.

 

Cumhurbaşkanı Mursi ve Müslüman Kardeşler’in ülkede toplumsal uzlaşı sağlamadan yeni anayasa hazırlamasının Mısır’daki siyasi istikrarsızlığı ve ekonomik krizi artırması beklenebilir. Aslında Mursi’nin, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra izlediği iç ve dış politika, fazlasıyla iddialı bir görüntü vermektedir. Çünkü Mursi, ülke içerisindeki iç karışıklılığı ve ekonomik sorunları bir kenara iterek, dış politikaya yönelip yeniden Orta Doğu’da ve Arap dünyasında önemli bir aktör olma yolunu tercih etmiştir. Mursi’nin tutumu ile ilgili, 28 Ağustos 2012 tarihinde ilk ziyaretini Çin’e yapması ve 30 Ağustos’ta Bağlantısızlar Hareketi'nin İran’da yapılan 16. Zirve Toplantısında Esed’in iktidarı bırakması gerektiğini söylemesi örnek verilebilir. Dış politikaya öncelik verdiği böyle bir dönemde Mursi’nin siyasi taraflarla uzlaşmadan yeni anayasanın referanduma sunulmasını karara bağlaması, Mısır’daki politik süreci oldukça zorda bırakmıştır. Bu bağlamda Mursi’nin, iç ve dış politikada ciddi sorunlar yaşayacağını kestirmek zor değildir.

 

Sonuç

 

Orta Doğu bölgesinde başlayan değişim sürecinin bir parçası haline gelen Mısır’da, Mübarek’in devrilmesine rağmen halen devletin siyasi ve ekonomik geleceğindeki belirsizlik devam etmektedir. Mısır’ın başına dini eğilimli bir yönetimin gelmesi ve söz konusu yönetime karşı halkın yarısına yakınının ülkedeki gelişmelerden kaygı duyması bu belirsizliğin en önemli nedenleri arasındadır. Mısır’da, laikler, liberaller, ulusalcılar, sol görüşlüler ve Hıristiyanlar (Kıptiler) arasında Müslüman Kardeşler’e yönelik bir güven bunalımı söz konudur. Bilhassa yazılan yeni anayasanın ulusal bir uzlaşı sağlanmadan neredeyse tamamen Müslüman Kardeşler’in mutfağında hazırlandığı görüntüsü muhaliflerin aşırı tepkisine neden olmaktadır.

 

Müslüman Kardeşler’in (veya Mursi’nin) Mısır yönetimine gelir gelmez Yüksek Askeri Konsey’i devre dışı bırakmaya ve ülke üzerinde mutlak hâkimiyet kurmaya çalışması, Tahrir Meydanı’nda tansiyonun giderek yükselmesine neden olmaktadır. Hatta Mısır’daki 6 Nisan Hareketi ve diğer devrim aktivistleri, Müslüman Kardeşleri devrimi çalmakla suçlamaktadır. Bu sebeple özellikle Mursi’nin Mısır sokaklarını dikkate alması ve ulusal diyalog yoluna gitmesi gerekmektedir. Nitekim Tahrir Meydanı’nın ikinci bir devrimi gerçekleştirebilecek güce sahip olduğu sıkça dillendirilmektedir. Çünkü artık Arap uyanışını önlemenin tek yolu halkın ne için mücadele verdiğini ve ne talep ettiğini doğru algılamasından geçmektedir.

 

Öte yandan muhalif bir çatı olarak Mısır Ulusal Kurtuluş Cephesi içerisinde Eski Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Eski Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı ve Düstur Partisi lideri Muhammed El-Baradey ve Halkçı Mısır Akımı lideri (Nasırcı-milliyetçi) Hamdin Sabbahi yer almaktadır. Bu isimlerin birbiriyle çelişen yaklaşımları nedeniyle Mısır muhalefeti içinde bir lider sorunu da yaşanmaktadır. Aslında Mısır’daki göstericilerin en büyük problemi 11 Şubat 2011 tarihinden beri yol gösterici ve güvenilir bir liderin ortaya çıkmamasıdır.

 

Ülkede yaşanan gerilimin giderilmesi için Mısır muhalefeti, güçlü ve birleştirici bir lidere ihtiyaç duymaktadır. Bununla birlikte ülkedeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın giderilmesi amacıyla Mısır muhalefetinin kamuoyuna yeni projeler sunmasında fayda vardır. Mısır muhalefeti, ülkenin geleceği ile ilgili Müslüman Kardeşler’in attığı adımlara hazırlıksız yakalanmaktadır. Yeni anayasa ilanının ardından Mısır muhalefetinin tepki gösterme dışında herhangi bir somut adım atmadığı söylenebilir. Bütün bu gelişmeler değerlendirildiğinde, Mısır muhalefetinin sadece halkı sokağa dökmeye çalışarak bir girişimde bulunması ileriye dönük bir başarının önünde engel olabilir. Bu nedenle muhalefetin soğukkanlılıkla Müslüman Kardeşler’in siyasi faaliyetlerini takip etmesi gerekmektedir.

 

Anayasa referandumunun sonuçlarına geldiğimizde Cumhurbaşkanı Mursi’nin, ülkenin birliği için belli başlı konularda sokağın desteğine ve ulusal diyaloga ihtiyaç duyduğunu belirtmek gerekir. Mısır’ın siyasi geçiş sürecinin tamamlanması 5-10 yıllık bir zaman diliminde ancak gerçekleşebilir. Özetlemek gerekirse, Mısır sokaklarını sakinleştirmenin yolu yeni dönemdeki yönetimin (Müslüman Kardeşler’in) halkın güvenini kazanmak ve dış politikadan ziyade iç siyasete ağırlık vermesinden geçmektedir. Mısır’ı ideolojik çatışmalardan uzak tutmakta ve ulusal birlik anlayışını korumakta yarar vardır. Yeni anayasanın Mısır’daki siyasi ve ideolojik ayrışmaları ortaya çıkarması, ülkenin bölünmesine ve karışmasına yol açabilir. Mısır’daki bu tehlike giderilmediği müddetçe de Tahrir Meydanı’nda gösterilerin devam etmesi beklenebilir.   

 

 

 

 

Dipnotlar:

 

(1)   ?????? ?????? ???? ??????? ???????? ????????? ???? ????? ???????? ??????, http://gate.ahram.org.eg/News/162896.aspx, Erişim, 18.12.2012.

(2)    ????? ???????? ??????? ??????? 2012, http://elections.masreat.com/19195/, Erişim, 15.12.2012.

(3) Mursi Göreve Resmen Başladı, http://dunya.milliyet.com.tr/mursi-goreve-resmen-basladi/dunya/dunyadetay/30.06.2012/1560975/default.htm,

(4)    ?????? ???? ???? ???? ???????, http://www.skynewsarabia.com/web/article/47875/, Erişim, 20.12.2012.

(5)     ????? ??????? ???????, http://www.masreat.com/?p=40313, Erişim, 26.12.2012

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top