İsrail’in Doğu Akdeniz’deki Alternatif Politikaları

Orhan DEDE
06 Aralık 2012
A- A A+

6 Eylül 2007 tarihinde İsrail savaş uçakları Doğu Akdeniz boyunca uçup, Türkiye hava sahasını da kullanarak Suriye’nin El Kibar bölgesinde nükleer tesis olduğunu iddia ettikleri bir hedefi vurdu. İsrail uçakları hedefi yok edip geri dönerken yakıt tankerlerini de Türkiye’nin bugün Suriyeli mültecileri barındırdığı Hatay toprakları üzerine bıraktı. Bu olaydan üç gün sonra Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yapan Ankara’yı ziyaret etti. Ankara ve Şam, İsrail’e bu tür saldırılarla barışı sabote etmemesi için birlikte çağrıda bulundu. Bir soru üzerine konuk Bakan, İsrail-Suriye gerginliğinde kapsamlı bir barışın sağlanmasından yana olduklarını, İsrail’in saldırılarına karşı kendilerini savunabileceklerini ama önceliklerinin kapsamlı barış olduğunu vurguladı.

Beş yıl sonra 6 Eylül 2012’de Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin genişletilmiş grup toplantısında yaptığı konuşmada Suriye’yi terörist devlet ilan etti. Aynı gün İsrail Gazze’ye düzenlediği bir başka hava saldırısında 3 kişiyi öldürüp 1 kişiyi yaraladı ve İsrail askerleri tank ve buldozerlerle Gazze’nin doğusuna girdiler. (Nitekim bu olaydan iki ay sonra, Kasım 2012’de İsrail Gazze’ye çok daha şiddetli hava saldırıları düzenledi.)  Beş yıl önce iki devletin arasını bulmaya çalışan Türkiye, beş yıl sonra birini haydut diğerini ise terörist ilan ederek her iki devletle de arasını açtı. İsrail ile 2010’da savaşın eşiğine geldi, Suriye ile ise hâlihazırda savaşın eşiğindedir.

Oysa Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini sürdürmesi evvela ve bizzat Filistinliler için gerekliydi, tıpkı Suriye ile ilişkilerin kesilmemesinin Suriye halkı için gerekli olduğu gibi. Ancak Türkiye bunu akıl edemedi. Akıl edenleri de dinlemedi. Bu coğrafyanın makûs talihini değiştirebilecek potansiyel güce sahip bir ülke olarak uygulayabileceği yapıcı politikaları hırs esintili itidalsizliklere kurban etti. Türkiye hem Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yaparken İsrail’in her an Gazze veya Filistin’in herhangi bir başka noktasına (ya da 2006’da olduğu gibi Lübnan’a) saldırabileceğini hem de sicili belli Suriye’nin işler sarpa sardığında kendi halkına karşı dahi acımasızlaşmaktan çekinmeyeceğini öngörebilmeliydi. Öngöremedi. Böylece "Arap Baharı" nedeniyle baharları hazan olup kışa dönen İsrail, hem "Arap Baharı"nın Suriye yamacında kırağıya çalınıp çiçek açamamasından hem de Türkiye'nin on yıldır inşa ettiği bölgesel karizmasını bu süreçte çizdirip sinerji kaybetmesinden memnun Akdeniz’in bahar esintili ılık ve derin sularında enerji aramaya koyuldu.

İsrail aradığı enerjiyi fazlasıyla bulurken; Kıbrıs sorununda inisiyatif alıp çözümü zorlayan, Lübnan’a barış askerleri gönderen, Irak’ın yeniden yapılandırılmasında pozitif roller üstlenen, "Arap Baharı"nın ilham perisi, turizm sektöründe rekorlar kıran Doğu Akdeniz’in incisi Türkiye bir anda bölgenin sorunlu ülkelerinden biri oluverdi. Ceyhan limanına bağlanan petrol boru hatlarıyla dünyanın önemli körfezlerinden biri haline gelen İskenderun Körfezinin hemen yanı başında her an patlamaya hazır bir savaşın varlığı kuşkusuz enerji piyasalarını gereğinden fazla tedirgin etmektedir. Akdeniz’de herhangi bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmeden Güney Kıbrıs Rum Kesimi (dolayısıyla Yunanistan ve Avrupa Birliği) ve İsrail ile petrol/doğal gaz arama çalışmaları nedeniyle tırmanan gerginlik de buna eklenince Türkiye’nin güney sahillerinin uzun bir süre daha sıcak kalacağını tahmin etmek zor olmayacaktır.

Doğu Akdeniz’in Yeni Jeopolitiği: Enerji

Her taşın altında bir Yahudi aramakta pek mahir olan zihnimizin nasıl olurda Akdeniz'in altında petrol ve doğal gaz aramayı akıl edemediğini doğrusu insanın aklı almıyor. Mısır mesela, daha 1960'lı yıllarda akıl edip Akdeniz’in önce sığ, sonra derin sularında sondaj çalışmalarına başlamıştır. 1990'larda derin sularda yaptığı sondajlar yavaş yavaş sonuç vermeye başlayınca 300'den fazla doğal gaz yatağı keşfetmiş ve 2000'li yıllarda doğal gaz ihraç edebilen bir ülke haline gelmiştir. Mısır'ın bu başarılı çalışmaları, kurulduğu günden bu yana karada ve denizde sürekli petrol ve doğal gaz arayan, ama aradığını bir türlü bulamayan İsrail'i cesaretlendirerek araştırmalarını yoğunlaştırmasında etkili olmuştur. Nitekim 1990'lı yılların sonunda İsrail Aşkelon kıyısı açıklarında ve Gazze Şeridi'nde 5 ayrı noktada küçük miktarda doğal gaz sahası keşfetmiştir. Bunun üzerine araştırmalarını Akdeniz’in derinliklerine kaydıran İsrail, 2000’li yıllar boyunca Tamar ve Leviathan sahalarında dünyanın en büyük derin deniz doğal gaz keşiflerini gerçekleştirmiştir. 1990’lı yılların sonundan 2012 yılı ortalarına kadar İsrail, Gazze ve Kıbrıs Adası açıklarında keşfedilen toplam doğal gaz miktarı 1.1 trilyon metreküpü aşmıştır ki bu oran Azerbaycan’ın kanıtlanmış doğal gaz rezervlerine eşittir.(1)

Yaklaşık 350 milyar dolar parasal değere ulaşan bu büyük doğal gaz keşiflerine rağmen Doğu Akdeniz’in halen dünyanın en az arama yapılan sahalarından biri olduğunu belirtmekte fayda vardır.(2) Nitekim bölgede tespit edilen bu zengin kaynaklar üzerine Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2007 yılında Ada’nın Güneydoğusundaki parsellenmiş alanlardan 12. parsel için ihaleye çıkmış ve ihaleyi alan Amerikan menşeli Noble Enerji şirketi 2011 yılı sonunda parsel üzerinde büyük bir gaz sahası bulmuştur. Son dönemde yapılan araştırmalar Doğu Akdeniz’in İsrail, Lübnan, Suriye ve Kıbrıs açıklarında kalan bölgelerinde 3.45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1.7 milyar varil petrol bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu rakamlara Mısır, Girit ve Kıbrıs adaları arasında uzanan Nil deltasında bulunan sahada tespit edilen gaz ve petrol (hidrokarbon) yatakları da eklenince Doğu Akdeniz bölgesinde tespit edilmiş toplam hidrokarbon miktarı yaklaşık olarak 60 milyar varil petrole, bu da günümüz petrol fiyatları itibariyle yaklaşık olarak 3 trilyon dolara tekabül etmektedir.(3)

Doğu Akdeniz coğrafyasını hem bölge, hem de küresel aktörler nezdinde etkileyerek dünya jeopolitiğinde gittikçe daha da önemli hale getiren yegâne unsur işte bu 3 trilyon değerindeki hidrokarbon miktarıdır. Bir başka deyişle Doğu Akdeniz’in dünya jeopolitiğindeki yeri jeoekonomik potansiyeli ile doğru orantılı bir şekilde artacak veya azalacaktır. İsrail Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır bu potansiyeli değerlendirmek üzere hızla harekete geçmiştir. Lübnan bu yıl içerisinde kendi sularında hidrokarbon araması yapmak üzere ihaleye çıkacağını duyurmuş, ancak ülkedeki bazı iç sorunlardan dolayı bu hedef 2013 yılına ertelenmiştir. Suriye her ne kadar 2011 yılında denizlerde hidrokarbon arama faaliyetlerini hızlandırmış ve Mart 2011-Aralık 2011 arasında 3 bloğu kapsayan denizlerde hidrokarbon arama ruhsatı ihalesini açmış ise de ülkede devam eden kriz nedeniyle bu ihale askıya alınmıştır.(4)

Geç Kalınmış Bir Girişim: Türkiye’nin Doğu Akdeniz Enerji Politikası

GKRY 2011 yılında Noble Enerji şirketinin 12. parselde büyük oranda hidrokarbon yatağı tespit etmesinin hemen ardından harekete geçerek 2012 yılı başlarında 2, 3, 9 ve 11. parsellerle ilgili yeni bir ihale sürecini başlatmıştır.  Türkiye bu gelişmeler üzerine harekete geçerek 2011 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Kara Sularını Sınırlandırma anlaşması imzalamıştır.(5) Rum Yönetiminin açtığı ikinci ihale ile KKTC ve Türkiye’nin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) verdiği hidrokarbon arama ruhsatının kapsadığı bazı alanlar çakışmaktadır. Türkiye Kıbrıs sorunu çözülmeden ve KKTC'nin onayı alınmadan bu bölgede hidrokarbon arama ve çıkarma faaliyetlerine karşı çıkmaktadır. Bu doğrultuda Türkiye Doğu Akdeniz'de faaliyet gösteren enerji şirketlerine çağrıda bulunarak faaliyetlerini durdurmalarını istemiş ve GKRY ile işbirliğine girecek şirketlerin Türkiye'deki enerji projelerine katılamayacaklarını açıklamıştır.(6)

Ne var ki Türkiye ve KKTC'nin bütün itirazlarına rağmen Rum Yönetimi Ada’nın güneyinde petrol ve doğal gaz arama çalışmalarını sürdürmektedir. Uluslararası şirketler de Türkiye'nin çağrılarına uymamış, Rum Yönetimi'nin açtığı ikinci ihaleye 15 ülkeden beş ayrı şirket ve 10 konsorsiyum teklif sunmuştur. (7)  Nitekim Rum Yönetimi yaklaşık bir ay önce bu ikinci ihaleyi de sonuçlandırarak 2. ve 3. parselleri İtalyan enerji devi ENİ ile Güney Kore gaz Şirketi KOGAS ortaklığına, 9. parseli Fransız TOTAL, NOVATEC ve Rus gaz devi GAZPROM’un yan kuruluşu olan GPB Global Resources'a ve 11. parseli de Fransız TOTAL şirketine ihale etmiştir.(8) Türkiye, ülkelerinin de arkasında durduğu bu dev şirketlere karşı herhangi bir yaptırım uygulayabilecek pozisyonda değildir. Örneğin Türkiye ihtiyaç duyduğu gazın yüzde 55'inden fazlasını Rusya'dan almaktadır. Hal böyle iken Türkiye’nin yarı resmi Rus gaz şirketi GAZPROM'a baskı uygulaması herhalde söz konusu olamayacaktır. Yine mesela İtalyan ENI şirketi Türkiye'nin de onayladığı Rusya'nın Güney Akım projesinin en büyük ortağıdır. ENI Güney Akım projesinin Türkiye sahasını da kapsayan deniz altına boru döşenmesi bölümünü gerçekleştirecektir.

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi İlişkileri

Bölgede keşfedilen bu enerji alanları, 2010 yılındaki Mavi Marmara olayı ile bozulan Türkiye-İsrail ilişkileri ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 2004 yılında Annan Planı'na hayır demesi ile bir kez daha çıkmaza giren Kıbrıs Sorunu Doğu Akdeniz'de devletlerarası ilişkilerin de yeniden gözden geçirilmesi sürecini doğurmuştur. Yukarıda da belirtildiği gibi 2010 yılında İsrail ile yaşanan krizden sonra, 2011 yılında Suriye'de gelişen olaylar nedeniyle Türkiye'nin bu ülke ile de arası açılmıştır. Yaşananlar son derece hassas dengeler üzerine kurulu Lübnan'a da kısmen sirayet edince, Türkiye 2000'li yıllar boyunca son derece yakın ilişkiler geliştirdiği Lübnan üzerindeki etkinliğini de büyük ölçüde yitirmiştir. Doğu Akdeniz'de yaşanan bu gelişmeler üzerine bölgenin önemli aktörlerinden biri olan İsrail alternatif politika arayışlarına girmiştir. Bu çerçevede İsrail bir yandan Doğuda Azerbaycan ve Gürcistan gibi Güney Kafkasya ülkeleri ile yakın ilişkiler içerisine girerken, diğer yandan da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya gibi Balkan ülkeleri ile stratejik ilişkiler geliştirme yoluna gitmiştir.

İsrail'in geliştirdiği bu ilişkilerden GKRY ve Yunanistan ile ilgili olanları bilhassa önemlidir. İlk olarak, İsrail Arap ülkeleri ile her zaman daha iyi ilişkiler içerisinde bulunmuş olan Yunanistan'ı kendi çizgisine çekmeyi başarmıştır. 2010'da Türkiye-İsrail ilişkileri bozulunca Türkiye İsrail ile ortaklaşa gerçekleştirdiği askeri tatbikatları ertelemiş ve hava sahasını İsrail’in askeri kullanımına kapatmıştır. Bu durum son derece kısıtlı bir hava sahası bulunan İsrail'i zor durumda bırakmıştır. İsrail GKRY ve Yunanistan ile ilişkilerini geliştirmek suretiyle askeri eğitim amaçlı kullanabileceği geniş bir hava sahasına kavuşmuştur. Hatta Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras’ın Ağustos ayında verdiği bir demeçte ülkenin güvenliğine zarar gelmeyecek ve çıkarlarını tehdit etmeyecek şekilde Ege Denizi’ndeki bazı adalardan ekonomik olarak yararlanmayı düşünebileceklerini belirtmesi üzerine, dönemin savunma bakanı Ehud Barak İsrail donanmasının eğitim faaliyetleri için Ege’de bir Yunan adasının satın alınması veya kiralanması konusunu değerlendirmesini resmen talep etmiştir.

Üçüncü olarak Doğu Akdeniz'de çıkarılan doğal gaz ve petrolün tüketici pazarlara ulaştırılmasının en kolay ve ucuz yollarından biri, çıkarılan doğal gaz ve petrolün Türkiye'ye taşınıp buradan son tüketici pazar olan Avrupa'ya aktarılmasıdır. Ancak hem İsrail hem de GKRY'nin Türkiye ile arasının açık olduğu için şu anda böyle bir anlaşmanın yapılması mümkün görünmemektedir. İsrail her ne kadar Doğu Akdeniz'den çıkardığı doğal gaz ve petrolü iç piyasada değerlendireceğini söylüyorsa da, bölgedeki gaz üretimi tahmin edildiği kadar yüksek oranlarda gerçekleşirse bunun bir kısmını dış piyasaya satma yoluna gidecektir. Böyle bir yolun tercih edilmesi durumunda İsrail, Rum Yönetimi ve Yunanistan ile geliştireceği ortak projeler sayesinde Türkiye'yi devre dışı bırakarak üretilen gaz ve petrolü Rum Yönetimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa'ya ulaştırabilecektir.

Aslında İsrail, Yunanistan ve Rum Yönetimi ile ilişkilerini Mavi Marmara hadisesinden önce geliştirmeye başlamıştır. İsrail-Yunanistan ilişkileri 28 Mayıs-12 Haziran 2008 tarihinde iki ülke hava kuvvetlerinin Girit adası açıklarında gerçekleştirdikleri ortak tatbikattan bu yana özellikle askeri alanda güçlenmektedir. 2008 yılında gerçekleşen bu tatbikattan sonra İsrail ve Yunan hava kuvvetleri 2010 yılında Mora Yarımadasında, 2011 yılında Yunanistan’ın Larissa şehri yakınlarında ve en son bu yılın Eylül ayı başlarında yine Girit Adası açıklarında ortak tatbikatlar düzenlemişlerdir. (9) İki ülke arasındaki bu tatbikatlara bu yıl Nisan ayında ABD, İsrail ve Yunanistan’ın Akdeniz’de birlikte düzenledikleri “Noble Dina” adlı deniz tatbikatı da eklenince İsrail-Yunanistan askeri ilişkilerinin eriştiği seviyeyi tahmin etmek zor olmayacaktır. Yine bu çerçevede 2010 yılı ocak ayında dönemin Yunan Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral G. Karamalikis’in İsrail’i ziyareti ile başlayan askeri yetkililerin karşılıklı ziyaretleri not edilmelidir.

İsrail Yunanistan ile ilişkilerini diplomatik ve ekonomik alanda da geliştirmektedir. Doğu Akdeniz’deki enerji yataklarının keşfiyle bölgeye olan ilgileri artan iki ülke arasındaki diplomatik temaslar ve karşılıklı ziyaretler de son dönemde oldukça sıklaşmıştır. En son 6-8 Ağustos 2012 tarihinde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez Yunanistan'ı ziyaret etmiştir. 2010 yılının Temmuz ayında ise dönemin Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreo Tel Aviv'i ziyaret etmiştir. Papandreou’nun ziyaretinden üç hafta sonra bu kez İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Atina’yı ziyaret etmiştir. Bu ziyaretle tarihte ilk kez bir İsrail Başbakanı Yunanistan’a resmi ziyarette bulunmuştur. Karşılıklı gerçekleşen ziyaretlerden sonra basına sızan haberlere göre iki ülke başbakanları askeri konular da dâhil olmak üzere çeşitli alanlarda anlaşmalar imzalamışlardır.(10) Nitekim 2011 yılı başlarında Yunan basın yayın organlarında, Yunanistan'ın İsrail'den 100 milyon Avro değerinde silah sistemleri alacağı haberleri yer almıştır. Bu haberlere göre Yunanistan İsrail'den F-16 ve F-4 savaş uçaklarına monte edilebilen SPICE (Smart, Precise Impact, Cost Effective)-1000 ve SPICE-2000 türü bomba güdüm sistemi almayı planlamaktadır.

Ekonomik anlamda zor günler geçiren Yunanistan Yahudi sermayesini ülkesine çekebilmek için ciddi çaba sarf etmektedir. Bu anlamda Yunanistan İsrail-Avrupa Birliği ilişkilerinin gelişmesinde yardımcı olabileceği üzerinde durmakta ve Doğu Akdeniz'de keşfedilen gaz ve petrolün Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması projeleri temelinde İsrail ile ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışmaktadır.(11) Yunanistan bu amacını gerçekleştirmek için birçok İsrailli ve Yahudi iş adamını/kuruluşunu ülkesinde ağırlamaya devam etmektedir. Öte yandan, Bulgaristan ve özellikle Romanya gibi Balkan ülkeleri ile ilişkilerini geliştiren İsrail için Yunanistan ile iyi geçinmesi bu ülkenin Balkanlara açılan bir kapı konumunda bulunması açısından da önemlidir. İsrail Romanya ile ortak düzenlediği bazı hava harekâtı tatbikatlarında geçiş için Yunan hava sahasını kullanmaktadır.

Netanyahu Yunanistan’ı olduğu gibi Kıbrıs Rum Kesimi’ni de ziyaret eden ilk İsrail Başbakanı olmuştur. Şubat 2012’de gerçekleşen ziyarette Rum Kesimi lideri Hristofyas ile Netanyahu, İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında arama ve kurtarma alanında işbirliği protokolü imzalamışlardır.(12) İki lider Doğu Akdeniz’de güvenliğin sağlanması ile ilgili koordinasyon konularını da ele almışlardır. Bölgede keşfedilen zengin doğal gaz ve petrol yataklarının çıkarılması ve tüketici pazarlara ulaştırılması ile ilgili enerji projelerinin yanında iki ülke son dönemde savunma alanında da yakın işbirliğine girmiş bulunmaktadır. Bu çerçevede Rum Kesimi ile İsrail arasında biri Ocak diğeri Mart ayında olmak üzere bu yıl içerikleri tam olarak açıklanmayan iki savunma işbirliği anlaşması imzalanmıştır.(13)

Netanyahu’nun 16 Şubat 2012’deki Kıbrıs ziyaretinin detaylarına ulaştığını duyuran Anadolu Ajansı’nın haberi İsrail ile Rum Kesimi arasında değerlendirilen konulara ışık tutması bakımından önemlidir. Anadolu Ajansı’nın haberine göre İsrail Başbakanının ziyareti sırasında Rum Kesimi lideri Hristofyas Netanyahu’dan İsrailli işadamlarının KKTC’ye yatırım yapmalarını durdurmasını istemiştir. Netanyahu da Rum Kesiminin kendilerine hava ve deniz üssü vermeleri durumunda yatırımı yasaklayan bir kararı meclisten hemen çıkarabileceğini ifade etmiştir. Ajansa göre görüşmede Akdeniz’de çıkarılan gazın Avrupa’ya nasıl ulaştırılabileceği üzerinde durulmuş ve bu gazın önce Limasol’a bağlı Vasiliko’da kurulacak doğal gaz terminaline buradan da Avrupa’ya pazarlanması planlanmıştır. 10 milyar dolara mal olması hesaplanan doğal gaz terminalinin yapım masraflarını İsrail üslenmiş ancak sayıları 10 bine ulaşabilecek inşa personelinin İsrailli olması şartını koşmuştur. İsrail ayrıca imzalanan savunma anlaşmalarına dayanarak bu personeli ve onlarla birlikte Limasol’a taşınacak ailelerini ve inşa edilecek doğal gaz terminalini ve döşenecek boru hatlarını korumak üzere 20 bin İsrailli komandonun bu bölgeye yerleşmesini önermiştir.(14) Bu iddialar Rum Yönetimi sözcüleri tarafından reddedilmiştir.(15) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile İsrail arasındaki ilişkiler bu seviyeye ulaşmamış olsa bile iki ülkenin son dönemde Türkiye’nin hilafına olabilecek çok yakın ilişkiler geliştirdiği bir hakikattir.

Sonuç Yerine

Doğu Akdeniz’in dünya jeopolitiğindeki yeri her gün biraz daha artmaktadır. Bölgede keşfedilen enerji yatakları ve Suriye krizinin hala çözülememiş olması bunda önemli bir faktör olarak ön plana çıkmaktadır. Bölgenin önemli ve askeri açıdan güçlü ülkeleri olan İsrail ve Türkiye arasında devam eden gerginlik, bir türlü çözüme kavuşturulamayan Kıbrıs sorunu; Mısır, Libya gibi Arap Baharının yaşandığı ve hala istikrarın tesis edilemediği ülkelerin varlığı burada tespit edilen enerji yataklarının paylaşımında sorunlar yaşanabileceğini göstermektedir. Şu anda bölgedeki enerji üretimi faaliyetleri konusunda İsrail ciddi bir inisiyatif almış görünmektedir. İsrail ilan ettiği askeri projeler ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile imzaladığı savunma ve güvenlik anlaşmaları ile bu projeleri koruyacağını da ilan etmektedir.

Nitekim İsrail Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol üretim tesislerini korumak için 1.4 milyar dolar tutarında yeni bir askeri yapılanmaya gideceğini açıklamıştır. İsrail bu amaca yönelik olarak yeni savaş gemileri, insansız hava araçları ve radar sistemleri oluşturmayı planlamaktadır.(16) İsrail hava kuvvetlerinin Doğu Akdeniz bölgesinin en güçlü ve hava savunma sisteminin de en gelişmiş hava savunma sistemi olduğu bilinmektedir. Hava kuvvetleri kadar olmasa da gelişmiş teknolojik unsurlarıyla İsrail kara kuvvetlerinin de dikkate alınması gerekmektedir. İsrail son dönemde silahlı kuvvetlerinin en zayıf halkası olan deniz kuvvetlerini de güçlendirmeye çalışmaktadır. İsrail bu çerçevede özellikle denizaltı sayısını artırmaktadır. İsrail’in şu anda üç Dolphin sınıfı Alman yapımı denizaltısı vardır. Alman tersanelerinde maliyetlerinin bir kısmı Almanya tarafından karşılanmak üzere yapımı devam eden iki denizaltı ile bu sayı 5’e yükselecektir. İsrail sahip olduğu nükleer gücü üç farklı yolla kullanabilmeyi öngörmektedir: ya jericho olarak adlandırdığı balistik füze sistemleriyle, ya savaş uçakları yoluyla atacağı bombalarla ya da sahip olduğu denizaltılardan fırlatacağı nükleer başlıklı (cruise) seyir füzeleriyle. Bu nedenle İsrail denizaltı sayısını artırmaya çalışmakta ve Almaya ile 6. denizaltının yapımı konusunda anlaşmaya çalışmaktadır. 

Doğu Akdeniz’in etkili ülkelerinden biri olan Türkiye, İsrail’in bu adımlarını iyi takip etmek durumundadır. Doğu Akdeniz veya herhangi bir başka bölgede askeri güç kullanımını gerektirecek gelişmelerin yaşanması bütün tarafların zararıyla sonuçlanacaktır. Bu kadar çok silahın konuştuğu bir yerde Türkiye barışı, istikrarı ve birlikte huzur içinde yaşamayı yüksek sesle haykırabilmelidir. Ancak bu sadece beyana terk edilerek sağlanabilecek bir iş değildir. Türkiye Doğu Akdeniz de dâhil bölgesinde barış ve istikrarı tesis ve temin eden ülke olmak istiyorsa hem ekonomik, hem askeri hem de politik açıdan güçlü olmak durumundadır. Güçlü olmanın da, gücü vakarla taşıyabilmenin de ilk gerek şartı itidaldir. Türkiye bu nedenle siyasi iradesine itidal şuurunu hâkim kılmalıdır.




Dipnotlar:

1.Sohbet Karbuz. “Doğu Akdeniz’de Yeni Düzen Arayışında Enerjinin Önemi,” http://haberkibris.com/n.php?n=dogu-akdenizde-yeni-duzen-arayisinda-enerjinin-onemi-2012-10-27
2. A.g.e.
3. Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi için Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Jeoloji Kuruluşu (USGS) yayınladığı şu raporlara bakılabilir: “Assessment of Undiscovered Oil and Gas Resources of the Nile Delta Basin Province, Eastern Mediterranean.” Fact Sheet, 2010-3027, Şubat 2010. Bkz: http://pubs.usgs.gov/fs/2010/3027/pdf/FS10-3027.pdf; “Assessment of Undiscovered Oil and Gas Resources of the Nile Delta Basin Province, Eastern Mediterranean.” Fact Sheet, 2010-3014, Mart 2010. Bkz: http://pubs.usgs.gov/fs/2010/3014/pdf/FS10-3014.pdf
4. Karbuz,” Doğu Akdeniz”. 
5. “Türkiye ve KKTC Karasuları Anlaşması İmzaladı”, Radikal, 21 Eylül 2011. Bkz: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&CategoryID=77&ArticleID=1064034
6. “Doğu Akdeniz’de Gaz Savaşları”, Hürriyet, 7 Kasım 2012. Bkz: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=21866178
7. A.g.e.
8.Fikret Ertan, “Rum Yönetimi, İkinci İhale ve Ötesi…”, Zaman Gazetesi, 5 Kasım 2012.

Bkz. http://beta.zaman.com.tr/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=2011299&columnistId=1033

9. “İsrail’den ‘İran Provası’”, Hürriyet, 8 Eylül 2012. Bkz: http://www.hurriyet.com.tr/planet/21412037.asp

10.“Netanyahu Yunanistan’da”, TRT Haber, 17 Ağustos 2010. Bkz: http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=1214560b-1ad2-4187-917b-b06a217ec0ea

11. “İsrail 300 Milyar Dolarlık Gaz İçin Yunan Kartını Açtı”, Hürriyet Gazetesi, 30 Ağustos 2010. Bkz: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/15666705.asp

12. “Netayahu’dan Rum Kesimine Tarihi Ziyaret”, www.ntvmsnbc.com,  16 Şubat 2012. Bkz: http://www.ntvmsnbc.com/id/25322721/

13. “Askeri İşbirliğinin Ötesine Çıkamadık”, www.ntvmsnbc.com, 21 Mayıs 2012. Bkz: http://wap.ntvmsnbc.com/Haber/Goster/25351069 

14.“Netanyahu G. Kıbrıs’ta Küçük İsrail Kuruyor”, Milliyet, 21 Mayıs 2012. Bkz: http://dunya.milliyet.com.tr/netanyahu-g-kibris-ta-kucuk-israil-kuruyor/dunya/dunyadetay/21.05.2012/1542821/default.htm

15. “Askeri İşbirliğinin Ötesine Çıkmadık”.

16.“Doğu Akdeniz’de Yunanistan İsrail ve Rusya”, Yunanistan İsrail ve Rusya”, Yeni Çağ, 14 Temmuz 2012. Bkz: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=23380

Back to Top