Değişen Bölgesel Çevrenin İsrail’e Yansımaları II: Mübarek Sonrası Mısır

Tuğçe ERSOY ÖZTÜRK
29 Ağustos 2012
A- A A+

Arap ülkelerinde 2011’den itibaren cereyan eden halk hareketleri neticesinde Mısır’da liderliğin el değiştirerek Müslüman Kardeşler’e geçmesi, İsrail’de büyük endişe uyandırmıştır. İsrail’e göre Kahire yönetimindeki değişim, Mısır’daki sosyal, siyasi, ekonomik ve dini dinamikler ve ülkenin genel istikrarı üzerinde önemli sonuçlar doğuracaktır.

Tel Aviv bu sonuçların bölgeye, dolayısıyla Mısır’ın komşu olduğu İsrail’e kaçınılmaz olarak tesir edeceğini öngörmektedir.

33 yıl önce 1979 yılındaki Camp David Anlaşması ile İsrail-Mısır ilişkileri “soğuk barış” olarak adlandırılabilecek bir sürece girmiştir. Herhangi bir çatışmanın olmadığı ancak ikili münasebete de yer verilmeyen bu anlaşma ile İsrail kendisine düşman bir çevrede en güçlü rakibinden gelecek herhangi bir tehdidi böylelikle güvence altına almıştır. Mübarek rejiminin çökmesinin ardından kurulan yeni Mısır hükümeti daha önce yapılmış olan anlaşmaları tanıyacağını bildirmiş olsa da İsrail’in endişeleri henüz giderilmiş değildir.

1979’dan beri nispeten güvenli olan Sina yarımadasının Mübarek rejiminin devrilmesiyle birlikte radikal unsurların sığındığı bir bölge haline gelme ihtimali, bu bölgeden gerek İsrail’e gerekse Mısır’a tehdit oluşturabilecek olası terör eylemleri, Tel Aviv’in endişelerini doğrular gözükmektedir. Bu analizde Mısır’daki değişimin İsrail-Mısır ilişkilerine muhtemel etkileri ve sonuçları üzerinde durulacaktır.

Mübarek Rejiminin Destekçisi Olarak İsrail

Mısır İsrail için hep kritik önemde olmuş bir ülkedir. Bunun ardında iki önemli faktör olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki Mısır’ın Arap ülkeleri arasında en güçlü ülke olarak İsrail’in karşısında durabilme kapasitesidir. İkincisi ise Mısır’ın sahip olduğu gücüyle bağlantılı olarak bölgesel etkisinin olması ve ortak bir Arap eylemi söz konusu olduğunda liderlik rolünü üstlenebilecek olmasıdır. Kendisine düşman olan bir çevreye liderlik etme kapasitesine sahip bir ülke pek tabi ki İsrail’in büyük ilgisine mazhar olagelmiştir.

İsrail’in kurulduğu günden beri durmadan devam eden gerilimler, değişimler ve çatışmalar arasında son 30 yıldır İsrail’in “istikrarlı” olarak nitelendirilebilecek ilişkiler yürüttüğü, İsrail tarafından adeta “güvenli ada” olarak görülen ülke Mısır’dır. İsrail-Mısır ilişkileri Camp David anlaşmasının imzalanmasının akabinde savaş durumundan “soğuk” barış durumuna geçmiştir; böylelikle İsrail tehdit algılayabileceği sınırlarından birini güvence altına almıştır. Enver Sedat döneminde başlayan düşük seviyeli ancak istikrarlı ve sürekli barış süreci Hüsnü Mübarek döneminde de devam ettirilmiştir. İsrail ile olan bu ilişkiler diğer Arap ülkelerinin muhalefetini doğurmuş olsa da bugüne kadar ilişkilerin birçok alanda devam etmiş olduğunu belirtmek mümkündür. Bazı araştırmacılar İsrail’in Mısır ile olan ilişkilerinde “başarıya” ulaşmış olmasını Mısır’daki rejimin yolsuzluk ve tiranlık üzerinde temellenmiş olmasına bağlamaktadır.(1)

Tel Aviv açısından bakıldığında ise çoğu zaman açıkça ifade edilmemekle birlikte, Mısır’da hâkim olan tek adam rejimi hangi temel üzerinde kurulmuş olursa olsun İsrail’in güvenliğine katkıda bulunduğu sürece kabul edilmektedir. Bu nedenle İsrail siyasi ve askeri eliti Mübarek’in devrilmesine hiçbir surette destek vermemiş hatta bu yönde çağrıda bulunan ABD Başkanı Barack Obama’yı eleştirmiştir. İsrail siyasi kültürüne göre Mısır’ın ihtiyacı olan istikrar ve güvenliktir. İstikrar ve güvenlik sağlandığı sürece rejimin nasıl fazla önem arz etmemektedir. Nitekim demokrasi; Tel Aviv’e göre “siyasal İslam’ı” iktidara taşıma olasılığını doğuracağından İsrail’in güvenliğini tehlikeye atabilecek bir yönetim biçimidir.

Mübarek döneminde İsrail ile olan ilişkilerin “normalleştiğini” söylemek mümkündür. Mübarek sayesinde Mısır, İsrail’in stratejik müttefiki ve aynı zamanda başlıca enerji tedarikçisi haline gelmiştir. Barış anlaşması sayesinde Mısır, İsrail’in güvenlik bütçesindeki harcamaların azalmasına katkıda bulunmuştur. Mehmet Ali Paşa’dan sonra Mısır’ı en uzun süre yöneten kişi olarak Hüsnü Mübarek tüm bu gelişmelerin arkasındaki kişidir; bu yüzden “eğer İsrail’e bir dilek dileme hakkı verilseydi, Mübarek’in ölümsüzlüğünü dilerdi”(2) şeklindeki düşünce haklı gibi görünmektedir.

Tüm bu stratejik nedenlerden dolayı uluslararası kamuoyundan Hüsnü Mübarek’e çekilme çağrıları yapılırken, İsrail Mübarek’i ve rejimini koruyan neredeyse tek ülkeydi. Bunu yaparken İsrail’in gerekçesi iki unsura dayanmaktaydı: radikalizm ve istikrar. Bu bağlamda Mübarek rejiminin devrilmesi radikal unsurların hâkim olma tehlikesi anlamına gelirken; otoriter de olsa bu “ılımlı” rejimin korunması bölgesel dengenin devam etmesi açısından hem İsrail’in hem de Batı’nın çıkarınaydı. Hatta 2011 yılının Temmuz ayında gerçekleşen “İsrail’in Avrupalı Dostları” toplantısında Başbakan Netanyahu’nun söyledikleri de bu doğrultudaydı: “Eğer Mübarek rejiminin çökmesine izin verilirse, radikal güçlerin iktidara hâkim olma ihtimali vardır; bu durumda Mısır İran’ın izlerini takip ederek yeni bir İran olabilir.”(3)

Mısır’daki rejim değişiminin İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacağı ön kabulü, İsrail’in Mübarek rejiminin devrilmesine giden süreci doğru yorumlayamamasına da yol açmıştır. İsrail Mısır’daki halk ayaklanmalarının Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanmayacağını, en azından Mübarek’in ayrılarak yerini yardımcısı Ömer Süleyman’a ya da oğlu Cemal Mübarek’e bırakacağını öngörmüştür. Dolayısıyla Mübarek rejiminin yerine birini getirmeksizin çökmesi İsrail’in siyasi ve askeri elitinde ve dahası akademisyenlerde ve gazetecilerde şaşkınlıkla karşılanmıştır. Aluf Benn’e göre Mısır’daki değişimin öngörülmemesinin ardında yatan nedenler şunlardır:

• Mısır’ın güçlü bir hükümete ve cılız bir muhalefete sahip olduğu yanılgısı,
• Mısır ile barış anlaşması imzalandıktan sonra İsrail’in dikkatinin çoğunu Suriye, Lübnan, İran ve Filistin’e vermiş olması, dolayısıyla Mısır’da olup bitenleri iyi gözlemlememesi,
• Ordu ve hükümet mensuplarıyla olan yakın ve dostane ilişkilerin Mısır’ın istikrarlı olduğuna dair bir kabule yol açmış olması. (4)

Sonuç olarak, İsrail’in demokratik olmaktansa istikrarlı Arap siyasi sistemlerinden yana olması; demokrasinin “siyasal İslam’ı” hayata geçireceği endişesi, Mübarek rejiminin yıkılmayacağı yanılgısı, bu ülkenin halk ayaklanmaları sürecinde rejime destek vermesini sağlamıştır. Bununla birlikte bu etmenler İsrailli politikacıların Mısır’daki değişimi öngörmelerinde başarısız olmalarına yol açmıştır.

Mısır’da İktidar Değişimi: Müslüman Kardeşler ve İsrail

25 Ocak 2011 yılında başlayan protestolar, aynı yılın Şubat ayında Mübarek’in istifasıyla sona erdi. 30 yıldan fazla süren tek adam rejimi böylelikle çökerken, Mısır yeni bir sürece girdi. Bu süreçte Mısır siyasi sahnesinde üç önemli aktörün öne çıktığı söylenebilir. Bunlardan ilki devrimi gerçekleştiren Mısır Sokağı, yani halk kitleleridir. Arap siyasi kültüründe neredeyse olmayan bu yeni ses, Mısır’da siyasi kazanç elde edebilmiştir. İkinci aktör Askeri Kuvvetler Yüksek Konseyi’dir (SCAF). Ordu birçok diğer ülkede olduğu gibi (örneğin Türkiye’de) İsrailli karar mercilerinin en çok güvendiği kurum olması açısından önemlidir. İsrailli politikacılar Mısır’daki devrimin ilk yılında Ordunun Mübarek’ten yönetimi devralmasıyla kısa süreli bir rahatlama yaşamıştır. Üçüncü aktör ise Müslüman Kardeşler’dir ki bu aktör İslami eğilimi haiz olmasından dolayı İsrail tarafından tehdit olarak algılanmaktadır.

2012 yılının Mayıs ayında gerçekleşen seçim sonuçları İsrail’in endişelerini daha da artırmıştır. Zira bu seçimden Müslüman Kardeşler’in Özgürlük ve Adalet Partisi zaferle çıktı, 18 Haziran’da partinin adayı Muhammed Mursi başkanlık seçimlerini kazandığını ilan ederek, Mısır hükümetinin başına geçti. Bu sonuç İsrail tarafından temkinle karşılanırken, ABD’deki Yahudi lobi kuruluşu AIPAC (Amerikan-Yahudi Kamu İşleri Komitesi) hiç gecikmeden bir bildiri yayımlayarak yeni hükümetin İsrail ile olan barış anlaşmasına yönelik yaklaşımlarından endişe duyduklarını dile getirmiştir.(5) Bununla birlikte İsrail-Mısır arasındaki anlaşmanın Ortadoğu’daki istikrarın temel taşı olduğu söylenirken bu barış sayesinde Mısır’ın ABD ile olan ilişkilerinin güçlendiği üzerinde vurgu yapılmıştır.(6) AIPAC, dolayısıyla İsrail, ABD yardımlarını hatırlatmak suretiyle yeni Mısır yönetimi üzerinde havuç-sopa taktiğini uygulamaya çalışmıştır. 

Bu endişelere rağmen çoğu İsrailli araştırmacı ise Mısır’ın, dış politikasında öngörülemeyen bir çatışmaya itilmediği sürece, belirgin bir değişim yaşamayacağı görüşündedir. (7) Bunun yanında Müslüman Kardeşler’in İsrail hususundaki pek de olumlu olmayan görüşleri İsrailli politikacıların rahat nefes almalarını zorlaştıran bir unsurdur. Hatırlanırsa, iktidar olmadığı dönemlerde Müslüman Kardeşler her fırsatta İsrail ile yapılan anlaşmaya olan muhalefetini dile getirmiştir. İktidara geldikten sonra İsrail hususundaki düşünceleri ne olursa olsun Kahire yönetiminin daha önce yapmış olduğu anlaşmalara bağlı kalacağını beyan etmesi ise pragmatik bir bakış açısından Mısır’ın çıkarlarıyla ve ABD’den gelen yardımların kesilmesi olasılığıyla açıklanabilir. Bu yüzden Camp David Anlaşması Araplar arasında iki ulus arasındaki bir anlaşma olarak değil, daha çok “Amerikan milyon dolarları tarafından sağlanmış olan siyasi bir gariplik”(8) olarak görülmektedir.

Bu gelişmeleri İsrail şöyle yorumlamaktadır: Mısır’daki devrim ve seçim sonunda bu dönüşüm “İslami Devrim” şeklinde açıklanabilir. İşte bu yüzden Mısır’ın öngörülebilir bir gelecekte İsrail’in çatışma içerisinde olduğu ülkeler arasına girme ihtimali vardır. Öte yandan, Başkan Mursi’nin seçildikten sonra yapmış olduğu konuşmasında İsrail’in Camp David Anlaşması’nı ihlal ediyor olduğunu öne sürmesi, İsrail tarafından Sina’da Mısır’ın tam hâkimiyet kurma niyetinde olduğu şeklinde algılanmaktadır.

Müslüman Kardeşler’in Hamas’ın içinden çıktığı teşkilat olması da Hamas açısından stratejik bir destek anlamına gelmektedir. Müslüman Kardeşler’in Hamas’a kapsamlı bir ekonomik ve askeri yardımda bulunması ihtimali de İsrail açısından güvenlik riski oluşturmaktadır. Ayrıca Hamas ile Müslüman Kardeşler arasındaki kapsamlı işbirliği İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü askeri operasyon özgürlüğünü de sekteye uğratacağı ve böyle bir askeri operasyon durumunda Mısır’ın doğrudan askeri cevap verme olasılığı bulunduğu için İsrail bu seçim sonucundan memnun değildir. Tel Aviv bu sebeple çıkarını Mısır ile olan eski statükoyu sürdürmekte görmektedir.

Mısır’daki Değişim Karşısında İsrail’in Endişeleri ve Beklentileri

Mısır’daki dönüşümün İsrail üzerindeki etkileri çok yönlüdür. İkili ilişkilerin doğası, bölgedeki güç dengeleri, İsrail ordusunun büyüklüğü ve oluşumu, İsrail’in ekonomik ve siyasi duruşu, İsrail’in bölgedeki rolü ve pozisyonu ve nihayetinde Filistin sorunu gibi birçok husus doğrudan ve dolaylı olarak Mısır’daki devrimden etkilenerek İsrail politikalarına aksedecektir. İsrail’in Mısır’daki iktidar değişiminden doğan endişelerini ve beklentilerini tetikleyen gelişmeleri ve konuları şu üç başlıkta incelemek mümkündür:

Ordunun Sahneden Çekilmesi

İsrail Askeri Yüksek Konsey yeni yönetimde yerini koruduğu sürece Mursi hükümetinin kendisine karşı düşmanlığını artırmayacağına inanmaktaydı. Ne var ki son gelişmeler İsrail’in dayandığı bir kalenin daha çökmesine neden olmuştur.

Mısır’daki iktidar değişiminin akabinde askeri işbirliği İsrail için daha hayati bir önem taşımaya başlamıştır. Sınırda ve Sina yarımadasında muhtemel güvenlik açıklarını İsrail, zaten Mübarek döneminden beri iyi ilişkiler sürdürdüğü askeri elit ile kapatabileceğini öngörmüştür. Ancak, Muhammed Mursi’nin önceden haber vermeksizin Askeri Yüksek Konsey’in Başkanı ve Savunma Bakanı Muhammed Hüseyin Tantavi’yi ve beraberinde Mısır Genelkurmay Başkanı Sami Enan’ı görevden alması İsrail’i şaşkınlığa uğratmıştır. İsrail gazetesi Jerusalem Post başyazısında bu durumu “Ramazan bombası” olarak değerlendirirken; İsrail’in Mısır eski büyükelçisi Zvi Mazel ise Mursi’nin yeni dini ajandasını hayata geçirmeye başladığı kadife bir devrim gerçekleştirme sürecine girdiğini belirtmiştir.(9)

Bu durumun Mısır-İsrail ilişkilerinin geleceği açısından pek de iyiye delalet etmediğini ifade etmek yerinde olacaktır. Bir yandan Mursi iktidarının Tel Aviv ile olan ilişkileri sınırlaması, diğer yandan Enformasyon Bakanı Salah Abdul Maksut’un işgal altındaki topraklardan çekilmeden İsrail ile ilişkilerin normalleşmeyeceğini açıklaması (10) ve ordunun üst kademelerindeki değişim, İsrail ile askeri diyalog devam edecek olsa da, temsilcilerin öncesine oranla pek de iyi karşılanmayacağının göstergesidir. Ordunun üst kademelerindeki bu ani değişiklik, İsrail’in Mısır ile on yıllardan beri yürütmüş olduğu sağlam ilişkileri zedelemiştir; ordu sayesinde yürürlükte kaldığı düşünülen Camp David Anlaşması sürecinin devam etmesi hususu da İsrail açısından tehlikeye girmiştir.  

Sina Yarımadasında Güvenlik Zafiyeti

Mısır’da halk ayaklanmaları başladıktan sonra Sina’da güvenlik açıkları oluşmaya başlamıştır. Mübarek’in devrilmesinin ardından ise Sina’da kontrolün neredeyse tamamen kaybolduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hatta Mübarek sonrası askeri rejim sürecinde Mısır’dan Ürdün ve İsrail’e giden doğal gaz hatları en az 14 kez sabote edilmiştir. İsrail ise Sina teröristlerin güvenli limanı haline geldiği için vatandaşlarını bu bölgeden uzak durmaları konusunda uyarmaktadır.

Sina’da süregiden bu durum İsrail güvenliği açısından stratejik bir tehdit olarak algılanmaktadır ve Mısır burada güvenlik önlemleri almadığı takdirde İsrail harekete geçeceğinden iki ülkenin ilişkileri daha da bozulma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Sina’da güvenlik zafiyetinin devam etmesi İsrail’i ilgilendiren önemli sonuçlar doğurabilecektir:

• Her geçen gün artan silah kaçakçılığı İsrail’in güvenliğini tehlikeye atmaktadır.
• Sina bölgesi son gelişmelerde görüldüğü gibi terörist eylemlerin başlangıç noktası haline gelmiştir. Bu durum sadece İsrail açısından değil Mısır açısından da tehlike arz eder durumdadır. Tel Aviv, bu bölgeden İsrail’e karşı gerçekleştirilecek saldırıların kaynağının saklanabileceğini, dolayısıyla Gazze’ye yapacağı saldırılar için yeterli delil bulamayacağından çekinmektedir. İsrailli karar mercileri, Mısır ile olan anlaşmadan dolayı İsrail’in muhtemel misillemelerine karşı bağışıklık sağlaması açısından Sina bölgesinin Filistinli gruplar tarafından kullanılacağı yönünde endişeler taşımaktadır.(11)
• Sina aynı zamanda İsrail’e yasadışı yollardan girmeye çalışan göçmenler için de geçiş bölgesi haline gelmiştir. Bugünlerde göç politikalarından dolayı başı ağrıyan İsrailli politikacılar için Sina’daki bu durum sakıncalı bulunmaktadır.

Tel Aviv, Hamas’ın İsrail’e yönelik eylemleri için Sina’yı kullandığını/kullanacağını düşünmektedir. Hâlihazırda Sina’da konuşlanmış olan Selefi oluşumları Hamas’ın eğittiğini ve İsrail’e karşı terör eylemlerine yönelttiğine inanmaktadır. Mısır’ın bölgedeki denetiminin zayıf olması ve İsrail’e yönelik eylemler karşısında gerekli tavrı takınmaması nedeniyle İsrail Mısır’ın çatışma sahasının genişlemesine katkıda bulunduğunda ısrar etmektedir. (12)

İsrail Sina’daki bu duruma önlem olarak Mısır ile olan sınırını tel örgüyle çevirmekte, askeri hazırlıklar yapmaktadır. İsrail roket savunma sistemlerini ve erken uyarı sistemlerini Eylat yakınlarına konuşlandırmayı planlamaktadır. Buna karşılık Mısır yönetiminden Sina’daki hukuksuzluk ile mücadele konusunda çaba sarf etmesini, askeri güçlerini artırmasını beklemektedir. Tabi tüm bunları yaparken İsrail’in Mısır’dan işbirliği ve koordinasyon beklentisi içinde olduğunu belirtmekte de fayda vardır.  

Doğu Akdeniz’de Seyir Güvenliği

İsrail dış ticaretinin yaklaşık yüzde doksanını Akdeniz aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla denizciliğin özgür ve serbest bir şekilde devam etmesi İsrail’in ekonomik refahı açısından önem arz etmektedir. Akdeniz’e kıyısı olan Kuzey Afrika ülkelerindeki dönüşümle birlikte, Mısır’ın burada önemli limanlara sahip olması dahası bu denize açılan Süveyş Kanalı’nı kontrol etmesi, İsrail için kritik olan bu geçidi Mübarek sonrası dönemde riskli hale getirmiştir.

 

Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı İran gemilerine açması İsrail’i rahatsız etmiştir, zira bu İran’ın Akdeniz’deki müttefiklerine (Suriye, Hizbullah gibi) kolaylıkla destek olabilmesinin önünü açmıştır. Efraim İnbar’a göre Mısır’ın Kanal üzerindeki bu zayıf kontrolü buranın “Somalileşmesine” yol açarak, Akdeniz, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı boyunca deniz ticaretinin güvenliğini sekteye uğratabilir.(13)

Sonuç

İsrail Mısır’daki devrimi “İslamcı” grupların kaçınılmaz yükselişi olarak okumaktadır ve politikalarını buna göre şekillendirmektedir. Bunda İsrail siyasi eliti arasında yaygın olan İslamofobinin etkisinin olduğu söylenebilir. Bu nedenle İsrail, İslami eğilimli ya da radikal unsurlar arasında ayrım yapmaksızın bu tarz tüm hareketlerden tehdit algılamaktadır. Dışişleri eski Bakanı ve Kadima Partisi eski Başkanı Tzipi Livni bu radikal unsurların Sina’da konuşlanarak Mısır’ı İsrail ile doğrudan bir çatışmanın içerisine itmeye çalıştığına inanmaktadır.(14) Öte yandan İsrail terörist örgüt olarak gördüğü Hamas ile yeni Mısır hükümeti arasında gelişecek ilişkilerin hem ikili ilişiklilere hem de barış sürecine zarar vereceğini değerlendirmektedir. İsrail Mısır ile olan ilişkilerinin geleceği konusunda temkinlidir. İsrail’in şunu kabul etmesi gerekir ki eski statüko geri gelmeyecektir. Mısır toplumunun, aktörlerden biri olarak siyasete katıldığı yeni bir düzenin İsrail için zorlukları olduğu aşikârdır. Ancak yeni Mısır hükümetinin de realpolitikten sapmayarak İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçınmasının hem Mısır hem de bölge açısından en doğru hareket şekli olacağının altını çizmekte fayda vardır.


 

Dipnotlar:


(1) Mahmoud Muhareb, “Israel and the Egyptian Revolution”, Doha Institute Policy Paper, Mayıs 2011, s.2

(2) Aluf Benn, “Prayer for the Health of the Rais”, Haaretz, 26 Mayıs 2010,

http://www.haaretz.com/print-edition/opinion/prayer-for-the-health-of-the-rais-1.292269

(3) Ronen Medzini, “Netanyahu: Egypt could follow Iran”, Yedioth Aharonoth, 2 Temmuz 2011,

http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-4025339,00.html

(4) Aluf Benn, “Why was Israel clueless about Cairo?”, Haaretz, 18 Şubat 2011,

http://www.haaretz.com/weekend/week-s-end/why-was-israel-clueless-about-cairo-1.344172

(5) AIPAC Memo, “U.S. Must Insist Egypt Keep Peace with Israel, Control Sinai”, 29 Haziran 2012, www.aipac.org

(6) Ibid.

(7) Jacques Neriah, “Morsi’s Victory and Egypt’s Second Republic”, Jerusalem Viewpoints (Jerusalem Center for Public Affairs), No. 590, July-August 2012, s. 6

(8) Ramzy Baroud, “Will New Egypt Meet Old Expectations?”, Ma’an News Agency, 16 Temmuz 2012, www.maannews.net/eng

(9) Zvi Mazel, “Analysis: Morsy’s Velvet Revolution”, Jerusalem Post, 14 Ağustos 2012, www.jpost.com

(10) Zvi Barel, “Egypt security officials: Dismissal of army top brass thwarted a coup attempt”, Haaretz, 15 Ağustos 2012, www.haaretz.com

(11) Michael Herzog, “Sinai’s Emergence as a Strategic Threat to Israel”, WINEP Policy Watch 1956, 21 Haziran 2012, http://www.washingtoninstitute.org

(12) Jonathan D. Halevi, “The Role of Hamas in the Formation of Global Jihadi Networks in Sinai”, Jerusalem Issue Brief, Vol.12, No.18, Ağustos 2012, s. 8

(13) Efraim Inbar, “Israel’s National Security Amidst Unrest in the Arab World”, The Washington Quarterly, Vol. 35, No.3, 2012, s. 67

(14) Tzipi Livni, “Neither an Arab Spring nor Islamist Winter”, Financial Times, 12 Temmuz 2012, www.ft.com

Back to Top