Bağdat-Erbil Arasında Petrol Krizi ve Türkiye

Ali SEMİN
27 Temmuz 2012
A- A A+

ABD’nin, askerlerini Irak’tan geri çekmesinin ardından Türkiye-Irak ilişkileri adeta yeni bir döneme girdi. Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi olayının ardından, son günlerde Türkiye’nin Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile yaptığı petrol anlaşmasından dolayı Bağdat ile Ankara arasında sorun yaşanmaktadır.


Bütün bu gelişmeler Türkiye-Irak ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Irak Merkezi Hükümeti’nin Türkiye’ye karşı takındığı tavır Türkiye’nin Irak politikasında bazı yanlış hesapların olduğunu göstermektedir. Çünkü ABD’nin askerlerini çekmesinin ardından Irak’ta ortaya çıkan güç boşluğunu doldurma arzusu bölge ülkeleri arasında sıcak rekabeti beraberinde getirmiştir.  Özellikle Arap dünyasında yaşanan değişim sürecinin Orta Doğu’da bölgesel ve küresel güç mücadelesini de beraberinde getirdiği görünmektedir. Bu bağlamda bölgesel güç mücadelesinde, Irak hem ekonomik hem de siyasi kazanımlar açısından ehemmiyet kazanmaktadır. Bu yazıda bütün bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin Irak politikasının nasıl bir dönemece girdiği ve Türkiye’nin son dönemde izlediği Irak politikası analiz edilmeye çalışılacaktır.


Ankara-Erbil İlişkilerine Bağdat’ın Tepkisi

2003 yılından bu yana Orta Doğu’da yaşanan değişimlere paralel olarak Türkiye-Irak arasındaki ilişkiler de değişmiştir. Türkiye’nin Irak politikasını 1990’lı yıllarda ve hatta 2003 yılından 2007 yılına kadar yalnızca PKK terör örgütü sorunu üzerinden yürüttüğünü ifade etmek mümkündür. 2007 yılından bu yana ise Türkiye’nin, Irak politikasında ekonomik ve ticari ilişkilerin ön plana çıktığı görülmektedir. Ancak ikili ilişkilerin siyasi boyutunun geri planda tutulması halinde sözü edilen ekonomik, ticaret ve güvenlik politikalarının da riske gireceği unutulmamalıdır. 10 Temmuz 2008 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Bağdat’ı ilk ziyaretinde ise iki ülke arasında "Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi" anlaşmasının temeli atılmıştı. Daha sonra 15 Ekim 2009 tarihinde Başbakan Erdoğan’ın Irak'a ikinci ziyaretinde söz konusu anlaşma çerçevesinde iki ülke arasında enerji, çevre, sağlık, su, sınır kapıları, Kerkük petrol boru hattının yenilenmesi, demiryolu ve kanal bağlantısı, tarım ve ormancılık alanlarında olmak üzere 48 mutabakat zaptı imzalandı.(1) Başbakan Erdoğan 28-29 Mart 2011 tarihinde Irak’ı ziyareti sırasında Bağdat, Necef ve Erbil’i de ziyaret etmiştir. Irak Başbakanı Nuri El-Maliki de 21 Ekim 2010 tarihinde Türkiye’yi ziyaret etmişti.

Yukarıda sözü edilen bütün bu karşılıklı ziyaretlerin ve imzalanan anlaşmaların iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmesi beklenirken, birden bire kötüleşmesinin arkasındaki nedenleri araştırmak ve bulmak zor değildir. En önemli neden Türkiye’nin Irak’a yönelik izlediği çok yönlü ve bütün taraflarla görüşmelere dayalı politika yerine taraflı bir Irak siyaseti izlemeye başlamasıdır. Bunun da temel nedeni ister açık ister dolaylı olarak İran’ın, Irak’taki nüfuzunu kırmaktır. Ayrıca, Irak yönetiminde Türkiye’nin bu girişimini Iraklı Sünni Araplar ve Kürtler üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığına yönelik bir algı oluşmaktadır. Aslında Irak’ın siyasi ve toplumsal yapısına bakıldığında, herhangi bir bölgesel ve küresel aktörün Irak’ın politik doğası gereği tek bir tarafla siyasi bir denge oluşturmasının zorluğu görülecektir. Bu nedenle Irak’taki politik denge, sadece ve sadece tüm taraflarla dengeli ve çok yönlü ilişkiler kurarak sağlanabilir. Aksi takdirde Irak’taki tek bir taraf üzerinde yoğunlaşarak izlenen bir politika kısa vadede başarılı olsa bile orta ve uzun vadede başarılı olamayacaktır. Dolayısıyla Haşimi hadisesi sonrasında Ankara’nın Irak politikasını başkent Bağdat yerine Erbil üzerinden yürütmeye başlaması uzun vadede Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve ticari çıkarlarını riske atmaktadır. 

Bununla birlikte 21 Mayıs 2012 tarihinde Stratejik, Teknik, Ekonomik Araştırmalar Merkezi'nin, Erbil’de düzenlediği 1. Uluslararası Enerji Konferansı'nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yaptığı konuşmasında Irak'tan ham petrol alınıp petrol ürünü verilmesi konusunda anlaşıldığını açıklamıştır. Yani Türkiye, Kuzey Irak Yönetimi ile Kürt yönetimi tarafından çıkarılan ham petrolü satın alıp karşılığında, petrol ürünü satmayı kararlaştırmıştır. Öte yandan aynı konferansta bir konuşma yapan Kuzey Irak Kürt Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Havrami, petrol ihracatının Türkiye üzerinden yapılacağını resmen açıklayarak ilk etapta Taq Taq sahasından boru hattı ile taşıma yapılacağını, ikinci aşamada Kerkük-Ceyhan Hattı'nın 2013 yılının Ağustos ayında tamamlanacağını açıkladı. Havrami ayrıca 2014 yılında ayrı bir boru hattı ile Ceyhan'da bir rafineri ile bağlantı sağlayacaklarını dile getirerek "Bölgeden Ceyhan'daki büyük bir rafineriye boru hattıyla taşınacak petrolün uluslararası piyasalara aktarılacağını" ifade etti. (2) Türkiye-Kuzey Irak Kürt Yönetimi arasındaki petrol anlaşmasının ardından 16 Temmuz 2012 tarihinde Enerji Bakanı Taner Yıldız, Kuzey Irak’tan ham petrol alıp karşılığında petrol ürünleri verilmesi işleminin günlük 5-10 tankerle başladığını, bu miktarın günlük 100-200 tankere çıkabileceğini beyan etmiştir. 

Diğer yandan Irak Hükümeti Sözcüsü Ali Al-Debbağ, 15 Temmuz’da yaptığı açıklamada,  petrol ve gazın tüm Iraklıların mülkü olduğunu ve bundan elde edilecek gelirlerin tüm Iraklıların temsilcisi olan merkezi hükümetin kasasına girmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca Debbağ, Türkiye'nin toprakları üzerinden ruhsatlı olmayan Irak petrolünün ihracatına izin vermemesi gerektiğini ifade ederek, Kuzey Irak bölgesinden Türkiye’ye ihraç edilen petrolün yasal ve meşru olmadığını belirtti.(3) 

Türkiye-Kuzey Irak Kürt yönetimi arasında enerji konusunda ilişkilerin gelişmesi değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Irak politikasının ekonomik ve ticari alanlar üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Zaten Kürt yönetimi de bölgesinde çıkarılan petrol ve doğal gazın Türkiye üzerinden dünya pazarına satması Ankara ile geliştirdiği ikili ilişkilerin temel hedeflerinden biridir. Bu nedenle Türkiye, kuzey Irak’ın hem siyasi hem de iktisadi açıdan dünyaya açılması için hayati bir kapıdır. Diğer taraftan Ankara ile Erbil arasındaki petrol anlaşması Bağdat merkezi hükümetini birkaç sebepten ötürü rahatsız etmektedir. 

1. Erbil yönetiminin Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesi Bağdat’tan uzaklaşması ve bağımsız hareket etmesine sebep olmaktadır. Bunu da hiçbir federal yönetim istemez. Ankara’nın özellikle Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesinin ardından Irak politikasını tamamen kuzeydeki Kürtler ve Sünni Araplar üzerinde yoğunlaştırması Şii yönetimindeki Bağdat’ı rahatsız etmektedir. Şu hususa dikkat edilmesi gerekir, Bağdat merkezi hükümetinin başında kim olursa olsun, Türkiye’nin Kürtlerle ve Sünni Araplarla ilişkilerini geliştirmesine sıcak bakmayacaktır. Çünkü Türkiye’nin bölgesel siyasi ve ekonomik güç olma potansiyeli Irak’ın toprak bütünlüğü açısından önemlidir. Başka bir ifadeyle, 2007 yılından bu yana Ankara’nın çok boyutlu ve çok yönlü (yani herkese aynı mesafede durmak) politikası, Iraklı tüm kesimlerin Türkiye’den beklentilerini de artırmıştır. Söz konusu beklentilerden bir tanesi de Türkiye’nin Irak’taki siyasi krizin aşılması için Iraklı tüm siyasi aktörlerle görüşerek arabulucu olmasıdır. 

2. Türkiye’nin Kürt yönetimi ile doğrudan petrol anlaşması yapmasının Bağdat-Erbil arasındaki petrol krizinin derinleşeceği algısını hâkim kıldığı söylenebilir. Hatta Ankara’nın Kürtlerle petrol anlaşması yapması zaman içerisinde Iraklı Sünni Arapların da tepkisini çekebilir. Dolayısıyla Türkiye’nin kuzey Irak ile yaptığı böylesi hassas anlaşmaları Erbil yerine Bağdat yönetimi ile görüşerek yapmasında fayda vardır.

3. Irak Anayasası’nın 110. Maddesi Federal yönetimin görevlerini belirlemektedir. 110. maddenin 1. fıkrasında dış politika, diplomatik temsil faaliyetleri, uluslararası sözleşmeler ve anlaşmalar, dış borç siyasetinin müzakere edilmesi, imzalamak ve onaylamak, egemen dış iktisat ve ticaret politikasını belirlemektir.(4) Yani Bağdat merkezi hükümetinin onayı olmadan hiçbir özerk yönetimin uluslararası bir anlaşmayı imzalamaya hakkı yoktur. Bu açıdan bakıldığında Kuzey Irak Kürt Yönetimi, bölgesindeki petrolle ilgili uluslararası şirketlerle imzaladığı anlaşmalar Bağdat’ın onayını almamasından dolayı yasal değildir. Zaten Bağdat yönetiminin de Ankara’ya tepkisi, Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile Türk Hükümeti arasında söz konusu anlaşmanın yapılmasıdır. Yani özel enerji şirketlerin çabasından ziyade Türk Hükümetinin girişimi sonucunda Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile anlaşma yapılmıştır. Eğer Kuzey Irak Kürt yönetimi ile anlaşmaları doğrudan Türk hükümeti yerine herhangi özel bir şirket tek başına yapsaydı, Bağdat yönetimi Ankara’ya sert tepki göstermezdi. Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile petrol konusunda anlaşmayı imzalayan Türk şirketini kara listeye alırdı ve Irak’taki tüm ihalelere girmesini yasaklardı. Ayrıca bu sorun iki ülkenin ilişkilerine de olumsuz bir biçimde yansımayabilirdi. 

4. Türkiye’nin, Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile petrol anlaşması yapması uzun bir süredir Bağdat yönetimindeki siyasi hizipler arasında yaşanan krizde Kürt yönetiminin elini güçlendirmiştir. Çünkü kuzey Irak bölgesinde çıkarılan petrol sevkiyatının Bağdat’taki merkezi hükümet onayıyla yapılması Kürt yönetiminin Irak’ın bir parçası olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Enerji konusunda Kuzey Irak’ın Bağdat yönetimine bağlı olması Kürt yönetiminin bağımsızlık arzusunun önündeki engellerden biridir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu tür girişimleri Bağdat yönetimi tarafından Türk hükümetinin kuzey Irak’ta olası bir Kürt devleti kurulmasına yeşil ışık yaktığı şeklinde algılanmaktadır. Dahası Türkiye’nin özellikle 2003 yılından beri Irak’ın toprak bütünlüğüne söylemde vurgu yapmasıyla eylemdeki tutumunun çelişkili olduğu düşünülebilir. Ankara’nın, Bağdat-Erbil hattındaki denklemi koruması gerekmektedir. 

Bütün bu gelişmeler değerlendirildiğinde, enerji alanında izlediği strateji ile Kürt yönetiminin Bağdat’tan bağımsız hareket edebileceğini ispat etmeye çalıştığı görülmektedir. Kuzey Irak Kürtlerinin, bölgedeki petrolü dünya piyasalarına ulaştırması bölgenin dünya çapındaki önemini artıracaktır. Kuzey Irak’ta üç petrol ve gaz yatağı bulunmaktadır. Bunlar Taq Taq, Tawki ve Hormal petrol yataklarıdır. Bu yataklardan günlük 175 bin varil petrol üretilmektedir. Kuzey Irak’ın 2015 yılında bir milyon varil ve 2019 yılında da 2 milyon varil ham petrol üreteceği tahmin edilmektedir.  Kuzey Irak’ın Hormal bölgesinde ayrıca 300 milyon metreküp doğal gaz da üretilmektedir.(5) Öte yandan Kuzey Irak Kürt yönetiminin 2007 yılından beri bölgedeki petrol ve doğal gazın keşfi, çıkarılması ve geliştirilmesi için 45’e yakın uluslararası enerji şirketiyle (Bağdat yönetiminden gizli ya da açık) anlaşmasının olduğu iddia edilmektedir.(6) Buna ek olarak enerji sektörünün devi Amerikalı Exxon Mobil’in Kürt yönetimi ile 18 Ekim 2012 tarihinde altı petrol anlaşması yaptığı açıklanmıştır. Bunun üzerine Irak Başbakanı Maliki, Amerikalı Exxon Mobil’in Kürt yönetimi ile yaptığı petrol anlaşmasını iptal etmesi için 19 Haziran 2012 tarihinde ABD Başkanı Barack Obama’ya bir mektup göndermiş, şikâyette bulunmuştur.(7) 

Bütün bu gelişmeler ışığında Kuzey Irak Kürt yönetimi, bölgesinde çıkardığı petrolü Türkiye üzerinden dünya enerji boru hatlarına ulaştırması, Iraklı Kürtler açısından tarihi bir başarı olarak görülebilir. Çünkü Kürtler, kuzey Irak petrol yataklarından çıkan petrollerin kendilerince doğrudan dünyaya sevk edilmesine Türkiye’nin engel olmasından endişe etmekteydi. Söz konusu kaygıyı kuzey Irak Kürt yönetimi, Türkiye ile yaptığı anlaşmayla kısa vadede gidermiş oldu.

Kuzey Irak ekonomik ve ticari olarak Türkiye’ye bağımlıdır. Eğer Türkiye, Kuzey Irak ile olan Habur Sınır Kapısını kapatırsa bölge nefes alamaz hale gelecektir. Başka bir deyişle ekonomik ve ticari anlamda Türkiye’ye bağımlı olan bir Kuzey Irak yönetiminin enerji ihracatı konusunda da Türkiye’ye bağımlı olmasının, Ankara’nın Kuzey Irak Kürt Yönetimi üzerindeki etkinliğini artıracağı düşünülebilir. Türkiye açısından bu yaklaşım doğru bir stratejidir. Fakat Türkiye petrol ihracatı konusunda Irak ile ilişkilerini sadece Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile yürütürse, Irak’ın diğer bölgelerindeki zenginliklerin çıkartılması, işletilmesi veya uluslararası pazarlara ulaştırılması konusunda söz sahibi olamayabilir. Dikkat edildiyse İran, Irak’ın bütün bölgelerinde nüfuz sahibi olmak istemektedir.  Tahran yönetimi, Irak’ta her ne kadar Şii eksenli bir politika izliyor olsa da, kuzeydeki Kürt yönetimi ile de ciddi siyasi, ekonomik ve ticari ilişkiler kurmuştur. Hatta Kürt yönetimi Türkiye’ye sattığı petrolden, talep olursa İran’a da satabileceğini açıklamıştır. Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ve lideri olduğu Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) Ankara ile ilişkilerini genişlettikçe, Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği de (KYB) Tahran ile ilişkilerini güçlendirmektedir. İran, Bağdat’ta ve güney Irak’ta nüfuz kurmakla beraber Kuzey Irak’ta da etkin olmaya çalışmaktadır. Türkiye ise, Erbil yönetimi ile ilişkilerine ağırlık vererek Bağdat’tan ve 12 milyonluk güney Irak’tan uzaklaşmaktadır. Dolayısıyla, İran’ın KYB ve Goran hareketi ile güçlü ilişkilerinden dolayı Türkiye’nin Kuzey Irak’ın tamamında etkin olması zor görünmektedir. Bu nedenle İran’ın nüfuzunu azaltmak amacıyla, kuzey Irak veya Sünni Araplar üzerinden izlenen bir Irak politikası dar alanda başarılı olabilir, fakat Irak’ın genelinde başarılı olması çok zordur. Türkiye’nin Irak’taki siyasi, etnik ve mezhep farklılıkların tümünü dikkate alarak hareket etmesi yararlı olacaktır. 


Irak’ı Petrol Yatakları mı, Mezhep Mi Böler?

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ardından ülkede yaşanan siyasi tıkanıklıklar ve güvenlik sorunları mezhepsel ayrışmayı da beraberinde getirmiştir. Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt bölgesi olarak üçe bölünme senaryoları tartışılmaya başlamıştır. Bununla birlikte 2005 yılında yazılan ve referanduma sunulan anayasa ile Irak federatif bir yapı kazanmıştır. Dolayısıyla Irak’ı üçe bölme projesinin zemini hazırlanmıştır. Bütün bu senaryolar Irak’ı ilk önce Arap camiasından uzaklaştırarak ülkenin Sünni-Şii olarak bölünmesini sağlamayı ve bu şekilde bölge ülkeleri arasında paylaşılmasını öngörmekteydi. Irak’taki Sünni Araplara Körfez ülkeleri, Şii Araplara da İran destek verecekti. Yani dili ve ırkı aynı olan Iraklı Arapların mezhepsel olarak ayrı iki parça halinde ülkenin bölünmesi oyununun bir parçası olarak hareket etmeleri sağlanacaktı. Nitekim ABD’nin Irak’a getirdiği demokrasi ve özgürlük binlerce Iraklının hayatına ve malına mal olmuş, 2006-2007 yılları arasındaki mezhepler arası çatışmalar ülkeyi bir iç savaşın eşiğine kadar getirmişti.  

Bu çerçevede Irak, halen Sünni, Şii ve Kürtler arasında bölgesel bir bölünme riskiyle karşı karşıyadır. Bağdat yönetiminde yaşanan siyasi krizler ve hesaplaşmaların tamamı bu ayrışmaların veya senaryoların bir parçası olarak görülebilir. Ancak Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt olarak üçe bölünmesinden daha tehlikeli olan ülkenin petrol (enerji kaynakları) çıkan bölgeler bağlamında üçe bölünmesidir. Son zamanlarda kuzeyde çıkan petrolün Kürt petrolü- güneydekinin Şii petrolü ve Musul bölgesinde çıkarılan petrolün de Sünni petrolü olarak isimlendirilmesi, Irak’ın parçalanmasını hızlandırabilecek tehlikeli bir söylemdir. Irak’ın geleceğini tehdit eden ve sürekli risk altında tutan şey, mezhepsel çatışmadan ziyade gelecek dönemlerde ülkede çıkan enerji kaynakları üzerinden yürütülen mücadeledir.  Belki sözü edilen petrol kavgası riskinin şu aşamada düşük olduğu düşünülebilir, ancak böyle bir senaryonun gerçekleşme ihtimali uzun vadede dikkate alınmalıdır. Günümüzde Bağdat-Erbil hattında yaşanan petrol anlaşmazlığı sadece iki yönetim arasındaki bir kriz olarak görülmemelidir. Bugün Bağdat-Erbil arasındaki petrol krizi, önümüzdeki süreçlerde Şii, Sünni ve Kürt petrolü kavgasına dönüşebilir. İşte bu nedenle Irak’ın Şii, Sünni ve Kürt bölgesi olarak üçe bölünmesini varsayarak, enerji kaynakları üzerinden edilen rekabet ve hesaplaşma düşünüldüğünde, bu tehlikenin Irak’ı iç çatışmaya sürüklemesi ihtimal dâhilindedir. Bu açıdan Irak Anayasasının 111. Maddesinde belirtildiği üzere Irak’ta bulunan petrol ve doğal gaz, tüm bölge ve vilayetlerde yaşayan bütün Irak halkının malıdır. Böylece Şii, Sünni ve Kürt petrolü diye adlandırılması Irak’ı bölünmeye ve hatta bir iç çatışmaya sevk edebilir. 

Öte yandan gelişmelere bakıldığında, Irak’ı Şii, Sünni ve Kürt bölgesi olarak üçe bölmekle beraber aynı senaryonun değiştirilmiş hali olan ülkenin enerji kaynaklarının aşiretler arasında bölünmesi projesi hayata geçirilmektedir. Bu bakımdan yukarıda sözü edilen tehlikenin bölge ülkelerinin (Türkiye, İran ve Suudi Arabistan)  önüne geçmesi gerekmektedir. Ayrıca Irak’ın yaşadığı önemli meselelerden biri de petrol gelirlerinin tüm Irak halkı arasında adil dağıtılmaması sorunudur. Özellikle Bağdat merkezi hükümetinin bu sorunun çözülmesi için çaba harcaması gerekmektedir. Çünkü Irak’ın genel olarak 2003 yılından beri çektiği sıkıntılar devam etmekte, hükümet halka hizmet konusunda yetersiz kalmaktadır. Irak’ın petrol zengini bir devlet olmasına rağmen ülkede hala elektrik, su ve sağlık gibi temel hizmetlerin sağlanmasında aksaklıklar yaşanmaktadır. Petrol gelirlerinin adil biçimde Irak halkına dağıtılması yerel yönetimlerin söz konusu sıkıntıları gidermelerini kolaylaştıracaktır. 


Sonuç

Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin ve değişimlerin bölgesel ve küresel güçlerin bölgeye dönük izlediği stratejilerini yeniden gözden geçirmeleri için önemli bir fırsat olduğu söylenebilir. Bu nedenle Türkiye de elbette genelde Orta Doğu ve özelde Irak politikasını, ülkenin iç dinamiklerini dikkate alarak değiştirmesi gerekmektedir. Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile petrol anlaşması yapan Türkiye’nin, Irak’ın bütünlüğüne yönelik tavrının değiştiği yönünde bir algı ortaya çıkmış durumdadır. Türkiye’nin, Kürt yönetimi ile siyasi, ekonomik ve ticari ilişkiler kurması ve geliştirmesi önemlidir. Çünkü Kuzey Irak artık küresel ekonomide ciddi bir yere sahiptir. Uluslararası şirketlerin bu bölgeye ilgisi her geçen gün artmaktadır. Ancak dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da Kuzey Irak bölgesinde özellikle 2003 yılından bu yana ekonomik kalkınma açısından yapılan yatırımların %60’ının tamamlandığıdır. Geriye kalan %40’lık yatırımlar için uluslararası şirketler yoğun bir şekilde rekabet etmektedir. Öte yandan Irak’ın orta ve güney bölgeleri yeni yeni kalkınmaya ve imara başlamıştır. Bu nedenle Türkiye, Irak’ın kuzey bölgesinde yüzde 40’lık bir yatırım üzerinde rekabet etmesiyle birlikte orta ve güney bölgesindeki yüzde 90’lık bir pazarı, Bağdat yönetimiyle yaşadığı siyasi krizler nedeniyle kaybetmektedir.  

Bu çerçeveden değerlendirildiğinde, Ankara’nın Erbil yönetimi ile petrol anlaşması yapması uzun vadede Irak’taki çıkarlarını riske atabilir. Özellikle Suriye’de rejim değişir, Esed ailesi iktidardan ayrılırsa, İran’ın hem bölgede hem de Irak’taki etkisi azalabilir. Başka bir ifadeyle Esed yönetimi bırakmak zorunda kalırsa, Irak’ın güneyindeki boşluğu Türkiye’nin doldurması gerekmektedir. Aksi takdirde Irak’ın orta ve güney bölgelerinin Körfez ülkelerinin nüfuz alanı olması ihtimali yüksektir. Dolayısıyla Ankara’nın şimdiden Irak politikasını bu ülkenin tüm kesimlerini ve bölgelerini kapsayacak şekilde yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Ayrıca nükleer programından dolayı olası bir askeri saldırı düzenlenmesi durumunda, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması Irak’a ekonomik anlamda büyük zarar verecektir. Bu yüzden Bağdat hükümeti, Basra petrolünün dünya pazarına sevkiyatı için alternatif olarak Ceyhan boru hattına bağlanacak yeni bir boru hattı kurmaya çalışmaktadır. Ankara-Bağdat arasında sorun yaşanması, böyle bir enerji hattı projesinin hayata geçmesine engel teşkil edebilir. 

Bütün bu gelişmelere bakıldığında, Türkiye’nin Bağdat’taki siyasi taraflar arasındaki politik anlaşmazlığa, çekişmeye, hesaplaşmaya ve rekabete doğrudan müdahil olmamasında yarar vardır. Türkiye’nin Erbil yönetimi ile doğrudan hükümet düzeyinde bir petrol anlaşması yapması, Bağdat yönetimi ile arasındaki krizi derinleştirebilir. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin, bölgede meydana gelen değişimi göz önünde bulundurarak Irak’taki iç dinamiklerin ve siyasi dengelerin değişeceğine dikkat etmesi gerekmektedir. Söz konusu değişimin sadece Bağdat yönetiminde yaşanacağı düşünülmemelidir; Kuzey Irak Kürt yönetiminde de dengelerin değişmesi beklenebilir. Bu bağlamda Irak’ta yaşanabilecek değişim karşısında Türkiye hazırlıklı olmalıdır.     


Dipnotlar:

(1) Ali SEMİN, Türkiye-Irak İlişkilerinde Yeni Dönem Neler Getirecek?
http://www.sde.org.tr/tr/haberler/95/turkiye-irak-iliskilerinde-yeni-donem-neler-getirecek.aspx,
Erişim, 15.07.2012.

(2) ????? ??? ????? ?????? ??? ?? ????? ???? ??? ??????? ??? ?????
http://www.aawsat.com/details.asp?section=4&article=678215&issueno=12228, Erişim, 19.07.2012.

(3) ??????: ????? ????? ?? ????? ??????? ??? ????? ??? ??????,
http://arabic.news.cn/economy/2012-07/15/c_131717113.htm, ERİŞİM, 15.07.2012.

(4) El-Dostur Al-Iraq,
http://parliament.iq/Iraqi_Council_of_Representatives.php?name=singal9asdasdas9dasda8w9wervw8vw854
wvw5w0v98457475v38937456033t64tg34t64gi4dow7wnf4w4y4t386b5w6576i75page&pa
=showpage&pid=56, Erişim, 15.06.2012.

(5) Saher Uraibi, Seyaset El-Taka Fil-Akleem Kurdustan,
http://www.babil.info/thesis.php?mid=37382&name=iqtsad, Erişim, 15.07.2012.

(6) ??????? ????????: ?????? ?????? ??????? ??????? ????? ????????? ??????? ??????? ??????? ?? ????? ????? ???????,
http://www.krg.org/articles/detail.asp?lngnr=14&smap=01010100&rnr=81&anr=44765, Erişim, 23.07.2012.

(7) ??????? ????? ?????? ?????? ?? ???? ????? ??? ??????? ?????? ?????,
http://www.radiosawa.com/content/article/203263.html, Erişim, 20.06.2012.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top