Irak’taki Maliki Krizini Dikkatli Okumak

Ali SEMİN
20 Haziran 2012
A- A A+

ABD’nin Aralık 2011’de askerlerini Irak’tan çekmesiyle birlikte bu ülkede meydana gelen hükümet krizi geçen süre içinde devam etmiştir. Bu süreçte Irak’taki siyasi dengelerin değiştiğini ifade etmek mümkündür. Irak’ın siyasi ve toplumsal yapısı dikkate alındığında iki önemli etken üzerinde durmak gerekir. Bunlardan birincisi, Irak’ın etnik-dinsel çeşitliliğinin siyasal arenada rekabet eden güç unsurları haline gelmesidir. Bir diğeri ise, bölgesel ve küresel güçlerin Irak üzerindeki rekabetidir. Bu analizde Irak’taki Maliki krizi sonucunda oluşan yeni iç dinamikler analiz edilmeye çalışılacaktır.

Maliki Krizi Sürecinde Ortaya Çıkan Koalisyon Arayışları

Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin, ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesiyle beraber Irak Cumhurbaşkanı Sünni Arap Tarık El-Haşimi hakkında çıkardığı yurtdışına çıkma yasağı ve tutuklama kararı, Bağdat’taki siyasi haritanın adeta yeniden çizileceğinin sinyallerini vermiştir. Başka bir ifadeyle, 2010 yılında kurulan Bağdat hükümetinde hesaplar karışmış ve Maliki hükümetten çekilmeden yeni siyasi ittifaklar oluşturma çalışmalarına başlanmıştır. Maliki hükümetine karşı Irak’ta Erbil eksenli yeni bir hükümetin ortaya çıktığı algısı oluşmuştur. Çünkü Erbil’de 28 Nisan 2012 tarihinde Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Kuzey Irak Kürt Yönetim Başkanı Mesut Barzani, Irak Parlamento Başkanı Usama El-Nuceyfi, Eski Irak Başbakanı ve El-Irakiye listesi lideri Eyad Allavi ve Sadr Hareketi ile El-Ahrar listesi lideri Mukteda Es-Sadr’ın görüşmesinin ardından yeni bir siyasi ittifak oluşturulmuştur. Barzani, Allavi ve Sadr arasında kurulan bu ittifak, Maliki’ye verilen güvenoyunun geri çekilmesine yönelik bir süreç başlatmıştır.


Barzani-Allavi-Sadr İttifakının Kuruluşunu Hazırlayan Sebepler
- Kuzey Irak Kürt yönetiminin bu ittifakı kurmasındaki temel amacı, Maliki hükümeti ile yaşadığı temel sorunların giderilmesi (Kerkük sorunu, doğal gaz-petrol yasasının çıkartılması ve Kuzey Irak Kürt yönetiminin kontrolü altındaki sınırları koruyan Peşmergelerin bütçesinin Irak İçişleri Bakanlığı tarafından karşılanması) ve Kürtlerin 2003 ile 2007 yılları arasında Bağdat yönetimi üzerindeki etkisinin yeniden tesis edilmesidir. Ayrıca Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP), kuzey Irak bölgesi başta olmak üzere hem Irak’ın genelinde hem de bölgedeki etkisini artırması da bir diğer önemli amaçtır. Bu durumda Barzani, Maliki krizi ile beraber KDP’nin Bağdat’ın karar mekanizmasında önemli bir role sahip olduğunu gösterecektir. Ayrıca Barzani, Maliki krizinde üstlendiği rolle bir nevi Cumhurbaşkanı Talabani’nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile örtülü bir rekabet içerisine girdiği izlenimi de vermektedir. Bu durumdan rahatsız olan Talabani de, Bağdat’taki konumunu kullanarak Barzani’ye karşılık vermeye çalışmaktadır.

- El-Irakiye lideri Eyad Allavi’nin, Sadr ile aynı ittifakın içinde bulunması ise Irak’taki siyasi dengeler açısından büyük bir sürpriz olmuştur. Çünkü Allavi ile Sadr arasında gerek siyasi gerekse ideolojik anlamda büyük farklılıklar bulunmaktadır. Allavi, Amerika’nın işgaline ve Irak’ta kurulması öngörülen federatif yapıya destek veren bir isimdir. Ayrıca Sadr’ın lideri olduğu Mehdi Ordusu’na karşı 2004 yılında ABD askerlerinin desteğiyle ciddi operasyonlar düzenlemiştir. Mukteda Es-Sadr ise, Şii bir din adamı olarak ABD’nin işgaline ve federatif bir Irak’ın kurulmasına karşıdır. Irak’ın bütünlüğünü savunmakla beraber İran’a yakındır. Allavi’nin, Sadr ile aynı ittifakta yer almasının ise önemli sebepleri bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Aralık 2010’da Irak hükümetini kurma yetkisini alan Maliki ile Erbil anlaşmasında yer alan “Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey” adı altında bir kurumun kurulacağını ve bu kurumun başına Eyad Allavi’nin geçeceği konusunda bir anlaşma sağlanmıştı. Fakat bu konseyin kurulmaması sebebiyle Allavi, Maliki ve İran tarafından Irak’ın siyasi sahnesinden dışlandığını hissetmiştir. Bu sebeple Allavi’nin Sadr ile aynı ittifakta yer alması, bu dışlanmışlık hissine karşı Bağdat’ın siyasi sürecinde mevki arayışı içinde olması ile ilgilidir.

Bir diğeri ise, Allavi’nin oluşturduğu El-Irakiye listesi içerisinde yer alan farklı siyasi aktörlerin Bağdat’ta hükümet kurulduktan sonra ittifaktan ayrılmasıdır. Bu kopmalar, El-Irakiye’nin, parlamentodaki milletvekili sayısının azalmasına da yol açmaktadır. Allavi de böylece Bağdat yönetiminde gün geçtikçe zayıfladığını fark etmiştir. Bu açıdan Irak’ta erken seçim ve Maliki’ye güvenoyu verilmemesi yönündeki talep El-Irakiye cephesinden sıkça dile getirilmektedir. Başka bir ifadeyle Allavi, kurduğu ittifakı yeni bir liste ile kurtarmaya çalışmaktadır.

- Mukteda Es-Sadr’ın, Barzani ve Allavi ile aynı ittifakta yer almasının arkasındaki önemli nedenlerden biri, Maliki ile olan rekabetidir. Sadr’ın, Erbil ziyaretinin ve sonrasında Barzani-Allavi ikilisi ile Maliki’ye karşı ittifaka girmesindeki faktörün İran olduğu görülmektedir. Çünkü İran, Irak genelinde nüfuzunu artırmak istemektedir. Sadr bu ittifak içinde yer almasaydı İran, Irak’taki Maliki krizini hem içerden, hem de dışarıdan kontrol edemeyebilirdi. Sadr’ın, Maliki’den güvenoyunun çekilmesi gibi bazı hamasi söylemlerde bulunması bir nevi Tahran’ın söz konusu krize müdahale ettiği mesajını da vermektedir. Ancak Sadr, Erbil’deki ittifakın (Barzani ve Allavi) içinde yer aldıktan sonra İran’ın belirlediği Maliki’den güvenoyunun geri alınması hususundaki kriterleri aştığı için 4 Haziran 2012 tarihinde Tahran’a çağırılmıştır.

- Dikkat edilirse 2003 yılından beri Irak’ta Şiiler dışında kurulan tüm ittifaklarda mutlaka Şii bir isim bulunmaktadır. Tahran’ın, Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki yakınlaşma neticesinde ülkedeki ve bölgedeki çıkarlarının riske girme ihtimalinden dolayı Sadr’ı Erbil’e gönderdiği değerlendirilebilir. Irak’taki siyasi tablonun daha net anlaşılması için şu hususa dikkat etmekte fayda vardır. Şii ittifakının üzerindeki Tahran ve Şii din adamlarının (Necef ve Kum’daki dini mercilerin) etkisi devam ettiği müddetçe Şii-Şii’ye karşı ne Kürtlerle ne de Sünni Araplarla herhangi bir ittifakta uzun süreli devam edemeyecektir. Dolayısıyla Mukteda Es-Sadr’ın Barzani ve Allavi ile ilelebet aynı ittifakta yer alması ve Iraklı Şiilerin safını değiştirmesi zor görünmektedir.

Yukarıda sözü edilen Barzani-Allavi-Sadr ittifakı göz önüne alındığında Mukteda Es-Sadr’ın Kuzey Irak Kürt yönetimi ile anlaşarak Şii bir başbakanı devirme girişimi ise Şii kamuoyunda ciddi rahatsızlık uyandırmıştır. Sadr eğer Barzani ve Allavi ile ittifak kurmadan Maliki’den güvenoyunun geri alınmasını isteseydi, Şii cephesinden destek alabilirdi. Fakat Sadr’ın, Maliki krizi konusunda Barzani ve Allavi ile ittifak kurması, Şiilerin Maliki’ye olan desteğini önemli ölçüde artırmıştır. Ayrıca Sadr’ın bu ittifak içinde yer alması bir taraftan da Sadr grubunun (El-Ahrar listesi) içinde bulunduğu, Şiilerin geniş tabanlı listesi olan Eski Başbakan İbrahim Caferi başkanlığındaki Irak Ulusal İttifakı’nı devre dışı bıraktığı görüntüsünü vermektedir. Dolayısıyla Sadr’ın Bağdat krizindeki fevri tutumu, Irak Ulusal İttifakı’nın Maliki’ye karşı bir eyleme geçmesini zorlaştırmıştır. Bu açıdan bakıldığında Sadr’ın, Maliki krizinde içinde bulunduğu ittifak tarafından yalnız bırakıldığı ifade edilebilir.

El-Irakiye listesine gelince, Eyad Allavi’nin işinin daha zor olduğunu ifade etmek mümkündür. Bunun iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi, El-Irakiye listesinin çatısı altında toplanan yapıların farklı ideolojilere sahip olmasıdır. Bir diğeri ise liste içerisinde bulunan kişilerin, El-Irakiye’nin sadece Allavi, Parlamento Başkanı Nuceyfi ve Başbakan Yardımcısı Salih El-Mutlak tarafından yönetildiği fikrine sahip olmasıdır. Bu durum El-Irakiye listesi içinde bölünmelere sebep olmaktadır. Önümüzdeki süreçte El-Irakiye listesindeki kopmaların artması beklenebilir. Çünkü Allavi’nin Haşimi-Maliki krizinin ortaya çıkmasından bu yana takındığı tavır, hem kendisini hem de El-Irakiye’yi Kürt yönetiminin kontrolüne teslim ettiği görüntüsünü vermektedir. Bu bakımdan da Allavi, Irak siyasi sahnesinde güç kaybetmeye başlamıştır.

Aslında Allavi, El-Irakiye listesini kurma aşamasında halktan, özellikle Türkmenlerden ve Sünni Araplardan çok ciddi destek almıştır. Ancak Bağdat’taki hemen hemen her siyasi gelişmede ve yaşanan krizde El-Irakiye’nin veya Allavi’nin, Erbil yönetiminin dışında bağımsız bir siyasi duruş sergileyememesi ülkedeki imajlarını önemli ölçüde zedelemiştir. Başka bir deyişle Allavi, El-Irakiye listesi içerisinde liderlik inisiyatifini halen eline alamamaktadır. Allavi’nin inisiyatifi Nuceyfi, Mutlak ve Haşimi ile paylaşmasının ise doğru bir yaklaşım olmadığı öne sürülebilir. Eğer Allavi ve listesi, Irak’taki tüm siyasi gelişmelere tek başına öncülük edebilseydi, Bağdat’taki etkisini daha da artırmış olabilirdi. Bu bağlamda Allavi ve El-Irakiye listesinin Irak’taki siyasi krizin bir parçası olmaktan ziyade, sorunların giderilmesinde öncü bir rol üstlenmesinde ve iyi bir muhalefet olduğunu göstermesinde fayda vardır. Aksi takdirde Allavi’nin gelecek seçimlerde büyük oranda oy kaybına uğraması muhtemeldir. 

Burada şu hususu belirtmekte yarar vardır. Allavi ve Sadr ile ittifak kuran Kuzey Irak Kürt yönetimi, Maliki kriziyle birlikte 2003 yılından beri Sünni Araplar ve Mukteda Es-Sadr ile yaşadığı gerginliğe karşı bir ittifak kurmuştur. Bu durum Allavi ve Sadr’a olan halk desteğinin azalmasına neden olurken, Kürtlerin Barzani’ye olan desteğinin önemli ölçüde artırmıştır.


Irak Anayasası’na Göre Başbakandan Güvenoyu Çekilmesi

Irak Anayasası başbakandan güvenoyunu çekme yetkisini cumhurbaşkanına ve parlamentoya vermektedir. Anayasa’nın 61. maddesinin B bendinin 1. fıkrasına göre Cumhurbaşkanı, başbakandan güvenoyunu çekmek için doğrudan parlamentodan talepte bulunur. 61. maddenin B bendinin 2. fıkrasında ise, Parlamento’nun 1/5’nin (Irak Parlamentosunda 65 milletvekili sayısına tekabül etmektedir) isteği üzerine başbakandan güvenoyunun çekilmesi talep edilebilir. Ancak milletvekilleri bu istekte bulunmadan önce başbakana gensoru iletmesi ve bunun üzerinden bir hafta geçmesi gerekmektedir.(1)


Başbakandan güvenoyunu çekme işlemlerinin aşamaları;

1. Başbakana gensorusunun yöneltilmesi en az 25 milletvekilinin talebi üzerine gerçekleşir. Başbakanın gensorusuna yanıt vermesi için en az bir hafta geçmesi gerekmektedir.

2. Başbakanın gensoruya cevap vermesinin ardından Irak Parlamentosu üyelerinin 1/5’i Başbakandan güvenoyu çekilmesi için talepte bulunabilir.

3. Irak Anayasası’nın 61. maddesinin B bendinin 3. fıkrasına göre, Parlamento üyeleri başbakandan güvenoyunu çekme kararını mutlak çoğunlukla (163 üye) alır.

 

Talabani’nin Maliki Krizindeki Tutumu

Irak’ta, Aralık 2011’den bu yana Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El-Haşimi ile yaşanan siyasi kriz, Barzani-Allavi-Sadr ittifakı ve Maliki arasında daha değişik bir sorunu da beraberinde getirmiştir. Buna göre Bağdat’taki siyasi kriz, Haşimi’den ziyade Maliki ile Barzani-Allavi-Sadr arasındaki krize dönüşmüştür. Bununla birlikte Erbil’de 28 Nisan 2012 tarihinde Erbil toplantısında alınan kararla Maliki’den güvenoyunun çekilmesi gündeme gelmiştir. Bu nedenle Barzani-Allavi-Sadr ittifakı Maliki’den güvenoyunu çekmek için harekete geçmiştir. Burada şunu belirtmek gerekir, Maliki’den güvenoyunun çekilmesi hususu ülke içindeki siyasi yapılar arasında ayrışmaya yol açtığı gibi, bölgede Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve İran arasında örtülü bir rekabetin olduğunu da gözler önüne sermektedir. Dolayısıyla Maliki krizi sadece Irak’ın iç meselesi olmakla kalmamıştır. Dahası Irak’taki siyasi gruplar arasında güç mücadelesi yaşanırken, bölgesel aktörleri de göz ardı etmemek gerekmektedir.

Maliki’den güvenoyunun çekilmesi için toplanan 173 milletvekilinin imzası 4 Haziran 2012 tarihinde Cumhurbaşkanı Talabani’ye sunulmuştur. Talabani ise, imzaların tetkiki için bir araştırma komisyonu kurmuştur. Söz konusu araştırma komisyonu yaptığı inceleme sürecinde 11 milletvekilinin imzasını geri çekmesi ve 2 milletvekilinin de imzasının askıya alınması için talepte bulunmuştur. Böylece Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen komisyonun iradesiyle toplanan 173 imzanın 160’a düşmesi neticesinde Maliki’den güvenoyunun çekilmesi girişiminin ilk aşaması başarısız olmuştur.(2) Bu durumda ikinci bir yol daha bulunmaktadır. Cumhurbaşkanına gidilmeden parlamento tarafından gereken işlemlerin yapılmasıyla Maliki’den güvenoyunu çekmek kanunen mümkündür. Ancak Talabani bu meselede Maliki’den yana bir tavır ortaya koymuştur.


Bunun sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

- Talabani, Maliki krizinde kuzey Irak’ta ve bölgede Kürt yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin fazlasıyla ön plana çıktığını değerlendirerek, kendisinin ve KYB’nin Kürtlerin siyasi sahasından dışlandığını hissetmektedir. Bu sebeple Talabani, Maliki krizinde varlığını ve rolünü göstermeye çalışmaktadır. Talabani’nin, Maliki’den yana bir tutum sergilemesi; Barzani ile sadece Kürtlerin siyasi arenasında değil, Irak’ın genelinde ve bölgede dolaylı olarak bir güç mücadelesine girdiğini göstermektedir.

- Talabani, Maliki’nin başbakanlığı bırakmasının istenmesinin arkasında kendisinin ve partisinin (KYB) tasfiye edilmesinin amaçlandığını düşünmektedir. Çünkü Maliki’nin başbakanlıktan alınmasının ardından yeni bir hükümet kurulmadığı takdirde erken seçime gidilecek bu da Talabani’nin cumhurbaşkanlığı koltuğundaki görevinin sonu olacaktır. Çünkü Irak Anayasası’nın 72. maddesine göre, Cumhurbaşkanının sadece iki dönem seçilme hakkı vardır. Dolayısıyla Talabani, görevinin ikinci döneminde olduğu için Maliki sonrası Irak’ta erken seçime gidilmesi durumunda tekrar cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturamayacaktır.

- Talabani, cumhurbaşkanı olduktan sonra Kürt kamuoyunda KYB’nin zayıflamasına neden olmuştur. KYB, artık Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin lideri olduğu KDP’ye karşı 1990’lı yıllardaki gibi herhangi bir silahlı veya siyasi mücadele verecek durumda değildir. Bu sebeple kuzeyde zayıflayan Talabani’nin, Irak’ta bir politikacı olmaktan ziyade bir devlet adamı rolünü oynadığı ileri sürülebilir.

- Talabani, Erbil’de kurulan Barzani-Allavi-Sadr ittifakının uzun süreli olmadığını ve Sadr’ın tüm Şii nüfusu temsil etmediğini düşündüğü izlenimini vermektedir. Bununla birlikte Talabani’nin, Maliki’den güvenoyunun çekmemesinin en önemli hedeflerinden biri Kürt-Şii düşmanlığının oluşmasının önüne geçmektir. Eğer bir Kürt-Şii düşmanlığı meydana gelirse Kürtler, Irak’ın yüzde 60-65’ini karşısına alacak ve Şii desteğini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Bu da Kürtlerin, Irak’taki çıkarları açısından ciddi bir risktir. Çünkü 2003 yılından beri Kürtler, Bağdat’ta Şiilerle anlaşarak devlet kademesinde birçok konuyu kendi lehlerine halletmişlerdir. ABD işgalinden sonra Kürtler eğer Şiilerle işbirliğine gitmeseydi, günümüzde elde ettikleri bir takım haklara (Irak’ın federal devlet olması, Kürtçe’nin resmi dil olma vs. gibi) sahip olamazlardı. Talabani bu bağlamda Sadr’ın Şiilerin sadece 1/4’ünü temsil ettiğini açıklayarak ve Kürt-Şii düşmanlığının oluşmaması için Barzani’den çaba göstermesini isteyerek dolaylı olarak bir uyarıda da bulunmuştur.

- Maliki krizinde Talabani’nin aynı zamanda bölgesel aktörler arasında da tercih yaptığı görülmektedir. Kürt Yönetimi Başkanı Barzani Türkiye ile yakın ilişkiler kurarken, Talabani İran’a yakın durmaktadır. Şu hususa dikkat çekmekte yarar vardır. 2010 yılında Irak’ta hükümet kurulduğunda, Talabani’nin cumhurbaşkanı olmasına Sünni Araplar karşı çıkarken, Şiiler ve Tahran destek vermiştir. Bu nedenle Talabani’nin Maliki’den yana bir tutum sergilemesinde İran’ın etkisini unutmamak gerekir. Başka bir deyişle, Barzani Ankara ile ilişkilerini geliştirdikçe, Talabani İran’a yakın duracaktır. Dolayısıyla Talabani’yi Tahran ile ilişkilerini güçlendirmeye sevk eden önemli faktörlerden biri de, İran ve Şiilerin KYB’yi desteklemesini sağlamaktır.

Talabani’nin, Maliki’den güvenoyunun çekilmesine karşı çıkması, Bağdat’taki siyasi krizde tarafsız kalma çabası olarak da görülebilir. Talabani, bu sorunda ciddi bir muhalif ittifak olmasına rağmen sorunun tek müsebbibi olarak gösterilmekten rahatsız olduğunu zaman zaman istifa etme tehdidi ile ortaya koymaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi Talabani,  Kürt-Şii düşmanlığının yaşanmasından endişe etmektedir. Şiilerin geniş listesi olan Irak Ulusal İttifakı, Şii merci Ayetullah Ali El-Sistani ve Tahran’ın, Maliki’nin başbakanlık koltuğunu bırakmasını istemediği sürece Talabani’nin, Maliki’den güvenoyunun çekilmesi girişimlerine destek vermeyeceği öngörülebilir.


Sonuç

Irak’taki son gelişmeler sadece siyasi bir kriz olarak görülse de, bu nitelikteki krizler ülkede ekonomi ve güvenlik temelli sorunlara yol açmaktadır. 13 Haziran’da Irak’ın sekiz vilayetinde meydana gelen saldırılarda seksen üç kişi hayatını kaybetmiş, üç yüze yakın kişi de yaralanmıştır. Irak’taki siyasi istikrarsızlık ülkeyi her yönden olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple siyasi krizin ivedilikle çözümlenmesi gerekmektedir. Özellikle Türkiye, Suudi Arabistan ve İran gibi bölgede etkisi olan ülkelerin, Irak’taki siyasi krizde taraf olmaktan ziyade sorunun çözümünde yer alması önemlidir. Erbil’de oluşan Barzani-Allavi ve Sadr üçlüsü arasındaki ittifakın uzun süreli olamayacağı göz önünde bulundurmalıdır. Çünkü her üç siyasi oluşumun (El-Irakiye, Kürtler ve Sadr grubu) Bağdat’taki hedefleri aynı değildir. Kürtler, hangi ittifakta yer alırsa alsın, Kerkük meselesinde taviz vermeyebilir.

Öte yandan Maliki krizi, sadece Bağdat’taki siyasi görüntüyü değiştirmemiş, aynı zamanda Kuzey Irak’taki siyasi ittifakı da etkilemiştir. Talabani’nin, Maliki’den güvenoyunun geri alınmasına karşı çıkması, KDP-KYB stratejik ortaklığının bozulabileceğine ilişkin endişelere yol açmıştır. Hâlihazırda iki parti arasındaki ortaklık Kürtlerin Irak’ta elde ettiği imtiyazların zarar görmemesi için zoraki de olsa devam etmektedir. Ancak Maliki kriziyle birlikte Talabani-Barzani arasındaki gizli güç mücadelesinin nüksettiği belirtilmelidir.  

Türkiye açısından değerlendirildiğinde, Irak’taki siyasi krizden sonra Haşimi’nin İstanbul’a yerleşmesinin Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerin gerilmesine sebep olduğu görülmektedir. Bu sebeple Ankara, Irak politikasını gözden geçirerek, Maliki’den güvenoyunun çekilmemesi ve başbakanlık görevini sürdürmesi durumunu göz önünde bulundurarak iki ülke arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi için şimdiden bazı girişimlerde bulunmalıdır. Türkiye, belirli Iraklı siyasetçiler üzerinden bir Irak politikası oluşturmamalı, tersine Bağdat yönetiminde kim olursa olsun bu kişilerle ilişkilerini güçlendirmeli, Irak’ta ortaya çıkan boşluğu doldurmaya yönelmelidir. Aksi durumda Ankara’nın Irak’taki hareket alanı daralabilir.

Bugünkü süreçte Maliki’nin Erbil’deki muhalefetin bazı taleplerini yerine getirerek, krizi yatıştırmak için çaba harcayacağı söylenebilir. Tahran ve Ankara’nın girişimi doğrultusunda Yüksek İslami Konseyi Başkanı Ammar El-Hekim öncülüğünde bir arabuluculuk komisyonu kurularak, Maliki ile taraflar arasında görüşme yapılması muhtemeldir.

 

Dipnotlar:

(1) El-DasturAl-Iraqy-http://parliament.iq/Iraqi_Council_of_Representatives.php?name=
singal9asdasdas9dasda8w9wervw8vw854wvw5w0v98457475v38937456
033t64tg34t64gi4dow7wnf4w4y4t386b5w6576i75page&pa=showpage&pid=55
(2) ???? ?? ???? ???? ????????? (Irak Cumhurbaşkanı Bürosundan Açıklama)
http://www.iraqipresidency.net/news_detial.php?language=arabic&id=12110&type=news

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top