Nükleer Prizmasından Bakarak Rusya-İran İlişkilerinin Geleceği

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
18 Kasım 2009
A- A A+

İran’ın barışçıl amaçlı nükleer program perdesi altında nükleer silah geliştirme çabasında olduğu düşüncesi, ABD ve İsrail başta olmak üzere özellikle Batı dünyasını endişelendiriyor. Nükleer program çerçevesinde İran’ın en fazla ilişki ve işbirliği içerisinde olduğu ülke ise Rusya Federasyonu. İran’ın nükleer programındaki önemli yerinden ve yakın ilişkilerinden dolayı, nükleer dosya etrafında dönen bütün tartışmalarda gözler Rusya üzerine çevrilmekte ve göstereceği tavır merakla izlenmekte. Son zamanlarda Rusya’nın İran’ın nükleer programı hakkındaki tartışmalarda Tahran’ı üzecek yaklaşımları, Rusya-İran ilişkilerini yeniden tartışmaya açtı. Aslında, Rusya-İran ilişkilerinin kendine has yapısını bilenler açısından Moskova’nın yaklaşımında olağandışı bir gelişme yaşanmamaktaydı.

 

  
Rusya ile İran arasındaki “özel” ilişkiler, pragmatik bir yaklaşımla ortak çıkarlar paydasında buluşmanın çok başarılı bir örneğidir. 1990’ların ortalarından itibaren Batı’ya “kırgın” Rusya ile Batı’ya “kızgın” İran’ın dış politika çıkarlarının çoğu zaman uyuştuğu görülmekteydi. Çok kutuplu sistemi savunan Moskova ile tek kutuplu sistemin uygulayıcısı ABD’nin bir numaralı düşmanı Tahran’ın ilişkilerini daha da güçlendirmeleri beklenen bir gelişmeydi. Rusya, daha en başından beri İran’a uygulanan tecrit ve ambargolara karşı çıktığını açıkça göstererek bu ülke ile olan ilişkilerindeki çıtayı devamlı yükseltti. İran da bunun karşılığında, Rusya ile yakınlaşma politikasında başlangıçtan itibaren bir değişiklik yapmayarak Rusya’ya güvenilir bir ortak olduğunu ispatladı.

 


Rusya ile İran arasındaki en önemli işbirliği alanı ise nükleer alandır. Rusya, 1995 yılından beri nükleer alanda İran’ın tek işbirliği yaptığı ülke konumundadır. Konuyu ekonomik ve politik açılardan değerlendiren ve prestij meselesi haline getiren Rusya, üzerindeki tüm baskılara rağmen Buşehr Nükleer Santralinin yapımına başladı. Eylül 2002’de İran’ın uranyum zenginleştirme tesisleri kurduğu, ama bundan ne Rusya’nın, ne ABD’nin, ne de UAEA’nın (Uluslar Arası Eneji Ajansı) haberdar olmadığı ortaya çıktı. Bu durumun ortaya çıkmasından sonra ABD, İran’ı nükleer silah yapmaya teşebbüs etmekle suçladı ve nükleer kriz süreci de başlamış oldu. Rusya, krizin her aşamasında İran yanlısı tutumunu sürdürmesine ve İran’ı UAEA ile işbirliği yapmaya çağırmasına rağmen İran, uluslararası baskılara direnerek programını kendi belirlediği çizgide devam ettirdi.

 


Krizin patlaması sonrası çıkmaza giren müzakereler üzerine Moskova, 2005 yılında İran’a uranyum zenginleştirme faaliyetinin Rusya topraklarında yapılması ve elde edilecek yakıtın İran’a gönderilmesi teklifinde bulundu. Ara çözüm niteliğindeki bu öneriye, ABD ve AB tarafından olumlu yanıt geldi. İran ise 26 Aralık 2005’te Rusya’nın teklifine karşı uranyum zenginleştirme çalışmalarını kendi topraklarında gerçekleştirmek istediğini açıklayarak olumsuz cevap verdi. Nükleer silah sahibi ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya ve Çin gibi iki önemli ülkenin desteğini arkasında hisseden İran, nükleer programı konusundaki tartışmaları uzun diplomatik müzakereler yoluyla uzatarak zaman kazanmak istiyordu ki bu politikasında şimdiye kadar başarılı oldu.

 


İran’ın bu tavrı bir süre sonra Rusya ve Çin’in de tepkisine sebep oldu. 4 Şubat 2006 tarihindeki olağanüstü UAEA toplantısında 35’e 27 olumlu oyla, UAEA başkanının BM Güvenlik Konseyi’ni düzenli olarak bilgilendirmesi kararı kabul edildi. Olumlu oy veren ülkeler arasında Rusya ve Çin de bulunuyordu. Rusya’nın UAEA’nın bu kararını desteklemesi İran cephesinde yadırganıcı bulundu. İran Parlamentosunun Dış Politika ve Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi C. Cihangirzade “İran, Rusya ile ilişkilerinde son yüzyılda çok acı tecrübeler yaşamıştır ve bu yüzden Batı’nın İran için yazdığı senaryoda Rusya’ya “iyi polis” rolü verilmiştir” şeklinde ilginç bir yorum yaptı.

 


Rusya’nın UAEA’nın kararını desteklemesi öncelikle kendi çıkarlarıyla hareket ettiğini göstermekteydi. Rusya’nın DT֒ye üyeliğinin hızlandırılması ve G-8 içerisindeki yerinin sağlamlaştırılması konuları Moskova’nın sorun karşısında pozisyonunu değiştirmesine sebebiyet vermişti. BM Güvenlik Konseyi, 31 Temmuz 2006 tarihinde İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 31 Ağustosa kadar durdurmasını isteyen 1696 sayılı taslak kararı 14’e karşı 1 oyla kabul etti. Karara Rusya ve Çin kabul oyu vererek İran’ı oldukça şaşırttılar. Çin ve Rusya’nın olumlu oy vermeye ikna edilebilmesinin en önemli sebebi, onaylanan kararın otomatik yaptırım tehdidinden söz etmiyor olması ve olumsuz gelişmeler durumunda alınacak yaptırım kararları için yeni bir oturumun yapılmasının öngörüyor olmasıydı. Ancak İran, bu kararın tanıdığı süreye de uymayarak nükleer programını sürdürmeye devam etti.

 


BM Güvenlik Konseyi 23 Aralık 2006 tarihinde oybirliği ile İran nükleer programına yönelik olarak alınan bir dizi yaptırım kararını içeren 1737 sayılı kararı onayladı. Rusya’nın olumlu oy vermesinde inşaatını bitirmek üzere olduğu Buşehr hafif su reaktörünün kararın içerdiği yaptırımlara dâhil edilmemiş olması ve bu konuyla ilgili sürdürülen çalışmaların yaptırımlardan muaf tutulmuş olmasıydı. Böylece, Rusya hem İran’daki ekonomik çıkarlarını korumuş hem de İran’a, eğer UAEA’nın isteklerini yerine getirmezse isterse sertleşebileceği sinyalini de vermiş oluyordu. İran açısından bu kararın önemi, BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve/veya Çin’in vetolarının artık garanti olmadığını anlamasına yol açmasıydı. Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde alınan kararları veto etmemesi ve üstüne üstlük Buşehr santralindeki finansal sorunlardan şikâyet etmesi de İran tarafından sert bir şekilde eleştirildi. 13 Mart 2007 tarihinde İran parlamentosu “Moskova hiçbir zaman güvenilir bir ortak olmadı ve artık ilerde de olmayacak” şeklinde çok sert bir açıklama yaptı. İran 1737 sayılı kararın tanıdığı 60 günlük süre içerisinde de faaliyetlerini durdurmadı. 22 Şubat 2007’de UAEA Başkanı Muhammed El-Baradey, BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda İran’ın karara uymak yerine nükleer programını daha da ileri götürdüğünü açıkladı. 24 Mart 2007 tarihinde BM Güvenlik Konseyi oybirliğiyle İran’a yönelik yaptırımların sertleştirilmesine dair 1747 sayılı kararı aldı.

 


Obama yönetiminin ABD’de işbaşına gelmesi ve Rusya ile yakınlaşma politikaları Rusya-İran ilişkilerininin yeni bir mecraya gireceğinin işaretlerini verdi. Obama yönetiminin Rusya ile ilişkileri yeni bir çerçeveye oturtma ve yakınlaşma politikası olumlu sonuçlar verirse, Tahran’ın uluslararası arenada Moskova’nın desteğini eskisi gibi arkasında göremeyeceğini söyleyebiliriz ki son yaşanan gelişmeler bunun açık sinyallerini vermiş durumda. Obama’nın Doğu Avrupa’ya füze kalkanı yerleştirme projesinden vazgeçtiklerini açıklaması, Moskova’ya yapılan ziyaretler, verilen olumlu mesajlar ve Obama-Medvedev görüşmeleri süreci hızlandırdı. Bütün bu gelişmelere görünüşte ivme kazandıran gelişme, İran’ın, Kum şehrinde gizli bir nükleer enerji santralinin daha olduğunu dünya kamuoyuna açıklaması oldu.

 


Rusya ve ABD geçen hafta yaptıkları açıklamada İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde “zamanın tükenmekte” olduğunu duyurdular. Rusya lideri Dimitry Medvedev ile görüşmesinden sonra bir açıklama yapan ABD Başkanı Obama, İran’ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin gidişatından memnun olmadığını söyledi. Singapur’daki Asya Pasifik İşbirliği Forumu (APEC) zirvesinde buluşan Medvedev ve Obama, müzakelerden bir sonuç çıkmaması durumunda “alternatif önlemleri” gündeme getirecekleri konusunda Tahran’a ilk kez ortak mesaj yolladı. Medvedev, “İran’la sürdürülen nükleer müzakerelerin sonucunda hedeflenen, sözkonusu nükleer programının sivil amaçlı olduğununun açıklık kazanması ve uluslararası toplumun güvenini temin edecek şeffaf hale gelmesidir. Eğer bu yolda yürütülen çabalarda başarı sağlanamazsa, diğer alternatifler masaya getirilir” diyerek Tahran’a baskıyı arttırdı.

 


Obama yönetimiyle İran nükleer krizi konusunda “ortak dil” bulmaya başlayan, İsrail’den de baskı görmeye devam eden Rusya, İran’a S-300 sevkiyatını askıya aldıktan sonra, Buşehr kentinde inşa etmekte olduğu nükleer santralin daha önce planlandığının aksine, bu yıl bitirilemeyeceğini açıkladı. Bu açıklama Tahran’da tepkilere neden oldu. İran parlamentosu Güvenlik Komisyonu sözcüsü Mahmut Ahmedi Bikapş, Moskova’nın hiç bir zaman doğruyu söylemediğini ve 20 yıldır Tahran’ı oyaladığını iddia etti. Bu gelişmeler Moskova-Tahran hattında havanın iyiden iyiye soğumaya başladığının işaretleriydi.

 


Burada akıllara iki soru gelmekte: Rusya-İran ilişkilerinin doğasında ciddi bir değişme mi yaşanmaktadır? Rusya acaba gerçekten İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istemekte midir? Rusya’nın İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istediği şeklinde bir yaklaşım hatalı olacaktır. İran’ın gerçekten nükleer silah sahibi olması Rusya için de tehdit anlamına gelmektedir. Çünkü böyle bir durumda İran, Rusya’nın güneyinde nükleer silah sahibi potansiyel bir askeri tehdit olarak algılanacaktır. Nükleer güç sahibi bir İran, Kafkasya bölgesinde Rusya’nın ekonomik ve politik varlığı için ileride tehdit haline gelebilir. İslam dünyasındaki köktenci akımların ve terör eylemleriyle adlarını duyuran silahlı grupların geleneksel destekçisi olarak görülen İran’ın, nükleer silah sahibi olması ihtimali diğer dünya ülkeleri gibi Rusya’yı da endişeye sevkedecektir.

 


Diğer taraftan Rusya, İran’ın nükleer programı yüzünden ABD ve Batı ile ilişkisini bozmak istememektedir. Rusya bu yüzden bir taraftan İran ile ilişkilerini sürdürürken diğer taraftan da kendisini Batı’ya bakarak hareket etmek zorunda hissetmektedir. Rusya-İran ilişkilerinin en önemli belirleyicileri, Rusya-ABD ilişkileri ve bununla bağlantılı küresel güç mücadeleleridir. Moskova-Tahran ilişkilerinde “ABD karşıtlığı” ilişkilerde ortak payda rolü oynamaktadır. ABD tek kutuplu sistem dayatmasını güç kullanarak sürdürmeye devam ettiği ve Moskova’yı görmezden geldiği sürece, Moskova elindeki tüm imkânları kullanarak İran’ın kendisinden uzaklaşmasını engellemeye çalışacaktır. İran ise Rusya yanlısı ve ABD karşıtı politikalarını değiştirmedikçe Rusya’nın desteğini almaya devam edecektir. Nükleer program etrafında dönen tartışmalar ise bunu sağlamaya dönük Rusya’nın elindeki en büyük araçtır. Yani, ABD küresel çaptaki dayatmacı politikalarıyla aslında kendisi Rusya’yı İran ile işbirliği yapmaya adeta mecbur etmektedir. Bu yüzden Rusya-ABD ilişkilerinde yaşanan yumuşamalar Rusya-İran ilişkilerine hemen olumsuz yansımaktadır.

 


Rusya ile stratejik ortaklık yakıştırması özellikle İran tarafından sık sık kullanılan bir argüman. Yakın plandan bakıldığı zaman, iki ülkenin stratejik ortaklık konusuna yaklaşımları da gerçekte birbirinden farklıdır. Tahran, Rusya ile ilişkilerine öncelikle uluslararası politika prizmasından bakmakta ve daha sonra ikili ilişkiler seviyesine indirgemektedir. Moskova ise, ikili ilişkilere daha fazla ağırlık vermekte ama uluslararası planda Tahran’ı kendisine ciddi bir ortak olarak görmemektedir. Moskova’nın günümüzdeki pragmatist yaklaşımı, Tahran ile işbirliğinin diğer çıkarlarıyla ve uluslararası entegrasyon süreciyle çatışmadığı sürece devam edeceğini ortaya koymaktadır. İşte bu yüzdendir ki, nükleer program hakkında Moskova gerektiğinde Tahran’a sert mesajlar göndermekte; Rusya ne zaman İran tarafından hoşa gitmeyen bir tavır gösterse, stratejik ortaktan beklenilmeyecek kadar sert bir şekilde Tahran tarafından eleştirilere uğramaktadır.

 


Bütün bunlardan hareketle, Rusya ile İran arasındaki ilişkilerin “stratejik ortaklık” olmaktan uzak olduğunu söyleyebiliriz. Her iki ülke de şartların zorlamasıyla karşılıklı ortaklık ilişkisi kurmaya kendilerini mecbur hissetmekte, ama bir taraftan da birbirlerine kuşku dolu olağanüstü bir dikkatle yaklaşmaktadırlar. Tek kutuplu sistem dayatmasıyla ilişkili politikalar devam ettikçe Rusya, İran ile ilişkilerine devam edecektir. Bu haliyle her iki taraf için de faydalı bir birliktelik olarak bir güç birliği olarak görülse de, söz konusu yapısından dolayı kolayca dağılabilecek kadar da kırılgandır. İlişkilerin temelini oluşturan çıkar ilişkisinin zarar görmesiyle birlikte her an yön değiştirebilir.

 


ABD’nin hegemonik politikalarına karşı çok kutuplu dünya sisteminin oluşması için çaba gösteren Rusya’nın en önemli dayanağı, BM Sözleşmesi ve uluslararası hukuk çerçevesi içerisinde dünya kamuoyu ile birlikte hareket etmektir. Başka bir tavır ve politika için Rusya’nın imkânları sınırlıdır. Bu yüzden, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan Rusya sorumlulukları gereği İran ile ilişkilerinde gerekirse taviz ya da fedakârlığa gidebilir. Bunun yolu Rusya’nın endişelerinin anlaşılmasından ve şikâyetlerinin dinlenmesinden geçmektedir. Obama yönetimi tam da bu konuda anlayışlı olabileceğini ve iyi bir dinleyici olduğunu göstermektedir. Yaşananlar bunda da başarılı olduğunu göstermektedir. Bundan sonrası için İran’ı daha zor sınavların beklediğini söyleyebiliriz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top