Irak’taki Siyasi Anlaşmazlıklar, Çıkış Yolları ve Türkiye

Ali SEMİN
23 Ocak 2012
A- A A+

Ortadoğu'da halk ayaklanmaları yaşanırken, ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve Irak’ta meydana gelen siyasi gelişmeler, bölgenin ve dünya kamuoyunun adeta ana gündem maddesini oluşturmuş durumdadır. Irak, ABD işgalinin ardından ülke içindeki kaotik ortam, siyasi hesaplaşmalar, küresel ve bölgesel rekabetin temel aktörü olarak kilit bir ülke haline gelmiştir.

 

Böylesine gergin ve sıkıntılı bir ortamda Irak’ta demokrasi ve insan hakları gibi kavramlardan bahsetmek oldukça zordur. ABD, Mart 2003’te işgal ettiği Irak’ın hem üniter hem de toplumsal yapısını dağıtmıştır. Çünkü artık Irak’tan ne üniter bir devlet olarak bahsedilmekte ne de bölgede ve uluslararası camiada varlığı hissedilmektedir. Bütün bunların sonucunda Irak, hala çözülemeyen bir yönetim boşluğunun ortasında kalmıştır. Dolayısıyla Irak’ın değiştirilen iç dinamiklerini incelerken daha dikkatli ve kapsamlı bir yaklaşım içerisinde olunmalıdır. Bu yazıda ABD sonrası Irak’taki gelişmelerin bir ulus-devlet inşası mücadelesi sonucu mu, yoksa siyasi bir hesaplaşmanın ürünü mü olduğu incelenecektir. Ayrıca Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin son zamanlarda iç ve dış siyasetteki tutumunun neye işaret ettiği analiz edilirken, bunun ülkedeki siyasi taraflara ve Türkiye’ye nasıl yansıyacağı açıklanmaya çalışılacaktır.

Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin Tutumu ve Irak’taki Gelişmeler
ABD’nin, 15 Aralık 2011 tarihinde Irak’tan çekilmesinin hemen ardından ülke içinde siyasi bölünmeler baş gösterdi. Aslında bu bölünme, çekilmeden çok daha önce ortaya çıkmıştı. 7 Mart 2010 tarihinde yapılan Irak parlamento seçimlerinden sonra Bağdat hükümeti, 21 Aralık 2010 tarihinde Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin girişimleriyle Erbil Konferansı Anlaşması adı altında, Başbakan Nuri El-Maliki liderliğinde Kanun Devleti listesi(Şii ağırlıklı), Eski Irak Başbakanı ve Irak Milli Reform Hareketi lideri İbrahim Caferi’nin Başkanlığında Irak Ulusal listesi(Şii ağırlıklı), Eski Irak Başbakanı Eyad Allavi liderliğindeki El-Irakiye listesi (Şii, Sünni ve Türkmenlerden -ITC- oluşan karışık bir liste) ve Kürt listesi ile beraber bir uzlaşıya vardıklarını açıklamışlardır. Fakat Irak’ta Maliki başkanlığında bir hükümet kurulmuş olarak gözükse de bu hükümetin içindeki çözülemeyen sorunlar ve artan güç mücadelesi sebebiyle Bağdat yönetiminin istikrarsızlıklara açık olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca Maliki’nin, Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Sünni Arap Tarık El-Haşimi hakkındaki “terörist” suçlamasının ardından çıkardığı tutuklama kararı ve Başbakan yardımcısı Sünni Arap Salih El-Mutlak’ın bir televizyon kanalına verdiği demecinde Maliki’yi diktatörlükle suçlamasından ötürü parlamentodan güvenoyunun geri çekilmesini istemesi tansiyonu giderek yükseltmiştir. Bunun yanı sıra, Irak’ta Maliki’nin kurduğu kabinede halen üç önemli bakanlığın (Savunma, İçişleri ve Ulusal Güvenlik) vekâleten yürütülmesi, ülkede güvenlik ile ilgili sorunların da artmasına sebep olmuştur. Tüm bu gelişmelere bakıldığında ABD’nin çekilmesinin ardından Irak’ta hem siyasi hem de güvenlik anlamında pek çok sorunun baş göstermesi beklenebilir.

 

Irak’ın değişen yapısında ortaya çıkan siyasi sorunların temel sebepleri şu şekilde sıralanabilir;

1. Siyasi tarafların birbirine karşı güvensizliği ve Bağdat’taki siyasi mücadelenin etnik ve mezhepsel yapıya dönüştürülmesi en önemli problemdir. Bu durum Irak’ı oldukça geriye götürmekte ve siyasi çözüm arayışlarının yolunu tıkamaktadır.

2. Aralık 2010’da Erbil konferansında hükümetin kurulması için varılan anlaşmaların çoğunun Maliki tarafından gerçekleştirilmemesi. Özellikle El-Irakiye ve Kanun Devleti grupları arasında yapılan anlaşmaya göre, Eyad Allavi’nin Bağdat’ta hükümet kurulduktan sonra “Yüksek Siyaset Konseyi” adında bir kurumun başına geçmesi gerekmekteydi. Ancak bu anlaşmanın gerçekleştirilememesi nedeniyle El-Irakiye listesi lideri Allavi kendisini ister istemez Irak siyasi denkleminde dışlanmış hissetmiştir. Bu dışlanmışlık duygusu, Allavi’nin Maliki’ye karşı güç mücadelesini de beraberinde getirerek Irak’taki siyasi sorunların tetiklenmesine neden olmuştur.


3. Irak’taki önemli sorunlardan bir diğeri de siyasi partilerin ve çeşitli siyasi oluşumların “muhalefet” anlayışına sahip olmamasıdır. Çünkü Irak’taki siyasi mekanizma bölgedeki ve dünyadaki siyasi gelişmelere kapalı bir şekilde yaşamakta ve sadece kendi iç sorunlarıyla mücadele etmektedir. Iraklı siyasiler, muhalefet anlayışından yoksun ve siyasi haklarını sadece silahlı çatışmalar yoluyla elde edebilmek düşüncesine sahiptirler. Öte yandan söz konusu siyasi menfaatlerini elde etmek için kendi aralarındaki sorunları etnik ve mezhepsel çatışmaya dönüştürme şeklinde de bir yöntem izlemektedirler. Bağdat yönetimi takındığı tutum ve davranışlarla bu durumun ülke içinde yayılmasını hızlandırmıştır.

4. Irak’taki siyasi parti ve oluşumların dış bağlantıları, varolan sorunların çözümsüzlüğüne hizmet etmektedir. Günümüzde Irak’ta ülkesine tam olarak bağlı maddi ve manevi hiçbir dış desteği almayan bir siyasi parti veya kuruluş yok denecek kadar azdır. Bu durum Irak’taki sorunların daha da karmaşıklaşmasına ve kaotik ortamın devam etmesine sebep olmaktadır. Dış destekten bağımsız hareket edebilecek siyasi partilerin varolduğu bir Irak için siyasi partiler kanununda yeni bir düzenleme yapılması şarttır.


Maliki’nin Yeni Stratejileri

Başbakan Nuri El-Maliki, ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte, hükümet olarak yeni hedefler belirlediğinin sinyallerini vermektedir. Bunlardan birincisi, ABD sonrası tüm alt yapısı ve siyasi görüntüsü dağılan bir Irak’ın, iç ve dış politikasını yeniden inşa etmek ve bölgede kendini hissettirebilmektir. İkincisi hedef Irak’ın bölgesel ve uluslararası arenada varlığını ortaya koyacak aktif bir dış politika izlemektir. Bir diğeri ise, Irak’ın güçlü bir devlet olduğunu kanıtlayabilmektir. Maliki’nin böylesi bir strateji belirlemesi elbette ki, Irak açısından önemli adımlardır. Ancak söz konusu bu stratejilerin uygulanmasının içeriye ve dışarıya karşı zamanlamasının yanlış olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü hem Ortadoğu’daki (Arap ülkelerindeki halk isyanları vs..) gelişmeler bakımından hem Irak’taki siyasi çekişmeler ve hesaplaşmalar açısından ortamın hazır olmadığı görülmektedir. Başka bir deyişle, Maliki’nin izlemek istediği stratejilerin zamana yayarak uygulamaya geçmesi daha doğru olabilir. Irak gibi darmadağın olmuş bir ülkede bu tür stratejilerin hızlı bir şekilde uygulanması ve başarılı olma olasılığı düşüktür. Bu nedenle, Maliki’nin fazla acele etmeden, Türkiye gibi komşularının tecrübelerinden istifade etmesi gerekmektedir. Aksi halde bölgesel politikası bağlamında Türkiye’ye karşı uyguladığı politika ve söylemlerin doğru olmadığı düşünülmektedir. Şunu da ifade etmekte fayda vardır ki, Maliki eğer Irak’ı yeniden inşa etmek istiyorsa hiçbir komşu ülkeyle veya bölge ülkesiyle bir mücadele içine girmemelidir. Bilindiği üzere iç ve dış politika iç içedir ve Maliki’nin şu aşamada en önemli görevi, ülke içindeki siyasi krizlere çözüm bulabilmek ve sonrasında sağlıklı bir zemine oturtulmuş bir dış politika izleyebilmektir. Maliki’nin hiçbir ülkenin Irak’ın içişlerine müdahale etmesine karşı çıkmakta haklıdır. Fakat Irak’ın geçirdiği bu zor dönemin üstesinden gelmesi ve kalkınması için bölge ülkelerinin yardımı da gereklidir.

Maliki’nin tutumu Irak’ın aktif dış politika izlemek ve Ortadoğu’daki gelişmelere yönelik kendini göstermek ise, öncelikle ülkesinde siyasallaşmış etnik ve mezhepsel çatışmayı çözmeli ve ulusal birlik hükümetinin kurulup derinleşme sürecini tamamlamalıdır. Ayrıca, komşu ve bölge ülkeleriyle etnik ve mezhepsel yakınlığı gözetmeksizin ilişkilerini geliştirmeli, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda işbirliğine gitmelidir. Maliki özellikle Türkiye gibi bölge ülkelerine karşı sert ve misilleme amaçlı söylemlerden kaçınmalıdır.

 

El-Irakiye’nin Siyasi Anlaşmazlıklardaki Stratejik Hatası

El-Irakiye listesi, 7 Mart 2010 tarihinde Irak’ta yapılan parlamento seçimlerine katılmak üzere, Ulusal Uzlaştırma Hareketi ve eski Irak Başbakanı Eyad Allavi liderliğinde çeşitli siyasi parti ve oluşumlarla birlikte bir koalisyon olarak kurulmuştur. El-Irakiye, Sünni Arapların, milliyetçi Arapların ve Irak Türkmen Cephesi’nin bulunduğu kapsamlı bir listedir. Yenileme Bloğu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, Irak Milli Diyalog Cephesi Salih El Mutlak,  Ulusal Iraklılar Listesi Usame Nuceyfi, ve Irak Türkmen Cephesi’den oluşan blok Irak seçimlerini 91 milletvekili ile kazanmıştır.(1) Ancak, Irak hükümetinin kurulması konusunda Kanun Devleti listesiyle anlaşarak Başbakanlığı Maliki’ye vermiş, Irak Parlamento Başkanlığı da El-Irakiye listesinden Usame Nuceyfi’nin olmuştu.

 

Bütün bu gelişmeler ışığında El-Irakiye listesinin stratejik hataları şu şekilde sıralanabilir. Bunlar;

- Irak hükümetinde güçlü bir muhalefet olmasına rağmen günümüze değin sergilediği tavra dikkat edildiğinde genel olarak Maliki-Allavi arasındaki başbakanlık için ikili mücadele çerçevesinde dönen bir politika izlemiştir. Hâlbuki Maliki hükümetine karşı idari yolsuzlukları ve ülkedeki siyasi, ekonomik ve toplumsal sıkıntıları ciddi bir şekilde dile getirebilirdi. Yukarıda da sözü edilen Irak’taki iktidar mücadelesinin bir siyasi oluşum yerine kişiler arası rekabete çevrilmesi, hem Irak’taki siyasi süreci olumsuz etkilemekte hem de Irak halkı arasına etnik ve mezhepsel (Şii-Sünni) gerginliğe dönüşerek ülkeyi istikrarsızlaştırmaktadır. Bu nedenle birçok farklı siyasi, etnik ve dini partiyi içinde barındıran El-Irakiye listesinin sadece ve sadece Eyad Allavi’ye ait olmadığını ve ciddi bir halk kitlesinin ona oy verdiğinin farkına varılmalıdır. 

- El-Irakiye listesinin, Kanun Devleti listesiyle (veya Maliki ile) yaşadığı her siyasi sorunda ve anlaşmazlıkta, hükümeti boykot kararı almasıyla beraber milletvekillerinin parlamentoya gitmemelerinin, bakanlarının da bakanlar kurulu toplantılarına girmemesinin yanlış bir strateji olduğu düşünülmektedir. Çünkü Maliki hükümetine karşı El-Irakiye listesi tarafından başlatılan boykot eyleminin yalnızca hükümet kararlarını etkilemekte; ancak hükümetin dağılmasına yol açmamaktadır. Dolayısıyla El-Irakiye listesinin Maliki hükümetine yönelik siyasi mücadele varken hükümetten çekilmesi kolaycılığa kaçmanın başka bir yolu olarak yorumlanabilir. Bu bağlamda El-Irakiye listesinin takındığı bu tür tutumların Maliki’nin Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi’ye, Başbakan Yardımcısı Salih El-Mutlak'a ve Maliye Rafi El İsavi’ye yönelttiği suçlamaları haklı çıkardığı anlamını taşımaktadır.

 

- Irak’ta Sünni ve Şii Araplardan oluşan parti ve siyasi kuruluşların desteği tüm Sünni veya Şii unsurların desteğini almamakta, daha çok bölgeselcilik ve aşiret temelli destek bulmaktadır. Bunun aksine Irak’ın üçüncü unsuru olan Türkmenleri temsil eden tek siyasi yapı Irak Türkmen Cephesi’dir ve sadece El-Irakiye listesinde yer almaktadır. Sünni ve Şii Araplar birden fazla siyasi grup içinde temsil edilirken ülkedeki Türkmenlerin desteği ciddi bir bölünme olmadan El-Irakiye listesine gitmiştir.  Yani El-Irakiye listesinin, Irak’ın üçüncü unsuru olan Türkmenlerin neredeyse tam desteğini almasına rağmen karar alma süreçlerine Türkmenleri çok fazla dâhil etmedikleri görülmektedir. El-Irakiye’nin lider kadrosunun tüm Türkmen halkının desteğini almalarına karşın onlara gereken söz hakkını tanımamaları Türkmenler arasında memnuniyetsizlik oluşturmaktadır. 


Diğer yandan yukarıda sıralanan El-Irakiye’nin stratejik hataları dikkate alındığında, gerek El-Irakiye listesindeki siyasi partilerin ve kuruluşların gerek lideri Eyad Allavi’nin Maliki hükümetine ve destekçilerine karşı siyasi ve hukuki olarak ortak mücadele etmesi gerekmektedir. Bu ise Irak’ın istikrarını ve güvenliğini koruyarak yapılmalıdır. Ayrıca şunu da dile getirmekte fayda vardır ki, El-Irakiye listesi, Maliki ile arasında yaşadığı sorun ne olursa olsun, Bağdat’taki siyasi anlaşmazlıkların veya herhangi bir konunun Erbil’e taşınmasının doğru bir siyasi anlayış biçimi olmadığı söylenebilir. Eğer El-Irakiye listesinin siyasetteki anlayışı Irak’ın toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve istikrarı ise, tüm sorunlarını Bağdat’ın sınırları içerisinde halletmelidir. Aksi takdirde, bu tür siyasi sorunların Irak’ın diğer kentlerine yayılması krizlerin çözümünü tıkamakta ve daha da derinleşmesine yol açmaktadır.

 

Öte yandan El-Irakiye listesi, 7 Mart 2010 tarihinde yapılan seçimlerde 91 milletvekili kazanmışsa da daha sonra liste içindeki bazı siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle Hasan Alevi başkanlığında AK Bloğu kurularak 8 milletvekili ayrılmıştır.(2) Aynı zamanda 6 Ocak 2012 tarihinde El-Irakiye listesinin aldığı boykot kararına uymamalarından dolayı 6 milletvekilini görevden ihraç ettiğini açıklayarak görevden aldığı parlamenterlerin Ahmed Abdullah el-Cuburi, Cuma el-Metyuti, Abdurrahman el-Luweyzi, Kays El-Şezer, Kamil El-Duleymi ve Muhammed El-Karbuli olduğunu belirtilmişti.(3) Bu gelişmelerden El-Irakiye’nin hükümetle olan siyasi sorunları dışında kendi içerisinde de bazı sorun ve hesaplaşmalar yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, El-Irakiye listesinde toplanan çeşitli siyasi parti ve oluşumların yanı sıra Türkmenlerin de (Irak Türkmen Cephesi) bulunmasına rağmen, liste içerisindeki karar alma mekanizmalarının sadece Eyad Allavi, Tarık El-Haşimi ve Usame Nuceyfi’den oluşması, ister istemez koalisyonda yer alan diğer siyasi tarafları rahatsız etmektedir. Böylece El-Irakiye’nin böylesi tutumu sebebiyle rahatsızlığı hissedenler listeden ayrılma kararı almaktadır. Başka bir deyişle El-Irakiye listesinde bulunan taraflar arasında siyasi koordinasyon eksikliği koalisyonun yapısına olumsuz yönde yansımaktadır. Bu açıdan bakıldığında, El-Irakiye kendi içerisindeki sorunları biran önce gidermeli ve ülke siyasetinde aktif politikalar izlemelidir. Özellikle son günlerde Maliki’ye karşı desteklediği özerklik projelerinden vazgeçmeli ve daha önce ilke olarak edindiği Irak’ın ulusal birliğini ve istikrarını koruyabilecek şekilde politikalar oluşturmalıdır. Tersi bir durumda listeden çekilen milletvekili sayısı arttıkça Bağdat yönetiminde de ciddi kan kaybına uğraması beklenebilir.

 

Bağdat, Tahran ve Ankara Hattı

Ortadoğu bölgesi çok hassas ve kaygı verici bir döneme girmiştir. Bir taraftan Arap ülkelerindeki halk ayaklanmaları ve değişim süreci meydana gelirken diğer taraftan da ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve ülkede yaşanan siyasi krizler gündemin ana maddelerini oluşturmaktadır. Bütün bunlara bir de İran’ın nükleer faaliyetleri ve Batı ile yaşadığı sorunlar eklendiğinde Ortadoğu’nun yakın geleceği için çok olumlu senaryolardan bahsetmek mümkün değildir. Diğer yandan tüm bu gelişmeler meydana gelirken, Bağdat ve Ankara arasındaki gerginlik sürpriz bir şekilde gündeme damgasını vurmuştur. Özellikle Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin 12 Aralık 2011 tarihinde Washington’u ziyaretinin ardından Türkiye-Irak ilişkilerinin adeta yeni bir döneme girdiğini söylemek mümkündür. Aslında tarihsel boyutu da incelendiğinde genel anlamda inişli-çıkışlı bir görüntü sergileyen Türkiye-Irak ilişkileri, Maliki’nin son dönemdeki açıklamalarıyla farklı bir noktaya gitmektedir.  


Bu çerçevede Maliki’nin tavırlarına dikkat edildiğinde bir yandan Irak’taki siyasi çekişmelerle uğraşırken diğer yandan da 9 Ocak 2012 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak'ta yaşanan mezhepsel gerilimle ilgili gelişmelerin tasvip edilmesinin mümkün olmadığını söylemesi ve "Bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak"(4) demesinin ardından Maliki, 15 Ocak 2010 tarihinde El-Hurre televizyonuna verdiği demecinde “Türkiye bölgeye felâket ve iç savaş getirecek bir rol oynuyor. Kendi içinde farklı etnik kökenler ve mezhepler barındırdığı için bundan Türkiye de zarar görür” şeklinde bir açıklama yapmıştır.(5) Maliki’nin ABD’den Türkiye’yi suçlamasının arkasındaki temel sebepler şu şekilde sıralanabilir;

1. Maliki’nin Türkiye’ye karşı aldığı sert tutumun temel nedenlerinden birisi, 7 Mart 2010 seçimleri sırasında Türkiye’nin eski Irak Başbakanı Eyad Allavi’nin oluşturduğu El-Irakiye listesini ve Allavi’nin başbakan olmasını açık bir şekilde desteklemesidir. Irak’ta hükümet kurma sürecine dikkat edilirse, Türkiye Irak’taki hemen hemen tüm liste liderleriyle ve siyasilerle (Eski Irak Başbakanı İbrahim Caferi, Yüksek İslami Konseyi Başkanı Ammar El-Hekim, El-Ahrar lideri Mukteda El-Sadr ve Kuzey Irak Kürt yönetimi Başkanı Mesut Barzani) farklı tarihlerde Ankara veya Bağdat’ta görüşmüş, fakat Maliki ile görüşmemiştir. Bu nedenle Maliki Irak’ta hükümet kurma aşamasında Türkiye’nin kendisini ihmal ettiğini düşünmüştür. Başka bir ifadeyle, Maliki’nin Ankara’ya karşı sert söylemlerinin arkasında bu olayın yarattığı gerginlik bulunmaktadır. Çünkü dindar bir Şii olan Maliki, Türkiye gibi laik bir ülkenin laik bir Şii olan Eyad Allavi’yi desteklemesini, kendisine karşın laik Şii bir alternatif oluşturulduğu ve Ankara’nın da buna destek verdiği şeklinde yorumlamaktadır. 

2. ABD’nin çekilmesiyle birlikte Irak’ta doğacak boşluğu bölgesel bir güç olarak Türkiye’nin dolduracağı beklenmekteydi. Bu durumun bir sonucu olarak Türkiye-İran arasında örtülü bir rekabetin Irak üzerinden yapılması öngörülmekteydi. Ancak İran’ın Türkiye’nin Irak’taki boşluktan istifade etmesini istemediğini söylemek mümkündür. Tahran yönetiminin, hem nükleer faaliyeti bağlamında Batılı ülkelerle kriz yaşarken hem de Suriye’de Beşşar Esad yönetimini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırken, Irak’ta da Türkiye ile mücadele etmesi oldukça zordur. Bu sebeple Maliki bölgede ve Irak’ta Türkiye’yi devre dışı bırakma amacı güttüğü görülmektedir. Benzer bir şekilde Tahran, Ankara ile ikili ilişkilerini sıcak tutarken, Bağdat-Ankara hattını soğutmaya çalışmaktadır. Yani İran, Bağdat üzerinden Türkiye ile dolaylı olarak rekabete girmektedir. Bunun neticesinde eğer Maliki böylesi bir oyunun farkındaysa ve içeride Sünnilere ve dışarıda da Türkiye’ye yönelik sertleşiyorsa, ilerideki dönemde yalnız kalması mümkündür. Çünkü Maliki’nin bulunduğu Irak Ulusal listesindeki Ammar Hekim ve Mukteda Sadr ile de görüş ayrılığı yaşamaktadır.

3. Türkiye’nin, Irak’ta Kuzey Irak Kürt yönetimiyle ve Sünni Araplarla ilişkilerini güçlendirmesi Maliki’yi rahatsız etmektedir. Bilhassa son zamanlarda Ankara’nın Irak politikasına dikkat edildiğinde, ABD sonrası Irak’ta Kürtler ve Sünniler üzerinde yoğunlaşmaya meyilli olduğu görülebilir. Şunu ifade etmekte fayda vardır ki, Maliki hükümeti Türkiye’nin, Türkmenlerin Irak’taki siyasi ve hukuki haklarını savunmasına genel olarak tepki vermemektedir. Ancak Kürtleri ve Sünnileri desteklemesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Bunun sebebi de Maliki, herhangi bir ülkenin Kürtlerle ve Sünnilerle kuracağı bir işbirliğinin Bağdat yönetimine yönelik baskıların artacağını düşünmektedir. 

Yukarıda söz edilen noktalar değerlendirildiğinde, ABD sonrası Irak’ın oldukça kritik bir süreçten geçtiği aşikârdır. Türkiye 2003 yılından bu yana Irak’ın toprak bütünlüğüne, istikrarına ve ulusal birliğine vurgu yapmaktadır. Özellikle Türkiye-Irak ilişkilerinde PKK terör örgütü sebebiyle her ne kadar pek çok olay meydana gelmişse de günümüze değin Türkiye’den Irak’a karşı hiçbir terör eylemi gerçekleşmemiştir. Irak’ın bu durumu gözardı etmemesi gerekir. Türkiye Irak’ın siyasi, ekonomi ve toplumsal kalkınması için bölgenin kilit ülkelerindendir. Bu konu ile ilgili Kuzey Irak Kürt yönetiminin Türkiye ile geliştirdiği ilişkilere bakılabilir. Iraklı Kürtler 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ardından Türkiye’ye yönelik sert ve tehditkâr söylemlerle Ankara’yı adeta hedef tahtası haline getirmişlerdi. Fakat Iraklı Kürtler daha sonra Türkiye’nin bölgesel gücünü ve jeopolitik önemini idrak ettikleri zaman ikili ilişkilerin geliştirilmesine büyük ölçüde önem vermişlerdir. Dolayısıyla, Maliki’nin Türkiye ile Kuzey Irak Kürtleri arasındaki siyasi ve ekonomi münasebetlere bakmasında fayda olduğunu söylemek gerekir.

 

Sonuç

Irak, ABD’nin çekilmesinin ardından gün gittikçe siyasi olarak çıkmaz bir yola girmektedir. Gerek yeniden canlanan terör ve şiddet olayları gerek Kanun Devleti listesi (Başbakan Nuri El-Maliki) ile El-Irakiye listesi (Eyad Allavi) arasındaki siyasi çekişmelerin toplumsal olarak etnik ve mezhepsel gerginliğe dönüşmesi hem bölgesel hem de uluslararası camiayı endişelendirmektedir. Maliki’nin önceliği Irak’taki siyasi sorunları gidermek ve planlanan “Ulusal Birlik Konferansı”nın başarılı sonuçlanması için olumlu adımları atmaktır. Irak’ın, Türkiye başta olmak üzere, bölgede hiçbir ülkeyle söylem ve eylem olarak bir gerginliğe girmesi mümkün değildir. Şunu da unutmamak gerekir ki, ABD sonrası Irak’ta yeniden düzenin kurulması kolay değildir. Bu açıdan Maliki’nin önceliği ülke içerisinde tüm taraflarla siyasi uzlaşı ve istikrarı pekiştirecek şekilde davranması ve ulusal birliği sağlamasıdır. Aksi takdirde Irak’ın geleceği ucu görünmeyen karanlık bir tünele girebilir. 

Öte yandan, El-Irakiye listesi de kişiselleşmekten kurtulmalı ve siyasi mücadelesinin sadece Bağdat’ta olduğunu fark etmelidir. Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi’nin olayı da Bağdat’ta çözülmelidir. Söz konusu meselenin yargı sürecinin Kerkük’te görünmesi sanki Kerkük’ün Kuzey Irak Kürt Yönetimi'ne bağlı olduğunun kabul edildiği hissini vermektedir. Çünkü Haşimi ilk önce davasının Erbil’de görüşülmesini istemişti. Daha sonra Kerkük’ü gündeme getirmiştir. Dolayısıyla bölgedeki Kürt hâkimiyetinin üstü örtülü olarak kabul edildiğini söylememiz mümkündür. Ancak, bu tür durumlarda Kerkük meselesinin gündeme getirilmesi doğru bir yaklaşım olmayabilir. 

Bütün bu gelişmeler ışığında Irak’taki siyasi anlaşmazlıklar değerlendirildiğinde, Sünni Arapların siyasi mücadele anlamında Bağdat’tan uzaklaşıp Erbil’e yakınlaşması iki önemli sonuç doğurabilir. Bunlardan birincisi, Sünni Arapları Irak’ın siyasi sahnesinde etkisiz hale getirebilir ve Irak’ın geleceği konusunda söz sahibi olmalarını engelleyebilir. Bir diğeri ise, Irak’ta etnik ve mezhepsel gerilim körüklenerek ülke adım adım bölünmeye doğru gidebilir. Tüm bunlar üst üste konduğunda Irak’ta siyasi ve toplumsal barışın, istikrarın ve huzurunun anahtarı hiçbir etnik ve dinsel kimliği ötekileştirmemektir.

Diğer yandan, Irak’ın siyasi sorunlarından kurtulması için bölge ülkelerinin Irak meselesinde işbirliği yapmaları ve anlaşmaları önemli bir faktördür. Özellikle de Türkiye, İran ve Suudi Arabistan birçok konuda ortak karar alabilir ve Irak’ın istikrara kavuşması için önemli adımlar atabilirler. Irak üzerinden Ortadoğu bölgesinin genelinde bir Şii-Sünni çatışması zeminin hazırlanması için çalışılmaktadır. Bunun bölgede Türkiye’nin müdahalesi olmadan engellenmesi zor gözükmektedir. Bu nedenle Türkiye Irak’ın ve yakın coğrafyasının güvenliği için hem Irak’ta hem de Ortadoğu’da Şii-Sünni gerginliğini önleme çabasını her zaman muhafaza etmelidir. Özellikle Irak’ta tüm taraflarla aynı mesafede olma politikasını devam ettirmeli ve Bağdat’taki siyasi sorunlarda arabulucu rolünü üstlenmelidir. Aksi bir durumda Irak konusunda yapılan yanlış hesapların tümü Bağdat’tan döner.

 

 

Sonnotlar:

(1) http://www.aliraqiah.com/default.aspx-http://wifaq.com/assets/attach/inp1.pdf

(2) http://www.alaalem.com/index.php?aa=news&id22=41294

(3) http://www.4newiraq.com/news/?sid=22458

(4) http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/01/10/basbakan.erdogan.irakta.endiseli/644241.0/index.html

(5) http://alghad.com/index.php/article/523560.html

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top