Arap Baharının Etkileri

A- A A+

Takriben 1 yıl önce başlayan Arap Baharı süreci bölgede etkilerini sürdürmeye devam etmektedir. Bu çerçevede olayların başladığı Tunus’ta Ekim ayında yapılan seçimlerde Ennahda Partisi geçerli oyların % 41’ni alarak 217 kişilik Kurucu Meclis’te 90 Milletvekili çıkarmıştır. 20 yıldır sürgünde bulunan parti lideri Gannuşi, Ennahda’nın dini kullanan bir parti olmayıp Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlar çizgisinde bir parti olduğunu vurgulamaktadır.

Fas

Ocak ayında reform talebiyle yapılan gösterilere yumuşak bir yaklaşım sergileyen Kral ve Hükümeti vakit kaybetmeden başta yeni bir anayasa olmak üzere gerekli iyileştirmeleri kısa sürede tamamlayarak yaptıkları seçimlerden İslamı demokrasi ile bağdaştırma söylemiyle Adalet ve Kalkınma Partisi birinci parti olarak çıkmıştır. 395 sandalyeli Parlamento’ya 107 Milletvekili sokan Adalet ve Kalkınma Partisi lideri Kral tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmiştir.


Mısır

Mısır’da geçici yönetim tarafından belirlenen takvime göre Parlamento’nun Alt Kamarası’na 508 ve Üst Kamarası’na 270 üye seçimleri takiben 3 aylık bir süre içinde tamamlanacak, bunları takiben de 2012 ortalarında Cumhurbaşkanı seçimi yapılacaktır. Alt Kamara seçimleri için 28 Kasım 2011 ve 10 Ocak 2012, Üst Kamara (Şura) için 29 Ocak 2012 ve 11 Mart 2012 tarihleri tespit edilmiştir. Alt Kamara seçim neticeleri 13 Ocak 2012’de ilan edilecektir. Seçimlere 40 Parti ve 6000 aday katılmıştır. Alt Kamara’nın 2/3’ü nispi sistemle parti adayları arasından, 1/3’ü de bağımsızlardan seçilecektir. Seçime katılmak üzere Mısır’da yaşayan 50 milyon ve yurt dışında yaşayan 8 milyon seçmen kayıt olmuştur. Kasım seçimlerine katılımın % 60’ı geçtiği bildirilmektedir. Alt Kamaranın 28 Kasım’da yapılan ilk aşama seçimlerinde geçici sonuçlara göre Müslüman Kardeşler’in siyasi organı olan Özgürlük ve Adalet Partisi % 40, aşırı nitelikleri olan Selefiler ise % 20 oy almıştır. Tahminler, İslami eğilimi olan grupların Alt Kamara seçiminden kuvvetli bir blok çıkaracağı yönündedir.


Suriye

Suriye’deki gelişmeler hakkında 14 Kasım 2011 tarihli ve DSA-75 sayılı bültende ayrıntılı bilgi bulunmaktadır. Aradan geçen süre zarfında Beşar’ın Arap Ligi planını kabul etmemesi üzerine Teşkilat bir yandan Suriye’nin üyeliğini askıya alırken diğer taraftan Suriye’ye karşı ekonomik yaptırımlar uygulanmasını üyelerine önermiştir. Oy çokluğu ile alınan kararın bağlayıcılığı yoktur. Karara Irak ve Lübnan çekimser kalırken, Irak ayrıca yaptırımlara katılmayacağını bildirmiştir. Gözlemci olarak Arap Ligi toplantılarına katılan Türkiye de 30 Kasım’da Suriye’ye karşı esas itibarı ile Arap Ligi kararlarına paralel bir yaptırım paketini uygulayacağını ilan etmiştir. Türkiye’nin bu kararına Suriye de mukabele olarak Serbest Ticaret Anlaşması’nı dondurduğunu ilan etmiş, bu çerçevede 3 Aralık 2011 tarihinde de, Türkiye’den ithalata  %30 gümrük vergisi koyduğunu, Türkiye plakalı araçlara verilen motorin ve benzine kısıtlamalar getirdiğini açıklamıştır. AB’nin Suriye’den petrol alımlarını durdurduğu da bilinmektedir. İslam Konferansı Teşkilatı İcra Komitesi Dışişleri Bakanları Toplantısı sonuç belgesinde Suriye’deki olaylar ile ilgili olarak endişe dile getirilirken Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına yönelik dış müdahaleye karşı çıkıldığı vurgulanmaktadır.


Önemli bir gelişme de bugüne kadar yüksek derecede herhangi bir teması bulunmayan Suriye Halk Konseyi ile Hür Subaylar Örgütü’nün lider kadrolarının Türkiye’de bir araya gelerek ortak hareket kararı almalarıdır. Görülebildiği kadarı ile olayların vardığı nokta itibarı ile Türkiye Beşar Esad rejimi ile köprüleri tam manası ile atmış görünmektedir. Bu durumda Esad yönetiminin iktidarı korumasının Türkiye yönünden hiç değilse ekonomik ve özellikle ticari bakımlardan bazı mahzurlar doğurması olasıdır.


Arap Ligi’ndeki otokratik rejimlerin Beşar Esad’a bu kadar yüklenmeleri ilk bakışta çelişki gibi gözükmektedir. Zira Suriye’deki rejimin çökmesi halinde doğacak istikrarsızlığın ve ortaya çıkacak demokrasi akımlarının bu rejimlerin beğenisini kazanacağını söylemek güçtür. Buna karşın Suriye’deki rejimin çökmesinin İran’a bir darbe olacağı da bir gerçektir. Teşkilat üyelerinin bu ihtimali göz önünde tutarak Suriye’ye baskı uyguladıkları ihtimali öne çıkmaktadır.


Suriye’deki durumu diğer ülkelerdeki süreçten bir farkı da bölgeyi aşan bir nüfuz mücadelesinin bir parçası olmasıdır. Nitekim Rusya’nın savaş gemilerini Lazkiye’ye gönderdiği ve Suriye’ye karadan denize atılan füzeler verdiği yolunda basında çıkan haberler Suriye denkleminin ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koymaktadır.


Suudi Arabistan

a)   Suudi Arabistan’ın doğu eyaletlerinde Şiilerin Bahreyn’deki olaylara destek veren ve Bahreyn’deki tutuklu Şiilerin serbest bırakılmasını talep eden birkaç küçük çapta gösterinin dışında Suudi Arabistan’da kayda değer siyasi reform talep eden herhangi bir hareket gözlenmemiştir. Bununla birlikte hükümetin ön alarak dar gelirlilerle dağıtılmak üzere 500.000 yeni konut inşası, asgari ücretlerde artış, yeni iş imkânları sunmak gibi halka dönük bir takım iyileştirme tedbirleri aldığı görülmektedir.

 

b)  İç politikada bu sakin duruma karşın dış ilişkilerde Suudi Arabistan yönünden bazı endişe verici unsurların ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede Mübarek’in iktidardan ayrılmasının Suudi Arabistan’ı hem Arap dünyasında ve bölgede hem de İran’a karşı Körfez’de büyük bir destekten mahrum ettiği görülmektedir.

 

c)  Suudi Arabistan’ın devamlı destek verdiği Yemen ve Bahreyn’de istikrar ve statükonun devamı büyük önem taşımaktadır. Nüfus çoğunluğu Şii olan Bahreyn’de Şubat ayında siyasi reform talepleriyle patlak veren olaylar Suudi Arabistan’ın bir yandan bitişiğindeki bu ülkede demokrasi kıpırdanmalarının kendi ülkesine de sirayet tehlikesi diğer yandan da eskiden beri Bahreyn’de gözü olan İran’ın olaylara karışma ihtimali rahatsız etmiştir. Bu nedenlerle olayların hemen bastırılması için KİK (Körfez İşbirliği Konseyi)  çerçevesinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin gönderdiği birkaç yüz polise ilaveten Suudi Arabistan 1000 kadar askeri adaya sevk etmiş ve Bahreyn hükümetine gerekli maddi desteği de vermiştir. Suudi Arabistan’ın Irak’ta demokrasinin kurulup Şiilerin iktidara gelmesini takiben Bahreyn’inde İran’ın etkisine girmesi ile Körfez’de bir Tahran-Bağdat-Manama mihverinin oluşmasından ciddi endişe duyduğu anlaşılmaktadır.

 

d) Suudi Arabistan için diğer bir endişe kaynağı 1460 km hududu paylaştığı Yemen’deki istikrarsız durumdur. Güneyde muhaliflerin siyasi ve ekonomik reform talepleri ve Başkan Salih’in iktidardan ayrılması isteğiyle başlattığı hadiseler Riyad’ı tedirgin etmiştir. Aynı şekilde ülkenin kuzeyinde 2004 yılından bu yana devam eden ve İran’ın yardım ve desteğini aldığı ileri sürülen Şii Husi kabilesi ile çatışmaların büyümesi ve İran’ın müdahil olma ihtimali Suudi Arabistan’ı rahatsız etmektedir. Başkan Salih geçen hafta sonu KİK planı çerçevesinde görevini yardımcısına devrederek iktidarı bırakmıştır. Başbakan olarak muhalefetin ileri gelenlerinden bir şahsiyetin başkanlığında geçici Milli Hükümet kurulduktan sonra plana göre iki ay içinde, 21 Şubat 2012’de serbest seçimlerin yapılması öngörülmektedir. Ancak planda öngörülen ve Salih’e yargı muafiyetinin tanınması nedeniyle hafta sonunda bunu protesto eden muhaliflerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda 12 kişinin hayatını kaybettiği basında yer almıştır. Bu gelişmelerin ortaya çıkardığı belirsizliği önlemek amacıyla Suudi Arabistan’ın esasen yakın ilişkiler sürdürdüğü aşiretler ve bazı ordu çevreleri nezdinde aktif teşebbüslerde bulunduğuna dair duyumlar alınmaktadır.

 

e) Suudi Arabistan’ın gerek Körfez’de gerek bölgede giderek artan istikrarsızlık ve İran’ın etkisini yayma ihtimaline karşı KİK’i daha etkili hale getirmek üzere bir yandan teşkilata askeri boyutu ilave ederek diğer yandan da Fas, Ürdün gibi ılımlı Sünni ülkelerin katılmasını temin ederek Şii tehlikesine karşı bir nevi Sünni mihverinin teşkiline çalıştığı anlaşılmaktadır.


İran

a) Arap Baharının İran’da herhangi bir olay veya gösteriye neden olmadığı izlenmektedir. İran’ın Arap Baharına bakış ve yaklaşımında iki zıt tutum dikkati çekmektedir. İran Bahreyn’de ve Mısır’da rejim değişikliği teşebbüslerini onaylarken Suriye’de Beşar Esad’dan yana bir politika izlemektedir. İran basını Suriye’deki hadiseler hakkında önceleri bir suskunluk sergilemiş, bilahare hadiseleri ABD ve müttefiklerinin çıkardığı olaylar olarak nitelendirmiştir.

 

b) Bahreyn’deki olaylara İran’ın destek vermesini Şii dayanışması, Bahreyn’de 1947’den beri üstlenmiş bulunan ABD’nin 5. filosunun bölgeden gitmesi, ABD aleyhtarlığı ve Bahreyn’in hamisi durumundaki Suudi Arabistan’ın imajını gölgeleme hususları ile izah mümkündür.

 

c) İran’ın bölgedeki en yakın müttefiki Suriye’dir. Suriye’de Beşar Esad rejiminin çökmesinin İran yönünden ciddi neticeler doğurabileceği açıktır. Bunlar arasında Tahran-Şam-Hizbullah/Hamas mihverinin çökmesini, İran’ın bölgedeki Şii cemaatlerle ilişkilerinin menfi yönde etkilemesini ve bölgedeki İran nüfuzunun gerilemesini saymak mümkündür.

 


Arap Baharı’nın esasen bir parlamentoya sahip Kuveyt’te, ayrıca Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde herhangi bir nümayişe yol açmadığı izlenmektedir. Oman’da ise yılbaşında bir takım sosyoekonomik taleplerin dile getirildiği küçük çapta bazı gösterilerin yapıldığı ancak rejimle ilgili olarak herhangi bir siyasi talebin ileri sürülmediği görülmektedir.

 

Arap Baharı, Türkiye’deki laik ve çoğulcu demokratik rejimin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Arap Baharı bölgede sonuçları şimdiden kestirilmesi güç bir belirsizlikler sürecini harekete geçirmiştir. Herhangi bir demokrasi kültür ve tecrübesi, gerekli kurumları ve sivil toplum teşkilatları bulunmayan ülkelerin sadece serbest seçimlerle demokrasiye geçiş yapabilecekleri sanılmamaktadır. Arap Baharı’nın bölgedeki dengeleri ciddi şekilde değiştireceği anlaşılmakla beraber bunun ne yönde değişeceğini görmek için zamana ihtiyaç vardır. Bölgeden gelen ilk işaretler esasen yıllardır yer altında organize olan Müslüman teşkilatların ön aldığı yolundadır. Bu itibarla önümüzdeki dönemde gelişmelere daha ihtiyatlı, dikkatli ve gerçekçi yaklaşımlar geliştirilmesi gerekmektedir.

 

 

Dış Politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi (E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk.Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral (E), Sönmez Köksal Büyükelçi (E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Candemir Önhon Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Necdet Timur Orgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top