Mısır: Devrim İçinde Devrim

Ali SEMİN
02 Aralık 2011
A- A A+

2010 yılının Aralık ayında filizlenen ve 2011 yılında hızlanan gelişmelerle Ortadoğu siyasi coğrafyası yeniden biçimlenmeye başlamıştır. İlk önce Tunus’ta baş gösteren halk hareketleri “Arap halklarının uyanışı” olarak nitelendirilebilir. Halk uyanışının vuku bulduğu Arap ülkelerinde otoriter yönetimler, her ne kadar bu hareketleri şiddetle bastırmaya çalışsa da başarılı olamamıştır. Bu süreç; Tunus, Mısır, Libya’da devlet başkanlarının devrilmesine ve 23 Kasım 2011 tarihinde de Yemen lideri Ali Abdullah Salih’in görevini devretmesine yol açmıştır. Suriye’deki Esad yönetiminin de devrileceği farz edilirse Ortadoğu bölgesinin oldukça zor bir döneme girdiği ifade edilebilir. Mısır örneği bu zor döneme işaret etmektedir. Adeta ikinci bir devrime sahne olan Mısır'da, Arap devletlerinin geçireceği sancılı demokratikleşme süreci son günlerdeki hadiselerle tecessüm etmektedir. Bu analizde Mısır’daki halk uyanışının veya devriminin yeniden canlanmasının nedenleri ve niteliği incelenmektedir.

 

Halk Devrimi ve Mısır’ın Bölgedeki Konumu

 

Arap ülkelerinde başlayan halk hareketleri Tunus’tan sonra kısa bir süre içerisinde Mısır’ı da etkisi altına almıştır. 25 Ocak 2011 tarihinde başkent Kahire’nin “Tahrir Meydanı” hem Mısırlılar için hem de tüm Arap ülkelerindeki halk isyanları bakımından bir sembol haline gelmiştir. Mısır’daki halk isyanına on sekiz gün direnebilen Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek istifa etmek zorunda kalmıştır. Tahrir Meydanı’ndaki halk isyanının başarılı olmasının arkasında Mısırlı gençlerin zaferi olarak görünse de, Mısır ordusunun katkısı da unutulmamalıdır. Özelikle Tahrir Meydanı’nda halk ayaklanmaları başlar başlamaz Mısır ordusunun halkın yanında yer almasının Mübarek’in yönetimi bırakmasını hızlandırdığı ifade edilebilir. Aksi halde Mübarek iktidarı da tıpkı Libya lideri Kaddafi, Suriye lideri Beşer Esad ve Yemen lideri Ali Abdullah Salih gibi halkını bastırmak için şiddet ve baskıya başvurabilirdi. Bu nedenle son günlerde Tahrir Meydanı’nda Mısır ordusuna karşı düzenlenen gösteriler aynı zamanda Mısırlı isyancılar arasında çelişkiye ve bölünmelere yol açabilir.

 

Öte yandan Arap dünyası açısından değerlendirildiğinde; Mısır tarihi, siyasi ve kültürel bakımdan bölgedeki gelişmelerde önemli rol üstlenmiş bir ülkedir. Mısır’da en güçlü biçimini bulan Arap milliyetçiliği İkinci Dünya Savaşı sonrası Arap halklarının bağımsızlık süreçlerine önderlik etmiştir. Kahire’deki Mağrip Bürosu kuzey Afrika’daki bağımsızlık hareketlerine destek sağlamış, Mısır’ın bağımsızlık mücadelesi Suriye ve Irak’ta sömürgecilik karşıtı Arap milliyetçiliğini güçlendirmiştir. Nasır ise 1950’li yılların ikinci yarısında Arap dünyasının tartışmasız lideri haline gelmiştir. Ancak son 20-30 yıldır, Mısır’ın bölgedeki konumu nispeten zayıf kalmış, Mısırlı liderler Ortadoğu siyasetindeki ağırlığını yitirmiştir. Bugün Arap Birliği’nin merkezinin Mısır’da olması da bu ülkeyi diğer Arap ülkeleri üzerinde etkili kılmaya kâfi değildir. Özellikle İsrail’le başlayan barış süreci ile birlikte Mısır’ın Arap halkları nezdindeki tesirini kaybettiği aşikârdır. 1979’da Enver Sedat, İsrail ile “Camp David” barış antlaşmasını imzalamasaydı, günümüz şartlarında Mısır’ın bölge üzerindeki etkisi daha net hissedilebilirdi.

 

Mübarek Sonrası Mısır

 

11 Şubat 2011 tarihinde yönetimden istifa eden Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek’in ardından Mısır’daki olaylar dinmemiştir. Ülkede halk isyanını alevlendiren işsizlik sorununun ve ekonomik kalkınmanın önündeki yapısal engellerin halen devam ettiği görülmektedir. Dolayısıyla, Mübarek sonrası Mısır’daki gelişmelere bakıldığında, ne yönetim şekli değişmiştir ne de işsizlik ve ekonomik sıkıntılar giderilmiştir. Mısır’da hâlihazırda halkın taleplerine cevap verebilen bir yönetimden söz etmek zordur. Ayrıca, Mısır’da Mübarek’ten sonra hırsızlık, cinayet ve şiddet olaylarının arttığı gözlemlenmektedir. Mübarek sonrası yönetimin başarısızlığı şu şekilde özetlenebilir;

 

- Ülkede kurulan ara yönetim güvenliği sağlama konusunda başarısız kalmış, ortaya çıkışında bazı dış odakların da etkili olduğu tahmin edilen kargaşanın önüne geçememiştir.

- Yeni yönetim, Mübarek rejiminin halka karşı uyguladığı baskı politikasını aynen sürdürmektedir. Bu durum Tahrir Meydanı’ndaki gösterilerin devam etmesine yol açmaktadır.

- Yıllarca Mübarek yönetimi tarafından bastırılan Müslüman Kardeşler, Selefiler ve birçok din eğilimli grupların Mısır’ın siyasi sahnesine çıkması, ülkede rejim tartışmalarını ve siyasi rekabeti beraberinde getirmiştir.

- Kıptilere (Hıristiyanlar) karşı 10 Ekim 2011 tarihinde Maspero Caddesi’nde düzenlenen saldırılarda 25 Kıpti’nin hayatını kaybetmesine rağmen, İsam Şerif hükümetinin suçluları yakalayıp yargı karşısına çıkaramaması, halkın mevcut hükümete olan güvenini sarsmıştır. 

 

Yaklaşık on aydır ülkede istikrarsızlık ve şiddet devam etmektedir. Ekonomik açıdan halk oldukça zor durumdadır. Dolayısıyla Mısır’da halk isyanı ülkede bazı sorunları çözüme kavuşturmak adına ortaya çıktı ise de mevcut izlenim bu isyanın beklenen sonucu vermediğidir. Arap ülkelerinde halkın gayesi sadece diktatör yönetimlerin devrilmesi değildir. Halk; özgürlük ve iş talep etmekte, siyasi ve sosyo-ekonomik adaletin sağlanmasını istemektedir. Mısır’daki halk kendi menfaati doğrultusunda ayaklansa da, Müslüman Kardeşler başta olmak üzere birçok parti ve ideolojik gruplar daha fazla kazanım elde etmiştir.

 

Ordu ve Halk Çekişmesi

Ortadoğu bölgesinde bir gelenek haline dönüşen askeri darbeler yıllardan beri devam etmektedir. Irak, Mısır, Suriye, Libya ve Yemen’de iktidarlar askeri darbelerle değiştirilmiştir. Ordunun Arap ülkelerindeki diktatörlerin eline geçmesi, halkı yönetme şeklini de biçimlendirmiştir. Günümüzde Ortadoğu bölgesindeki Arap ülkelerine dikkat edildiğinde, ABD ve Rusya’dan ciddi miktarda silah alımı yapılmaktadır ve bu silahlar otoriter yönetimler tarafından kendi vatandaşlarına yönelik kullanılabilmektedir. Aslında ilginç olan konu ABD’nin sattığı silahlarla kendi halkına baskı uygulayan ve katleden yönetimlerin gitmesi için, aynı ABD “demokrasi ve özgürlük” adı altında bu halkları koruduğunu ileri sürmektedir. 21. yüzyılda halkların korunması isteniyorsa, kendi vatandaşlarına karşı baskı uygulayan otoritelere silah alımı yasaklanmalıdır. Bu bağlamda Mısır’daki son olayların arkasında yatan en önemli nedenlerden biri de ordunun iradesini yansıtan Yüksek Askeri Konsey’in iktidarı kontrol etmesidir. Yeni Mısır’a bakıldığında, yönetimden sadece Mübarek ailesinin gittiği görülmektedir. Çünkü Mısır halen ordu tarafından yönetilmektedir ve bu durum isyancıları rahatsız etmektedir.

 

Nitekim hükümet ve siyasi partiler arasında yürütülen anayasa ilkelerinin belirlenmesi çalışmasında ülkede iktidarda olan Yüksek Askeri Konsey’e dokunulmazlık maddesi yeniden protestolara sebep oldu.(1) 18 Kasım 2011 tarihinde Mısır’ın Tahrir Meydanı’nda Cuma namazı sonrası 50 bini aşkın kişi toplanarak bu adıma tepki gösterdi. Düzenlenen son protestolara Mısır Cumhurbaşkanı tarafından atanan E-Ezher İmamı Şeyh Ahmet El-Tayyip’ten ilk defa destek geldi. El-Tayyip; Mısır halkının gösterdiği tepkiye destek verdiğini ve protestonun haklı olduğu beyan etti.(2) Diğer taraftan 18 Kasım’dan bu yana Tahrir Meydanı’nda gösterilere güvenlik güçlerinin kullandığı şiddet sonucunda 40 kişiye yakın sivil hayatını kaybetmiştir. Bununla birlikte Mısır Genelkurmay Başkanı Hüseyin Tantavi, İsam Şerif hükümetinin istifasını kabul etti ve yerine Kemal Ganzuri’yi başbakan olarak atadığını ilan etti. Kemal Ganzuri başkanlığında kurulan yeni hükümetin yüzde 15’inin gençlerden oluşacağı ifade edildi.(3)

 

Bütün bu gelişmeler değerlendirildiğinde, Tahrir Meydanı’nda gerçekleşen gösterilerin  ardından Mısır ordusu artık yönetimin sivil iradeye bırakılması gerektiğine inanmaktadır. Aksi halde Mısır’ı ciddi bir tehlike beklediği söylenebilir. Bu bağlamda Arap ülkelerinde değişen iktidarların ardından gelen herhangi bir otoritenin halkın önüne geçemediğini söylemek yanlış olmaz. Çünkü Arap ülkelerinde daha dinamik ve hiçbir otoritenin engeline takılmayan bir genç neslin yetiştiği görülmektedir. Bu neslin siyasete atılması, şiddete başvurmadan ülkedeki istikrarı sağlayabilmesi ve yeni düzeni tesis edip koruyabilmesi oldukça önemlidir. Tersi bir durumda kargaşa ortamının önü açılacaktır. Bu açıdan Mübarek’ten miras kalan askeri otoritenin ilk önce yönetimden elini çekmesi ve daha sonra ülkede birliği sağlayabilecek bir uzlaşı hükümetinin kurulması elzemdir.

 

Ordu kendi asli görevi olan güvenliğin sağlanmasına odaklanmalı, ülkede şiddet hadiselerinin nüksetmesini engellemeye çalışmalıdır. Dış odakların tahrikiyle kurgulandığı tahmin edilen Müslüman-Hıristiyan çatışması senaryolarının gerçekleşmesine mani olunmalıdır. Nitekim son dönemde ülkede cereyan eden Hristiyan karşıtı şiddet eylemleri 1954 yılındaki hadiseleri hatırlatmıştır. 1954’deki kargaşada İsrailli casuslar İskenderiye ve Kahire’de İngiliz ve Amerikan kültür merkezlerine saldırılar tertip etmiş, saldırıların failinin Müslüman Kardeşler olduğu yönünde bir izlenim oluşturmaya çalışmıştı. Lavon Hadisesi olarak bilinen bu süreçte, İsrail’in hedefi Mısır’da Hür Subayların tesis ettiği yeni iktidarın Batı ile ilişkilerini tahrip etmekti. Bugünkü gelişmelerde de şaşırtıcı biçimde benzer hesaplar gözlemlenmektedir. Mısır’da dış politikaya uzun vadede yeni açılımlar getirebilecek Müslüman Kardeşler iktidar adayı konumunda ve ülkede Kahire’nin Batı ile münasebetlerini zedeleyebilecek hadiseler meydana gelmektedir.   

 

Mısır’ın istikrarı sadece Mısır açısından önemli değildir. Mısır’ın istikrarı Filistin-İsrail arasındaki barış çabalarının sürdürülmesi, Hamas-El-Fetih arasındaki dengenin muhafaza edilmesi ve diğer Arap ülkelerindeki demokratikleşme süreçlerinin selameti için de önem arz etmektedir. Nitekim Kahire’nin son günlerde Suriye’deki gelişmeler karşısında Arap Birliği çatısı altında sergilediği tutum, Suriye muhalefetinin itibar edinmesi sürecinde etkili olmaya başlamıştır.

 

Müslüman Kardeşler Mısır’daki Olayların Neresinde?

 

Mısır’da Mübarek’in devrilmesinden sonra yıllarca baskı altında tutulan Müslüman Kardeşler’in halk devriminden kazançlı çıktığı bir gerçektir. Aslında birçok Arap ülkesinde meydana gelen halk isyanının arkasından Müslüman Kardeşler’in siyasi arenada etkili bir şekilde görülmeye başladığı söylenebilir. Çünkü Mübarek’in Mısır yönetiminden ayrılmasının ardından Müslüman Kardeşler, Adalet ve Özgürlük Partisi’ni kurduğunu açıklamıştır.

 

Müslüman Kardeşler, son gösterilerde ise mevcut yönetime nispeten yaklaşmış, farklı bir tutum sergilemeye başlamıştır. Bu yeni tutumun iki önemli nedeni vardır. Birincisi; Müslüman Kardeşler, Yüksek Askeri Konsey’in Mısır’ın sivil yönetiminden kolay kolay ayrılmayacağının farkında olduğu için hem askerin hem de sivil iradenin (göstericilerin) yanında olmaya çalışmaktadır. Bir nevi denge politikası izlemektedir. İkinci neden ise, askerin yanında yer aldığını göstererek ordunun güvenini kazanmak hedefi olarak belirtilebilir. Müslüman Kardeşler, hem ordunun hem de Mısır halkının güvenini kazanmaya çalışmaktadır. Ancak Müslüman Kardeşler’in, seçimden zaferle çıkması durumunda askeri bürokrasinin nüfuzunu süreç içinde zayıflatacağı tahmin edilmektedir. 

 

Sonuç

 

Arap dünyasında meydana gelen halk devrimleri reform yapmayan tüm otoriter yönetimlerin sonuna hüküm vermiştir. Arap halkları artık baskı ve şiddetle talepleri öteleyen iktidar yapılarına daha rahat başkaldırmaktadır. Bu süreç Ortadoğu’da ciddi bir Arap uyanışının gerçekleştiğini göstermektedir. Bu uyanışın en belirgin örneği ise Mısır’da ortaya çıkmıştır. Mısır halkı Mübarek iktidarını devirdiği gibi mevcut yönetim sisteminin de değişmesini arzu etmektedir. Bu nedenle Mübarek devrildikten sonra dahi Tahrir Meydanı neredeyse hiç boş kalmamış, halk Mübarek-sonrası gidişattan rahatsız olduğunu beyan etmiştir. Bir tarafta Kıptiler saldırılara maruz kalırken, Mısır’daki güvenlik problemlerine ve ekonomik sıkıntılara tatmin edici çözümler üretilememiştir. Aksine Mısır güvenlik güçleri Mübarek dönemini aratmayan biçimde Tahrir Meydanı’ndaki göstericilere şiddet uygulamıştır. Mısır’daki bu son gösteriler zinciri halkın demokrasi talebinde kararlı olduğunun remzidir. Mısır’daki halk devrimi yeni bir safhaya girmiş durumdadır. Devrim içinde devrim gerçekleşmiştir. 

 

Son hadiseler incelendiğinde Mısır’daki gelişmelerin iktidar sorunundan ziyade bir “sistem” sorunu olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle ister İsam Şerif hükümeti istifa etsin, ister yerine daha aktif yeni bir hükümet kurulsun, Mısır’da sistem değişmediği müddetçe bu tür gelişmelerin durulmayacağı ileri sürülebilir. Yüksek Askeri Konseyi’nin bazı reformlar yapması gerekmektedir. Mısır’da demokrasisin yerleşmesi sivil-asker ilişkilerinin normalleşmesiyle sağlanabilecektir. Türkiye’de sivil-asker ilişkilerinin son dönemde girdiği normalleşme süreci Mısır için kayda değer bir örnektir. Mısır ordusunun halkın iradesiyle iktidara gelecek sivil siyasi otoriteye tabi olması, ülke istikrarı açısından son derece önemlidir. Aksi halde Mısır’da halk ve asker tekrar karşı karşıya gelebilir. Hükümet ve ordu arasındaki mücadele, ülkenin demokratikleşme ve ekonomik kalkınma hedeflerine yönelik mesafe almasını engelleyebilir. Önümüzdeki süreçte Mısır başta olmak üzere yönetim değişikliği yaşayan Arap ülkelerindeki yeni iktidarlar sağlıklı bir geçiş süreci için fırsatları iyi değerlendirmelidir. Aksi takdirde Arap dünyasında aşağıdan yukarıya doğru gelişen bu demokratikleşme süreçleri istikrarsız dönemlerle zayi edilebilir. 

 

 

 

Sonnotlar:

 

(1) http://www.france24.com/ar/node/743627

(2) http://www.elaph.com/Web/news/2011/11/698096.html

(3)http://gate.ahram.org.eg/NewsContent/13/70/141602/?????/??????-???????/????????-????-??????-?????-???-????-??????-???????.aspx

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top