İran Eğitim Sistemi ve Türkiye-İran Eğitim İşbirliğine Etkileri

Ali SEMİN
09 Kasım 2011
A- A A+

İran’da 1979 yılında gerçekleşen devrim, ülkede makro düzeyde önemli bir dönüşüm başlattığı gibi Ortadoğu’da dengelerin değişmesine de sebep olmuştur. Humeyni’nin liderliğinde gerçekleşen İran Devrimi ile birlikte Şah Pehlevi sürgüne gönderilmiş, ülkedeki sistem topyekûn bir değişim sürecinde girmiştir. İran’da devrimin ardından Batı yanlısı laik düzen yerine teokratik bir rejim oluşturulmuştur. Humeyni iktidarı ile beraber İran’daki eğitim sisteminde de bir devrimin meydana geldiği açık bir şekilde görülmüştür. Humeyni, İran’da vuku bulan bu tarihi değişim sürecinde eğitim reformunun kaçınılmaz olduğu kanaatine sahipti. Çünkü eğitim, bütün alanlarda (siyasi, ekonomi, kültürel, sosyal vs…) devletin kalkınması açısından temel faktördür. Eğitimin gücüyle silahlı bir devrimin ötesinde zihinsel bir devrim gerçekleştirilebilir. Bu nedenle devrimin başarıya ulaşabilmesi için ilk önce eski rejimin eğitim yoluyla toplum üzerinde oluşturduğu etkinin kırılması gerekmekteydi.

Bu analizde; Humeyni sonrası İran’daki eğitim politikası incelenirken, iki farklı siyasi modele sahip olan Türkiye ve İran arasında eğitim alanında bir işbirliğinin doğuracağı muhtemel sonuçlar analiz edilmeye çalışılacaktır.

İran Devriminin Eğitim Üzerindeki Etkisi ve Hedefleri
İran Devriminden bir süre sonra Humeyni, iktidara gelir gelmez Şah zamanındaki eğitim sistemini değiştirme girişimlerinde bulunarak genel bir eğitim sistemi ortaya koymak istemiştir. İlk önce ilkokula başlama yaşını 7’den 6’ya düşürmüştür. Daha sonra okullardaki ders kitaplarını değiştirerek İslam inancına dayalı konulara yer vermiştir. İslam dininin ahlakı, sosyal yapısı ve geleneği ile bağdaşmayan ve çelişen tüm konuları eğitim sisteminden çıkarmıştır. Humeyni, aynı uygulamayı yüksek okullarda da hayata geçirmiştir. Humeyni, İran’ın eğitim sistemindeki değişikliği yaptıktan sonra söz konusu yeni sistemle ilgili dini konularda ihtisas almak üzere eğitimcilerin hazırlanması için harekete geçmiştir. Bu süreçte Darwin’in “Evrim Teorisi” gibi Batı kaynaklı teorileri müfredatlardan kaldırıp yerine İslam dinini temel alan bir müfredat hazırlanmasını sağlamıştır. Humeyni bunu gerçekleştirebilmek için Nisan 1980’de “Kültürel Devrim Konseyi”ni meydana getirmiştir. Bu konseyin temel görevi, bütün eğitim programı ve eğitimle ilgili sorunları incelemek, İslam esaslarına dayalı eğitim politikası ve stratejilerinin taslağını oluşturmak, eğitimin tüm dallarını İran toplumunun isteği ve ihtiyacına göre hazırlamak ve devrime sadık eğitimciler yetiştirmektir. (1)

İran eğitimi üniversiteden önce dört aşamada yürütülmektedir. Anaokulu, 1 yıl ilkokula hazırlanma aşamasıdır. İlkokul 6 yıl ve zorunludur. Ortaokul 3, lise 4 yıl sürmektedir.  Devrimle birlikte bahsedilen bu eğitim süresi boyunca sosyal bilimler derslerinde “İslam Cumhuriyeti”nin temel ideolojisine yer verilmeye başlanmıştır. Özellikle Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat, Coğrafya, Tarih ve İktisat derslerinin tümünde İslamiyet ve Şii mezhebi ile ilgili konulara değinilmektedir. (2) Humeyni’nin eğitim politikası, Batı ideolojisinden uzak İslam kültürüne bağlı bir İranlılık şahsiyeti oluşturmak üzerinde durmaktadır. Tarih kitaplarındaysa, Fars İmparatorluğu’nu anlatarak İslam tarihine, Farsçılığa ve İran İslami kültürünün zenginliğine vurgu yapılmaktadır. Bu bağlamda İran’da eğitim sistemindeki gelişmelere bakıldığında, eğitimin tüm aşamalarında din derslerinin temel alındığı ve din derslerinin zorunlu olduğu görülmektedir. Hatta bir öğrencinin üst sınıfa geçmesi için din dersinden geçmesi şarttır. Aksi halde sınıfta kalmış kabul edilmektedir. Vatandaşların eğitim seviyelerini yükseltilmesi ve işlemlerinin yürütülmesi için de “Yerel Eğitim Konseyi” adıyla resmi olarak hükümete bağlı eğitim müdürlükleri kurulmuştur. (3) Bu konseyler din araştırmaları, din eğitim merkezleri ve değişik bilimsel ve eğitimle ilgili vakıfların faaliyetlerini takip etmektedir.

İran Eğitim Sisteminde Kadınlar
İran devriminin ardından İran’da genel olarak kadınların eğitilmesi konusunda adeta bir durgunluk yaşanmaktadır. Eğitim alanında kadın-erkek arasında eşitlikten bahsetmek mümkün değildir. İran’ın, Devrim sonrası dönemde kadınların eğitim alma hakkını kısmen kısıtlamıştır. 1979 Devrimi ile birlikte İran’da kadınların eğitimi konusunda yapılan değişiklikler dört başlık altında özetlenebilir:

1. Uygulama bakımından İran İslami Devriminden sonra bütün eğitim kurumlarında kız-erkek ayrı okullarda okumaya başlamıştır. Sadece köy ve uzak üniversiteler istisna tutulmuştur.

2. 1980 yılında okullarda kız-erkek ayrımı eğitimcilere de uygulanmıştır. Dolayısıyla erkek öğretmenler erkek okullarında, kadın öğretmenler de kız okullarında sadece ders verebilir. Ayrıca bayanların İran hükümeti tarafından yüksek eğitim almaları için yurtdışına gönderilmesi yasaklandı. Ancak evli olması şartıyla eşinin onayını alarak kadın kendi hesabına yurtdışında yüksek tahsilini sürdürebilecekti.

3. İran hükümetinin kararıyla uygulamaya konan kadınların kapanması zorunluluğuna hem öğrenciler hem de öğretmenlerin hepsi uymak zorundadır. İran’da kız çocuklarının 6 yaşından itibaren kapanması zorunludur. Hatta 1980-1981 eğitim yılında İran Eğitim Bakanlığı’nın kararına göre, bakanlık çalışanları, tüm öğrenci ve öğretmenlerin giydikleri tüm kıyafetlerin siyah renkli olmasını zorunlu kılınmıştır. (4)

4. Humeyni’nin devrimden sonra eğitim sisteminde yaptığı reformların son ayağı ise, ilkokul, ortaokul ve lise ders kitaplarındaki konuların da kızlara ve erkeklere göre ayrılmasıdır. Erkeklere mesleki konularda eğitim verilmesini öngörürken, kızlara da elişleri, hemşire ve öğretmen olmalarına yönelik teşvik edici konular okutulmuştur.

Kadınların İran eğitim sistemindeki yerine bakıldığında, Humeyni devrimi ile beraber ikinci sınıf muamele gördükleri söylenebilir. Yukarıda da belirtildiği gibi bir kadının eğitim amacıyla yurtdışına çıkması dolaylı olarak engellenmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde İran, İslam şeriatı üzerinden kadın haklarını bir düstur olarak algılamaktadır.  Bu nedenle İran’ın eğitim politikasında kadınlara sunulan bölümlerin sadece kendilerini normal hayat şartlarında idame edecek kadar kısıtlı olduğu tespiti yapılabilir.

Devrim Sonrası İran’ın Eğitim Politikasının Temel İlkeleri
Humeyni; bir ülkede rejimin değişmesi için eğitim sisteminin değişmesinin kaçınılmaz olduğu kanaatindeydi, bu nedenle ülkeye getirdiği yeni ideolojiyi ve kültürü eğitim üzerinden İran halkına benimsetmeye çalışmıştır. Dikkat edilirse Humeyni sonrası İran’da, ilkokuldan üniversiteye kadar tüm alanlarda eğitim programının değiştiği görülebilir. İran’ın bu dönemdeki eğitim politikasının ilkeleri beş önemli başlık altında toplanmıştır. Bunlar;

1. İnanç: İran eğitimi Şiiliğin Oniki İmam inancı çerçevesinde İslam dininin tavsiye ve ilkeleri üzerine kuruludur.

2. Siyaset: İran’da iktidara gelen kişilerin Şii mezhebi görüşüne sahip (Velayet-i Fakih gibi) dini talimatlara bağlı olmaları gerekmektedir. Böylece siyasi hayata yönelik tüm şekil ve programın İslam dinine yerine getirilmesi öngörülmektedir.

3. Ekonomi: İranlı birey ve toplumun kendi kendine yetinmeyi ilke edinerek, ekonomik kalkınmayı hedeflemesini ve tasarruf etmeye teşvik edilmesi sağlanmaktadır.

4. Kültür: Her İranlı’nın Kuran-ı Kerim’i ve İslam ilkelerini anlaması için, kendi kültürel mirasına bağlı kalarak Farsça ve Arapça dillerini önemsemesi gerektiği vurgulanmaktadır. 

5. Toplum: İslam dininin kuralları doğrultusunda en yüksek değer aile ve toplumsal ilişkilerin toplumsal adalet üzerinde kurulmasıdır.(5)

İran’ın eğitim politikasındaki bu temel ilkeler değerlendirildiğinde, devrim sonrası politika, eğitim ve daha birçok alanda Şii mezhebine ve Fars kültürüne dayalı bir sistem geliştirildiği ifade edilebilir. Bu nedenle İran’ın bölgede Şiilik çizgisinde yalnızca siyasi alanda değil, eğitim alanında da politikalar uyguladığı belirtilmelidir.

Havza (Şiilerin Din Okulu) ve Üniversite İlişkileri
İran devrimiyle birlikte bilim dünyasında din adamları ve İslam dininden kaynağını alan teoriler etkili bir duruma gelmiştir. İlkokuldan üniversiteye kadar dini kurallar temel alınmıştır. Bu bağlamda Şiilerin önemli din adamlarının yetiştiği Şiilerin din okulu (Havza) yüksek eğitim düzeyinde de önemli bir yere sahiptir. Havza, Şii mezhebinde din adamlarının ve dini mercilerin yetiştiği okula denir. Bin yılı aşkındır Şii din adamlarını yetiştiren Havza, Humeyni'nin Şah rejimini devirmesinden sonra İran'ın siyasi, toplumsal, kültürel ve eğitim alanlarında önemli bir konuma gelmiştir. Bu nedenle Havza Şii din okulu Humeyni'nin, eğitim politikasına yön vermesinde oldukça etkili rol oynamıştır. Din adamları Havza'dan mezun olduktan sonra dini bilgileri belli bir seviyede ise dini merci konumuna terfi edebilir. Dini merciler, şeriat hakkında her türlü dini fetvada bulunabilir. Havza, mali ve siyasi olarak herhangi bir otoriteye bağlı değildir, tamamen bağımsızdır. (6) Yani mali desteğini hiçbir kurumdan temin etmeden bağışlarla geçinmektedir. Böylece Şah Pehlevi döneminde küçültülen din okulları Humeyni ile birlikte genişleyerek İran'ın iç ve dış politikasında adeta dini merci ile beraber siyasi merci olarak da görülmeye başlamıştır.

Bu çerçeveden değerlendirildiğinde Humeyni, dini mercilerin rolünü iki temel etken üzerinden belirlemiştir. Bunlardan birincisi, dini mercilerin veya Şii din adamları kurumu olarak bilinen Velayet-i Fakih’e tam yetki vererek bu kurumun, siyaset, ekonomi, kültür ve eğitim alanlarında karar mekanizması olarak çalışmasını sağladı. Bir diğeri ise, din adamlarının toplumsal sistem üzerinde her türlü haram ve helal fetvalarının birleştirmesidir. Humeyni’nin din adamlarına Velayet-i Fakih’in teorilerini uygulayarak mutlak yetki verdiği söylenebilir. Dolayısıyla, Velayet-i Fakih’in görev ve yetkilerinden birisi de İran İslam Cumhuriyeti’nin genel politikalarını belirleme, orduyu yönetme, barış ve savaş ilanı konusunda karar vermedir.

Öte yandan Humeyni, İran devrimi başarılı bir sonuç elde ettikten sonra Havza ile üniversitelerin birbirinden ayrı kalmasının bir tehdit oluşturduğunu düşünmeye başlamıştır. Bu nedenle Humeyni, bir mesajında Havza (din okulları) ile üniversitelerin (devlet okulları) arasındaki yakınlaşmanın ve işbirliğinin zaruret olduğunu vurgulamıştır. Hatta Humeyni devrimden yaklaşık bir yıl sonra 1 Aralık gününü Havza ve üniversitelerin birliği günü ilan etmiştir. Böylece bilim dünyasıyla Havza'nın birlikte hareket etmesi hedeflenmiş, Havza’nın ülkenin kalkınması ve kurtarılması için önemli bir bilim merkezi vurgulanmış, bilimin tek başına faydalı olmaktan ziyade zararlı olduğu esası tesis edilmiştir. Bu nedenle Humeyni'ye göre din derslerinin ve din adamlarının bilim adamlarından öncelikli olduğu söylenebilir. 1982 yılına gelindiğinde Humeyni, İran'daki din okulları ve üniversitelerin işbirliğine verdiği önemi daha açık bir şekilde yansıtmak için, Havza ve Üniversite Araştırmalar Enstitüsü'nü (Farçası; Defter Hemgari Hawzaw Danshgah) kurmuştur. Bu enstitünün kurulmasının temel hedefi, üniversitelerle din okulları arasında bilimsel ve fikirsel bağlar oluşturmaktır. Havza ile üniversiteler arasındaki bilimsel işbirliği çeşitli alanlarda yürütülmüştür. Bu iki kurum siyaset bilimi, sosyoloji, hukuk, psikoloji ve eğitim bilimlerinde çeşitli araştırmalar ve yayınlar gerçekleştirmiştir. Bunun yanı sıra İran'da, 1994 yılında Havza-Üniversite ilişkilerinin geliştirilmesi ve sorunların giderilmesi için Havza ve Üniversite adında bir dergi çıkarılmaya başlanmıştır. (7)

Diğer taraftan Havza ve Üniversite Araştırmalar Merkezi tarafından, Kuran'ın tarihçesi ve metodolojisi ile ilgili bilimsel dallar kurulmuştur. 1999 yılında Havza ve Üniversite Araştırmalar Merkezi, İran'ın Kum kentindeki Havza, İlmiye'nin Yüksek Şura Meclisi'ne ve Bilim ve Eğitim Araştırmalar Bakanlığı'na bağlanmıştır. Daha sonra 2003 yılında söz konusu enstitünün ismi Havza ve Üniversite Araştırmalar Kurumu olarak değiştirilmiştir. Şu anda bu kuruma bağlı olarak çalışan üç önemli araştırma merkezi bulunmaktadır. Bunlar; Psikolojik, Sosyolojik ve Eğitim Bilimleri Araştırmalar Merkezi; Tarih, Felsefe ve Dinleri Araştırma Merkezi ve Ekonomi, Kamu yönetimi ve Hukuk Araştırmaları Merkezi'dir. Özetle, İran İslami Devrimi'nin ardından Havza ve üniversitelerin birlikte hareket etmesi İran'ın eğitim sisteminde bir dönüm noktası olarak yorumlanabilir. İki birim arasında değişik fikirler ve anlaşmazlıklar bulunsa da, Humeyni'nin eğitim sistemi üzerinde kurduğu din (Şiiliğin) ve din adamlarının etkisinden kurtulması için yeniden bir devrimin yaşanması gerekmektedir. Her ikisinin (Havza ve üniversite) arasındaki farklılıkları da görmekte fayda vardır. Çünkü birisi bilim üzerinden teorik ve kültürel konular üzerinde durmaktadır. Diğeri ise (Havza), din ve din adamlarının gösterdiği fetvalara bağlı kalarak bir yöntem izlemektedir. Birçok akademisyen, iki kurum (Havza ve üniversite) arasında işbirliğinin olmasına rağmen önemli çelişkilerin de olduğuna işaret etmektedir. Bu çelişkiler şu şekilde sıralanabilir:

1. Hiçbir şekilde Havza okullarının eleştirilmesine izin verilmemektedir.
2. Havza, Velayet-i Fakih yönetimini kontrol altına almaktadır.
3. Havza'nın bilimsel söylemi üniversitelerden çok daha farklıdır. Her ikisi de bilime değişik şekilde yaklaşmaktadır.
4. Havza'daki eğitim sisteminin üniversitelerdeki eğitim sisteminden çok farklı olduğu görülmektedir.
5. Üniversitelerin araştırma ve ders programları, Havza'dakilerden farklı yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.(8)

Ancak Havza'daki din adamları bütün çelişkilere rağmen Havza ile üniversitelerin birleşmesinin mümkün olduğuna inanmaktadır. Nitekim Havza, İran toplumu üzerinde etki kurmuştur. Diğer taraftan devrimin, Havza'daki din adamlarına İran'daki yüksek eğitim kurumlarında kendi planlarını uygulama fırsatı verdiği de söylenebilir. Humeyni'nin kurduğu “Yüksek Kültürel Devrim Konseyi”ni Havza'daki hocalar ve araştırmacıların yönettiği görülmektedir. Hatta uzun bir süredir Havza okullarından mezun olanlar, üniversitelerde yüksek lisans ve doktora yapıp üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Hem Havza'dan hem de üniversiteden mezun olan biri, okulların dini ve bilimsel dallarını okuduğundan dolayı İran'ın en büyük üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışabilir ve daha kıdemli olabilir. Bu sebeple İran üniversitelerinde öğretim üyeleri ikiye bölünmektedir. Birincisi, Havza din okulunu bitirip üniversitelerde öğretim üyeleri olanlardır. Bu kişiler rejim ve yöneticiler tarafından önemsenmektedir. İkincisi ise üniversite öğretim üyeleridir. Bu kişiler de İran yönetimince güvenilir kabul edilmemektedir. Dolayısıyla İran’da yüksek öğretim düzeyinde Havza ile irtibatlı olan ve olmayan iki farklı grubun ortaya çıktığı ileri sürülebilir.

Türkiye-İran Eğitim Sistemlerindeki Farklar

Türkiye-İran ilişkileri hangi seviyede olursa olsun, siyasi, ekonomik ve askeri işbirliğine gidilebilir. Ancak, iki ülkenin eğitim sisteminin birbirinden çok farklı olmasından dolayı eğitim alanında bir işbirliği mümkün görünmemektedir. İran'dan Türkiye'ye öğrenci getirilip Türk üniversitelerinde birçok dalda (Askeri okullar dışında, hukuk, tıp, ekonomi, işletme, Türkoloji ve diğer bölümler) eğitim görebilirler. Yalnız Türkiye'den öğrencilerin İran üniversitelerinde eğitim görmesinin doğru bir işbirliği olduğu söylenemez. Çünkü İran'da, eğitim sistemi, din okullarının etkisi altında ve din adamlarının kontrolündedir. İran'ın, gerek ideolojik yapısı ve yönetim sisteminin Türkiye'den farklı olması gerekse İran üniversitelerindeki din adamlarının (Havza) etkinliği, Ankara ile Tahran'ın eğitim alanında işbirliğine girmesini engelleyebilir.

Türkiye'de; okullarda kadın-erkek eşitliği vardır. Bilim insanları istediği tüm dallarda araştırma serbestîsine sahiptir ve üniversitelerde özgürce fikir beyan edilebilmektedir. Öğretim üyeleri ve öğrenciler hangi dine mensup olursa olsun, kendi inancı doğrultusunda hareket edebilmektedir ve okullar üzerinde din adamlarının baskısı söz konusu değildir.  Bu özellikleri Türkiye’deki eğitimi İran eğitim sisteminden ayırmaktadır. Dolayısıyla iki ülke arasındaki muhtemel bir eğitim işbirliği sürecini olumsuz etkileyebilecek farklılıklar vardır. Türkiye laik bir hukuk devletidir ve bölgedeki (İsrail dışındaki) diğer ülkelere göre demokratikleşme, siyasi ve sosyo-kültürel özgürlükler açısından ileri seviyededir. Türkiye’de kadınlar üzerinde herhangi bir eğitim kısıtlaması yoktur. Kadınlar özgürce kendi istediği bölümlerde okuyabilmektedir.

Öte yandan İran üniversiteleri üzerinde din adamlarının etkili olması sebebiyle İran’daki üniversitelerin uluslararası çapta fazla rağbet görmediği ifade edilebilir. Hâlihazırda, İran’da 200’e yakın üniversite bulunmasına rağmen hiçbirisi dünya üniversiteleri arasında yer bulamamaktadır. Ancak Türk üniversitelerinin uluslararası arenada nispeten önemli bir yere geldiği ifade edilebilir.

Türkiye’deki Eğitim Sisteminin Temel İlkeleri
Türk eğitim sisteminde temel ilkeler; Genellik ve Eşitlik, Ferdin ve Toplumun İhtiyaçları, Yöneltme, Eğitim Hakkı, Fırsat ve İmkân Eşitliği, Süreklilik, Atatürk İnkılâp ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği, Demokrasi Eğitimi, Lâiklik, Bilimsellik, Plânlılık, Karma Eğitim, Okul ile Ailenin İş Birliği ve Her Yerde Eğitim şeklinde belirtilmektedir. (9)

Bu ilkeler bir araya geldiğinde Türkiye ile İran arasındaki yüksek eğitim düzeyinde bir anlaşmanın Türkiye’nin temel eğitim ilkelerine ters düşme ihtimali yüksektir. İki ülkenin birbirinden oldukça farklı sistemlere sahip olduğunu açıkça belirtmekte fayda vardır. Söz konusu farklılıklar sadece eğitim sistemiyle sınırlı değildir. İran’da din dersleri Şii mezhebi odaklıdır. Türkiye’de din dersleri ağırlıklı olarak Sünni-Hanefi çizgide verilmekte ise de öğrencilere bütün dinler ve mezhepler hakkında bilgi aktarılmaktadır. Türkiye’deki eğitim sistemi Milli Eğitim Bakanlığı’na, üniversiteler de Yüksek Öğretim Kurulu’na (YÖK) bağlıdır. İran’daki eğitim sistemi ise din adamlarının denetimi altındadır.

Dolayısıyla; Türkiye-İran arasında eğitim konusunda muhtemel bir işbirliği sürecinde farklı sistemlere sahip iki ülkenin hangisinin kendi eğitiminde temel aldığı ilkelerden taviz vereceği sorusu cevap beklemektedir. İran’da Şiilik ve Farslılık bilincinin ön plana çıkaran bir eğitim anlayışı söz konusudur. Tahran’ın, Türkiye’deki sistemin benzerini İran’daki yüksek okullara uygulaması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle Ankara-Tahran arasında olası bir eğitim anlaşması yapıldığında (birlikte üniversite kurmak, iki ülkenin okullarında karşılıklı öğrencilerin eğitim görmesi ve diğer eğitim alanlarında işbirliği gibi) ağır basan ülkenin İran olması kuvvetle muhtemeldir. Diğer taraftan, İran konusunda Türk uzmanların yetiştirilmesi amacıyla İran’a öğrenci gönderilmesi sakınca olarak görülmemektedir. Ancak lisans seviyesindeki Türk gençlerinin İran’da eğitim alması sakıncalı bir durum olarak değerlendirilmektedir. Özetle, Eğitim alanındaki farklılıklardan dolayı iki ülke arasında öğrenci değişiminin oldukça zor olduğu söylenebilir.

Sonuç
Devrimle birlikte İran’ın eğitim sisteminde ve hedeflerinde büyük değişimler gerçekleşmiştir. Humeyni’nin yaklaşımı incelendiğinde İran devriminin başarısı eğitim sisteminden geçmektedir. İran devrimindeki en büyük ağırlık din adamlarına aittir. Bu sebeple İran devriminin başarılı sonuçlar elde etmesinden sonra Humeyni, din adamlarından oluşan bir ekip kurarak eğitim politikalarını belirlemiştir. Bir yandan ülkeye getirdiği yeni rejimi siyasal bir sisteme dönüştürürken, diğer yandan da Havza Şii din okulunun üniversitelerle işbirliğini tesis etmiştir.

Netice itibariyle, yüksek öğretim düzeyinde Ankara ve Tahran’ın işbirliği yapması Türkiye’nin siyasi düşüncesi ve eğitim politikaları açısından problemli bir süreç doğurabilir.  Çünkü İran’daki mevcut eğitim sisteminde, yurtdışından gelen öğrencilere İran devriminin ideolojisi aşılanmaktadır. Örneğin, bugün Irak ve Lübnan’dan gelen ve İran’da eğitim görenlerin çoğu İran’ın ideolojisini benimsemiş durumdadır ve İran dış politikasına uygun politikalar geliştirmektedir. Havza din adamlarının üniversitelerde öğretim üyesi olması ve İran üniversitelerinde öğrenim gören yabancı öğrencilere Şii mezhebinin anlatılması bu etkiyi açıklamaktadır. İran’ın bu eğitim sistemiyle siyasi ve kültürel manada bölgedeki “Şii Hilali” projesini gerçekleştirmeyi hedeflediğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Dolayısıyla yukarıda da belirtildiği gibi İran’dan Türkiye’ye İranlı öğrenciler getirilebilir. Ancak, Türkiye’den İran’da eğitim görmek için öğrenci gönderilmesinin mahzurlu olduğu değerlendirilmektedir. Türkiye, İran’ın eğitim seviyesinin yükselmesi ve gelişmesi için yardımcı olabilir. İki ülke terörle mücadelede ortak bir strateji uygulayabilir, ekonomik alanda yoğun bir işbirliğine girebilir veya bölgede cereyan eden siyasi gelişmeler karşısında birlikte hareket edebilir. Fakat eğitim konusunda muhtemel bir anlaşma ve akabinde başlayabilecek bir işbirliği sürecinin Türkiye’nin aleyhine sonuçlar doğuracağı belirtilmelidir.  



Sonnotlar:

(1)    Nethat El-Taleem Fi İran(İran’da Eğitim Sistemi) http://www.dr-saud-a.com/vb/showthread.php?13912
(2)    El-Taleem Fi İran El-Hawza Tuhawz El-Theka (İran’da Eğitimin Havza’da olması Güven Kazandırır), http://www.bab.com/articles/full_article.cfm?id=7001
(3)    Abduljabbar Al-Refai, Tahdeth El-Taleem El-Deeny  Fi El-Hawza El-Elmeyye (Havza Din Biliminin Yenilenmesi), http://www.rifae.com/page.php?cat=22&id=75
(4)    Khaleed Tavik, Menahej Tejdeed El-Durus Fi El-Hawze(Havza’da Ders Programlarının Yenilenmesi), http://www.alfadhli.org/article.php?act=read_art&id=303
(5)    Khaleed Tavik, a.g.m.
(6)    http://www.nosos.net/main/pages/news.php?nid=462
(7)    http://www.rihu.ac.ir/portal/Home/Default.aspx?CategoryID=dec2706c-0c85-46bc-a55b-a3d5c7f732fb
(8)    http://www.yaqoobi.com/arabic/booksShow/view/2/135/index.html
(9)    http://www.meb.gov.tr/duyurular/duyurular2006/takvim/egitim_sistemi.html

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top