İsrail-Güney Sudan Su Anlaşması Gerilimi Tırmandırabilir

Hasan ÖZTÜRK
18 Kasım 2011
A- A A+

Ortadoğu’da barışın sağlanmasında kilit konu olan Filistin-İsrail sorununda önemli boyutlardan bir tanesi de su problemidir. Taraf ülkelerin barış görüşmeleri sürecinde en zorlandıkları sorunların başında da su kaynakları üzerindeki hakların dağılımı gelmektedir. Siyasi ve askeri güç olarak Filistin sorununa taraf olan diğer ülkelerden ileride olan İsrail de su problemi yaşamaktadır.

 

Sınırları içindeki kısıtlı su kaynakları ülkenin artan ihtiyacını karşılayamaz hal alırken devletin su politikalarındaki hatalar da mevcut su kaynaklarının yanlış kullanılması sonucunda bu sorunu İsrail’in ulusal güvenlik meselelerinden birisi yapmıştır.Bu stratejik kaynağın ülke dışından temini için yoğun çaba gösteren İsrail, geçmişte Türkiye ile Manavgat nehrinden su temini için uzun yıllar devam eden görüşmeler sürdürmüş ama anlaşma sağlanamamıştı. Güney Sudan devletinin bağımsızlığını ilan etmesi ile birlikte Nil nehrinin güneydeki iki kolunu da (Mavi Nil ve Beyaz Nil) sınırlarında barındıran bu ülke, İsrail için su sorununu çözmesine yardımcı olabilecek bir kurtarıcı konumuna gelmiştir.


İsrail’in Güney Sudan’ın su kaynakları ile ilgilenmesi yeni bir gelişme değil. Kapsamlı Barış Anlaşması’nın 2005’te imzalanmasının ardından Güney Sudan’da yapılacak referandumda bağımsızlık sonucunun çıkacağı az çok tahmin edilmekte idi. Özellikle son birkaç yıldır İsrailli yetkililerin Güney Sudan ile su temini hakkında görüşmeler yaptıkları bilinmekteydi. Nil nehrinin güneydeki iki kolu olan Mavi Nil Etiyopya’da doğmaktadır ve Güney Sudan’dan geçerek Mısır’a ulaşmaktadır. Beyaz Nil kolu ise Uganda’da doğarak Güney Sudan’dan geçip Sudan’a ve oradan da Mısır’a akmaktadır. Şimdiye kadar Mısır ve Sudan hükümetlerinin geçmiş anlaşmalardan doğan haklarını kullanarak takındıkları tavırdan dolayı Nil nehrinden faydalanamayan İsrail, yeni ve daha batı yanlısı politika izleyeceğinin sinyallerini veren Güney Sudan hükümeti ile anlaşarak bu ülkeden su temin etmek istemektedir. Güney Sudan’ın ABD ile yakın ilişkilere sahip komşu ülkeler Kenya, Uganda ve Etiyopya ile anlaşarak Nil sularının kullanımı hakkında taleplerde bulunması statükonun sorgulanmasına ve böylelikle Mısır ve Suriye ile diğer ülkeleri karşı karşıya gelmesine sebep olacaktır. Tarafların ihtiyatsız davranmaları durumunda bu süreç işlerse bölgede gerilimin artması ve istikrarın zedelenmesi kaçınılmazdır. Diplomatik çabaları bu ülkelerden su temin etmeye çalışmaktadır. Bu konudaki gelişmelere ve bölgenin güvenliğine yönelik oluşturabileceği tehditlere geçmeden önce İsrail’in su problemini ve sorunun arkasındaki sebepleri ortaya koyarak bu ülkenin alternatif su kaynakları arayışının önemini aktarmak faydalı olacaktır.


Mevcut Su Kaynakları Işığında İsrail’in Su Üretim ve Tüketimi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2008 yılında yayınladığı Su Raporu’na göre; 1986’da yıllık 1760 milyon metreküp olan İsrail’in su tüketimi 2004 yılında %11’lik bir artış göstererek 1954 milyon metreküpe yükselmiştir. Bu rakam İsrail İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2000’lerin ikinci yarısından itibaren 2 milyar metreküpün üzerine çıkmış ve 2009’da 1.811 milyon metreküp olarak kayıtlara geçmiştir. Buna karşılık; su üretimi ise 1990 yılında yıllık 1.939 milyon metreküp iken, 2009’da 1.849 milyon metreküpe gerilemiştir. Rakamlardan anlaşılacağı üzere; İsrail’in su talebi gittikçe yükselmekte olmasına rağmen, arzın azalmasından dolayı su tüketimi de azalmak zorunda kalmaktadır. Ülkedeki su üretim ve tüketim miktarları neredeyse başa baş seyrederken (bkz.Tablo 1), artan nüfus ve daha sık yaşanır olan kuraklığın sonucunda artmakta olan su talebine karşı, mevcut kaynaklara ek olarak yeni su kaynaklarına başvurulması neredeyse zorunlu hale gelmiştir. (1)

 


İsrail’in ana su kaynağı olan Ürdün Nehri, aynı zamanda İsrail’deki tek nehir olup, tek yüzeysel su kaynağı konumundadır. 320 kilometre uzunlukta, 11.500 kilometrekare havza genişliğine sahip Ürdün Nehri’nin %10,5’i sadece İsrail topraklarındadır. İsrail 1967 yılında bu oranın sadece %3’üne sahipken, diğer %7,5’luk kesimini Batı Şeria’yı işgali neticesinde edinmiştir. Yukarı Ürdün ve Aşağı Ürdün olarak iki bölümden meydana gelen nehrin, Yukarı Ürdün kısmı Dan, Hasbani ve Banyas adı verilen 3 koldan oluşmaktadır. Nehir toplamda 1,5 milyar metreküp su taşırken, nehrin kollarından Dan kolunun kaynağı İsrail’de olup yıllık 245 milyon metreküp su boşaltmaktadır. Diğer bir kol olan Banyas ise; hala İsrail işgalinde olan Golan Tepeleri’nden kaynağını alarak yıllık 121 milyon metreküp su boşaltımı gerçekleştirmektedir. Nehir en çok ilkbahar ve kış aylarında su taşırken en çok suya ihtiyaç duyulan yaz ve sonbahar aylarında ise yıllık akışın sadece %3-4’ünü taşımaktadır. (2)


İsrail’in toplam iç yenilenebilir su kaynakları yaklaşık olarak yıllık 750 milyon metreküp su taşımaktadır. Bunun yaklaşık olarak 250 milyon metreküpü yüzeysel sulardan, 500 milyon metreküpü de yer altı suları ve yer altı suları ile yüzeysel suların kesiştiği miktardan oluşmaktadır. Yüzeysel suların, yıllık 160 milyon metreküpü Lübnan’dan (Hasbani’den gelen 138 milyon metreküp ile beraber), 125 milyon metreküpü Suriye Arap Cumhuriyeti’nden ve 20 milyon metreküpü de Batı Şeria’dan olmak üzere yaklaşık 305 milyon metreküp dolaylarında ülkeye gelmektedir.Yeraltı suları ise; yıllık yaklaşık 325 milyon metreküpü Batı Şeria’dan, 250 milyon metreküpü Suriye Arap Cumhuriyeti’nden (Dan kolu) ve 150 milyon metreküpü de Lübnan’dan olmak üzere toplamda 725 milyon metreküp de yer altı kaynaklarından oluşmaktadır. Böylelikle toplam yenilenebilir su kaynakları 1780 milyon metreküp olarak ortaya çıkmaktadır. (3)


İsrail’in 2002’de 6.509.000 olan nüfusu 2010 yılında 7.300.000 kişiye ulaşmıştır. (4) Nüfusla doğru orantılı olarak artan su talebi ve bölgedeki kuraklıkla ters orantılı olarak azalan su üretimi bu ülkenin su politikalarını gözden geçirmesine ve yeni su kaynakları arayışı içine girmesine yol açmıştır.  İsrail’in mevcut su kaynaklarının iç talebi karşılamaya yetmemesinin arkasında devletin izlediği su politikası ve uygulamalar da etkili olmuştur. İsrail’de bulunan Stratejik ve Siyasi Etüdler Enstitüsü tarafından hazırlanan bir raporda bahsi geçen yanlış politika ve uygulama olarak şunlar sıralanmıştır:

Aşırı pompalama ve kullanım: İsrail hükümeti giderek artan ve özellikle tarım sektöründen gelen talep ve baskılara karşı Taberiye gölünden su pompalanmasında normal değerleri aşmıştır. Pompalanan su miktarını belli seviyede tutarak uzun vadede gölün güvenliğini sağlamaktansa siyasi endişeler yüzünden daha fazla su pompalanarak gölün su kalitesi azalmaktadır. Su miktarındaki bolluk ise piyasada suyun fiyatının olması gerektiğinin altında olmasına yol açmakta ve tüketimi artırmaktadır.

Su kaynaklarının yanlış tahsisi: Ülke içindeki siyasi kamplaşmalar devletin su kaynaklarını tahsis etmesinde en önemli etken olmuştur. Siyasilere en fazla etki eden gruplar daha fazla suya erişebilirken aşırı kullanım durumunda herhangi bir müeyyide uygulanmamaktadır. İsrail tarım sektörü GSMH’nin yüzde beşini oluşturmakta ama ülke suyunun %70’ini tüketmektedir. (4) Özellikle 1990’lı yıllarda bazı tarım ürünlerinin üretimine tahsis edilen su miktarında azaltmaya gidilirken Batı Şeria’daki İsraillilerin geniş çapta tarım yapmaları yasaklanmıştır.

Mevcut su kaynaklarının kirlenmesi: Yukarıda bahsedilen iki sebebin bir sonucu olarak su kaynakları giderek kullanılamaz hale gelmektedir. Aşırı pompalama sonucu su kaynaklarındaki tehlikeli minerallerin artması ve düşük fiyattan dolayı insanların suya gereken değeri vermemesi kullanılabilir su kaynaklarının ömrünü azaltmaktadır.(5)


İsrail mevcut su kaynaklarından yüzeysel su kaynağı olan Ürdün Nehri için Ürdün, yer altı suları için ise Suriye, Filistin ve Lübnan ile ilişki içerisindedir. İsrail’in yeni su kaynakları arayışının takip edilebilmesi açısından mevcut kaynakları üzerindeki anlaşma ve anlaşmazlıkların irdelenmesi gerekmektedir.


Nil Nehri ve Kullanım Yetkisi Sorunu

Havza’daki en güçlü devlet Mısır’dır. Fakat suya olan aşırı bağımlılığı onu nehir üzerinde politikalar oynanmasına karşı çıkmasına yol açmaktadır. 1929’da Mısır ile o dönemde Sudan’ı temsil eden Büyük Britanya arasında yapılan anlaşmaya göre; nehir suyunun %92.3’ünün kullanım hakkı Mısır’a verilirken, %7.7’sinin Sudan’a verilmesi ve Mısır istemediği sürece anlaşmanın değiştirilmemesi öngörülmüştür. Sudan’ın İngiltere’den 1956’da bağımsızlığını kazanmasının ardından egemen bir devlet olarak Mısır ile 1929 anlaşmasını kendisine daha fazla hak tanınacak şekilde değiştirmek istemiştir. (6) 1959’da Mısır ve Sudan’ın kendi aralarında yaptığı anlaşmada 1929 anlaşmasının neredeyse bütün şartları aynen kabul edilirken su kullanım hakları değiştirilmiş ve Mısır’ın payı %75’e düşürülüp, Sudan’ın payı %25’e yükseltilmiştir. Fakat bu tarihte, şu anda havza devleti olan birçok devlet sömürgeci yönetim altındaydı ve henüz bağımsızlığını kazanmamış oldukları için bu anlaşmalarda taraf olarak yer alamadılar. Nil havzasında 1960’lı yıllarda ve daha sonraları bağımsız olan ülkeler 1959 anlaşmasını kabul etmemekte, Nil sularının kullanımını düzenleyen yeni bir anlaşma yapılmasını istemektedirler. Ancak Mısır ve Sudan hükümetleri bu talepleri geri çevirmekte ve statükonun devamını talep etmektedirler. (7)


1992 yılında havza devletlerinden 6’sı bakanlar düzeyinde toplanarak Nil Havza’sının geliştirilmesi ve işbirliği için bir çerçeve hazırlamayı tartışmaya başlamışlardır ve buna 1999 yılında Nil Havzası Girişimi adı verilmiştir. (8) 14 Nisan 2010 tarihinde 10 Afrika ülkesi Nil Nehri’nin paylaşımı konusunda yeniden toplanmış fakat yeni bir anlaşma ve işbirliği öngörülmesi üzerinde uzlaşamamışlardır. Mısır’ın 1959 anlaşmasına bağlı kalınarak Nil akışının yarısından fazla olarak 55 milyar metreküp su almasının devam etmesini istemesi Mısır’ın tarihsel hakkı olduğu iddiasıyla anlaşmayı reddetmesine yol açmaktadır. Mısır aynı zamanda diğer 9 ülkenin almış olduğu herhangi bir yeni sulama projesini de veto etmektedir. (9) 14 Mayıs 2010 yılında yapılan toplantı sonucunda ise Afrikalı ülkeler Nil Su Paylaşımı Anlaşması’nı imzalamışlardır. Mısır ve Sudan’ın karşı çıkmasına karşılık Etiyopya, Uganda, Tanzanya, Ruanda, Nil Nehri’nin paylaşımı ile ilgili olan yeni anlaşma çerçevesini imzalamışlardır. 1959 anlaşmasına göre Sudan ve Mısır Nil Nehri’nin suyunun %90’ını kullanmaktadır ve bu iki ülke buna sebep olarak kendi su kaynaklarının giderek azaldığını ve Nil havzasındaki diğer ülkelere daha fazla pay verilecek olursa çok sıkıntı yaşayacaklarından korktuklarını belirtmişlerdir (10).


İsrail’in Nil Nehri İlgisi ve Siyasi Gerilim İhtimali

Uzun yıllar boyunca Mısırlı siyasetçiler Nil suyunun Sina yarımadasına götürülerek burada tarım yapılması için projeler geliştirmişlerdir. Bu projelerden birisi ve en umut vereni ise Doğu Kanalı Projesi idi. Bu projeye göre Kahire’den başlayıp Süveyş Kanalı’na ulaşan 87 km’lik kanal oluşturulacaktı. Kanalın yıllık kapasitesi 3 milyar metreküp olarak düşünülmektedir. Buradan su sağlamak İsrail’in Taberiye gölünden su sağlamasından daha ucuza mal olacaktır. Taberiye gölündeki su için metreküp başına 2-3 kilovat saat enerji harcanırken Nil’den aldığı su için 0,5 kilvat saat enerji harcayacaktır. Projenin bir diğer ayağı, Nil suyunu Kuzey Sina şehri olan El Ariş’in güneyine getirecektir ve burası da Gazze sınırının sadece 40 km ötesine tekabül etmektedir.


İsrail’in bu proje kapsamında Nil’den ne kadar su elde edeceği kesin rakamlarla belirlenmemiştir. 1970’lerdeki hesaplamalara göre Mısır’ın Nil’deki payının %1’ini alacaklar ki bu rakam 55 milyar metreküpün %1’i olmakta ve bu da İsrail’in 1993’teki su tüketiminin ancak çeyreğine tekabül etmektedir.


Mısır’ı tedirgin eden bu durum Etiyopya ve Sudan’ı da etkilemektedir. Zaten Nil Nehri’nin %86’sını besleyerek Mısır’ın kazanmasını sağlayan Etiyopya, kendi ülkesinde geliştirme projelerine ihtiyaç duyulduğunu söylemekte ve projeyi bu yüzden istemektedir. İsrail de Etiyopya’nın projeyi kabul etmesi için elinden geleni yapmaktadır. Örneğin 1970 yılında Etiyopya-Somali Ogaden bölgesindeki savaşta İsrail Etiyopya’ya asker göndererek destek vermiştir. (11) İsrail ile ilişkileri kuvvetli olan Etiyopya, “Nil Nehri suyunun %85’inin ülkesinden geldiğini ve bu durumda Mısır ve Sudan’ın tek başlarına karar almaya hakkı olmadığını, uluslararası hukuka göre bütün kıyıdaş devletlerin nehir üzerinde hakkı olduğunu” iddia etmektedir. (12) 1994’te Sudan devlet başkanı El Beşir ise İsrail’in gözlerini Güney Sudan’daki kaynaklara ve Nil nehrine diktiğini söylemiştir. (13) Dolayısıyla İsrail’e Afrika’dan su getirme projesi Sudan ve Mısır’a karşılık Nil Nehri’nin diğer kıyıdaş ülkeleri arasında iki kutup oluşmasına yol açacaktır  ve Sudan’ın Güney ve Kuzey Sudan olmak üzere ikiye ayrılması, herhangi birinin Mısır karşısındaki kutba geçmesiyle durum yeni bir boyut kazanacaktır.


İsrail hükümetleri ve politika yapıcıları, ülkenin her yıl artan ülke içi su tüketimini  karşılayamayan su kaynaklarını verimli şekilde kullanamaz ve Nil nehri dışında başka kaynaklardan su temin edemezlerse İsrail’in Güney Sudan ile anlaşarak Nil nehrinden su getirmesi kaçınılmaz olacaktır. Güney Sudan’ın böyle bir anlaşma yapması ise yaşanan halk devrimi sonrasında Amerika ve İsrail karşıtı sokakların sesini dikkate alan Mısır ve batı tarafından baskı gören Sudan hükümetini birbirlerine yakınlaştıracaktır. Yakın gelecekte olmasa bile uzun dönemde Nil nehri sularının kullanımını düzenleyen anlaşmaya itirazlar yükselecektir ve Güney Sudan oluşabilecek siyasi gerginlikte Mısır ve Sudan ile aynı tarafta olmayacaktır. Şimdiden ülkenin petrol kaynakları yabancı firmaların ilgisini çekerken ABD Savunma Bakanlığı, SPLA/M birliklerinin bu ülkenin  düzenli ordusuna dönüştürülmesini ve kapasitesinin artırılması için çalışmalara başlamış durumda. (14) Zaten son dönemlerde Hartum yönetimi ile gergin ilişkilere sahip olan Güney Sudan’ın Nil nehri suları üzerinde tek taraflı tasarrufta buluması bu yeni ülke ile Sudan’ı karşı karşıya getirecektir.


Notlar:

(1) Food and Agriculture Organization, Irrigation In the Middle East Region in figures-AQUASTAT Survey,2008, ftp://ftp.fao.org/agl/aglw/docs/wr34_eng.pdf.
(2) Abdullah Kıran, “Ortadoğu'da Su, Bir Çatışma ya da Uzlaşma Alanı”, Kitap Yayınevi, İstanbul,2005.
(3) Food and Agriculture Organization,a.g.e.
(4) Joyce R. Starr, Water Wars, Foreign Policy No.82, Bahar 1991, sf. 17-36
(5) Steven Plaut, Water Policy in Israel, Policy Studies No.47, Institute for Advanced Strategic and Political Studies, July 2000.
(6) Mohammed Abdo, The Nile Question: The Accords on the Water of the Nile and Their Implications on Cooperative Schemes in the Basin, Perceptions Vol.9 June-August 2004                                                                                                                                                                             (7) Darby Elanie B., Nile River Basin-Case Study, Texas University,Transboundary Water Resources, 2005, http://www.ce.utexas.edu/prof/mckinney/ce397/Topics/Nile/Nile(2005).doc
(8) Oregon State University, Case Study of Transboundary Dispute Resolution: The Nile Waters Agreement, b.t. , http://www.transboundarywaters.orst.edu/research/case_studies/Nile_New.htm
(9) Egypt News, Nile Sharing Meeting Fails, 14 Nisan 2010, http://news.egypt.com/en/2010041410307/news/-egypt-news/nile-sharing-meeting-fails-egypt.html
(10) France 24 International News, African Countries sign Nile Water sharing treaty, 14 Mayıs 2010, http://www.france24.com/en/20100514-african-countries-sign-water-sharing-treaty-river-nile-Egypt-Sudan
(11) Ronald  Bleier, Will Nile Water Go to Israel?, Middle East Policy,September 1997, Volume 5,Number 3,sf.113-124
(12) Afrik News, Egypt and Ethiopia Lock horns over Nile Water Deal, 19 Nisan 2010, http://www.afrik-news.com/article17382.html
(13) Bleier ,a.g.e.
(14) Sudan Tribune, 10 Ekim 2011, http://www.sudantribune.com/US-to-assist-South-Sudan-army-in,40396 (Erişim 13.10.2011)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top