Türkiye'nin Suriye Siyasetinde "Yol Haritası"

Ali SEMİN
08 Temmuz 2011
A- A A+

Son dönemde Arap ülkelerindeki otoriter yönetimlere karşı baş gösteren halk hareketleri, Türkiye dâhil tüm bölge ülkelerinde kaygıyla izlenmektedir. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin etkisi, siyasi ve ekonomik alanları etkilediği gibi günlük yaşamı da adeta dondurmuş durumdadır. Arap ülkelerindeki değişim rüzgârlarının Tunus ve Mısır’dan başlayarak tüm ülkelere sıçraması, bölgedeki Türkiye gibi önemli aktörlerin dış politikasına yansımaktadır.

 

Özellikle Türkiye’nin, halk hareketine sahne olan ülkelere yönelik nasıl bir politika izlemesi gerektiği ve hangi tarafın yanında yer alacağı gibi bir takım sorular, yapılacak dış politika tercihlerinin zorluğunu ortaya koyması bakımından önem teşkil etmektedir. Dolayısıyla Ankara’nın bu zor seçenekler karşısındaki tavrı ve harekât tarzı kendi bölgesel konumunu şekillendirmesi kadar bölgedeki gelişmeleri derinden etkileme potansiyeline sahip olması açısından da oldukça önemlidir. Buradan hareketle bu yazıda Türkiye’nin, en uzun sınır komşusu olan Suriye ile ilgili nasıl bir politika veya tutum sergileyebileceği ana hatlarıyla analiz edilecektir.


Suriye’deki Olaylar ve Gelişmeler

15 Mart 2011 tarihinden bu yana Suriye’deki protesto olaylarına bakıldığında, Şam Yönetimi muhalif gruplardan gelen istekler nedeniyle bazı değişiklikler yapmışsa da, Suriyeli göstericiler söz konusu reformları yetersiz bulmakta ve yönetimden daha ciddi adımlar atmasını beklemektedir. Esad yönetimine bağlı güvenlik güçlerinin protestocuları yatıştırmak için ateş açmaları sonucunda, 1342 sivil ve 343 polis hayatını kaybetmiş ve onlarca insan da yaralanmıştır. (1) Bu durum göstericilerin tepkisini artırmış ve gösterilerin Suriye’nin diğer bölgelerine de (Halep, Der’a, Humus, Benyas ve Hama gibi) yayılmasına yol açmıştır. Yaklaşık dört aydır Suriye’de devam eden protesto olaylarının hem akışı hem de amacının değiştiği görülmektedir. Bu durum iki noktada açıklanabilir: Birincisi, protestoların başlangıçta Esad yönetiminin reform yapmasıyla son bulacağı söylenmesine rağmen reformların gecikmesi, ardından ise geç yapılan reformların (Eski hükümetin değişmesi, 1963 yılından beri devam eden olağanüstü halin kaldırılması ve yaklaşık 300 bin kimliksiz Suriyeli Kürte vatandaşlık hakkı verilmesi) protestocuları tatmin etmemesinden dolayı protestolar devam etmiş ve bu kez protestolar Esad yönetiminin değişmesi üzerine odaklanmıştır. Ayrıca Esad yönetimine muhalif grupların protestoculara destek vermesiyle de halk ayaklanması dağınık da olsa kısa sürede siyasi eksene oturmuştur. Dolayısıyla son zamanlarda Suriye’deki gösteriler siyasi nitelik ve boyutları nedeniyle Esad yönetimini daha da zor duruma sokmuştur.


Bu açıdan değerlendirildiğinde Esad yönetiminin reformlar konusunda gecikmesinin Suriye’deki olayların boyutunu değiştirdiğini söylemek mümkündür. Özellikle gösterilerin artması ve şiddetlenmesi, buna karşın Esad yönetiminin göstericilere karşı şiddet uygulaması, olayları Suriye’nin içişlerinden çıkartıp, insan hakları, demokrasi, barış ve istikrarın sağlanması bağlamında giderek bölgesel ve uluslararası bir sorun haline getirmektedir. Bu haliyle Suriye’deki olayların bölgesel çaplı bir etkisinin olduğu ve domino etkisiyle Türkiye gibi komşu ülkelere de yayılma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle Suriye’nin Ortadoğu’daki stratejik konumu, Türkiye başta olmak üzere tüm bölge ülkeleri için büyük öneme sahiptir. Başka bir deyişle Suriye’nin bu konumu gerek İran ve Türkiye, gerek Mısır ve Suudi Arabistan, gerekse diğer Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerde göz önünde bulundurulan bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.


Suriye’deki Halk Hareketinin Ankara-Şam İlişkilerine Etkisi

Türkiye, Arap ülkelerinde yaşanan halk ayaklanmalarının ardından Suriye yönetiminin, reform yapması gerektiğini dile getirmiştir. Suriye, Türkiye’nin güneydoğusundaki sınır komşusu olmakla birlikte Ürdün, Lübnan ve diğer Arap ülkelerine açılan önemli bir kapıdır. Türkiye-Suriye ilişkilerinin en önemli etkenlerinden biri de iki ülkenin sınırında yaşayan vatandaşların birbiriyle olan akrabalık ve kan bağıdır. Bu durum, her iki ülkenin siyasi ve ekonomik bağlarının yanı sıra sosyo-kültürel bağlarının da güçlü olduğunu gösteren bir durumdur. Dolayısıyla Suriye’deki olayların her açıdan Türkiye için hayati bir nitelik taşıdığı söylenebilir. Suriye’de meydana gelen her türlü karışıklılık bölgede Ankara’yı yakından ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Suriye’deki olayların patlak vermesinin hemen ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Şam’ı ziyaret etmesi ve Esad’a reformları biran önce yapma telkininde bulunması, Türkiye’nin bölgede olası bir iç çatışmanın önüne geçme çabasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Dahası Türkiye, ayaklanmaların durdurulmasını kolaylaştırmak amacıyla Suriye yönetimiyle kısa süre zarfında üst düzey diplomatik görüşmelerde bulunmuştur. Türkiye’nin tüm girişimlerine rağmen Esad yönetimi, reform konusunda bütün öneri ve düşünceleri ters teperek göstericilere karşı şiddet ve sindirme politikası uygulamaktan vazgeçmemektedir.


Yaşanan son gelişmeler karşısında Türk dış politikasının ana ilkelerinden biri olan “komşularla sıfır sorun” politikasının, bu zorlu coğrafyada uygulamaya konması noktasında Ankara önemli bir sınavla karşı karşıya kalmıştır. Ayrıca Esad yönetiminin ülkedeki göstericilere karşı askeri müdahalesi artıkça, Türkiye’nin Suriye konusundaki tutumu değişmekte ve Esad yönetimiyle ilişkiler zor bir sürece girmektedir. Nitekim Suriye’deki göstericilere yönelik askeri müdahalelerin artması nedeniyle Suriyelilerin Türkiye’nin güneydoğu sınırına sığınmaları söz konusu zor sürecin temel göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır. Suriye’de yaşanan politik krizin odaklandığı kent Cisr eş Şuğur’dan kaçarak Türkiye’ye sığınan insan sayısının 15 bin 531 kişiye ulaştığı ifade edilmektedir. (2) Söz konusu mülteciler bölgede, Kızılay’ın kurduğu çadır kentte hayatlarını idame etmeye çalışmaktadırlar. Şam yönetiminin göstericilere karşı uyguladığı politikanın sürmesi halinde Türkiye’ye doğru göçlerin daha da artması beklenmektedir.


Türkiye’nin Bölgesel Gücü ve Suriye

Bölgesel bir güç olarak Türkiye, Suriye’deki gelişmeler konusunda Beşşar Esad yönetimine, ülkedeki reformlarla ilgili sadece tavsiyelerle yetinmedi; aynı zamanda Suriye’deki geçiş sürecine yakından tanıklık edip bu konuda Şam yönetimine yardımda bulunmak istedi. Bu durum, Türkiye’nin bölge ile ilgili barışı ve istikrarı sağlamak amacını güttüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Diğer yandan Türkiye bilindiği üzere, Suriye ile dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerini yalnızca siyasi alanlarda değil, ekonomik ve ticari alanlarda da geliştirmiş bir ülkedir. Yine de Türkiye’nin hem bölgeye yansıyan konumu hem de komşularıyla “sıfır sorun” politikası açısından, Şam yönetimine karşı izlediği politikalarda daha tedbirli ve temkinli davranmasında yarar vardır. Türkiye’nin Suriye için siyasi yol haritası şu şekilde ortaya konabilir:


1. Türkiye, 1991 yılında kuzey Irak’ta oluşturulan uçuşa yasak bölge veya güvenli bölge konusunda, ABD ve Batılı ülkelerle aynı tutumu sergilemişti. Buna rağmen Türkiye, daha sonra bölgede kurulan fiili sistemde, gerek PKK terör örgütü meselesinde gerekse bölgedeki siyasi gelişmeler kapsamında kuzey Irak’tan tehdit algılamaya başlamıştı. Dolayısıyla, bugün “Arap Baharı” diye adlandırılan Arap ülkelerindeki halk ayaklanmalarının, özellikle Libya ve Suriye’deki olayların, Irak’ta 1990’lı yıllarda yaşananlarla pek de farklı olmadığı görülmektedir. Çünkü Suriye’deki olaylara ve gelişmelere bakıldığında, aynen Irak’ta yaşananlar gibi etnik ve dinsel (mezhepsel) zemine bağlı bir halk ayaklanmasının yaşandığı belirtilebilir. Bu nedenle Türkiye, yakın gelecekte Suriye’de de Libya’dakine benzer bir yapı ortaya çıkarsa, Libya’da yaşanan halk ayaklanmasından sonra Bingazi’deki muhalefeti tanıması gibi, aynı tavrı Şam yönetimine karşı sergilememelidir. Eğer Türkiye Bingazi’deki tavrını; Dar’e, Humus, Hama ve Kamışlı’da da gösterirse, bunun sonucunda bölgede kendisinin de içinde olduğu iç sorunlar ve terör olayları artabilir.


2. Irak’ın işgalinden önce 1 Mart tezkeresini reddeden Türkiye’nin, ihtimali düşükte olsa Suriye’deki olayların önüne geçmek amacıyla olası bir NATO veya ABD müdahalesine izin vermesi ya da yardımcı olması durumunda, genel olarak bölgede ve özel olarak da Arap camiasında sahip olduğu olumlu imajın olumsuz etkileneceği söylenebilir. Türkiye’nin Suriye konusunda NATO ve ABD ile hareket etmek yerine Birleşmiş Milletler ile ortak hareket etmesinde veya kendine özgü bir yol haritası çizmesinde fayda vardır. Tersi bir durumda Türkiye, bölgede Arap ülkelerini ve İran’ı karşısına alabilir. Bu nedenle Ankara, Suriye konusunda oldukça temkinli ve tedbirli bir siyaset izlemelidir.


3. Irak’ta kalma süresini Iraklı taraflarla anlaşıp uzatmaması durumunda ABD’nin, 2011 yılının sonuna doğru Irak’tan çekilmesi söz konusudur. ABD’nin Irak’tan çekilmesinin ardından Suriye’ye rahat bir şekilde yönelme imkânı doğabilir. Amerikalı yetkililerin son demeçlerine dikkat edildiğinde, olası bir Türkiye-Suriye çatışması veya bölgede yaşanabilecek diğer çatışma olasılıkları üzerinde durdukları görülmektedir. Böyle bir çatışmanın çıkması zor bir ihtimaldir. Çünkü kendi içerisinde iç çatışmalar yaşayan bir Suriye’nin, Türkiye gibi güçlü bir komşusuna saldırması çok düşük ve hatta imkânsız görülmektedir.


4. Suriye’de yaşanan olayların ardından 15 bin Suriyeli’nin Türkiye sınır bölgesine sığınması ve ileride bu sayının artması durumunda, söz konusu göçü önleme gayesiyle Suriye sınırı içerisinde BM Güvenlik Konseyi kararıyla “tampon bir bölgenin” oluşturulması Ankara’yı daha da zora sokabilir. Çünkü tampon bölgenin kurulması halinde Türkiye’den bu bölgenin korunması için askeri güç istenmesi gündeme gelebilir. Böylece güneydoğusunda PKK terör örgütüyle mücadele eden bir Türkiye’nin Suriye’ye askeri güç göndermesi, Suriyeli muhalif grupları memnun edebilir; ancak bölgede bulunan birçok ülkenin tepkisine sebep olabilir.


5. Suriye’de yaşanan olayların ardından Suriyeli muhalif gruplar, Nisan ayında İstanbul’da ve “Değişim İçin Suriye Konferansı” adı altında 31 Mayıs’ta Antalya’da toplantılar düzenlenmiştir. (3) Her iki toplantıya katılan Suriyeli Müslüman Kardeşler’in ağırlıkta olması dikkat çekmektedir. Örneğin Irak’ta tüm etnik ve dinsel taraflarla diyalog içinde olan Ankara’nın, Suriye konusunda Müslüman Kardeşler üzerinde yoğunlaşması olumsuz bir tabloyu gözler önüne sermiştir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, Suriye’deki olayların ve gelişmelerin etnik ve mezhepsel bir yapıda geliştiği belirtilmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin de yalnızca Suriyeli Müslüman Kardeşler’den yana bir tavır içerisinde olmasının, Suriye’deki Kürtler ve Alevilerden tepki çektiği söylenebilir.


6. Türkiye, Suriye’deki gelişmeler başta olmak üzere, Ortadoğu’daki olaylar konusunda bölge ülkelerini hesaba katarak bir çözüm yolu ararsa, üzerindeki yükü hem hafifletmiş olur hem de bölgenin barış ve istikrarını sağlama bakımından bütünleştirici bir vizyonu daha net ortaya koyabilir. Aksi halde bölgesel gelişmeler karşısında tek başına bir Türkiye, dikkatleri üzerine çeker ve bölgesel sorunlarla mücadeleyi yalnız sürdürmesi söz konusu olabilir. Bölgesel liderliğin tek başına hareket etmekten ziyade bölgesel bir bütünlük içerisinde olmaktan geçtiği ifade edilebilir. Çünkü gerek Ortadoğu bölgesinin geneli, gerekse Arap Dünyası çok hassas ve zor bir süreçten geçmektedir. Bu zorlu süreç, bölgesel bir gücün tek başına çözebileceği veya sorunların üstesinden gelebileceği gibi değildir. Dolayısıyla, bölgedeki değişimlerden çıkacak olası çatışmaların önüne geçme ve Ortadoğu’daki bölgesel dengeyi kurma açısından Türkiye’nin öncülüğünde, İran ve önemli Körfez ülkelerinden (Suudi Arabistan, Katar ve Arap Emirlikleri) bölgesel bir “Barışı ve İstikrarı Sağlama İşbirliği Konseyi”nin acilen kurulması ve bu güçle hareket edilmesi gerekmektedir. Böylece bölge ülkeleri arasındaki güç mücadelesi az da olsa önlenmiş olunur.


Esad Yönetiminin Devrilmesi Durumunda İkili İlişkilerin Olası Seyri
 

Beşşar Esad yönetimi, gerek Türkiye-Suriye ilişkileri gerekse Türkiye’nin bölge ülkeleri ile olan ilişkileri açısından önemli bir faktördür. Özellikle Suriye’de yaşanan olayların ardından Tahran ve Ankara’nın farklı tutumlar sergilemesi, iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkilemeye başlamıştır. 15 Mart 2011 tarihinden bu yana Suriye’de tüm yaşananlara rağmen İran, Esad yönetimine karşı tavrında herhangi bir değişiklik göstermemektedir. Hatta Tahran yönetimi, Esad’ın göstericilere karşı izlediği politikayı desteklemektedir. Çünkü Esad yönetiminin son bulması halinde İran, bölgesindeki en yakın müttefikini ve Lübnan üzerindeki nüfuzunu kaybedebilir. Bu sebeple Türkiye’nin hem bölgedeki hem de Suriye’deki gelişmeler konusunda bölgesel dinamikleri dikkatle göz önünde bulundurmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.


Diğer taraftan Türkiye açısından Esad yönetiminin gitmesi durumunda yaşanabilecek muhtemel gelişmeler şu şekilde ortaya konulabilir:

- Beşşar Esad yönetiminin devrilmesiyle birlikte Türkiye-Suriye ilişkilerinin daha olumlu bir şekilde gelişeceği ileri sürülebilir. Fakat o zaman da Suriye’de yaşanan istikrarsızlığın Türkiye’yi olumsuz yönde etkileyeceği söylenebilir.

- Esad sonrası Suriye’de kızışması beklenen “Kürt Sorunu”nun Ankara’yı daha zor duruma sokabileceği ve bu sorunun sadece Türkiye’nin değil diğer bölge ülkelerinin gündemine de taşınabileceği ifade edilebilir. Ayrıca Türkiye, hem Irak hem Suriye sınırından sızan teröristlerin eylemini önlemek için iki sınırda aynı anda terörle mücadele etmek zorunda kalabilir.

 

Bütün bunlar dikkate alındığında, Suriye’deki olaylar Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumu dâhil neredeyse bölgedeki tüm dengeleri değiştirme potansiyeli taşıması bakımından dikkat çekmektedir. Bu çerçevede, Suriye’de yaşanan protestoların ardından Arap dünyasında Türkiye’ye karşı her ne kadar olumlu bir imaj oluşmuşsa da, özellikle İstanbul ve Antalya’da toplantı düzenleyen Suriyeli muhalefetin ardından Arapların, Türkiye’ye karşı algısında bir değişim yaşandığını görmek mümkündür. Suudi Arabistan menşeli Elaph Gazetesi’nin internet sitesinde 9519 kişiyle yaptığı bir ankette, “Türkiye’nin bölgedeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna yüzde 46.21’i (4399 kişi) olumlu, yüzde 53.79’ü (5120 kişi) olumsuz cevap vermiştir. (4) Olumsuz düşünenler, Türkiye’nin son yıllarda Ortadoğu bölgesiyle ilgilenmesindeki amacının Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmak olduğundan çekinmektedirler. Arap ülkelerindeki bu tabloya bakıldığında, Türkiye’nin hızlı bir şekilde bölgeye yönelmesinin, Arapların Osmanlıcılık bilinçaltını tetiklediği görülmektedir. Bu nedenle Ankara’nın, Arap dünyasına yönelik Türkiye’nin bölgeye yeniden geri dönmesinin temelinde yatan amacını net bir şekilde anlatmasında fayda vardır. Böylece Arap ülkeleri ile ilişkilerin güçlenmeye devam edeceği söylenebilir.


Sonuç:

Suriye’de yaşanan halk ayaklanmalarının gidişatı değerlendirildiğinde, Suriye’deki iktidarın sadece Beşşar Esad’dan ibaret olmadığını söylemek mümkündür. Şam yönetiminin Esad ailesinin tümünün kontrolünde olduğu düşünülebilir. Bu durum Suriye’de, Beşşar Esad’ın tek başına hareket etmesini engellemektedir. Esad yönetimi incelendiğinde, Baas Partisi’nin de önemli bir faktör olarak ön planda tutulması gerekmektedir. Bu nedenle Ortadoğu’da cereyan eden halk ayaklanmaları düzenli bir ortamda gerçekleşmezse, ilerideki günlerde bölgede etnik ve dinsel çatışmayı tetikleyebilir. Özellikle Suriye’deki gelişmelere dikkat edildiğinde, Irak’ta yaşananlara benzer bir istikamete evirildiği görülmektedir. Nitekim Irak’ta da ilk önce ayaklanmalar başlamış ve ardından ABD’nin işgaliyle etnik ve mezhepsel bir ayrışma gerçekleşmişti.


Bu çerçevede Suriye’deki yaşanan olaylar, Türkiye’nin komşularla sıfır sorun politikasının bu coğrafyada barış ve istikrar kurulmadan uygulanması zor bir politika olduğunu gözler önüne sermiştir. Türkiye’nin bölgedeki olaylar sırasında Suriye sınırındaki Suriyeli mültecilere yaptığı insani yardımlar, Ankara’nın iyi komşuluk ve dostluk ilkesine ne kadar bağlı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Ayrıca Ankara’nın Esad yönetimine reform çağrısının ardından Suriyeli muhaliflerden Esad’ın gitmesi için çağrı yapmasını istemesi, bölgede Türkiye’siz bir değişimin pek de başarılı olamayacağına işaret etmektedir. Diğer taraftan, Suriye’deki olaylar Türkiye açısından önemli olduğu kadar Irak’ın istikrarı bakımından da önemlidir. Önümüzdeki süreçte Suriye’deki karışıklığın daha fazla artması, Irak’a Suriye sınırından teröristlerin sızmasına ve ülkede terör eylemlerinin sıkça baş göstermesine yol açabilir. Bu bağlamda, Suriye’nin istikrarını muhafaza etmek tüm bölge ülkelerinin öncelikli hedefi haline gelmelidir. Aksi halde Türkiye, iki istikrarsız ülkeyle -Irak ve Suriye- sınır komşusu olacaktır.

 

 

 

Dipnotlar:

(1) http://haberler.com/turkiye-ye-giris-yapan-suriyeli-sayisi-15-bin-531-2843562-haberi/
(2) http://www.arabstoday.net/index.php?option=com_content&view=article&id=115284&catid=696
(3) http://www.dp-news.com/pages/detail.aspx?articleid=85659
(4) http://www.elaph.com/Web/news/2011/6/665150.html

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top