Türkiye-İran Terörle Mücadelede İşbirliği Olanakları

İlkut Taha TASLI
06 Mayıs 2011
A- A A+

Modern Türkiye tarihi üzerine çalışmaları ile tanınan Andrew Mango’nun “Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği” adlı sempozyumda sunduğu özel bildiri şu cümle ile başlar: “Evet, terörist saldırıyı kınıyoruz, fakat diğer taraftan, bu teröristlerin sizin deva bulmanızı gerektiren gerçek sıkıntıları ve mutsuzlukları mevcut.” Andrew Mango, bu cümleyi Türkiye’nin komşularının dilinden söyler ve ekler: “Terörizmle mücadele ederken, bir şahsı kendi ülkesini hedef almayan terörist olarak değerlendirerek dikkate almayan zihniyet, ortak mücadeledeki başarısızlığın en büyük nedenidir.” (1) Mango’dan ilham alınarak ortaklık taşımayan zihniyetlerin krizlere gebe olduğu düşünülebilir. Diğer taraftan yönetim kitaplarının klasik söylemi, krizlerin iyi yönetilerek fırsat alanları yaratılmasıdır. Terörün varlığı ciddi bir kriz alanıdır. Türkiye ile İran arasında, 1990’lı yıllarda kriz konusu olan PKK terör örgütü, son birkaç yıldır ortak güvenlik alanı olarak şekillenmektedir. Bu süreçte ortak zihniyet çerçevesinin önemi büyüktür.


Bu çalışma, terörle mücadelede işbirliği imkânları konusunu ele almaktadır. İşbirliği yapması beklenen taraflar İran ve Türkiye’dir. Kendisine karşı işbirliği yapılması beklenen nesne genel olarak terör örgütleridir; ancak bu çalışmada, kapsam biraz daha daraltılarak PKK-PJAK terör örgütüne karşı işbirliği olanakları ele alınacaktır. Çalışma “işbirliği imkanları”nı konu aldığından farklı senaryolara yer verilmeyecektir. Çalışmada kullanılan veriler, medyada yer alan bilgiler ve makale-bildiri gibi akademik kaynaklardır. Çalışma ile ilgili işaret edilmesi gereken bir başka husus, terörle mücadelenin stratejik ve taktik olarak iki nazari boyutta ele alınarak anlatılmaya çalışıldığıdır. Stratejik seviye, karar alma mekanizmaları arasındaki ilişkilere ve terörün engellenmesine odaklanırken; taktik seviye, teröristler ve sempatizanlarla girişilecek cari mücadeleye işaret etmektedir. Çalışmada ilk olarak PJAK terör örgütü kısaca ele alınacak, sonrasında PJAK’ın PKK ile bağı ortaya konulacaktır. İkinci olarak Türkiye ile İran’ın mevcut işbirliği seviyesi ve işbirliği gerekliliği ifade edilecektir. Üçüncü aşamada ise taktik ve stratejik seviyede yapılması gerekenler, alıntılar ve akıl yürütme aracılığı ile ifade edilerek çalışma sonlandırılacaktır.


PJAK Terör Örgütü ve PJAK’ın PKK ile Bağları

İran ile Irak’ın kuzeyi arasında, PKK terör örgütü ile organik bağlara sahip bir örgüt PJAK’tır. PJAK, kendini İran merkezli ve İranlı Kürtlerde kimlik bilinci oluşturmayı hedefleyen bir örgüt olarak tanımlamaktadır. (2) Kuruluş fikri 1993 yılında doğmuştur. İlk örgütlenmesini 2002 yılında Demokratik Birlik Hareketi adıyla gerçekleştiren örgüt, 2004 yılında ilk kongresini yapmıştır. PJAK’ın İran’daki tabanı, Batı Azerbaycan eyaletinde yaşayan Kürtlerdir. PJAK, tüzüğünde PKK ile bağını ifade etmektedir. Buna göre PJAK, PKK’yı Kürt tarihindeki en büyük hareket olarak görür ve kendisini Apoizm çizgisinde niteler. PJAK, PKK’yı çatı örgüt olarak tanımlar. PJAK, bütün propaganda ve siyasi çalışmalarında PKK araçlarından yararlanmakta ve mensup kazanma bağlamında Abdullah Öcalan’a ait kitap, makale ve sair şeyleri kullanmaktadır. Ayrıca PJAK’ın üst düzey kadroları PKK’da rol oynamış isimlerdir. PJAK’ın askeri ve ideolojik olarak eğitim merkezi de PKK kamplarıdır. (3)


Türkiye ile İran Arasında Mevcut Birliktelikler ve İleriye Dönük Gereklilikler

İran ve Türkiye arasında terörle ilintili iki anlaşmanın varlığından bahsedilebilir. Bunlardan ilki, 1989 yılında imza edilen “Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı İşbirliği Protokolü”dür. Bu protokol bağlamında iki ülke arasında 1989 yılından beri “Yüksek Güvenlik Komisyonu” toplantıları yapılmaktadır. (4) Buna ek olarak daha alt seviyede “Güvenlik Alt Komite” toplantıları da yapılmaktadır. (5) Türkiye ile İran arasındaki ikinci anlaşma, yakın zamandaki görüşmeler çerçevesinde, Ağustos 2008’de “Uyuşturucu Kaçakçılığı, Organize Suçlar ve Terörizmle Mücadelede İşbirliği Anlaşması" adıyla imzalanmıştır. Bu anlaşma geçtiğimiz günlerde TBMM’de onaylanmıştır. (6)


Terörün İran-Irak-Türkiye coğrafyasındaki varlığı başlı başına bir sorun olmakla birlikte birkaç önemli nedenden dolayı işbirliğini gerektirmektedir. Bunlardan ilki, ilkesel tavır bağlamında Türkiye’nin (tüm dünyada barış arzulayan geleneğinden doğan) barış vizyonu olarak ifade edilebilir. Barış bağlamında yakın ya da uzak tüm coğrafyalarda terörün sona ermesi arzulanmaktadır. İkinci neden, güvenlik ve zorunluluk olarak ifade edilebilir. İran’da oluşacak muhtemel bir kaos ortamı, PKK-PJAK gibi terör örgütlerinin bu coğrafyada barınmalarını mümkün kılacaktır. İran’ın nükleer enerji çalışmaları da düşünüldüğünde bu ülkede yaşanacak kaos ve benzeri senaryolar, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki terör kamplarına dönük politikasını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca “terör örgütü” ile “nükleer” ifadelerinin bir araya gelmesini sağlayacak olumsuz durumlara gebedir. (7) Üçüncü neden olarak, İran ve Türkiye’nin PJAK ve PKK’ya karşı gerçekleştirdikleri ferdi operasyonların birbirinden haberli hale getirilmesi suretiyle, terörle mücadeledeki verimin artırılacağı düşünülmektedir. Dördüncü neden, İran’ın uluslararası kamuoyundaki konumu ile ilgilidir. İşbirliği İran’ın prestij kazanması adına yararlı olacaktır. Daha açık bir ifadeyle eş zamanlı ya da ortak operasyonlar, istihbarat paylaşımı, finans kaynaklarının çökertilmesi gibi konulardaki girişimler, İran üzerindeki uluslararası kategorik baskıyı yumuşatacak adımlar olabilir.


Bu ihtimaller ve imkânlar, Türkiye ve İran’ı teröre karşı birlikteliğe yönlendirmelidir.


İşbirliği bağlamında geliştirilebilecek ortak hareket tarzları iki kapsamda düşünülebilir. Bunlardan ilki terörle mücadeleye yönelik stratejik seviye, ikincisi teröristle mücadeleyi şekillendiren taktik seviye ilişkilerdir. Stratejik seviyede diplomatik manevralar, taktik seviyede ise eş zamanlı ya da ortak askeri-polisiye girişimler ifade edilecektir.


Taktik Seviyede İşbirliği Olanakları

Taktik adımlardan ilki, terör örgütü PKK ile İran’ın geçmişteki ilişkilerinden hareketle üretilebilir. Terör örgütü ile bölge ülkelerinin ilişkileri bağlamında İran’ın -özellikle Irak’ın kuzeyindeki-  kamplar, kişiler, imkân ve kabiliyetler, niyetler gibi birçok konuda Türkiye ile paylaşacağı bilgilere sahip olduğu değerlendirilmektedir.


Bir başka taktik adım ise Kandil coğrafyası ile ilgilidir. İran’a sınırı olan Kandil Dağı’nda terör örgütüne karşı yapılabilecek örtülü ya da geniş çaplı operasyonlarda lojistik, operasyon sonrası geri dönüş, ulaşım, koruma ve sair konularda desteğe dayalı işbirliği yapılabilir.


Ortak hareket tarzı olarak bir başka taktik öneri (ki hiyerarşik bir sıralama yapmak gerekirse en önemlisi) İran coğrafyasının binlerce yıllık geçiş hattı niteliği ile ilgilidir. Hazar coğrafyasının kuzeyi özel olarak “kavimler kapısı” olarak adlandırılır. Güneyi olan İran için böylesi özel bir kavramsallaştırma olmamakla beraber İran’ın Avrupa ile Asya coğrafyası arasında önemli bir koridor olduğu düşünülmektedir. Koridora açılan kapılar arasında en çok dikkat çeken uyuşturucu konusudur. İran ve Türkiye’nin Afganistan’dan başlayan uyuşturucu nakil hattının güzergâhları arasında olduğu ifade edilebilir. (8) Afganistan ise, BM 2010 Uyuşturucu raporuna göre, afyon üretimi konusunda liderdir. Son birkaç yıldır, dünya afyon üretiminin tamamına yakını (raporda %89, %92, %93 gibi rakamlarla ifade edilmekte) Afganistan’dan karşılanmaktadır. (9)


Kamuoyuna yabancı olmayan bir diğer olgu ise terör örgütleri ile uyuşturucu kaçakçılığı arasındaki organik bağdır. Bu bağlamda PKK terör örgütünün finansman kaynakları arasında önemli bir kalem olarak “uyuşturucu işi” ifade edilmektedir. (10) Bu teorik bilgiyi destekleyen veriler Anadolu Ajansı’ndan elde edilebilir. Buna göre Anadolu Ajansı web sayfasının arşiv kısmında PJAK ifadesiyle yapılacak bir taramada çıkan haberlerin birçoğunda görülen husus, “örgüte finansman sağlamak amacı ile uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığı”dır. (11) Terör örgütü PKK-PJAK’ın finansman kaynağının engellenmesi konusunda ortak hareket etmek,  taktik anlamda oldukça rasyonel görünmektedir.


Taktiğe dair bir başka öneri Irak coğrafyası ile ilgilidir. Amerikan işgalinden sonra Irak’taki Şii unsurların güçlendiği ve İran’ın da Şii geleneği üzerine inşa edilmiş bir devlet olduğu açıktır. Türkiye’nin Irak’taki tüm gruplarla temasları çerçevesinde Şii topluluklarla da ilişkileri mevcuttur. Ancak Türkiye’nin bölge perspektifi barış odaklıdır. İran’ın ise diplomasiyi aşan ilişkiler ağından bahsedilebilir. Bu çerçevede İran’ın Irak üzerindeki tesirinden yararlanmak teröristlerle mücadele anlamında işlevsel olabilir. Daha açık bir tabirle Türkiye’nin, İran’ın diplomasi ötesindeki ilişkilerinden yararlanarak Irak’ın merkez ve güney bölgelerindeki PKK unsurlarını zayıflatması düşünülebilir.


Stratejik Seviyede İşbirliği Olanakları

Türkiye’nin PKK tecrübesi 30 yıl gibi ciddi bir sürece sahiptir. Bu süreçte kimlik, etnisite, vatandaşlık, iktisadi gelişmişlik, sosyal enerji gibi birçok başlık ve alt başlıklar oluşmuştur. İran’ın ise terör tecrübesi Türkiye’ye kıyasla oldukça sınırlıdır. Terör örgütünün yarattığı maliyetler, ayrılıkçı eğilimlerin yoğunluğu, kitlesel destekler, sivil toplum yapılanmaları, uyuşturucu-silah-insan kaçakçılığı yapan organize suç şebekeleri ve siyasallaşma gibi konularda Türkiye, İran’a kıyasla olumsuz ve derin tecrübeye sahiptir. Türkiye’nin bugünü trajedi olarak adlandırılırken, İran’ın bugünü dramdan öteye geçmez. Bu çerçevede iki şey söylenebilir. Birincisi, Türkiye’nin kendi tecrübelerini İran’la paylaşması mümkündür. İkincisi ise İran’ın teröre karşı Türkiye kadar net tavır sergilemeyeceği ihtimali akılda tutularak gelecek tasarımı yapılmalıdır.


Stratejik olarak adlandırılabilecek ilk adım, İran’daki Kürtler ile ilgilidir. İran’da %7 oranında bir Kürt nüfusun varlığından bahsedilebilir. (12) Bu nüfusun da %70’inin Sünni olduğu ifade edilmektedir. Buna ek olarak İran’daki Kürtler arasında tarikat kültürünün yoğunluğu da akılda tutulmalıdır. İran’daki Şii Kürt topluluğun İran’a entegre olduğu ancak Sünni Kürt toplulukların sisteme entegre olmak bir yana geçmişten bugüne ayrılıkçı eğilim içinde oldukları belirtilmektedir. (13) Bu noktada ayrılıkçı eğilimlerin terör yöntemi ile senteze geçmesi olası görülmektedir. Türkiye ile İran arasındaki işbirliği bu noktada oldukça somutlaşmaktadır. Türkiye’nin, Irak’ta Sünnileri siyasi sisteme entegre etme çabasına paralel olarak İran’da da benzeri bir girişime geçmesinin işlevsel olacağı değerlendirilmektedir. Türkiye’nin kendi Kürt sorunu ile edindiği tecrübesi bu süreci kolaylaştırıcı bir unsur olabilir. Son dönemdeki demokratik girişimler hem İran hem de İranlı Kürtler için bir örnek teşkil edebilir. Böylelikle PKK terör örgütünün İran’ı hedef alan bir yapılanması sekteye uğratılmış olur. Bu kolun sarsılması -yukarıda da değinilen- güzergâh ve kaçakçılık bağlamlarında örgütün gelir kaynaklarının zayıflatılmasına hizmet edecektir.


İran ile Iraklı liderler arasındaki yakın ilişkiler olduğu değerlendirilmektedir. Şii dini liderleri ya da Kürt grup liderleri gibi kimi kesimler, geçmiş yıllarda siyasi ve askeri bağlamlarda İran ile yakın ilişkiler kurmuştur. Ayrıca Iraklı politikacıların İranlı danışmanları olduğu da ifade edilmektedir. (14) İran’ın Irak ile dini ve siyasi bağ ve birlikteliklerinin, terörle mücadele kapsamında araçsallaştırılması stratejik adımlardan bir diğeri olarak görülmektedir.


Stratejik seviyede atılabilecek bir başka adım, PJAK örgütünün İran’daki gelişim süreci ile ilgilidir. Arif Keskin’e göre PJAK, PKK ile İran arasında iyi ilişkilerin bulunduğu geçmiş yıllarda temellenmiştir. İran’daki diğer Kürt örgütlenmeleri (İKDP ve KOMULE) bir takım nedenlerle zayıf düşerken, PJAK, PKK terör örgütünün imkân ve tecrübelerinden de yararlanarak (İran’daki Kürt grupları medya desteğine sahip değilken PJAK Roj Tv aracılığıyla propaganda yapabilmiştir) gelişebilmiştir. (15) Geçmişte yaşanan bu süreçte, terör örgütünün İran’da dernek, vakıf, banka ve sair kurumlar aracılığıyla “kara para aklama” tecrübesi elde etmiş olabileceği düşünülmektedir. Mali kaynaklara set çekilmesi adına bu tarz kurumlarla mücadele gerekli görülmektedir. Özellikle Türkiye ve İran’da terör ekseninde faaliyet gösteren kurumlar arasındaki ilişkiler ve kurumların kullandıkları yöntemler bağlamında bilgi alışverişi ile ortak ya da eş zamanlı denetimler-operasyonlar terörle mücadele adına rasyonel görülen adımlardır.


Teröristlerin teslim edilmesi ya da iadesi konusu, bir diğer ortak hareket tarzı olarak düşünülebilir. Yakalanan teröristlerin teslim edilmesi, hukuki dayanaklarla gerçekleştirilmelidir. Hukuki altyapı eksikliği nedeniyle teröristlerin teslim edilemediği durumlarda, yakalandığı ülkenin hukukuna göre teröristin etkisiz kılınması, ikili anlaşmalarla sağlanmalıdır.


İran ve Türkiye arasında, PKK-PJAK terör örgütlerine karşı uygulanacak terörle mücadelenin hukuki boyutunda yasal boşluk bırakmayacak şekilde eşgüdümlü düzenlemeler yapılabilir. Bir örnek ile somutlaştırmak gerekirse terör kavramının tanımı, nelerin suç sayılacağı ya da iade süreçlerinin nasıl işleyeceği gibi konularda birbiriyle paralellik arz eden hukuki çalışmalar yapılarak yasalaşması sağlanabilir. Bu öneri, hukuk ve terör konularında bilgi sahibi komisyonların yapabileceği bir çalışma olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca bazı sorunları da bünyesinde barındırmaktadır. Bunlardan ilki, iki ülkenin de terörle mücadele mevzuatlarını bir bütün olarak eşgüdümlü hale getirmekten kaçınacaklarıdır. Ülkelerin, anlaşma ile kendini bağlı kılmaktan uzak duracağı düşünülmektedir. Bu durumu aşmak adına yapılabilecek davranış, basamaklı mücadele yöntemi oluşturmaktır. Buna göre iki ülkenin de öncelikleri, kamuoyu, siyasi atmosferi ve sair dinamikler dikkate alınarak işbirliğine giden yolu ısıtacak adımlar atılmalı, süreç içerisinde ortaklık ilişkisi derinleştirilmelidir.


İran ile Türkiye arasında düşünülen bir diğer hareket tarzı, anlaşmaların güncellenmesi olarak düşünülmektedir. Türkiye ile İran arasında terörle ilgili olarak iki anlaşmanın varlığı göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki 1989 tarihli “Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı İşbirliği Protokolü” adlı anlaşmadır. Anlaşmada yer alan anlık haberleşme araçları (teleks gibi) dahi bugüne göre yeniden gözden geçirilme ihtiyacı duymaktadır.


İki ülke arasında terör konulu ortak konferans, panel, sempozyum, üniversitelerde eğitim programları, yaz okulları, akademik uzmanların ortak çalışmalar yapabileceği platformlar ve akademik uzman değişimleri, askeri uzmanların karşılıklı diyalogları ve sair araçlarla gerek entelektüel kamuoyunun ve gerekse uzmanların birbirinden haberli ve eşgüdüm içinde olması sağlanabilir.


Sonuç Yerine

Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler bir resim olarak düşünüldüğünde terör konusunda vurulacak fırçalarda hassas olunması gerektiği değerlendirilmektedir. Hassasiyet açısından teröre karşı mücadelede “birliktelik” oldukça önemli bir ihtiyaçtır.  Bu ihtiyaç dolayısıyla, iki ülke arasında terör konusunda yakın ilişkiler ortaya çıkmaktadır. Böylelikle terör örgütlerinin doğurduğu kriz, iki ülke arasındaki ilişkilerin yoğunluğunu arttıran bir fırsat alanına dönüştürülmektedir. Bu ilişki biçimi İran ve Türkiye’yi güçlü kılacak, bölgesel barışa katkı sağlayacaktır.


Dipnotlar:

(1) Genelkurmay Başkanlığı TMMM tarafından gerçekleştirilen Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği adlı sempozyumda Andrew Mango tarafından sunulan bildiri metni. Andrew Mango, “ Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği” ( özel bildiri ), Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği II. Uluslar arası Sempozyum Bildirileri, Ankara, Genelkurmay Başkanlığı TMMM yayını, s. 13.

(2) http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2006/08/060817_iran_pjak.shtml

(3) Keskin, A. “PJAK : PKK’nın Bölgedeki Yeni Misyon Arayışı”, Stratejik Analiz, c. 8, 2007, s. 92, sf. 46-48.

(4) http://www.icisleri.gov.tr/default.icisleri_2.aspx?id=3421

(5) http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/20091019_kemal.inat.pdf s. 14.

(6) http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2

011/03/20110310.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/03/20110310.htm

(7) http://www.bilgesam.net/tr/index.php?option=com_content&view=article&id

=736:rana-ramen-bat-m-batya-ramen-ran-m&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150

(8) Solgun, S. ( 2002 ). Uyuşturucu Madde Kaçakçılığı ve Alternatif Çözüm Önerileri. Muğla Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. sf. 60-63.

(9) http://www.unodc.org/documents/wdr/WDR_2010/World_Drug_Report_2010_lo-res.pdf sf.253-255.

(10) http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu4%20makale/ercan_citlioglu.pdf sf.5.

(11) http://www.aa.com.tr/index.php?searchword=pjak&option=com_search&Itemid=

(12) https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ir.html

(13) http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu4%20makale/murat_saracli.pdf sf. 175-176.

(14) Zengin, G. 2010, Hoca – Dış Politikada Davutoğlu Etkisi, İnkılap Kitabevi, İstanbul, sf. 257.

(15) Keskin, A. “PJAK : PKK’nın Bölgedeki Yeni Misyon Arayışı”, Stratejik Analiz, c. 8, 2007, s. 92, sf. 48.

Back to Top