Libya’daki Son Gelişmeler (DSA)*

A- A A+

1.  a) 2010 Aralık ayı ortalarında Tunus’ta başlayan ve kısa sürede diğer bazı Arap ülkelerine sirayet eden hareketlerin değişik ölçü ve şiddette devam edegeldiği görülmektedir. Bu çerçevede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin polis kuvveti sevk ettiği ve büyük ihtimal ile maddi yardımda bulunduğu Bahreyn’de veliaht prensin reform vaatlerinin şiddet hareketlerini duraksattığı ve bir bekleme sürecine girildiği, Mısır’da ara ara gösteriler yapılmakla birlikte Mübarek ve yakınlarının mahkeme edileceğinin açıklanması ve bazı iyileştirme tedbirlerinin alınması ile durumun eskiye nazaran daha sakin göründüğü, buna karşılık Suriye’de fevkalade hal kanunun 48 yıl sonra kaldırılmasına rağmen nümayişlerin kanlı biçimde daha da genişleyerek devam ettiği izlenmektedir. Yemen’de ise geçen hafta KİK’in (Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi) sunduğu planın gerek Başkan Saleh ve iktidar partisi gerek parlamentodaki muhalefet cephesini oluşturan 7 parti tarafından kabul edildiği ancak nümayişçilerce red olunduğu ve gösterilerin Başkan Saleh çekilene kadar devam edeceği anlaşılmaktadır.

 

b) Ölü sayısının 1000’i aştığı Libya’daki çatışmaların bir iç savaşa dönüştüğü, Kaddafi güçlerinin ülkenin kuzeybatısına (Tripolitania), muhalif güçlerin ise ülkenin kuzeydoğusuna (Cirenaica) hakim olduğu görülmektedir. Parlamento, siyasi parti ve sendika gibi hiçbir siyasi kuruma sahip olmayan ve aşiret yapısından uluslaşma sürecine tam geçemediği görüntüsü veren Libya’da Kaddafi’nin bugüne kadar esas itibariyle mensup olduğu Kaddadfa Aşireti ve diğer bazı aşiretlerle ve işbirliği suretiyle ülkeyi idare ettiği anlaşılmaktadır.  Ancak olayların başlamasını takiben bazı eski bakanlar, ordu mensupları, büyükelçiler ve yüksek memurlar düzeyinde taraf değiştirmelerin mensup oldukları aşiretlerin tutumlarından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.



c) Olayların ortaya çıkış nedenleri hakkında DSA 73 sayılı bültende ayrıntılı bilgi verilmiş olmakla birlikte zaman zaman olayların çıkmasının yabancı güçlerin petrol paylaşımı ile ilgili olduğuna dair bazı görüşlere de rastlanmaktadır. Eldeki bilgilere göre Libya Petrollerinin el’an % 57’sinin çok uluslu şirketler  % 32’sinin yabancı ülke şirketlerinin  (bu meyanda TPAO), % 17’sinin çok uluslu şirketlerle yabancı ülke şirketlerinin ortak oluşturdukları şirketlerce işletilmektedir. Eldeki istatistikî bu bilgiler doğru ise olayların sadece petrol paylaşımına bağlı olduğunu ileri sürmenin gerçekleri tam yansıtmadığı düşünülmektedir. Kaldı ki halk hareketlerinin petrol yönünden zengin olmayan diğer bazı Arap ülkelerinde cereyan etmesinde olaylarda DSA 73 sayılı bültende teferruatlı biçimde açıklanan, yükselen yeni küresel değerlerin önemli rol oynadığı savını güçlendirir mahiyette görülmektedir. Kaddafi olaylarda yabancı güçlerin ve El-Kaide’nin rolü olduğunu ısrarla vurgulamaktadır.

 

d) Olayların başlamasını takiben muhalifler Bingazi’de Geçici Ulusal Konseyi adı altında 31 kişilik bir yönetimi eski Adalet Bakanı Mustafa Abdül Celil başkanlığında oluşturmuşlardır. Geçici Ulusal Konsey’in sadece 13 üyesinin adı bilinmektedir.

 

2. a) Libya’da kan dökülmesinin artması Arap Ligi’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) gerekli müdahalenin yapılması müracaatına yol açmış ve BMGK’nın kabul ettiği 17 Mart 2011 tarihli ve 1973 sayılı karar çerçevesinde bir yandan Libya’nın maddi varlıklarının dondurulmasına ve uçuşa “yasak bölge  (no-fly zone)” ilan edilmesine diğer yandan da sivil halkın korunması için gerekli önlemlerin alınmasına karar verilmiştir. Bu karar Libya topraklarında herhangi bir kara harekâtına cevaz vermemektedir. Önce İngiltere, Fransa ve ABD uçakları tarafından başlatılan operasyonlar bilahare NATO tarafından üstlenilmiş olup taaruzi askeri operasyonlara katılmama kaydıyla Türkiye de  gemiler ve uçaklarla BMGK 1973 sayılı kararının uygulanmasına katkıda bulunma kararı almıştır. Operasyonların başladığından bu yana NATO uçaklarının 3000’e yakın sorti yapmalarına rağmen Kaddafi güçlerini dize getiremediği, durumun giderek daha ciddi bir hal aldığı, NATO uçaklarının zaman zaman yanlışlıkla muhalif güçleri de vurduğu basın haberlerinden öğrenilmektedir. NATO içinde Almanya, Danimarka ve Belçika gibi bazı ülkelerin operasyonlara sıcak bakmadığı buna mukabil Fransa ve İngiltere’nin daha fazla operasyondan yana olduğu bilinmektedir. Durumu özetlemek gerekirse kara harekâtı olmadan sadece hava operasyonları ile neticeye varmanın güç olacağı anlaşılmaktadır. BMGK 1973 sayılı kararın kabulü sırasında çekimser kalan Rusya’nın askeri operasyonlara sıcak bakmadığı, bugünkü şartlarda Birleşmiş Milletler’den daha kapsamlı ve icabında kara harekâtına da cevaz verecek yeni bir kararın çıkarılmasına olanak olmadığı görülmektedir.

 

b) Cephede aşılması güç bu duruma karşın diplomatik alanda Libya’nın uluslararası gündemde giderek artan biçimde yer aldığı izlenmektedir. Bu çerçevede, Nisan ayı ortalarında Doha’da toplanan ve Türkiye’nin de katıldığı “Contact Group” toplantısında Kaddafi’ye çekil çağrısı yapıldıktan sonra Geçici Ulusal Konseyin Libya Halkının “meşru temsilcisi” olduğu vurgulanarak muhaliflere yardım üzerinde durulduğu; hemen aynı tarihlerde Kahire’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, AB Dış İlişkiler Sorumlusu Lady Ashton, Arap Ligi Genel Sekreteri Amr Moussa, Afrika Birliği ve İslam Konferansı Örgütü temsilcileri ile bir araya gelerek Libya Krizi’ni görüştükleri; AB’nin muhaliflerle görüşme ve insani yardım kararı aldığı,  Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün insani yardımları başlattığı basın haberlerinde belirtilmektedir. Muhaliflerin Geçici Ulusal Konsey’inin bugüne kadar sadece İtalya, Fransa ve Katar tarafından tanınmış olmasına karşın uluslararası alanda muhaliflere giderek daha fazla alaka ve destek gösterildiği de bir vakıadır.

 

c) Geçen hafta NATO toplantısı arifesinde Obama-Sarkozy-Cameron’un imzası ile yayınlanan mektupta, BMGK’nin 1973 sayılı kararının Kaddafi’yi kuvvet yolu ile iktidardan uzaklaştırmaya cevaz vermediği, halkın desteğini kaybeden Kaddafi’nin iktidarda kalmasının kaosa yol açtığı, Kaddafi güçlerinin şehirlerden geri çekilerek kışlalarına dönmeleri, sivillerin korunması amacı ile askeri operasyonların devam etmesi, Kaddafi’siz Libya’nın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığının korunması, yeni liderlerle geçiş döneminde BM’nin ülkenin yeniden inşası için katkıda bulunması, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin sorumlular hakkında soruşturmasının devam ettiği vurgulanmaktadır. Kaddafi ve yakın çevresinin Uluslararası Ceza Mahkemesinde soruşturmaya tabi tutulmasının, Kaddafi ve yakınlarının ülkeyi terk etmelerine engel teşkil ettiği gibi bazı silahlı kuvvetler mensupları ile bazı Aşiret liderlerinin taraf değiştirmelerine de set çektiği yolunda yorumlar mevcuttur.

 

d) İngiltere ve ABD’nin gizli servislerinin Libya’da belirli bir faaliyet içinde oldukları, Başkan Obama’nın bundan bir müddet önce CIA’yı görevlendirdiği haberleri basında çıkmıştır. İngiltere geçtiğimiz günlerde biraz daha ileri giderek BMGK 1973 sayılı kararına istinaden sivillerin korunması çerçevesinde Bingazi’ye muharip güçlere askeri danışmanlar ve bölge uzmanı bir diplomatın başkanlığında bir irtibat ekibi yollama kararı almıştır. Buna göre askeri danışmanların bir yandan muhalif güçlere istihbarat ve lojistik destek verirken diğer yandan da NATO operasyonlarında koordinasyon sağlayacakları bildirilmektedir. İngiltere’yi takiben esasen Bingazi’deki Geçici Ulusal Konsey’i resmen tanımış bulunan Fransa ve İtalya da askeri danışmanlar gönderme kararı almışlardır. ABD’nin geçen hafta sonunda Libya’ya 25 milyon dolarlık teçhizat, radyo, dürbün ve ilaç yardımına ilaveten son olarak Libya’ya insansız uçaklar sevk edeceği, insansız uçakların NATO uçaklarının harekatları sırasında bunların isabet yeteneklerine katkıda bulunacağı açıklanmıştır. Rusya bu tertiplerin BMGK’ın 1973 sayılı kararının sınırlarını aştığını vurgulamakla yetinmiştir. Bugüne kadar yabancı güçlerin Libya’ya gelmesine karşı olduğunu çeşitli vesilelerle vurgulamış bulunan muhaliflerin bu kez karşılaştıkları zorluklar nedeniyle yabancı kara kuvvetlerinin yardımını istedikleri yolunda son günlerde haberlere rastlanmaktadır. Libya Hükümet Sözcüsü yabancı güçlerin olaylara müdahil olmalarının uluslararası hukukun ihlali olduğunu büyük ölçüde kan dökülmesine neden olacağını bildirmiştir. Kaddafi güçlerinin son iki aydır çatışmaların odağını teşkil eden Misrata’da kuşatmayı kaldırıp bölgenin güvenliğinin aşiretlere bırakılacağını açıklamış olmasına rağmen Misrata geçtiğimiz hafta sonu kesif bir şekilde bombalamaya tabii tutulmuştur.

 

3. a) Bütün bu gelişmelere rağmen Libya’daki durum hala belirsizliğini korumakta olayların ne şekilde gelişeceğini kestirmek güç görünmektedir. Bugüne kadar muhalifler her türlü ateş kes önerisini Kaddafi’nin durumunu sağlamlaştıracağı mülahazası ile red etmişlerdir. Ancak, muhalif güçlerin esas itibari ile eğitimsiz veya yeterince eğitimli olmayan elemanlardan oluşması,. eğitimlerinin zaman alacak olması bunların tek başlarına Kaddafi’yi  bertaraf etme gayretlerini güçleştirmektedir. Nitekim geçen hafta muhalifler yabancı güçlerin yardımını istemeye başlamışlardır. Diğer taraftan çatışmaların sivil halkı her geçen gün daha zor şartlara ve sefalete ittiği ve 15 bini aşkın kişinin Tunus’a sığındığı belirtilmektedir.

 

b) Bugünkü durumun devamına uluslararası camianın ne kadar süre ile göz yumacağı bilinmemekte Kaddafi’nin bir şekilde iktidarı bırakmasının sağlanamaması halinde ülkenin bölünmesinin dahi gündeme gelmesi beklenmektedir. Diğer taraftan Kara Kuvvetleri’nin % 30-40’ının imha edildiği bildirilen paralı askerlerle takviyeli Kaddafi güçleri karşısında muhalif güçlerin etkili yabancı yardım olmadan daha ne kadar dayanabilecekleri sorusu zihinleri meşgul etmektedir.  Bu çerçevede akla gelen diğer bir soru da Arap Ligi’ni oluşturan 22 Arap ülkesi ve belli başlı batılı ülkelerce kendisine çeşitli ağır suçlamalar yönetilen ve çekil çağrısı yapılan Kaddafi’nin iktidarı muhafaza edip edemeyeceğidir.

 

4. Libya konusunda NATO içerisinde ve AB çerçevesinde tam bir görüş birliğine varılamadığı görülmektedir. Bugüne kadar Geçici Ulusal Konsey’i resmen tanıyan sadece 3 ülke (Fransa, İtalya ve Katar) mevcuttur. Geçici Ulusal Konsey’in uluslararası ortamda tanınmasının önemi bir yandan Geçici Ulusal Konsey’e siyasi bir ağırlık kazandırırken diğer yandan da Libya’nın dondurulan varlıklarının Konsey’ce kullanılma imkânını sağlayacak olmasındandır.

 

5. Türkiye BMGK 1973 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına ve bu çerçevede insani yardımların yapılmasına destek verirken Libya halkının istekleri doğrultusunda siyasi reformların yapılmasından yana olduğunu açıklamış, Libya’daki 25 bin Türk ve yabancı uyruklu işçinin ülkeden çıkarılmasını başarı ile gerçekleştirmiş, hem Kaddafi ile hem muhalif güçlerle uygun şekilde temaslar sürdürmüştür. Bununla beraber yürütülen temas ve faaliyetlerin –Bingazi’deki Türkiye aleyhtarı gösterilerden de anlaşıldığı üzere– muhalif güçleri tatmin etmediği görülmektedir. Giderek daha karmaşık ve kayganlık arz eden bugünkü şartlarda Türkiye’nin Libya ile tarihi, kültürel, siyasi bağları ve önemli ekonomik ve ticari ilişkiler ışığında bölgedeki gelişmeleri yakından ve gerçekçi bir şekilde değerlendirmeye çalışması uygun olacaktır.

 


*Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi(E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk.Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), İlker Başbuğ Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral(E), Sönmez Köksal Büyükelçi (E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Candemir Önhon Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E), Aytaç Yalman Orgeneral (E)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top