Şanghay İşbirliği Örgütü Türkiye İçin Bir Alternatif midir?

Ümit ALPEREN
25 Aralık 2013
A- A A+

21-22 Kasım 2013'te St. Petersburg’da Türkiye-Rusya arasında düzenlenen Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin (ÜDİK) dördüncü toplantısında, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye’nin AB’ye girme çabasının uzamasına gönderme yapması üzerine, Başbakan R. Tayyip Erdoğan “50 yıllık bir tecrübe. Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na (ŞİÖ)  gelin Türkiye’yi alın. Bizi de bu sıkıntıdan kurtarın.”şeklinde karşılık vermiştir.(1) Hatırlanacağı üzere bu karşılıklı demecin evveliyatı da vardır. Başbakan Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e “Bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alın, AB’ye güle güle diyelim” demeci ile başlayan “AB’ye alternatif ŞİÖ” tartışmaları, 26 Nisan 2013’de Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’da imzalanan anlaşmayla Türkiye’nin örgüte “diyalog ortağı” sıfatını almasıyla yeni bir boyut kazanmıştı. (2) Bu yazıda, Türkiye’nin ŞİÖ’yü, Batı’ya ve AB’ye gerçek anlamda bir alternatif olarak görüp görmediği hususu bir kenara bırakılarak, örgüte diyalog ortağı olmanın Türkiye açısından ne anlam ifade ettiği ve Örgüt’ün AB’ye ya da NATO’ya bir alternatif olma potansiyelinin olup olmadığı tartışılmaya çalışılacaktır.

 

Türkiye-Rusya-Çin İlişkileri

 

Soğuk Savaş sonrasında Türk-Rus ilişkileri olumlu yönde gelişmeye başlamıştır. 1990’lı yıllarda Türk-Rus ilişkilerinde geleneksel tarihi rekabetin izleri Kafkasya’da, Türkistan coğrafyasında görülmeye devam etmiştir. Fakat 2000’li yılların başından itibaren Türk-Rus ilişkilerinde rekabetten çok yönlü işbirliğine doğru yoğun bir geçiş yaşanmıştır. Türk-Rus ilişkileri bir müttefiklik ilişkisi üzerinden değil karşılıklı çıkar ve kazan-kazan politikası bağlamında değişen uluslararası koşullara göre şekillenmektedir. Diğer bir deyişle rasyonel olmayan sıfır toplamlı tarihsel rekabet terk edilerek daha rasyonel bir Türk-Rus ilişkisi inşa edilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda dönemin Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in 11-12 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye’ye gerçekleştirdiği resmi ziyaret vesilesiyle Türkiye ve Rusya arasında Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) kurulmuştur. ÜDİK, Türk-Rus ilişkilerinin stratejisini ve ana hatlarını belirleyecek, siyasi, ekonomik, ticari, kültürel ve insani alanlarda önemli işbirliği projelerinin gerçekleştirilmesini koordine edecektir. (3) Ayrıca belirtilmelidir ki güncel Türk dış politikasının en önemli önceliği olan Suriye sorununda Türkiye ve Rusya’nın görüşleri birbirinin zıddı olmasına rağmen ilişkileri çok fazla etkilememektedir.

 

 

Kaynak: T.C. Ekonomi Bakanlığı, Rusya Federasyonu Ülke Raporu,
http://ekonomi.gov.tr/index.cfm?sayfa=ulkeler&country=7A518193-D8D3-8566-4520D4C743D5F9B1 (Erişim: 18.12.2013)

2012 yılı Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, Türkiye-Rusya arasındaki ticaret hacmi 33 milyar dolardır. Türkiye, Rusya’ya yaklaşık 6,5 milyar dolarlık ihracat yaparken, Rusya’dan yaklaşık 26,5 milyar dolarlık ithalat yapmaktadır. 2012 verilerine göre, Türk-Rus ticaret hacminde 20 milyar dolar civarında Türkiye aleyhine ticari açık ortaya çıkmıştır. Bu verilere ve rakamlara göre Rusya, Türkiye’nin yüzde 4,6’lık oranla en fazla ihracat yaptığı 4. ülke iken, yüzde 9,8’lik oranla en fazla ithalat yaptığı 2. ülke konumundadır. (4)

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve küresel bir aktör konumunda olan Çin ile Türkiye’nin ilişkileri rasyonel bir zemin üzerinde gelişmektedir. Ekonomik olarak Türk-Çin ilişkilerinin oldukça sıcak olmasına rağmen siyasi ilişkilerin aynı sıcaklıkta ve yoğunlukta olduğunu söylemek zordur. Özellikle coğrafi olarak iki ülkenin birbirine uzak olması, dış politika önceliklerinin farklı olması, önceliklerini bulundukları bölgelere vermeleri gibi nedenler siyasi ilişkilerin belirli sınırların aşılmasını önlemektedir. Türk-Çin ilişkilerinde, ticari açık, Uygur sorunu ve Türk-Tayvan ilişkileri sorun alanları olarak karşımıza çıkmasına rağmen bu sorunlar ilişkileri hissedilir derecede olumsuz etkilememektedir. Kültürel anlamda 2012 ve 2013 yılları Türk-Çin ilişkilerine damgasını vurmuştur. 2012 yılı Türkiye’de Çin yılı, 2013 yılı ise Çin’de Türkiye yılı olarak kabul edilmiştir.


Kaynak: T.C. Ekonomi Bakanlığı, Çin Halk Cumhuriyeti Ülke Raporu,
http://ekonomi.gov.tr/index.cfm?sayfa=ulkeler&country=74023500-D8D3-8566-4520381D24D2A483 (Erişim: 18.12.2013)

Türkiye toplam ithalatının yüzde 9,9’unu, diğer bir deyişle en fazla ithalat yaptığı ülke Çin’dir. 2012 Ekonomi Bakanlığı verilerine göre Türkiye-Çin arasındaki ticaret hacmi 24 milyar dolardır. Fakat bu ticaret hacminin 21 milyar dolardan fazlası Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat iken Türkiye ancak 2,8 milyar dolarlık ihracat yapabilmiştir. Türkiye’nin Çin’den ithalatının yüzde 75’ini yatırım ve ara malları oluştururken yüzde 25’ini ise tüketim malları oluşturmaktadır. (5)

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Kısa Bir Bakış

ŞİÖ, Nisan 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında Şanghay’da sınır sorunlarını çözmek ve sınır güvenliğini inşa etmek amacıyla Şanghay Beşlisi olarak kurulmuştur. Haziran 2001’de Özbekistan’ında katılmasıyla Şanghay Beşlisi, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne dönüştürülmüştür. ŞİÖ’nün Haziran 2002’deki tüzüğünde Örgüt’ün temel hedeflerinden birinin “üç şer” olarak adlandırdıkları terörizme, aşırılığa ve ayrılıkçılığa karşı ortak mücadele etmek olarak belirtilmiştir. (6) 2013 yılı itibari ile ŞİÖ’nün tam üyeleri şunlardır:  Çin, Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan. Örgüt’ün gözlemci üyeleri ise Afganistan, Hindistan, İran, Pakistan, Moğolistan’dır. Belarus, Türkiye ve Sri Lanka ise Örgüt’ün diyalog ortaklarıdır. (7)

Mevcut yapısı ile ŞİÖ, coğrafi olarak 37 milyon km2’lik bir alan ile Avrasya’nın yüzde 74’ünü kapsamaktadır. 2,7 milyar nüfus ile dünya nüfusunun yüzde 40’ını teşkil etmektedir. Eğer Pekin yönetiminin üye ülkeler arasında planladığı serbest ticaret ve ekonomik entegrasyon projesi gerçekleşirse, 2020’de örgütün GSYİH’si dünya ekonomisinin yüzde 30’una denk gelecektir. Kısaca ŞİÖ, planlanan projelerin gerçekleşmesi halinde dünyanın en büyük ekonomik ve güvenlik teşkilatı olmaya adaydır. Fakat ŞİÖ, bu hacimsel büyüklüğüne rağmen işlevsellik konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

Çin ve Rusya: Şanghay İşbirliği Örgütünün Başat Ülkeleri

Temel olarak “üç şer” (ayrılıkçılık, aşırılık ve terörizm) ile mücadele etmeyi hedefleyerek kurulan ŞİÖ, yeni üyelerin gözlemci ve diyalog ortağı olarak katılmalarıyla kendine yeni bir tanım yapabilmekten oldukça uzaktır. Başka bir ifade ile ŞİÖ’nün hala oluşmakta olan bir örgüt durumunda olduğu söylenebilir. Bunun en önemli nedeni Çin ile Rusya’nın ŞİÖ’deki gündemlerinin farklı olmasıdır. Fakat ŞİÖ’nün Çin-Rus ilişkilerinin kurumsallaşarak gelişmesinde oldukça önemli bir platform olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

Çin ile Rusya arasında mevcut uluslararası konjonktürden beslenen stratejik ve taktiksel bir yakınlık olmasına rağmen temelde ciddi farklılıklar mevcuttur. Genelde açık ABD-Çin rekabetinden bahsedilse de bunun yanı sıra gizli ve kökleri eskiye dayanan bir Rus-Çin rekabetinden de bahsetmek mümkündür. Çin ve Rusya arasındaki rekabet, modern zamanda Stalin’in ölümünden sonra ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu rekabet, mevcut konjonktürel nedenlerden günümüzde sıcak bir çatışmaya dönüşme potansiyelinin imkânsıza yakın olmasına rağmen, 1969 yılında sınırlı sıcak çatışmaya dönüşmüştür. Özellikle 1971’de ABD-Çin yakınlaşması ile birlikte Çin için gerçek anlamda tehdit “emperyalist Batı’dan” değil “Revizyonist Sovyetlerden” algılanmıştır. Çin-Rus ilişkileri olumlu ilerliyor gözükse de, aslında alttan alta rekabet hep süregelmiştir. Bu süregelen rekabete rağmen Soğuk Savaş sonrasında, iki ülke de rasyonel bir dış politika izleyerek var olan sorunları aşarak ilişkilerini ileriye taşımanın gayreti içerisindedirler. Bu durumun oluşmasının en önemli nedenlerinden biri mevcut konjonktürdür. Uluslararası konjonktürün değişmesiyle görünmeyen rekabet daha bariz bir şekilde ortaya çıkabilir. Mevcut konjonktür, iki komşu gücü zoraki müttefikliğe zorlamaktadır.

Üç şerre karşı kurulan ŞİÖ’nün önemli dinamiklerinden birisi 2001 yılında ABD’nin Afganistan işgali ile Orta Asya’ya girmesidir. Çin ve Rusya, ABD’nin Kırgızistan ve Özbekistan’da askeri üsler açması nedeniyle “kendi arka bahçeleri” olarak gördükleri bölgeleri kaptırmak istememişlerdir. Dolayısıyla ABD’nin rahatsız edici küresel politikaları, Çin’i ve Rusya’yı kendi bölgelerinde işbirliğine zorunlu kılmaktadır. Fakat diğer yandan, ABD’nin Afganistan’da bulunması ve bölgesel güvenliğe katkıda bulunması, Çin yatırımları ve Çinli iş adamları açısından Pekin yönetimince olumlu karşılanmaktadır. ABD’nin Afganistan’da bulunmasının Çin’e sağladığı katkı daha çok kısa ve orta vadede ayrıca pragmatik bir perspektiften ve istikrarsız coğrafyalar bağlamında değerlendirilmelidir.  ŞİÖ, hem Rusya’nın hem de Çin’in ajandasında diğer üye oldukları bölgesel örgütlerin bir tamamlayıcısı konumundadır. Yani Çin için ŞİÖ, ASEAN, EAS (Doğu Asya Zirvesi), APEC gibi bölgesel örgütlerle ile birlikte düşünülmelidir. Dolayısıyla denilebilir ki ŞİÖ stratejik anlamda Çin’in ve Rusya’nın ana hedeflerine ulaşmalarında kullandıkları basamaklardan birisidir.

Çin’in ŞİÖ’deki ana gündemi Orta Asya ile ekonomik entegrasyon ve serbest ticaret olarak ön plana çıkmaktadır. Çin, ŞİÖ’nün ekonomik ajandasında en etkin aktör olmayı sürdürmektedir. 2005 ŞİÖ Astana zirvesinde Çin ürünlerini alınmaları şartıyla Örgüt üyesi ülkelere sıfır faizle 900 milyon Amerikan doları kredi sağlamayı önermiştir. Bu kredinin Özbekistan ve Kırgızistan tarafından kabul edilmesi, Moskova’da ucuz Çin mallarının Orta Asya’yı ve Rusya’yı istila edeceği ve bunun da milli ekonomiye ve toplumsal yapıya zarar vereceği endişesini doğurmuştur. (8) Ayrıca Çin, ŞİÖ Serbest Ticaret Alanı müzakerelerine, Örgüte ait bir Kalkınma Bankasının kurulmasına önem vermekte ve üye ülkelere 10 milyar dolarlık kredi sağlamaktadır.

Rus stratejistler bu durumu Çin’in, Rusya’nın arka bahçesi görülen Orta Asya’daki (Türkistan) çıkarlarına göz dikme olarak değerlendirmektedirler. Böylece Çin malları için Orta Asya başta olmak üzere üye ülkeler bir ekonomik pazar olacaktır. Ayrıca Çin ekonomisi için önemli bir unsur olan enerjiyi, dünya petrolünün yüzde 21’ini, doğalgazının ise yüzde 45’ini barındıran Orta Asya’dan daha kolay temin edecektir. Fakat şuana kadar Orta Asya enerji politikaları ŞİÖ çerçevesinde değil daha çok ikili ilişkiler bağlamında yürütülmektedir. Dolayısıyla ŞİÖ, Çin’in enerji konusunda beklentilerini karşılayacak ölçüde cevap verebilecek konuma gelememiştir. Diğer yandan da Rusya, Çin’in aleyhine olacak şekilde Orta Asya enerjisinin kontrolünü arttırma peşindedir. (9)

ŞİÖ’de Rusya’nın nihai amaçlarından birisi de Putin’in önemli bir projesi olan Avrasya Birliği’nin kurulmasını kolaylaştırmaktır. Bunun içindir ki Rusya, ŞİÖ’nün genişlemesine sıcak bakarken Çin bu konuda oldukça çekimser kalmaktadır. Bundan dolayı ŞİÖ, yaklaşık son 8 yıldır tam üyeler arasındaki farklılıkları aşamadıkları için yeni üye kabul etme noktasında sıkıntı yaşamaktadırlar. Rusya, gözlemci statüsünde yer alan Hindistan’ın tam üye yapılmasını istemesine rağmen Çin, buna olumlu yaklaşmamaktadır. Diğer yandan Çin de diğer gözlemci üye Pakistan üzerinden Rusya’ya karşı hamle yapmaktadır. Bu durum bize Soğuk Savaş döneminde Çin’in Pakistan’ı Sovyet Rusya’nın da Hindistan’ı desteklemesini hatırlatmaktadır. Eğer Hindistan’ın ŞİÖ’ye tam üye yapılması halinde Çin’in örgütteki liderlik konumu büyük bir yara alacaktır. Gözlemci statüsünde yer alan diğer bir ülke olan İran da ŞİÖ’ye tam üye olmak istemesine rağmen hem Rusya hem de Çin ABD’nin tepkisini çekmemek ve Batı karşıtı bir imaj oluşturmaktan kaçınmak amacıyla İran’ın üyeliğine sıcak bakmamaktadırlar. Diyebiliriz ki, Rusya ŞİÖ’yü Orta Asya’daki stratejik varlığını korumada bir araç olarak görürken, Çin ekonomik alanını genişletebileceği ve kolay enerji sağlayabileceği bir araç olarak görmektedir. Şu da belirtmelidir ki, ŞİÖ’nün iki başat ülkesi Rusya ve Çin’in Örgüte yaklaşım biçimlerinin “üç şer” anlayışının dışında olduğu  görülmektedir.

Uluslararası kamuoyunun ŞİÖ ile alakalı diğer bir algısı Örgütün Doğunun NATO’su olduğu şeklindedir. ŞİÖ üyeleri aralarında birden çok askeri tatbikat yapmış olmasına rağmen NATO gibi bir örgüte dönüşmekten çok uzaktır. Daha çok uluslararası terör gruplarından gelme ihtimali olan saldırılara karşı koymayı ana hedef olarak gözeten bir güvenlik teşkilatı görüntüsü vermektedir. ŞİÖ, ne bir askeri kuvvete ne merkezi bir planlama komitesine sahiptir. ŞİÖ yetkililerinin yaptığı birçok açıklamada da böyle bir hedeflerinin olmadığına vurgu yapılmaktadır. Ayrıca belirtilmeli ki, Ağustos 2013 tarihinde Ural Dağlarında “Barış Misyonu 2013” isimli ŞİÖ’nün yıllık ortak askeri tatbikatı sadece Rusya ve Çin arasında yapılmıştır. Geçtiğimiz yıllarda “Barış Misyonu” adı altında yapılan askeri tatbikatlar Örgütün altı üyesi arasında yapılmasına rağmen son tatbikatın sadece Rusya ve Çin arasında yapılması dikkat çekmiştir. Diğer dört üyenin Rusya ve Çin arasında sadece birer vitrin olarak kullanıldığı eleştirileri yapılmıştır. (10) Bunun yanı sıra Orta Asya ülkeleri, daha çok Rusya’nın öncülük yaptığı ve bölgenin en büyük güvenlik örgütlenmesi olan “Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü” (CSTO) çerçevesinde düzenlenen tatbikatlara katılmaktadır. (11) Ayrıca yukarıda bahsedilen Çin-Rusya arasındaki görüş farklılıkları ve diğer aktörlerin Çin nüfuzundan duyduğu endişeler, ŞİÖ’nün Doğu’nun NATO’suna dönüşmesinin uzak bir ihtimal olduğu fikrini destekler mahiyettedir.

ŞİÖ aynı zamanda AB’den dinamik olarak da büyük farklılıklara sahiptir. İlk olarak AB, medeniyet ekseninde, Avrupa medeniyeti üzerine bir uzlaşma ile kurulmuştur. AB’nin kuruluşunun temelinde ortak milli çıkarlara odaklanmanın yanı sıra bir medeniyet hedefi de vardır. AB’ye üye ülkeler arasında farklılıklar olmasına ve tarihte iki dünya savaşı da dahil olmak üzere birbirleriyle savaşmalarına rağmen aynı kökenlere sahiptirler. Diğer bir ifade ile kültürel anlamda AB homojen bir yapı iken ŞİÖ heterojendir. Bütün AB üyeleri kendilerini Avrupa medeniyetine ait hissetmektedirler. Fakat ŞİÖ, Slav, Çin ve İslam medeniyetlerine ait ülkelerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Daha sonraki süreçte Hindistan’ın da ŞİÖ’ye tam üye olması ile dört medeniyet üzerine kurulmuş heterojen bir yapıya sahip olacaktır. Dolayısıyla heterojen olan ŞİÖ’nün AB gibi bir yapıya dönüşmesi ve AB’ye alternatif olması da oldukça zor görünmektedir. Bu durum ŞİÖ’yü medeniyetsel bir birliktelikten ziyade sınırlı bir taktiksel ve stratejik birlikteliğe zorlamaktadır. Eğer ŞİÖ üye ülkelerin kendi kadim farklılıklarını koruyarak AB gibi sistemik bir yapıya dönüşebilirse, bu durum hem üye ülkeler hem de küresel sistem için büyük bir başarı olacaktır.

Türkiye için ŞİÖ Alternatif midir?

Yukarıda da bahsedildiği üzere ŞİÖ kendi içindeki yapısal sorunlar ve farklı dinamikler nedeniyle ne AB’ye ne de NATO’ya alternatif olabilecek bir konumdadır. Dolayısıyla ŞİÖ’nün, Türkiye için AB ve NATO’ya alternatif bir yapı olarak karşımıza çıkmaktan ziyade, Türkiye’nin merkez ülke olma hedefine katkıda bulunabileceği kanaati vardır. Bundan dolayıdır ki, Türkiye ŞİÖ’ye tam üye olmanın yollarını aramalıdır. Sadece AB’ye ya da sadece ŞİÖ’ye üye bir Türkiye eksik bir Türkiye olacaktır. Türkiye’nin Doğu’daki gücü Orta Doğu’daki, Balkanlardaki,  Kafkaslardaki ve Batı’daki gücünden gelirken; Batı’daki gücü de Doğu’daki, Orta Doğu’daki, Balkanlar’daki, Kafkaslardaki gücünden gelmektedir. Doğu-Batı arasında dengeyi sağlamak ve güçlü politikalar üretmek Türkiye için jeopolitik, tarihi ve kültürel bir zorunluluktur. Ayrıca Türkiye’nin ŞİÖ üyelik talebi “bizi AB’ye almıyorlarsa, ŞİÖ’ye üye oluruz” gibi duygusal tepkilerden arındırılmalıdır. Türkiye’nin tarihi, kültürel, dinsel bağlarının olduğu Orta Asya ve daha geniş bir tanımla Türkistan coğrafyasıyla ŞİÖ bağlamında geliştireceği ilişkilerin Rusya ve Çin’in tepkisini çekme ihtimali çok yüksektir.

ŞİÖ bağlamında Türkiye’yi Çin ve Rusya’dan ayrıştıran diğer bir husus da terör ve terörizm yaklaşımlarıdır. ŞİÖ’nün tanımladığı “üç şer”den birisi olan terörizm konusunda da Türkiye, Çin (Uygur Bölgesi) ve Rusya (Kuzey Kafkasya) ile ters düşme ihtimali vardır. Bazı uzmanlar, ŞİÖ üye ülkelerinin “üç şer”i ülke içerisindeki muhaliflere, etnik, dinsel gruplara karşı “insan haklarını ihlal etmenin bir aracı” olarak kullandıklarını belirtmektedirler.(12) BM İnsan Hakları Konseyi’nin insan hakları ve temel hakların korunması ve geliştirilmesi özel raportörü Martin Scheinin (görev dönemi Ağustos 2005-Temmuz 2011), ŞİÖ’nün terörizm, aşırılık ve ayrılıkçılık ile mücadele anlaşması çerçevesinde üye ülkelerin istihbarat örgütlerinin bilgi paylaşımı ile insan hakları ihlalleri yapıldığına dair kaygılarının olduğunu belirtmektedir. (13)

Scheinin’in ifadelerine göre, ŞİÖ’ye üye ülkelerin ortak bir terörizm tanımlamalarının olmaması ve her ülkenin kendine göre tek taraflı bir tanım yapması insan haklarının ihlal edilebilirliği konusunda ciddi bir sorun oluşturmaktadır. (14) Ayrıca, pratikte ŞİÖ üye ülkelerinin birisinin terörist, radikal ve ayrılıkçı olarak suçladığı veya şüphelendiği kişiyi üyelerden hiçbirisi ülkesine kabul etmemekte ve hatta iade etmektedir. Bu bağlamda, özellikle Orta Asya ülkelerindeki baskılardan kaçan muhalifler Çin’de ve Rusya’da sığınma bulamamaktadır. Aynı şekilde Çin ve Rusya’dan kaçanlar da Orta Asya ülkelerinde sığınma bulamamaktadır. Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’nun (FIDH) 2012 yılında yayınladığı Shanghai Cooperation Organization: A Vehicle for Human Rights Violations (Şanghay İşbirliği Örgütü: İnsan Haklarının İhlalinin Bir Aracı) başlıklı raporda ŞİÖ üyelerinin uluslararası mülteci hukukunu nasıl ihlal ettiklerine dair örnekler vardır. (15)  Bu çeçeveden bakıldığında Türkiye’nin ŞİÖ’ye tam üye olması durumunda, Kuzey Kafkasya’dan, Uygur bölgesinden ve benzeri bölgelerden Türkiye’ye sığınmış insanlar konusunda örgütün diğer ülkeleriyle sorun yaşaması muhtemeldir. Bu nedenle kültürel, tarihsel, dinselboyutları bilhassa vurgulanan Türk dış politikasının ŞİÖ’de terörizm konusunda karşılaşacağı sorunlara karşı da hazırlıklı olması gerekir.

Türkiye’nin ŞİÖ politikası sorun alanlarını akıldan çıkarmadan risklerin ve fırsatların farkında olunarak, rasyonel temeller üzerinden üretilmelidir. Sonuç olarak ŞİÖ, milli bir hedef olmaktan ziyade Türkiye’nin merkez ülke olma hedefine hizmet edecek bir basamak olarak görülmelidir.
 

Sonnotlar:

1. “St. Petersburg zirvesi: Görüş ayrılıkları ekonomik işbirliğini yine gölgelemedi”, Türkrus, (22.11.2013),

http://www.turkrus.com/63367-st-petersburg-zirvesi-gorus-ayriliklari-ekonomik-isbirligini-yine-golgelemedi-xh.aspx (Erişim: 27 Kasım 2013).

2. “Şanghay İşbirliği Örğütü”, T.C. Dışişleri Bakanlığı,

http://www.mfa.gov.tr/sanghay-isbirligi-orgutu.tr.mfa (Erişim: 27 Kasım 2013).

3. T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye-Rusya Federasyonu Siyasi İlişkileri”,

http://www.mfa.gov.tr/turkiye-rusya-federasyonu-siyasi-iliskileri.tr.mfa

4. T.C. Ekonomi Bakanlığı, “Ekonomik Görünüm”, Aralık 2013, ppt Sunumu (Güncelleme 19 Aralık 2013).

5. T. C. Ekonomi Bakanlığı İhracat Bilgi Platformu, “Çin Halk Cumhuriyeti”,

http://www.ibp.gov.tr/pg/section-pg-ulke.cfm?id=EF74B78105A58E20F0132CCE5219 (Erişim: 20.03.2013)

6. “Charter of the Shanghai Cooperation Organization”, SCO, (07.05.2009),

http://www.sectsco.org/EN123/show.asp?id=69 (Erişim: 28 Kasım 2013).

7. Bknz, The Shanghai Cooperation Organization, http://www.sectsco.org/EN123/index.asp (Erişim: 28 Kasım 2013).

8. Tyler Roney,  “The Shanghai Cooperation Organization: China’s NATO”, The Diplomat, (September 11, 2013), http://thediplomat.com/2013/09/the-shanghai-cooperation-organization-chinas-nato-2/, (Erişim: 26 Kasım 2013).

9. Bknz. Robert M Cutler, “Russia deepens gas hegemony”, ISN, (30 Jan 2009),

http://www.isn.ethz.ch/Digital-Library/Articles/Detail/?lng=en&id=95931, (Erişim: 29 Kasım 2013), ve Jim Nichol, “Kazakhstan: Recent Developments and U.S. Interests”, CRS Report for Congress, (July 22, 2013),

http://www.fas.org/sgp/crs/row/97-1058.pdf (Erişim: 27 Kasım 2013).

10. “Chinese Troops Exercise In Russia, But Where Is Rest Of The SCO?”, Eurasianet, (Aug. 6, 2013),

http://www.eurasianet.org/node/67350, (Erişim: 28 Kasım 2013).

11. Bknz, “Shanghai Cooperation Organization: A Vehicle for Human Rights Violations”, FIDH Report, http://www.fidh.org/IMG/pdf/sco_report.pdf, (Erişim: 21 Kasım 2013).

12. Raffaello Pantucci, Li Lifan,  “Shanghai Coopertion Organization: Not Quite the New Silk Road”, The Diplomat, (September 12, 2013), http://thediplomat.com/2013/09/shanghai-cooperation-organization-not-quite-the-new-silk-road-2/, (Erişim: 26 Kasım 2013).

13. Human Rights Council, Report of the Special Rapporteur on the promotion and protection of human rights and fundamental freedoms while countering terrorism, Martin Scheinin, UN Doc A/HRC/10/3/ (2009, parağraf 35),

http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/10session/A.HRC.10.3.pdf (Erişim: 29 Kasım 2013).

14. Bknz Statement of Martin Scheinin, Human Rights in the North Caucasus, Hearing before the Tom Lantos Human Rights Commission, US House of representatives, 15 April 2011, Sayfa 6,

http://tlhrc.house.gov/docs/transcripts/2011_04_15_North_Caucasus/Transcript.pdf   (Erişim: 29 Kasım 2013).

15. Bknz. “Shanghai Cooperation Organization: A Vehicle for Human Rights Violations”, FIDH Report, ss. 16-21,

http://www.fidh.org/IMG/pdf/sco_report.pdf, (Erişim: 21 Kasım 2013).

Back to Top