Tunus ve Mısır’daki Gelişmeleri Anlamak

A- A A+

Yeni yılla birlikte Ortadoğu’da neler oluyor? Ortadoğu kaynıyor. Tunus’ta işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği ve yolsuzluk gibi sorunlar altında ezilen halkın isyan ederek otoriter Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin istifasını istemesi ile başlayan gelişmeler Bin Ali’nin ülkeden kaçışı ile sonuçlandı.

 

Halkın özgürlük mücadelesinin başarı ile sonuçlanması Ortadoğu’da diğer otoriter yönetimlerin temellerini sarstı. Başta Mısır ve Yemen olmak üzere diğer ülkelerdeki otoriter yönetimlerin tedirginliği arttı.

 

Çok geçmeden Tunus’la benzer sorunları yaşayan Mısır halkı ayaklandı. Muhammet Hüsnü Mübarek gidene kadar eyleme devam etmekte kararlı olan Mısır halkı eylemlerini sürdürüyor. Yemen’de ülkeyi 30 yıldır demir yumrukla yöneten Ali Abdullah Salih’in istifası için düzenlenen protesto gösterileri yayılıyor. Ürdün’de halkın protesto gösterileri artıyor. Yönetimler tavizler verse de halkın özgürlük ateşi sönmüyor.


Ortadoğu bu duruma nasıl geldi? Halkın otoriter yönetimler altında ezilmesi, fakirlik, işsizlik ve adaletsizlik önemli nedenler arasında sıralanabilir. Ancak sadece bu nedenler mi halkı ayaklanmalara sevk etti? Halk nasıl örgütlendi ve harekete geçebildi? Halkın iletişim imkânları, Facebook ve Twitter gibi sosyal haberleşme sitelerini kullanmaları örgütlenme ve harekete geçmek için yeterli mi?


Bu soruların yanıtlarını bulabilmek için yakın geçmişi incelemek gerekli. Çünkü bu günü anlamak ve geleceği öngörebilmek için tarih bize önemli ipuçları vermektedir. Yakın geçmişe bakıldığında, Soğuk Savaştan sonra uluslararası sistemi etkileyen “Küreselleşme”, “Yeni Dünya Düzeni” ve “Büyük Orta Doğu Projesi” gibi birçok kavram ortaya atılmıştır. Bu kavramların bugünkü gelişmelere etkileri var mıdır?


Küreselleşme

Bu kavramlardan ilki küreselleşmedir. Küreselleşmeyi en geniş anlamıyla siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda değerlerin ulusal sınırları aşarak dünya geneline yayılması şeklinde tarif edebiliriz. Küreselleşmenin siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel olmak üzere üç farklı dinamiği vardır.


Küreselleşmenin siyasal dinamikleri; özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüdür. Bunlar ulaştırma, iletişim ve bilişim teknolojilerinden istifade edilerek bütün dünyaya yayılmaya çalışılmaktadır.


Küreselleşmenin ekonomik dinamikleri; serbest piyasa ekonomisi ve uluslararası ticaretin serbestleşmesidir. Bu dinamikler ise yönlendirmeler, teşvikler ve zorlamalar ile yayılmaya çalışılmaktadır. Bunun sonucu olarak uluslararası şirketlerin ve sermayenin etkisi artmaktadır. Sınır aşan ekonomik ilişkiler çeşitli devletlere mensup menfaat gruplarını birbirine bağlamaktadır.


Küreselleşmenin sosyo-kültürel dinamikleri; Batı tarzı yaşam ve tüketim alışkanlıklarının bütün dünyaya yayılması, sivil toplumun ön plana çıkarılması ve uluslararası düzeyde örgütlenmesidir. Bunun sonucu olarak uluslararası sivil toplum örgütlerinin etkisi artmakta ve bu örgütler devletlerin iç siyasal gelişmelerine etki edebilmektedirler.


Yeni Dünya Düzeni

Küreselleşmenin ardından Yeni Dünya Düzeni kavramı tartışılmaya başlanmış ve SSCB ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra yeni bir dünya düzeninin kurulması beklentisi ön plana çıkmıştır. ABD tek süper güç olarak kalmış, Batı tarzı siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel sistemin dünyadaki etkinliği artmıştır.


ABD’nin yeni yüzyılda nasıl bir dünya düzeni hedeflediği, Aralık 1999’da yönetim tarafından yayımlanan “Yeni Bir Yüzyılda Ulusal Güvenlik Stratejisi” olarak adlandırılan belgede açıklanmıştır. ABD, “Engagement and Enlargement - Angajman ve Genişleme” olarak tanımlanan bu stratejide, milli çıkarlarının ve değerlerinin geliştirilebileceği hedeflere seçici şekilde angaje olma yolunu benimsemiştir. ABD çıkarlarının yoğunlaştığı ve angaje olduğu bölgeler; Varşova Paktı ve SSCB’nin dağılmasından sonra güç boşluğu oluşan Orta ve Güneydoğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’dur.


Dolayısıyla, Soğuk Savaş dönemindeki çevrelemenin yerini genişleme almış durumdadır ve hürriyet, insan hakları, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi değerlerinin yayılması hedeflenmektedir. Dünyada açık toplumlar ve açık pazarlar oluşturulmaya çalışılarak ABD’nin dünyadaki etkinliği genişletilmektedir.


Serbest piyasa ekonomisi uygulayan demokratik toplumların geliştirilmesine yönelik “Genişleme” adı verilen politika üç hedefi kapsamaktadır:  Totaliter veya otoriter ülkelerde transformasyonun sağlanması; sorun oluşturan ülkelerde insan hakları, demokrasi ve serbest piyasa sisteminin geliştirilmesinin teşvik edilmesi, gerektiğinde bu ülkelerin zorlanması; demokratik değerlere ve serbest piyasa ekonomisine sahip toplumlarda bu kavramların sürdürülmesinin sağlanması.


Dolayısıyla Stratejinin üç hedefi; dışarıda demokrasi, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisinin yayılmasını sağlamaktır. Demokrasilerde iktidarların seçimle değiştirilebildiği dikkate alındığında, ABD’nin, demokrasinin yaygınlaşması sayesinde gelişmekte olan ülkelerin iktidarlarını askeri güce başvurmadan siyasi ve ekonomik tedbirlerle şekillendirme imkânına sahip olduğu görülmektedir.


Serbest piyasa ekonomisinin yaygınlaştırılması ise son yıllarda durgunluk içinde olan ABD ekonomisi için yeni açılım ortamı yaratabilecektir. Serbest piyasa ekonomisini uygulamaya başlayan yeni devletler, yeni pazarlar olarak ortaya çıkacak ve uluslararası ticaretin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Pazardaki genişlemeden en büyük payı ise şüphesiz gelişmeleri yönlendiren ABD alacaktır.


Hukukun üstünlüğünün yerleşmesi ABD şirketlerinin elde ettiği hakların kalıcı hale gelmesi açısından önemlidir. Eskiden olduğu gibi bir iktidar değişikliğinde elde edilen haklar geri alınamayacaktır. Bu nedenle, bu kavramlar Yeni Dünya Düzeni’nin şekillendirilmesinde önemli moral değerler olarak ön plana çıkacaktır.


Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Kalkınma Kanunu

ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi, 8 Nisan 2004’de, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’da ekonomik ve siyasi kalkınmayı sağlayacak programlara yetki ve 3 yeni  kuruma destek vermek için, “2004 Yılı Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Kalkınma Kanunu” olarak adlandırılan yasayı kabul etti. Kanunun amacı: Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’da siyasal özgürlüğün geliştirilmesi ve ekonomik kalkınmanın sağlanmasıdır. Kongre bu maksatla üç yeni tüzel kişilik olan “Demokrasi Vakfı, Kalkınma Vakfı ve Kalkınma Bankası” katkı ve katılımlarını da içeren yardım programı için yetki vermiştir.


Kanunda yardım programının uygulanacağı bölge; “Büyük Orta Doğu ve Orta Asya” bölgesi; Arap Birliği’nin 22 ülkesi (Cezayir, Bahreyn, Komoros, Cibuti, Mısır, Irak, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Libya, Moritanya, Fas, Umman, Filistin Otoritesi, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Sudan, Suriye, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen), Afganistan, İran, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan ve Özbekistan ülkelerini kapsamaktadır.


Kanun herhangi bir hüküm olmasa dahi Başkan’a, siyasi ve ekonomik özgürlüklerin, serbest ticaret ve özel sektörün kalkınmasını sağlamak amacıyla, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’ya yardım sağlama yetkisi verilmiştir. Başkan, özel sektörün kalkınmasını, ticaretin geliştirilmesini ve yatırımların artırılmasını sağlamak amacıyla, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Bankası’nı kurmak, diğer bağış yapan devletlerle ve Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’dan temsilcilerle birlikte çalışmak için yetkilidir.


Başkan, bağış yapan devletlerle ve Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’dan temsilcilerle birlikte, siyasi partileri, kamu ve özel sektörü, KOBİ’leri ve sivil toplum kuruluşlarını destekleyecek olan çok taraflı Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Kalkınma Vakfı’nı kurmak için çalışmaya yetkilidir. Başkan, bağış yapan devletler ve Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’dan özel sektör ve sivil toplum kuruluşları liderleriyle birlikte, bölgede sivil toplumun ve siyasi partilerin gelişmesini, demokratik reformları, iyi idare pratiğini ve hukukun üstünlüğünü desteklemek için çok taraflı, kamu-özel Demokrasi Vakfını kurmak için yetkilidir. Özel vakıflar bu vakfa katılmaları için teşvik edileceklerdir.


ABD Dışişleri Bakanı ve ilgili diğer hükümet kuruluşlarının başındakiler, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’ya yönelik siyasi ve ekonomik desteğin eşgüdümünde yeni yaklaşımları göz önünde bulundurmalıdırlar. Amerika Dışişleri Bakanı Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’ya yönelik yardım için bir koordinatör atamaktadır. Bakanlık, bu kanunun yürütülmesini sağlamak için 2005’den 2009’a kadar her mali yıl için bir milyar dolar ödenek ayırmaya yetkilidir.


Başkan, daha açık bir siyasi ve ekonomik sistemin gelişmesi ve Birleşik Devletler yardımının bu gelişmelerdeki etkisi, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Kalkınma Bankası, Kalkınma Vakfı ve Demokrasi Vakfı’ndaki ilerlemeler konusunda 31 Ocak 2005 tarihinden başlamak üzere her yıl kongreye bir rapor sunacaktır.


Büyük Ortadoğu Projesi'nin Yansımaları

Büyük Ortadoğu ve Orta Asya Kalkınma Kanunu ile Ortadoğu bölgesi jeopolitik açıdan genişletilerek, kapsamına Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika da dâhil edilmiştir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin alt yapısıyla ilgili üç teşkilat kurulmuştur. Bunlar Demokrasi Vakfı, Kalkınma Vakfı ve Kalkınma Bankası’dır. Bu teşkilatlar bu projelerin finansman ve organizasyonunu gerçekleştirmektedirler. ABD Orta Doğu’ya yönelik böylesine önemli bir projeyi neden hayata geçirmiştir?


Gelişmelere baktığımızda dünya arenasında, Afganistan ve Irak Savaşları, Suriye, Libya ve İran’a karşı silahlı güç kullanma tehditleri, Gürcistan, Ukrayna, Lübnan, Kırgızistan, Tunus ve Mısır devrimleri gibi olaylar yaşanmaktadır. Buna paralel olarak Türkiye’de ise siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda keskin iniş çıkışların yaşandığı görülmüştür. Acaba yaşanan bu iç ve dış gelişmeler birbirinden bağımsız mıdır? Yoksa neden-sonuç açısından birbiriyle ilintili midir?


Büyük Orta Doğu projesi dört platformda uygulanmaktadır. Birinci platformda Batılı değerlerin yerleşmediği, despotik ve terör destekçisi diye adlandırılan ülkeler yer almaktadır. Afganistan ve Irak Savaşları bu açıdan değerlendirilmelidir. Sorunun ana merkezi olarak görülen bu iki ülkeye ABD bizzat güç kullanarak projeyi uygulamaya çalışmıştır.


İkinci platformda ise, yine otoriter ve Batılı değerlere karşı çıkan rejimler vardır. Bunlar İran, Suriye ve Libya’dır. ABD, bu ülkelere karşı da kuvvet kullanma tehdidinde bulunmakta ve bu ülkeleri proje doğrultusunda değişime zorlamaktadır. Libya ve Suriye’nin katı tutumlarında değişikliğe giderek Batı ile uyumlu ilişkiler geliştirmeye çalışmasının bir anlamı olmalıdır.


Üçüncü platform ise; yine otoriter ama tehdit unsuru düşük olan ülkelerdir. Bunlar Orta Asya,  Kafkasya ve Ortadoğu ülkeleridir. Bu bölgelerin özelliği SSCB ve Varşova Paktı dağıldıktan sonra büyük bir güç boşluğunun oluşmasıdır. Kafkaslarda sırasıyla Gürcistan’da Kadife Devrim, Ukrayna’da Turuncu Devrim olmuştur. Bunun yanı sıra Lübnan’da da Sedir Devrimi uygulamaya konmuştur. Orta Asya’da ise ilk devrim Kırgızistan’da gerçekleşmiştir. Son olarak Tunus’ta Yasemin Devrimi gerçekleşmiş, Mısır’da ise devrim için ayaklanma devam etmektedir. Bu ülkelerde halk Demokrasi ve Kalkınma Vakıfları aracılığıyla örgütlenmektedir. Örgütlenen muhalefet fakirlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yolsuzluk, seçimlere hile karıştırılması gibi halkı rahatsız eden ve tetikleyen gelişmeleri ön plana çıkararak, demokratik açılımlar sağlamak amacıyla devrim yapmıştır.


Dördüncü platform Türkiye’dir. Hem Yeni Dünya Düzeni’nin hem de Büyük Orta Doğu Projesi’nin model ülkesidir. Türkiye özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi kavramlarının yerleştiği halkı Müslüman olan tek ülkedir. Hem ekonomik hem de dış politika başarılarının artması bölge halkı arasında Türkiye’yi cazibe merkezi haline dönüştürmektedir. Müslüman toplumlar küreselleşmenin sağladığı imkanlardan istifade ederek Türkiye’yi yakından takip etmekte ve kendilerine örnek almaktadır.


Sonuç olarak; Tunus'ta ve Mısır’da yaşanan gelişmeleri sadece halkın otoriter yönetimler altında ezilmesi, fakirlik, işsizlik ve adaletsizlik gibi önemli iç faktörlere bağlamak doğru değildir. Bu gelişmelere en az iç faktörler kadar küreselleşmenin dinamikleri, yeni dünya düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yürütülen çalışmalar da etkide bulunmuştur ve bulunmaya devam edecektir. Yavaş da olsa bölgedeki otoriter yönetimler tarihin sonsuz sayfalarındaki yerini alacaklardır. Bölgede demokrasi denemeleri, inişli çıkışlı bir şekilde gelişme gösterecektir.


Türk Dış Politikası; özgürlük, demokrasi, serbest piyasa ekonomisi ve barış moral değerleri üzerinde; hızla değişen dış ve iç politika ortamını gerçekçi ve akılcı bir şekilde değerlendirerek; esneklik, eşitlik, uluslararası işbirliği, proaktif dış politika, milletlerarası hukuka saygı, tutarlılık ve güvenilirlik prensiplerine uygun olarak bölgedeki barış ve istikrara katkı sağlayabilir. Vatandaşları ile birlikte bölge halkının güvenliğinin, refahının ve zenginliğinin sağlanması hedefine yönelebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top