Son Dönem İran Yaptırımlarına Dair Bir Değerlendirme

A- A A+

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce ilki 2006 Aralık ayında, sonuncusu ise geçtiğimiz Haziran’da alınan yaptırım kararları İran’a ağır silahların satışını yasaklamış ve devletlere bu ülkeye nükleer silah yapımında kullanılabilecek malzeme taşıdığından şüphelenilen gemi ve uçakları denetleme yetkisini vermiştir. Yine bu çerçevede, mali yaptırımlar ve seyahat yasağı getirilen kişi ve kurumların listesine ilaveler yapılmıştır.

 

Bu girişimi, başta ABD ve AB olmak üzere  Kanada, Japonya ve Avustralya gibi aktörlerin kabul ettiği daha sert politikalar izlemiştir. Bu tek taraflı çabalar BM’nin meşruiyetine gölge düşürmekle kalmamakta, aynı zamanda İran ile enerji ve ticaret gibi alanlarda kapsamlı anlaşmalar içinde olan devletlere alternatif sunmadığı için tam anlamıyla benimsenmemektedir. Bahsi geçen yaptırımlarda bazı yasal boşluklar ve tutarsızlıklar da görülmektedir. Küresel istikrar ve refah için ortak iradenin sembolü konumundaki Birleşmiş Milletler’ce kabul edilen yaptırımların eşgüdümlü bir biçimde uygulanması, İran’a yönelik etkin bir caydırıcı politika olacaktır. Bu sürece dahil olan devletlerin sayısını artırmak için, İran ile koparılacak bağlara karşılık kendilerine yeni pazarlar bulmak veya avantajlı ekonomik anlaşmalar sunmak gibi güvenceler sağlanması fayda getirecektir. Diplomatik açılımlarla da beslenecek bu yol, İran nükleer krizi meselesinde yeni bir sayfa açabilir. 

 


BM yaptırımlarına ilave ilk girişim, 24 Haziran’da ABD Kongresi’nden gelmiştir. Kongre tarafından onaylanan ve 1 Temmuz’da ABD Başkanı Barack Obama tarafından imzalanan yeni ve daha sert yaptırımlar, rafine petrol ihracatı, mevcut rafineri kapasitesinin artırılması ve enerji sektörünün modernizasyonuna yönelik mal ve hizmet tedariği konularında İran’a yardımcı olan ve özellikle İran Devrim Muhafızları ile iş yapan yabancı şirketleri hedef almaktadır. Yabancı finans kurumları da İran’la ilişkilerini sürdürdükleri takdirde Amerika ile iş yapamayacakları hakkında uyarılmıştır. Öte yandan, bu yeni yaptırımların ciddiyetini sorgularcasına, Amerika bağlantılı çokuluslu şirketlerin İran’a yapabilecekleri en fazla yatırım 40 milyon dolardan 20 milyon dolara çekilmiştir. Üstelik, yeni yaptırım paketi Başkan Obama uygun gördüğü takdirde müttefik ülkelerdeki bazı şirketlerin yaptırımlardan muaf tutulabileceğini de belirtmektedir. ABD’yi takiben 26 Temmuz’da, Avrupa Birliği’nin 27 üyesi de BM yaptırımlarından daha sert kararlar alarak İran’ın şahin politikalarını dizginlemeyi hedeflemiştir. Bilindiği üzere, İran’daki Amerikan yatırımları son yıllarda oldukça azaldıysa da, AB İran ihracatının üçte biri için pazar teşkil ederek ve bu ülkeye milyarlarca dolarlık mal ve hizmet satarak en büyük ticaret ortağı sıfatını korumaktaydı. Alınan son kararlar dahilinde ticaret, finans, enerji, taşımacılık konularında kapsamlı yaptırımlar ile vize yasağı ve varlıkların dondurulması gibi uygulamalar da yer almaktadır. Yaptırımların esas hedefinin İran bankaları, İran Devrim Muhafızları ve İran Cumhuriyeti Denizyolları olduğu ifade edilmiştir.

 


İran’a yönelik benzin ve jet yakıtı gibi rafine petrol ürünlerinin akışının yavaşladığına ve Avrupa’dan Pakistan’a bazı bankaların bu ülke ile ilişkilerini kestiğine işaret eden Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 7 Ağustos’ta yaptıkları açıklamada küresel yaptırımların İran üzerinde beklenen etkiyi yarattığını belirtmiştir. Beyaz Saray’a göre aralarında Lukoil, Royal Dutch, Shell ve Total’in de bulunduğu sekiz dev şirket İran’a benzin tedariğini durdurduğunu beyan etmiştir. Buradan hareketle, nükleer programı konusunda Tahran ile müzakerelere yeniden yeşil ışık yakılmıştır. İran’ın da Eylül ayı içerisinde görüşmelere başlanabileceği şeklinde bir niyet bildirmesi, Obama Yönetimi’nin tespitlerini doğrular gibi görünmektedir.

 


Ancak Thyssen-Krupp ve Linde Group gibi Alman firmaları, halen İran’da doğalgaz ve rafineri projelerine hizmet vermektedir. İsviçreli enerji şirketi EGL de İran’la aralarındaki 18 milyar avroluk doğalgaz anlaşmasından vazgeçmek niyetinde olmadığını söylemiştir. Yaptırımların İran’ı fazla  yıpratmadığına bir işaret olarak, Tahran borsası 43 yıllık tarihinin en yüksek seviyesini yapmıştır. İhtiyacı olan rafine petrolün yaklaşık %40’ını ithal eden İran’ın, olası yaptırımlara karşı yüklü miktarda benzin depolamış olduğu ileri sürülmektedir. İranlı yetkililer de rafine edilmiş petrole olan bağımlılığın kırılması amacıyla bilinçli tüketim ve rafineri inşası gibi konuların üzerinde durmaktadır. Bazı uzmanlar, bu önlemlere rağmen ciddi bir sıkıntı yaşanması durumunda Çin’in her koşulda İran’a destek vereceğine inanmaktadır. BM Güvenlik Kurulu daimi üyelerinden olan, ve Rusya ile birlikte İran’a yönelik yaptırımlara uzun süre direnen Çin, ancak kapsamının hafifletilmesi koşuluyla çekincelerini kaldırmıştır. Halihazırda İran’ın en büyük ticaret ortağı olan Çin, İran’da inşa edilecek yedi yeni rafineri projesinde de yatırımcı olarak yer almaktadır. Petrol uzmanı Şiu Şiaofeng, yaptırımlar İran petrollerini yasaklayacak şekilde  genişletildiği takdirde, üretici ülkelerin talebi karşılamakta zorlanacağını ve petrol fiyatının yükselmesiyle birlikte ithalatçı pekçok devletin sıkıntıya düşeceğini vurgulamıştır. Benzer şekilde, Güney Kore de İran’la iş yapan şirketlerinin anlaşmaları feshetmesi durumunda darboğaza düşecekleri endişesini taşımaktadır. Kore, hem en yakın müttefiki ABD hem de İran tarafından yaptırımlar karşısında alacağı tavır hakkında baskıya maruz kalmaktadır. Yaptırımlara onay vermesi durumunda İran’a gelen Kore mallarının boykot veya yüksek gümrük tarifesi gibi tepkilerle karşılaşacağını belirten Tahran’ın yanısıra, Washington da Seul’daki Bank Mellat başta olmak üzere Kore’de yerleşik üç İranlı şirketle ilişiğin kesilmesi konusunda hükümeti uyarmıştır.

 


Gelişmeler karşısında Rusya’nın tepkisi büyüktür. Özellikle ABD ve AB tarafından kararlaştırılan ek yaptırımların uluslararası çabaları bertaraf ettiğini savunan Moskova, tek taraflı olarak getirilen  cezai uygulamalara karşı çıkmaktadır. Uluslararası kamuoyundaki bölünmelerin İran nezdinde bir zayıflık olarak nitelendirilebileceğini düşünmekte ve BM kararlarına sadık kalınması gerektiğine inanmaktadır. Diğer yandan, İran’ın da sürekli tekrarladığı gibi, süregelen nükleer çalışmaların elektrik enerjisi ve sağlık alanlarında açılımlara hizmet ettiğini düşünen Rusya, Bushehr yakınlarındaki santralin yapım ve işletim çabalarına 1990’lı yılların ortalarından beri destek vermektedir. Rusya, bu sayede İran ve Ortadoğu’da ağırlığını hissettirmeyi hedeflemekte ve sürece katkıda bulunarak inisiyatifin UAEK kuralları çerçevesinde çalışıp çalışmadığını denetleyebileceğini iddia etmektedir. Rusya santral için gerekli uranyumu tedarik edecek, akabinde de nükleer silah yapımında kullanılması muhtemel atık uranyumu geri alacaktır. Nihayetinde, ABD’nin Rusya’ya yönelik tüm rica ve uyarılarına rağmen, yapımına başlandıktan 36 yıl sonra İran’ın ilk nükleer güç santralinin açılışı 21 Ağustos’ta gerçekleşmiştir. Bu açılış henüz sembolik bir gösteri mahiyetinde olup, santralin çalışmaya başladığı anlamına gelmemelidir. 

 


Görüldüğü üzere, yaptırımların henüz küresel bağlamda içselleştirilmediği ortadadır. İran’ın elinde hala yaptırımlarla başa çıkmaya yetecek kaynak ve müttefik desteği bulunmaktadır. İran’a uygulanan tek taraflı politikalar ise BM’nin meşruiyetini hiçe sayan bir izlenim uyandırmakta ve bu uluslararası kuruluşun ağırlığını azaltmaktadır. Kapsam açısından çeşitli farklılıklar gösteren bu tür politikalar, uluslararası eşgüdüm ve koordinasyonu de engellemektedir. Rusya ve Çin’in BM yaptırım kararlarına ne kadar zor ikna edildiği göz önüne alındığında, sürpriz tek taraflı politikaların onları yarı yolda bırakılmış hissettireceği ortadadır. Öte yandan, İran’ı dizginlemek için atılan adımlardan zarar görecek ülkeler için de eşzamanlı çözüm planları üretilmelidir. Yaptırımlara daha çok devletin uyması, ancak daha yapıcı alternatiflerin varlığına bağlıdır. İlişki içerisinde bulunduğu devletlerin diğer kanallara yönelmesi, İran için esas caydırıcı gelişme olacaktır. Devletlerin bir blok halinde sağlam bir yaptırım duvarı ile İran’ı çevrelemesi, ama diplomatik kanalları muhakkak açık tutmaları, bir türlü sonu gelmeyen nükleer açmaza bir ışık tutabilir.

Back to Top