Tayvan’ın Yeni Savunma Raporu Işığında Asya-Pasifik’teki Dengeler

A- A A+

İlki 2009 yılında yayımlanan Tayvan’ın Dört Yıllık Savunma Gözden Geçirme Raporu’nun ikincisi Mart 2013 tarihinde yayımlanmıştır.(1)Söz konusu rapor; Çin’in ekonomik ve askeri yükselişi başta olmak üzere Tayvan-Çin ilişkileri, Asya-Pasifik bölgesindeki güvenlik sorunları, askeri işbirlikleri, ABD ve Çin eksenli güç dengesive Tayvan’ın askeri kapasitesi gibi konuları ele alması açısından bölgedeki güç mücadelesine ışık tutmaktadır.

 

Birincil Tehdit Çin

 

Tayvan gerek ulusal güvenliğine gerekse Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğine en önemli tehdit olarak Çin’i görmektedir. Günümüzde Çin’in temel amacı ekonomik kalkınmasını sürdürmek ve nüfuzunu artırmaktır. Bu sebeple bölgesindeki güvenlik konularıyla yakından ilgilenmekte ve bölge ülkeleriyle yakın ilişkiler geliştirmektedir. Yakın gelecekte Çin’in siyasi ve askeri gücünü, Asya-Pasifik bölgesindeki güç dengesini ve bölgesel güvenliği tehdit edecek şekilde artıracağı öngörülmektedir. Askeri modernizasyonda ciddi ilerleme kaydeden Çin’in stratejik kuvvet projeksiyonunu ada zincirinden Pasifik’e doğru kaydırdığı izlenmektedir. Raporda ayrıca Çin’in girişimi engelleme (anti-access) ve bölgeye hapsetme (area denial) kapasitesini ve buna bağlı taktiksel kabiliyetlerini geliştirmeye çalıştığı vurgulanmaktadır ki bunlardan ilki düşman kuvvetlerinin bir harekat alanına girişimini engellemeyi, ikincisi de doğrudan düşman kontrolü altındaki hava, kara, denizaltı-üstü alanlardan yapılması muhtemel bir saldırının sınırlarını daraltarak harekatın engellenmesini amaçlamaktadır. Sahip olduğu savaş araçları ve donanmasına kattığı savaş uçağı Pekin’in bölgedeki caydırıcılık gücünü artırmakta olup ABD’nin bölgesel konularda söz sahibi olurken Çin’i göz ardı etme olasılığını da ciddi anlamda düşürmektedir.

 

Tayvan, Çin’in yükselişini bölge ülkeleri açısından hem bir tehdit hem de bir fırsat olarak nitelemektedir. Zira Çin’in ekonomik gelişimi bölge ülkelerinin kalkınması açısından bir fırsattır. Ancak askeri gelişimi bir tehdit olarak algılandığından bölge ülkelerini, savunma harcamalarını ve askeri güçlerini artırmaya, Amerika’nın bölgedeki askeri varlığına olumlu yaklaşmaya itmektedir.

 

Nitekim savunma bütçesinde kesintiye gidilmesi konusundaki baskılara rağmen, Çin’in bölgedeki etkisini dengelemek amacıyla, ABD’nin Asya-pasifik bölgesindeki hava ve deniz gücünü artıracağı ve müttefik ülkelerle olan işbirliğinin güçlendirileceği öngörülmektedir. (Son dönemde gündemi meşgul eden Kuzey Kore tehdidi nedeniyle ABD’nin Güney Kore ve Japonya ile askeri işbirliğini geliştirdiği göz önünde bulundurulmalıdır.) Bu işbirlikleri deniz, hava ve uzay sahasının kontrolünü güçlendirmek ve olası operasyonların güvenliğini sağlamak bağlamında önem taşımaktadır.

 

Tayvan Boğazı konusunda askeri çatışma ihtimalinin düşük olmasına rağmen Çin’in gerektiğinde askeri güce başvurma tehditlerinden vazgeçmediği ve boğaz kıyısında askeri hazırlıklarına devam ettiği belirtilmektedir. (1955 ve 1995-96 yıllarında yaşanan krizlerde iki ülke savaşın eşiğine gelmiştir.) Tayvan Boğazı’ndaki denge Pekin lehine değiştiğinden Tayvan Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcı bir güç teşkil etmesi elzemdir. Son yıllarda Nanking ve Guangzhou askeri bölgelerine yeni ve ileri teknoloji askeri sistemler ve ekipmanların konuşlandığının altı çizilmektedir. Çin’in gerçekleştirdiği askeri tatbikatların, hızlı şekilde ihtilaflı ada sorunlarını çözmeye ve üçüncü ülkelerin müdahalesini engellemeye odaklandığı vurgulanmaktadır. Öte yandan Pekin, ABD’nin Tayvan’a silah satışını engelleme çalışmalarına devam etmektedir.

 

Raporda Tayvan Boğazı konusunda Pekin’in “üç cepheli savaş” stratejisi benimsediği vurgulanmaktadır. Bu cepheler hukuk, kamuoyu ve psikolojik savaştır. Tayvan Boğazı’nın ticaret açısından önemine vurgu yapan propagandalarla halkların zihninin bulandırıldığı, medya aracılığıyla Tayvan ve bölge ülkelerindeki kamuoyunun desteğinin kazanılmaya çalışıldığı ve Tayvan’a karşı güç kullanımının uluslararası hukuka dayandırılarak meşru gösterilmeye uğraşıldığı ifade edilmektedir.

 

Askeri imkan ve kabiliyetler hususunda, Çin ordusunun komuta, kontrol, muhabere, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif (C4ISR) kabiliyetlerini artırdığı ve ada zinciri dışında da operasyon yapma becerisine kavuştuğu belirtilmektedir. Çin’in aşama aşama ufuk ötesi radarlarını (ufuk ötesini binlerce kilometrelik alanda izleme yeteneğine sahip radarlar) küresel/bölgesel uydu gözlem ve istihbarat sistemlerine entegre edeceği, böylece C4ISR anlamında önemli bir güç elde edeceği vurgulanmaktadır. Ayrıca Çin’in GPS’e alternatif olarak ürettiği Beidou navigasyon sisteminin daha geliştirilerek uzaydaki araçların izlenmesinde kullanacağı dile getirilmektedir. Öte yandan Çin’in geliştirdiği gemi savar balistik füzelerine de dikkat çekilmektedir. (Menzillerinin 2700 km’ye çıkarıldığı düşünülen DF-21D füzeleri uçak gemileri ve bu gemilere eskort eden savaş gemilerini savunmasız hale getirmektedir. Dolayısıyla söz konusu füzeler ABD gemilerini Çin karasularından iyice uzaklaşmaya zorlayabilecek kapasitede bir teknoloji olarak görülmektedir.) Buna ilaveten modernize edilen ve amfibik operasyon yeteneği güçlendirilen Çin donanması, açık deniz savunmasından uzak deniz savunmasına yönelmiştir.

 

Diğer Tehditler

 

Raporun bölgesel güvenlikle ilgili vurgu yaptığı bir diğer konu, ihtilaflı adalar ve deniz sınırlarıdır. Güney Çin Denizi, Senkaku/Diaoyu/Diyaoyutai adaları, Kuril/Kuzey adaları, Dokdo/Takeshima adaları ve Doğu Çin Denizi’ndeki sınır sorunları potansiyel çatışma konularını oluşturmaktadır. Tayvan, Doğu Çin Denizi’nde hak iddia eden tüm devletlerin bunu uluslararası toplum nezdinde dile getirmesinin sağlanması, anlaşmazlığa dikkat çekilmesi ve barışçıl bir çözüm bulunmaya çalışılması amacıyla Doğu Çin Denizi Barış İnisiyatifi’nin oluşturulmasını önermektedir. Güney Çin Denizi’nde ise bir yandan ikili ve çok taraflı görüşmeler aracılığıyla anlaşmazlıklara çözüm aranırken diğer yandan doğal kaynakların çıkartılması ve işletilmesi gerektiği, bölgenin silahlandırılması gibi tek taraflı hareketlerin durumu daha da karmaşıklaştırdığı belirtilmektedir.

 

Kuzeydoğu Asya’nın güvenliğine ilişkin en ciddi tehditlerden bir diğerinin Kuzey Kore’nin nükleer programı olduğu ifade edilmektedir. Kuzey’in nükleer programında ısrar etmesi Güney’i silahlanmaya teşvik etmektedir. Kuzey Kore’nin yeni liderinin krizi tırmandıran tutumu ve son olarak gerçekleştirilen nükleer deneme güvenlik anlamında Kore Yarımadası’nı belirsizliğe itmektedir. Kuzey Kore sorunu hususunda ABD-Japonya ve Güney Kore işbirliği büyük önem arz etmektedir.

 

Tüm bu unsurlar dışında doğal afetler, gıda güvenliği, enerji güvenliği, salgın hastalıklar, çevre sorunları, terörizm ve siber güvenlik bölgedeki istikrar ve güvenlik açısından önem taşıyan diğer konulardır. Tayvan bu konulardaki ilerlemenin ancak bölgesel işbirliği sayesinde mümkün olabileceğini vurgulamaktadır.

 

Raporda dikkat çeken husus, güvenlik tehditlerine Tayvan’ın Çin’e olan ekonomik bağımlılığının dahil edilmemesidir. 2003 senesinden bu yana Tayvan’ın ihracatında bir numaraya yükselen Çin’in şimdiki kalkınmasını sürdürdüğü müddetçe uzun seneler Tayvan’ı besleyen en büyük ekonomik güç olmaya devam edeceği söylenebilir. İki taraf arasındaki ticaret hacminin 2012 yılında 169 milyar $ civarında olması da ticaret boyutunun Tayvan açısından ne kadar önemli olduğunu daha net açıklamaktadır.(2)

 

Söz konusu tehditler göz önünde bulundurularak raporda, Tayvan ordusunun savunma kapasitesini artırmak amacıyla “inovasyon ve asimetriye” dayalı bir askeri konsept benimsemesi gerektiği ifade edilmektedir. Tayvan silahlı kuvvetlerinin C4ISR, lojistik, yedek kuvvet sevkiyatı ve afetlerle mücadele yeteneği anlamında kabiliyetlerini artırmasının önemine işaret edilmektedir. Ayrıca askeri reformlar gerçekleştirilirken az sayıda ancak daha donanımlı, daha güçlü ve daha akıllı kuvvetler oluşturulmaya öncelik verileceği ve 2014 yılı sonuna kadar aktif askeri personelin 215.000’e düşürüleceği belirtilmektedir. Öte yandan envanterdeki zırhlı araç karşıtı füze, düşük menzilli zırh delici roket ve tank sayısının artırılacağı; yeni nesil hayalet uçaklar, hava ikmal uçakları, anti-radyasyon füzeleri ve denizaltılar alınacağı ifade edilmektedir.

 

Tayvan’ın Savunma Politikası

 

Tayvan’ın savunma stratejilerinin şekillenmesinde 1990’lı yıllardan itibaren devlet başkanlarının önemli etkisi olmuştur. 2008 yılında göreve gelen Ma Ying-Jeou savunma politikasında “savunmacı caydırıcılık” prensibini öne çıkarmıştır. Dirençli bir savunma ve inandırıcı bir caydırıcılığı temel alan bu prensip, “Hard ROC (Republic of China)” olarak adlandırılan askeri modernizasyona büyük önem vermektedir.(3) Bu modernizasyon 2016’ya kadar zorunlu askerlikten profesyonel orduya geçmeyi ve askeri personel sayısının azaltılmasını öngörmektedir. Zira ileri teknoloji ürünü ekipmanlar ve modern savaş koşulları özel eğitimli askerler gerektirdiğinden zorunlu askerlik sistemi bu ihtiyacı karşılayamamaktadır. Ma Ying-Jeou Çin konusunda sert söylemlerden kaçınmakta ve Pekin ile sürtüşmemeye özen göstermektedir. Bununla birlikte Çin’in tek devlet politikasında ısrar etmesi olası bir askeri güç kullanımının daima göz önünde bulundurulmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla Ma özellikle hava ve deniz kabiliyetlerin artırılmasına özen göstermektedir: hava üslerinin güçlendirilmesi, savunma ve saldırı amaçlı füzelerin geliştirilmesi, denizaltı ve deniz üstü savaş araçlarının ve yeni nesil uçakların alımı…vs.

 

Şüphesiz ABD unsuru Tayvan savunma politikasının ayrılmaz bir parçasıdır. 1954 yılında ABD ve Tayvan arasında imzalanan savunma antlaşması (US-ROC Mutual Defense Treaty) uyarınca, ABD, Tayvan’ın herhangi bir dış güç tarafından saldırıya maruz kalması durumunda, bu ülkenin güvenliğini sağlayacağını taahhüt etmiştir. Öte yandan Çin’in sert eleştirilerine rağmen Tayvan ABD silah endüstrisinin önde gelen müşterilerindendir. Ma’nın göreve geldiği 2008 yılından bu yana iki ülke arasındaki silah satışının 18 milyar dolar civarında olduğu ifade edilmektedir.(4)

 

Özetle rapor, Çin’in ekonomik gelişimine paralel olarak askeri yönden gelişimini gözler önüne sermekte ve ileride Asya-Pasifik bölgesinin Çin-ABD mücadelesine sahne olmaya devam edeceğinin sinyallerini vermektedir. Çin’in bölgedeki etkinliğini artırmasından rahatsızlık duyan bölge ülkeleri hem askeri güçlerini hem de ABD ile işbirliklerini geliştirme yoluna gideceklerdir. Ancak Çin tüm bölge ülkelerinin önde gelen ticari partneri olduğunda bölgedeki ihtilaflı konularda Çin’e rağmen birtakım adımlar atmak mümkün gözükmemektedir. Nitekim Çin’i güvenliğine yönelik en temel tehdit kabul eden ve savunmasını artırmaya çalışan Tayvan dahi sert söylemlerden ve Çin’i provoke edecek davranışlardan kaçınmaktadır.

 

 

Sonnotlar:

1.Taiwan’s Quadrennial Defense Review 2013, http://www.ustaiwandefense.com/tags/qdr/ (erişim 15 Mayıs 2013)

2.Taiwan-China trade reached US $ 168.96 billion in 2012: China customs, http://www.roc-taiwan.org/LV/ct.asp?xItem=345712&ctNode=7925&mp=507 (erişim 16 Mayıs 2013)

3.Michal TIM, “Taiwan’s Defence Policy under Ma Ying-Jeou”, Taiwan in Perspective, April 2, 2013, http://michalthim.wordpress.com/2013/04/02/taiwans-defence-policy-under-ma-ying-jeou/ (erişim 20 Mayıs 2013)

4. Xi urges US to cease Taiwan arms sales, Taipei Times, June 10, 2013, http://www.taipeitimes.com/News/front/archives/2013/06/10/2003564416 (erişim 20 Mayıs 2013)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top