Uluslararası Güvenlik Yaklaşımlarındaki Değişim

A- A A+

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, küreselleşme ve 11 Eylül saldırıları uluslararası ilişkileri, ittifakları, stratejik düşünceleri, tehdit ve buna bağlı olarak güvenlik kavramlarını temelden sarsmış ve büyük oranda değişime zorlamıştır.

 

Soğuk Savaş döneminin bitişiyle büyük güçler arasında büyük zayiat ve tahribata neden olabilecek savaş ihtimalinin ortadan kalktığını söylemek mümkündür. Ancak bölgesel, etnik ve dinsel kimlikli savaşlar hala önemini korumaktadır. Asimetrik tehdit olarak terörizm ön plana çıkmış ve küreselleşmiştir. Terör örgütleri dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir zamanda eylem yapabilecek olanak ve yeteneğe erişmiştir. Askerî nitelikli sert güvenlik tehditleri yerine yumuşak güvenlik tehditleri ön plana çıkmaya başlamıştır.

 

Güvenliğin Boyutları ve Kapsamı
Güvenlik kavramının değişimiyle birlikte güvenliğin boyutları ve kapsamı da değişmiştir. Güvenlik de bir bakıma küreselleşmiştir. Güvenlik boyutu, ülke güvenliği kavramından uluslararası güvenlik şeklinde tanımlanan bölgesel ve küresel güvenlik anlayışına kaymıştır.

 

Güvenlik olgusunun kapsamı da genişlemiş; savaş, silahlı çatışma, kuvvet kullanma halleri dışında ekonomi, enerji, çevre, sağlık, sosyo-kültür ve eğitim alanları da güvenliğin kapsamına dahil olmuştur.

 

Günümüzde devlet öncelikli güvenlik algılamalarından insan öncelikli güvenlik algılamasına bir kayış söz konusudur. Bu kapsamda insan varlığının ve gezegenin güvenliği kavramları ön plana çıkmıştır. Devletlerin ülke içinde kendi vatandaşlarına yönelik şiddet uygulamaları ve gezegenin güvenliğini tehlikeye düşürecek girişimlere karşı yapılan müdahaleler artık devletlerin iç işlerine müdahale olarak algılanmamaktadır.

 

Bölgesel ekonomik krizlerin küresel etkileri, insanın yaşam koşullarını ve refahını doğrudan etkilediğinden ekonomi güvenlik kavramının içine dahil olmuştur. Enerji ve su kaynakları ile bunların ulaşım yollarının güvenliği ön plana çıkmıştır. Gezegenin güvenliği kapsamında çevre, hava ve su kaynaklarının kirlenmesi güvenlik kavramı içinde önemini artırmaktadır. Yeni çıkan salgın hastalıklar ve AIDS gibi insan varlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıklar güvenlik kavramı içinde yorumlanmaktadır. Sosyo-kültür ve eğitim alanlarında küreselleşme ile yaşanan değişimler ve farklı kimlik algılamaları güvenlik kaygılarını artırmaktadır.

 

Gerçekten de kullanıldığı takdirde binlerce hatta yüz binlerce hayatı tehdit edebilecek kitle imha silahlarının dünya güvenliğine ve üzerinde yaşadığımız gezegenin ve sonraki nesillerin geleceğine yönelik oluşturduğu tehdit ile karşılaştırıldığında ekonomik, çevresel ve benzeri sorunlar “yumuşak” tehdit olarak nitelendirilebilir. Ancak yumuşak tehditlerin yol açtığı güvensizlik ortamında bu tehditler gayet sert bir şekilde hissedilmektedir.

 

Dolayısıyla tüm bu farklı güvenlik algılamaları ve kaygıları güvenliğin bütünselliğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla güvenlik bütün kapsamı ve boyutları ile değerlendirilmelidir.

 

Tehdit Algılamaları
Değişen güvenlik anlayışı ile birlikte tehdit algılamalarında da değişiklik olmuştur. Artık tehdit sadece bir veya bir grup devletten gelebilecek saldırı şeklinde yorumlanmamaktadır. Günümüzde uluslararası güvenliğe yönelik tehditlerin üç temel unsuru bulunmaktadır: yayılganlık, karmaşıklık ve belirsizlik. Değişen tehditler, ulusaşan (yaygınlık), yeni ve önlem alması zor (karmaşık) ve Soğuk savaş sonrası başlayan trendler henüz ucu açık olduğundan belirsiz niteliktedir.

 

Kitle imha silahlarının (KİS) gelişmesi ve yayılması (Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar), KİS’lerin atma vasıtalarının gelişmesi ve yayılması (Balistik füzeler, uçaklar…vs), uluslararası terörizm ve terörist eylemlerde KİS’lerin kullanımı, bölgesel savaşlar, etnik ve dinsel kimlik çatışmaları, ayaklanmalar ve bölünme, otoriter yönetimlerin kendi haklarına yönelik şiddet uygulamaları, uluslararası organize suçlar, yasa dışı göçler, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi yumuşak güvenlik tehditleri, siber terörizm, uzay  güvenliği, enerji güvenliğine yönelik tehditler, çevre sorunları ve salgın hastalıklar günümüzdeki tehdit algılamaları olarak sıralanabilir.

 

Güvenlik Uygulamaları ve Örgütlenme
Güvenlik uygulamalarında siyasetin etkisi artmış, güvenlik kavramı sadece askeri bir kavram olmaktan çıkarak büyük ölçüde siyasi bir kavram haline dönüşmüştür. Özgürlük, demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, ekonomik refah ve gelir bölüşümünde adalet güvenlik uygulamaları içinde yer almaya başlamıştır. Güçlü demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü savunma güvenlik politikalarının temelini oluşturmuştur. Güvenliğin askeri boyutunun önemi her geçen biraz daha azalırken güvenliğin diğer boyutlarının önemi artmaktadır.


Güvenliğin alternatif maliyeti düşüncesi güvenlik uygulamaları içinde yer almaya başlamış olup güvenliğin daha az maliyetle daha etkin sağlanmasının yöntemleri araştırılmaktadır. Büyük ve hantal silahlı kuvvetler yapılanmalarından, daha küçük ama daha modern, vurucu gücü yüksek ve eğitimli profesyonel askerlik yapılanmalarına geçiş zorunlu hale gelmiştir.

 

Güvenliğin uluslararası bir şekil alması kolektif güvenlik uygulamalarını gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda BM, NATO, AGİT ve diğer bölgesel güvenlik örgütlenmelerinin önemini artırmaktadır. Örneğin NATO, uluslararası güvenlik uygulamalarına katkı sağlayan önemli bir örgüt haline gelmiştir.

 

Güvenlik uygulamalarında, güvenlik örgütlerinin yanında esnek koalisyonların ortaya çıktığı ve önemini artırdığı görülmektedir. Proaktif güvenlik uygulamaları ile büyük güvenlik sorunlarının ortaya çıkması engellenmeye çalışılmaktadır. Kollektif çözümlere yönelik çalışmaların başlamasıyla birlikte ulus-devletlerin salt çıkar endeksli girişimleri de sınırlanacaktır.

 

Güvenlik algılamalarında realist yaklaşımlardan liberal yaklaşımlara bir kayma söz konusudur. Realizm teorisi kapsamında geliştirilen algılamaların güç ve çatışma merkezli paradigmalar oluşturduğu ve bu paradigmaların tehditlerin oluşmasında önemli bir faktör olduğu vurgulanmaktadır.

 

Bu düşünce çerçevesinde liberalizm, fonksiyonalizm ve entegrasyon teorileri kapsamında uluslararası işbirliğini ve karşılıklı bağımlılığı geliştirmeye yönelik girişimler her geçen gün daha da artmaktadır. Çünkü barış, “ulusların birlikte var olmasını sağlamaktan değil, onların birlikte hareket etmesini sağlamaktan” geçmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top