Türkiye’de Sivil-Asker İlişkileri

Prof. Dr. Atilla SANDIKLI
23 Aralık 2010
A- A A+

Önemli bir demokratikleşme sorunu olarak sivil-asker ilişkileri son yıllarda Türkiye’nin gündeminde geniş ölçüde yer almaktadır. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini kapsayan uzun tarihsel sürecin etkilediği bu sorun darbeler, muhtıralar ve siyasi müdahaleleri içermektedir.

 

 

Acı anılarla dolu bu arka plan günümüzdeki demokratikleşme çabalarını da derinden etkilemektedir.

Sivil-asker ilişkilerini tartışırken öncelikle hatırlamamız gereken husus, sivil-asker ilişkilerinin sadece Türkiye gibi demokrasisini geliştirme ya da sağlamlaştırma çabası içindeki ülkeleri ilgilendiren bir sorun olmadığıdır. Sanıldığından çok daha yaygındır ve zaman zaman demokratik bakımdan gelişmiş Batılı ülkelerde de ortaya çıkan karmaşık bir sorundur. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde elbette daha değişik şekillerde ve boyutlarda kendini göstermektedir. Fakat aynı sorun, bu ülkelerde de mevcuttur. Tabiatı gereği, sorunun tam olarak çözülmesi çok zordur.

 

Genellikle günümüzdeki sivil-asker ilişkileri kuramlarının başlangıç noktası, silahlı kuvvetlerin diğer kamu kurumlarından çok farklı olmasıdır. Farklıdır, çünkü adı üstünde silahlıdır. Diğer kurumlarla, hatta sivil demokratik hükümetle mukayese edilemeyecek ölçüde bir güç potansiyeline sahiptir. Onun için sivil hükümetin silahlı kuvvetlerle ilişkisi, diğer kamu kuruluşlarıyla olan ilişkilerine, mesela herhangi bir genel müdürlükle yürüttüğü ilişkilere benzeyemez. Bu nedenle demokratik rejimlerde son söz daima seçilmişlerde olmalıdır. Bununla birlikte, silahlı kuvvetlerin kendine göre bir hiyerarşisi, terfi ve tayin kuralları, disiplin kuralları ve bu gibi alanlarda geniş takdir yetkisi olabilir.

 

Hem toplumun hem de siyasî rejimin tehditlere karşı korunmaya ihtiyacı vardır. Silahlı kuvvetler, toplum ve hükümet tarafından bu amaçla kurulmuş ve idame ettirilmektedir. Gene bu amaçla, yani koruma görevini etkili bir biçimde yerine getirmesi için güçlü olması gerekmektedir. Ancak güçlenen silahlı kuvvetlerin kendisi toplum ve siyaset için bir tehdit haline gelebilir. "Sivil-asker sorunsalı" işte bu çelişkide yatmaktadır. Başka bir deyişle, askerin görevini layıkıyla ifa edebilmesi için yeterince güçlü olması gerekmektedir. Diğer yönden ise asker görevini yerine getirirken toplumun ve siyasetin üzerinde baskı kurmamalı, hatta ağırlığını hissettirmemelidir. Toplum, sivil iktidar ve asker, bu çelişkinin üstesinden nasıl gelecektir? Hemen hemen her toplumda çeşitli boyut ve biçimlerde ortaya çıkan sorunsal işte budur.

 

Silahlı Kuvvetler’in meşakkatli ve zaman zaman da gerginleşen modernleşme sürecinde başrolü oynaması, bu kurumu çağdaşlaşmanın, laikliğin ve ulus-devletin temelini teşkil eden milli birlik ve bütünlüğün hassas ve titiz bir koruyucusu haline getirmiştir. Günümüzde ise ulus-devleti, laikliği ve milli birlik ve bütünlüğü demokrasiyle ve demokrasi içinde korumak gerekiyor. Demokratik çok partili rejimin birtakım ideolojik, siyasi, hatta toplumsal kırılmalara sebep olması, laikliğin tek parti dönemindekinden farklı şekilde yorumlanmaya başlanması demokrasiden vazgeçilmesini gerektirmiyor. Çünkü demokratik rejim çağdaşlaşmanın zaruri bir boyutudur ve askerin siyasete müdahalesi ise hiç de demokratik bir davranış değildir. Demokrasilerde, askerin sivil hükümetin emrinde olması ve son sözün sivil hükümetin hak ve yetkisinde bulunması vazgeçilmez bir kuraldır.

 

Başka bir çelişki de TSK'nın öteden beri, Türkiye'nin, Batılı milletler topluluğunun bütünleşmiş bir üyesi olmasını arzu etmesine rağmen Batılı devletler ve kurumlara karşı ciddi şüphe içinde olması, ciddi bir güvensizlik beslemesidir. Bu çelişkilere TSK mensuplarının beyanlarında rastlamak daima mümkündür. Ancak zamana, şartlara ve konjonktüre göre vurgular değişebilmektedir. Bazen demokrasi, bazen koruma ve kollama görevi; bazen hükümete bağlılık, bazen hükümete karşıtlık; bazen müdahalecilik; bazen Batı'nın erdemleri, bazen Batı'nın kurduğu tuzaklar ön plana çıkmaktadır. Hatta bazen çelişkinin birbirine zıt terimlerini aynı beyanat içinde bulmak mümkün olabilmektedir.

 

Bu çelişkiler, TSK'nın içinde çeşitli zıt fikirlere, ideolojilere sahip subaylar olduğu anlamına gelmemektedir. Tam aksine, başka ülkelerin silahlı kuvvetlerinde olduğu gibi, TSK'da da bu konuda ileri düzeyde bir mütecanislik mevcuttur. Burada söz konusu olan, tarihî bir modernleşme sürecinin kendi bünyesindeki çelişkilerin, aynı sürecin önderliğini yapan TSK'daki hakim dünya görüşüne, değerlere ve düşünce tarzlarına yansımasıdır.

 

Başka bir deyişle, Türkiye'nin sivil-asker meselesi, her ülkede görülebilen genel sivil-asker sorunsalıyla Osmanlı-Cumhuriyet tarihindeki Doğu-Batı sorunsalının iç içe girmesinden doğan çelişkilerden oluşmaktadır. Bu çelişkileri sadece askerlerin meselesi olarak görmek doğru değildir. Bunların üstesinden gelerek sivil-asker ilişkisini demokratik bir zeminde geliştirmek askerin yanında, sivil iktidara, siyasi partilere, sivil topluma da bağlıdır. Kısaca, düşünce tarzlarını değiştiren bir dönüşüm gerekmektedir. Türkiye zaten bugün böyle bir dönüşüm sürecinin içindedir. Önemli olan sürecin büyük zararlara neden olmadan gelişme göstermesidir.

 

2010 Yılı içindeki Gelişmeler

2010 yılı içinde üst düzey komutanların demokratik sınırları zorlayan siyaset ve yargıya müdahale anlamına gelen açıklamalarına ve üst düzeydeki komutanların terfilerinde sivil iktidarın görüşlerini hiç dikkate almayan yaklaşımlarına rağmen sivil asker ilişkilerinde geriye dönüş olasılığının ortadan kalktığı kritik bir eşik aşılmıştır. Bu eşiğin kazasız bir şekilde aşılmasında halkın engin sağduyusu, iktidarın sabırlı ve kararlı tutumu ve değişimde en büyük zorluğu yaşayan askerlerin engin vatan ve millet sevgisinin oluşturduğu sorumluluk duygusu büyük katkılar yapmıştır.

 

Dönem içinde generallerin de yargılandığı, çok sayıda askerin sanık durumunda bulunduğu, hatta tutuklandığı önemli davalar açılmış ve bu davaların mahkeme süreçleri devam etmektedir. Bu davaların bazı eksik ve kusurlarına rağmen açılabilmiş olması ve büyük sorunlar yaşanmadan devam edebilmesi demokratikleşme ve sivil-asker ilişkileri açısından çok önemlidir.

 

Dönem içinde yapılan anayasa ve yasa değişiklikleri ile 1980 darbesini gerçekleştirenlere dokunulmazlık sağlayan hüküm Anayasa’dan çıkarılmış, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının resmi görevleri süresince işledikleri suçlardan ötürü Yüce Divan’da yargılanabilmelerinin önü açılmıştır. Yüksek Askeri Şura’nın askeri personelin Ordu’yla ilişkisini kesen kararlarına yargı denetimi getirilmiştir. Askeri mahkemelerin yetki alanı “askeri hizmetler ve askeri görevlerle” sınırlandırılmıştır.

 

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değiştirilmiş, sivil makamlarla mutabakat olmaksızın askeri operasyonlar yürütülmesine imkân tanıyan güvenlik, kamu düzeni ve yardımlaşmaya ilişkin EMASYA Protokolü yürürlükten kaldırılmıştır.

 

Terörle mücadeleye ilişkin politikalar geliştirmek ve Terörizmle Mücadele Koordinasyon Kurulu’na sekretarya görevi yapmak üzere İçişleri Bakanlığına bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın kurulmasına ilişkin kanun kabul edilmiştir. Söz konusu kanunla birlikte, ilgili güvenlik kurumları arasında istihbarat paylaşımını güçlendirmek için bir İstihbarat Değerlendirme Merkezi kurulmuştur.

 

Silahlı Kuvvetler, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün taşınabilir mallarının yönetimi konusundaki tüzüğün Temmuz ayında kabulünü müteakiben, güvenlik kurumlarında Kamu Maliyesi Yönetimi ve Denetimi Kanunu’nun getirdiği iç denetimler alanında ilerleme kaydedilmiştir.

 

Polisin ve jandarmanın kentsel ve kırsal alanlarda sahip olduğu yetkilerin düzenlenmesine ilişkin yönetmeliğin uygulanmasına devam edilmiştir.  31 ildeki, toplam bir milyon civarında sivilin yaşadığı meskûn alan jandarmanın kontrolünden sivil denetim altındaki polis kontrolüne devredilmiştir. Ancak, jandarmanın kolluk kuvveti faaliyetleri üzerinde sivil denetim oluşturulması konusunda herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.

 

Savunma bütçesinin parlamenter denetimi ve Sayıştay’ın Silahlı Kuvvetler’in sahip olduğu mallar ve savunmaya ayrılan bütçe dışı fonlar üzerindeki denetimine imkan sağlayacak hukuk reformlar gerçekleştirilmiştir.

 

Silahlı Kuvvetler’in sorumluluk alanlarının ötesindeki siyasi konulara resmi ya da gayrı resmi şekilde nüfuz ettikleri durumlarda azalma görülmüştür. Bununla birlikte, Genelkurmay Başkanı devam eden davalar ve soruşturmalar hakkında çeşitli kereler yorumda bulunmuştur. Bu tür demeçler hakkında vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri tarafından suç duyurusunda bulunulmasına rağmen adli takibat yapılmamıştır. Ordunun bazı medya kuruluşlarına yönelik seçici akreditasyonu ise sürmüştür.

 

TSK’nın görevlerini tarif eden ve askerlere siyasete müdahil olacak şekilde geniş bir hareket alanı sağlayan bir madde içeren Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda değişiklik yapılmamıştır. Milli Güvenlik Kurulu Kanunu hala yoruma bağlı olarak neredeyse tüm siyasi alanları kapsayacak geniş bir “güvenlik” kavramı içermektedir.

 

Yargı birliği ilkesi kapsamında Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin varlığı tartışılmaya başlanmıştır. İktidar ve ana muhalefet patilerinin söylemlerinde bu konuda benzer söylemlere rastlanmaktadır. Daha çağcıl bir hukuk sistemi için gelecek yıllarda bu mahkemelerin kaldırılması gündeme gelebilir.

 

Sonuç olarak, sivil-asker ilişkileri kapsamında güvenlik güçlerinin sivil denetimi konusunda ilerleme sağlanmıştır. Askeri mahkemelerin yargı yetkisi sınırlandırılmış, YAŞ kararlarına karşı temyiz yolu açılmış ve yüksek rütbeli subayların sivil mahkemelerde yargılanabilmeleri konusunda düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca Silahlı Kuvvetler sivil mali denetime açılmıştır.


Ancak, yıl içinde Silahlı Kuvvetler’in kıdemli mensupları, özellikle yargısal konularda olmak üzere, sorumluluk alanlarının ötesine geçen bir dizi açıklama yapmışlardır. Yeni komuta kademesinin bu tür girişimlerde bulunmaması dikkate alınması gereken olumlu ve önemli bir gelişmedir.

 

Askerlerin toplumun bir parçası olduğunu dikkate alarak; sivil-asker ilişkilerindeki olumlu gelişmelerin devam etmesi toplumun demokratik değerleri gittikçe daha fazla benimsemesine bağlıdır. Başka bir deyişle, demokrasinin kesintisiz uygulanması, hem toplum hem de kurumlar için bir eğitim sürecidir. Çağcıl demokrasi ve insan hakları kavramlarının zamanla askeri okulların müfredatına yansıması gereklidir. Bu görüş, haklı olarak sorunun ancak uzun vadede çözülebileceğini ve bir eğitim süreci olarak demokratikleşmenin kesintiye uğratılmamasını da telkin etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top