Başlangıcından Bugüne NATO Stratejik Konsepti’nin Geçirdiği Evreler

A- A A+

İkinci Dünya Savaşı’nın son yılı içerisinde Doğu Avrupa’dan çekilen Alman Ordusu karşısında ilerleyen Sovyet Rusya ordularının hâkimiyeti altına giren ülkelerde hızla komünist rejimler yönetimi ele aldılar. Harbin sona ermesinden sonra başta ABD olmak üzere Batılı müttefikler seferber etmiş oldukları kuvvetlerini azaltarak barış kadrolarına indirdiler.

 

Beş yılı aşan bir süre savaş ekonomisi uygulayan Batı Avrupa ve ABD’nin bir an önce toparlanmaya ve yıkım halindeki Avrupa ülkelerini yeniden ayağa kaldırabilmek için çok büyük ekonomik kaynaklara ihtiyacı vardı. Bu nedenle çok sayıda konvansiyonel kuvveti silâhaltında tutmaya devam edebilmek demokrasi ile yönetilen ülkelerde olanaksızdı.


Oysa Sovyet Rusya işgali altındaki Doğu Avrupa’da durum çok farklı idi. Kızıl Ordu işgal altında tuttuğu ülkelerdeki kuvvetlerinin sefer mevcutlarını aynen korumakta olduğu gibi Sovyet siyasi yöneticileri de komünizmi Dünya çapında yayma gayretlerini sürdürürken diğer taraftan Avrupa’nın geri kalan bölümünü de istila tehdidinde bulunmaktan kaçınmıyorlardı.


Soğuk Savaş dönemi olarak adlandırılan bu ortamda; ABD, bir taraftan Truman Doktrini’ni ve Marshall Planı’nı uygulamaya sokarken diğer yandan Sovyet istila tehdidine karşı Avrupa’yı koruyabilmek için kolektif savunma esasına dayalı NATO ittifakını da gerçekleştirebildi. NATO’nun kurulduğu 1949 yılında Sovyetler Birliği harbe hazır tuttuğu muazzam konvansiyonel askeri gücüne mukabil henüz nükleer teknolojiye ve nükleer silahlara sahip bulunmamakta idi. Buna mukabil, ABD İkinci Dünya Harbi’nde denediği, tahrip, imha ve dolayısı ile caydırıcı gücü çok yüksek olan nükleer silahları envanterine dâhil etmiş, kullanma doktrinlerini de geliştirmiş duruma gelmişti. İşte bu ortamda kurulan ittifakın strateji belirleme çalışmalarının ilk ürünü 1 Aralık 1949 tarihini taşır.


Stratejik Yaklaşımın Evreleri:

Genel anlamda NATO’nun kuruluşundan günümüze kadar geçen dönemde, İttifakın stratejik yaklaşımının dört belirgin evreden geçtiği söylenebilir:

1.  Soğuk Savaş Dönemi  (1949-1991)
2.  Soğuk Savaş’tan hemen sonraki dönem  (1991-2001)
3.  11 Eylül 2001 sonrası güvenlik ortamı   (2001-2010)
4.  NATO’nun Lizbon Zirve deklarasyonu ve kabul edilen yeni stratejik konsepti

 

1949’dan 1991’e kadar geçen dönemde NATO stratejisini esas itibarı ile “savunma” ve “caydırıcılık” olarak tanımlamak mümkündür. Bununla birlikte dönemin son yirmi yıllık bölümünde “diyalog” ve “detant” (yumuşama)’a giderek artan ölçüde önem verilmiş olduğu da söylenebilir. 1991’den sonra ise temeli oluşturan “caydırıcılık” ve “savunma” konseptlerinin yanı sıra  “işbirliği” ve “güvenlik” kavramlarının da kabul edildiği daha geniş bir yaklaşım benimsenmiştir.


1949 yılından Soğuk Savaş’ın sona erişine kadar olan dönemde dört adet stratejik konsept yayımlanmıştır. Ayrıca askeri kanat tarafından bu konseptlerin uygulama direktifleri de hazırlanıp yürürlüğe konmuştu. Soğuk Savaş sonrası döneminde ise gizlilik derecesi bulunmayan üç adet konsept yayınlanmıştır. Bunlara gizli nitelikli askeri uygulama dokümanları eşlik etmektedir. 2010 Stratejik Konsepti’nin askeri uygulama direktifi hazırlıkları ise halen devam etmektedir.


11 Eylül saldırılarından sonra NATO’nun askeri düşünce yapısı, kaynakları ve gayretleri; terörizmle savaş ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesine daha fazla odaklanmış bulunuyor. 11 Eylül sonrası dönemde NATO, Avrupa-Atlantik bölgesi dışındaki bölgelere kuvvet sevk etmiş, ittifak üye sayısı 28’e ulaşmış, “enerji güvenliği” ve “siber taarruzlar” gibi yeni tehditler ortaya çıkmış durumda. NATO liderlerini 2010 yılında yeni bir stratejik konsept oluşturmaya sevk eden nedenler arasında bu gelişmeler önemli bir yer tutmaktadır.


1. Soğuk Savaş Dönemi (1949-1991):

1949’dan 1991’e kadar olan bu dönemde uluslar arası ilişkiler Doğu ve Batı arasında iki kutuplu bir çatışma ortamında şekillenmişti. İlişkilerde ağırlık diyalog ve işbirliğinden çok gerginlik ve çatışma üzerine odaklandığından tehlikeli ve pahalı bir silahlanma yarışı kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıktı. Yukarıda belirtildiği üzere bu dönemde yayımlanan dört stratejik konsepte kısaca değinmek yararlı olabilir.


a. NATO’nun İlk Stratejik Konsepti (Tecavüzü Caydırma):

Kuzey Atlantik Konseyi (NAC) tarafından onaylanan ilk stratejik konsept 6 Ocak 1950 tarihlidir.(1) Buna göre; NATO’nun temel görevi tecavüzü caydırmak olup, NATO kuvvetleri ancak caydırmanın başarılı olamaması ve bir taarruzun vukuu durumunda kullanılacaktı. İttifak üyeleri arasında birbirlerini tamamlama ve standardizasyon da bu dokümanın ana öğelerini oluşturmakta idi. Her bir üyenin savunmaya olan katkısı; ekonomik, endüstriyel, coğrafi ve askeri kapasitesi ile orantılı olacaktı. Diğer yandan, SSCB’ye karşı askeri olanaklar açısından mevcut zafiyet nedeni ile ABD nükleer yeteneklerine bel bağlanmasından bahisle İttifak’ın “gerektiğinde istisnasız olarak her türlü silah ve vasıta ile derhal stratejik bombardıman icra yeteneğini teminat altında bulundurması” öngörülüyordu. Bu Stratejik Konsept’in uygulama detaylarına ilişkin iki dokümanla birlikte dönemin NATO stratejisi üç temel belgede yer almıştır.(2)


b. Kore Harbi ve NATO’nun İkinci Stratejik Konsepti (Entegre Askeri Kuvvetin Oluşturulması:


25 Haziran 1950’de Kuzey Kore tarafından Güney Kore’nin istila edilmesi, NATO’yu ve İttifakın stratejik mantalitesini derhal etkiledi. İki temel sorun olarak NATO’nun askeri yapısının etkinliğinin ve NATO kuvvetlerinin gücünün acilen ele alınması gereği ortaya çıktı. 26 Eylül 1950’de Kuzey Atlantik Konseyi (KAK) merkezi komuta altında entegre bir askeri kuvvet oluşturulmasını onayladı. Bu kapsamda Orgeneral Dwight D. Eisenhower NATO’nun ilk Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı (SACEUR) olarak atanırken, Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanlık Karargâhı (SHAPE) da Paris’te 2 Nisan 1952’de kuruldu. Buna ilaveten; o güne kadar var olan Bölgesel Planlama Grupları (Kanada-ABD Bölgesel Planlama Grubu hariç) lağvedilirken Atlantik Yüksek Komutanlığı (SACLANT) oluşturuldu.


Bu yapısal değişikliklerin yanı sıra Türkiye ve Yunanistan’ın da İttifak’a üye olmalarının Stratejik Konsept’e yansıtılması gerekiyordu. Bu nedenle KAK, 3 Aralık 1952’de “Kuzey Atlantik Bölgesi’nin Savunulması için Stratejik Konsept  (MC 3/5 (Final) ) dokümanını onayladı. Yeni Stratejik Konsept bir önceki DC 6/1’deki temel esasları büyük ölçüde korumakta idi. Buna bağlı olarak askeri uygulamaya ilişkin diğer dokümanlar da güncelleştirildi. DC 13 ve MC 14 tek bir doküman olarak MC 14/1(3) Stratejik Rehber olarak 15-18 Aralık 1952’de KAK tarafından onaylandı. Bu kapsamlı belgede şu çok önemli ifadeye yer verilmişti; “NATO’nun temel amacı; NATO bölgesinin savunmasını teminat altına almak, Sovyetler Birliği ve peyklerinin savaşma azim, irade ve yeteneklerini yok etmektir.” Bu maksatla NATO öncelikle stratejik hava taarruzu gerçekleştirecek ve buna paralel olarak hava, kara ve deniz harekâtı icra edecektir. Müttefik hava taarruzlarında “her türlü silah” kullanılacaktır.


Güney Kore’nin istilaya uğramasının ortaya çıkardığı bir konu daha vardı. Ancak bu birkaç yıl sonra ele alınabildi; NATO’nun “ileri savunma” ya duyduğu ihtiyaç. Bunun anlamı; NATO savunmasının Avrupa’da mümkün olan ölçüde Doğuya, Demir Perde’ye olabildiğince yakın tertiplenmesi idi. Elbette ki bu durum çok hassas bir konu olan Almanya’nın durumunu gündeme getirdi. Sorun ancak 1954 gelindiğinde çözülebildi. Davet edilen Federal Almanya Cumhuriyeti 6 Mayıs 1955’te üye oldu.


c. “Yeni Bakış” ve NATO’nun Üçüncü Stratejik Konsepti (Topyekun Mukabele):

Dönem içerisinde NATO’da yapısal konularda ilerleme sağlanmakla birlikte, İttifakın askeri güçleri sorun olmaya devam etmekte idi. KAK’ın 1952 yılında Lizbon’da kabul ettiği çok iddialı konvansiyonel kuvvet hedeflerine ulaşabilmek, ekonomik ve siyasi yönlerden müttefik ülkeler tarafından gerçekçi görülmüyordu. Bunun sonucunda ABD kendi savunma politikasında ağırlığı nükleer silahlara kaydırmaya karar verdi. Bu “Yeni Bakış” savunmaya daha fazla harcama yapmaksızın askeri etkinliği arttırabilmeyi sağlayacaktı. Bu gelişme paralelinde nükleer silahların NATO stratejisine de tam olarak entegrasyonunu hedefleyen çalışmalar kısa sürede sonuçlandırıldı. NATO (SHAPE)’da oluşturulan “Yeni Yaklaşım Grubu” tarafından hazırlanan “NATO Askeri Gücünün Önümüzdeki Beş Yıl Zarfındaki En Etkin Yapılanması” (MC 48) (4) 1954 yılı sonunda Askeri Komite’de ve hemen ardından KAK’da onaylandı. Bu raporda yer alan konsept ve varsayımlar daha sonra NATO’nun üçüncü stratejik konseptine dahil edildi.


MC 48, nükleer silahların kullanımından kesin ifadelerle söz edilen ilk resmi NATO dokümanı idi. Kitlesel mukabele (topyekûn mukabele) konsepti de ilk defa bu belgede ortaya konulmuş oldu. Oldukça uzun süren kapsamlı müzakereler sonucunda MC 14/2 “NATO Bölgesinin Savunulması İçin Genel Stratejik Konsept”(5) ve MC 48/2 “Stratejik Konsept’in Uygulama Tedbirleri”(6) adlı iki belge aynı gün, 23 Mayıs 1957’de kabul edildi. MC 14/2 “topyekun mukabele”yi NATO’nun yeni stratejisinin temel unsurlarından biri olarak öngören ilk stratejik konsept olmuştur.


Müttefiklerden bir kısmı kuvvet ihtiyaçlarında, dolayısı ile savunma harcamalarında tasarruf sağladığı için topyekûn mukabeleye ısrarla taraftar olurken, diğerleri farklı düşüncelere sahipti. Bu nedenle küçük çaplı tecavüzlere karşı “nükleer silahlara başvurmayı gerektirmeden” konvansiyonel silah kullanımını öngören sınırlı ölçekte bir esneklik sağlanmıştı. Bu esnekliğin varlığına rağmen NATO’nun SSCB ile bir sınırlı savaş konseptini kabul etmediği vurgulanmakta ve “şayet SSCB düşmanca yerel bir çatışma içine girmeyi ve böyle bir olayın kapsam ve süresini genişletmeyi hedeflediği takdirde durum, NATO’nun nükleer silah kullanımını gerektirecektir. Çünkü Sovyetlerle bir sınırlı savaş konsepti yoktur.” Denilmekte idi.


“Topyekûn mukabele” doktrinini MC 14/2 ve MC 48/2 belgelerine ithal etmenin yanı sıra, Sovyetlerin NATO bölgesi dışındaki siyasi ve ekonomik faaliyetlerinin İttifak üzerindeki etkileri de bu belgelerde yer alıyordu. Süveyş Krizi ve 1956 Macaristan kalkışmasının Sovyetler tarafından bastırılması bu bağlamda değerlendirilmiştir. 13 Aralık 1956’da KAK tarafından Askeri Komite’ye gönderilen siyasi bir direktifte (CM(56)138); ”Her ne kadar NATO savunma planlaması İttifak sorumluluk bölgesinin savunulması ile sınırlandırılmış ise de, NATO’ya karşı bölge dışında oluşabilecek tehlikelerin de hesaba katılması gerekmektedir” ifadesi bulunuyordu.


Bu ifade NATO’nun 56 yıl önceki liderlerinin de, İttifak’ın bu günlerde karşı karşıya olduğu sorunları o dönemden itibaren öngörebilecek bir vizyona sahip olduklarının bir kanıtı olarak algılanabilir.

 

d.  Üçüncü Stratejik Konseptin Sorgulanması ve NATO’nun Dördüncü Stratejik Konsepti (Esnek Mukabele):


Dönem içerisinde meydana gelen bazı uluslar arası gelişmeler NATO’nun üçüncü stratejik konseptinin yürürlüğe girer girmez hemen sorgulanmaya başlanmasına yol açtı. Bu strateji ağırlıklı olarak; ABD nükleer yeteneğine ve bir Sovyet taarruzunun vukuunda Amerika’nın Avrupa’yı savunma iradesine dayanmakta idi.


İlk başta bazı Avrupalılar; ABD Başkanı’nın bir Avrupa şehri için bir Amerikan şehrini feda edeceğinden şüphe duymaya başladılar. Ardından SSCB’nin kıtalar arası balistik füzelerini geliştirdiği ve nükleer silah kabiliyetini kazandığı ortaya çıktı. SSCB’nin nükleer potansiyeli arttıkça NATO’nun sahip olduğu nükleer caydırma üstünlüğü giderek azaldı. “Karşılıklı Mutlak Yok olma” (Mutually Assured Destruction-MAD) gibi terimler kullanılmaya başlandı.


Sovyetler Birliği’nin tahriki ile başlayan ikinci Berlin krizi (1958-1962) şüpheleri güçlendirmişti. NATO genel bir taarruz düzeyinden daha düşük seviyede kalabilecek tehditlere karşı nasıl bir tepki gösterecekti? NATO’nun sahip olduğu nükleer caydırıcılık; Sovyetleri Berlin konusunda müttefiklerin tutumunu tehdit etmekten alıkoyamamıştı. O halde ne yapılmalıydı?


1961 Yılında ABD Başkanı olan J.F.Kennedy, sınırlı savaş konusundan ve bir hesap hatası veya kaza sonucu nükleer bir füze teatisi olasılığından endişe duymakta idi. Bu arada Berlin krizi şiddetlenerek Berlin Duvarı’nın inşasına yol açtı. Ekim 1962’de soğuk savaş Küba füze krizi ile doruğa ulaştı. Krizin çözümü için ABD ile SSCB arasında varılan anlayış çerçevesinde, Küba’daki Sovyet füzelerinin geri çekilmesi karşılığında İzmir Çiğli’de konuşlu demode Amerikan Jüpiter füzelerinin Türkiye’nin bilgilendirilmesine ihtiyaç dahi duyulmadan sökülmesinin ABD tarafından uygun görülmesi, uzun süre tartışılan bir konu olarak hatırlarda kalacaktır.


Bu gelişmeler üzerine ABD, daha güçlü bir nükleer-dışı NATO yapısını ve bir “esnek mukabele” stratejisini gündeme getirdi. Ancak bu konuda müttefikler arasında bir oydaşma sağlanamadı. NATO içindeki politik çekişmeler, Başkan Kennedy’nin öldürülmesinin ABD yönetimini sarsması ve Vietnam’daki savaşın içine ABD’nin giderek çekilmekte olması, yeni bir NATO stratejik konsepti oluşturulma gayretlerinin dondurulmasına yol açtı.


NATO’nun dördüncü stratejik konsepti- “Kuzey Atlantik İttifakı Bölgesi’nin Savunma Genel Konsepti MC 14/3 (7)  Savunma Planlama Komitesi’nde (DPC) kabul edilerek son şekli ile 16 Ocak 1968’de yayımlandı. Bu belge Fransa’nın NATO’nun askeri kanadından 1966 yılında çekilmesinden sonra kaleme alınabilmişti.


Yeni stratejinin göze çarpan iki temel özelliği bulunmakta idi: “esneklik” ve “tırmanma”.

“İttifak’ın caydırma konsepti; olası bir mütecavizin NATO’nun bu tecavüze karşı belirgin mukabelesinin ne şekilde olabileceğini güvenle tahmin edebilmesine, dolayısı ile taarruzun niteliği ne olursa olsun, kabul edilemez bir risk taşıyacağı sonucunu doğuracak tarzda bir engel oluşturan esnekliğe sahiptir.”


NATO’nun maruz kalabileceği bir tecavüze karşı üç tip mukabele seçeneği belirlenmişti:

• Direkt Savunma: tecavüzü düşmanın tercih ettiği savaş düzeyinde muharebe ederek onu mağlup etmek.
• Kontrollü Tırmanma: Kriz tırmandıkça nükleer güç kullanma tehdidini giderek artırmak suretiyle tecavüzü mağlup edecek bir dizi olası adımları atmak
• Genel Nükleer Mukabele: Nihai caydırma yöntemi.

Bu belgeye eşlik edecek olan “NATO Bölgesinin Savunulmasında Stratejik Konseptin Uygulama Tedbirleri” MC 48/3 (8) adlı belge de 8 Aralık 1969’da DPC onaylı olarak yürürlüğe konuldu. Her iki belge de; gerek içerik gerekse yorumlanma açısından sahip oldukları esneklik sayesinde uzun bir süre değişiklik gerektirmeden soğuk savaşın sonuna kadar geçerliliklerini koruyabilmişlerdir.

 

e.  Harmel Raporu ve Soğuk Savaşın Sona Ermesine Kadarki Dönem:

Fransa’nın İttifak’ın entegre askeri yapısını terk etmesinden sonra 1967 yılında NATO gelecek yirmi yıllık dönemdeki stratejik hedeflerini saptayabilmek amacı ile politik ve askeri yönlerden güvenliğe çift yönlü yaklaşım içeren bir rapor hazırlattı. Bu rapor, zamanın Belçika Dışişleri Bakanı Paul Harmel’in adı ile  “Harmel Raporu” veya “NATO’nun Gelecekteki Görevlerine İlişkin Rapor” olarak adlandırılmıştır.

 

Rapor; bir yandan yeterli savunma gücünü elde bulundururken diğer yandan İttifak’ın kuruluşundan itibaren var olagelen güvenlik ortamının geniş bir analizini yapmakta, Doğu-Batı ilişkilerinde gerginliklerin azaltılabilmesi ve Avrupa’yı bölen siyasi sorunların çözümüne yönelik çalışmalar yapılmasını önermekte idi. İçerik itibarı ile biri politik, diğeri askeri olmak üzere iki temel görev öngörülüyordu. Politik görev olarak: Doğu-Batı arasında dengeli kuvvet indirimlerine yol açabilecek önerilerin formüle edilmesi, Askeri açıdan ise: başta Akdeniz olmak üzere hassas bölgelerin savunulması.

 

Nispeten bir yumuşama döneminde kaleme alınan Harmel Raporu caydırma ve diyalogu birlikte ele alan bir tutumu benimsemişti. Böylelikle güvenlik sorunlarına daha işbirlikçi bir yaklaşım için ilk adımlar atılmış olacaktı.

 

1967-1991 arası dönemde bir taraftan iki blok arasında ciddi gerginlikler yaratan olaylar yaşanmakta iken, diğer taraftan da umut verici bazı gelişmeler cereyan ediyordu. Sovyetlerin Afganistan’ı işgali ve SS-20 füzelerini Doğu Avrupa’ya konuşlandırması gerginliği yükseltti. Buna karşılık NATO Aralık 1979’da çift yönlü bir karar çerçevesinde Varşova Paktı’na; orta ve orta-uzun menzilli balistik füzelerde karşılıklı indirime gidilmesini önerirken, bir taraftan da Pershing ve Cruise füzelerini Batı Avrupa’ya konuşlandırmaya hazırlandı. Moskova’dan olumlu bir cevap alınamaması üzerine bu füzeler mevzilerine yerleştirildi

 

ABD-Sovyetler Birliği arasında Stratejik Silahların Sınırlandırılması (SALT-I), Anti-Balistik Sistemler, Orta-Uzun Menzilli Nükleer Güçler (INF) Antlaşmaları’nın imzalanması, SALT-II ve ayni zamanda ABD-Sovyet Stratejik Silahların Azaltılması Görüşmeleri (START) ile yumuşamada ilerleme sağlanabilmişti. Buna rağmen; 1980’lerin ortalarında her iki blok da güven arttırmayı ön plana çıkaran gayretlere girişmiş olmakla beraber, ilişkilerin yeni bir temele oturtulabilmesi ancak Berlin Duvarı’nın yıkılması, Varşova Paktı’nın dağıtılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra mümkün olabildi.


2.  Soğuk Savaş’tan Hemen Sonraki Dönem (1991-2001):


1991 yılından itibaren yeni bir devir başladı. Bir zamanlar NATO’nun güçlü hasmı olan Sovyetler Birliği dağılmış, Rusya ve diğer eski hasımlar NATO’nun ortağı hatta bazıları üyesi olmuşlardır. İttifak için bu dönem diyalog ve işbirliğinin ön plana çıkarıldığı, barış ve istikrara çok uluslu kriz yönetim harekâtları ile katkıda bulunulduğu bir dönem olmuştur. Bu dönem aynı zamanda bilinen anlamdaki tehdit ve risklerin büyük ölçüde azaldığı, buna karşılık alışılmadık bir belirsizlik ortamının uluslar arası güvenliği etkisi altına alma niteliklerini taşımaktadır. Artık uluslar arası toplumu yakından ilgilendiren asimetrik tehditler, terörizm, kitle imha silahlarının devlet dışı güçlerin eline geçme riski, giderek artan yasa dışı göç ve insan kaçakçılığı hareketleri, narkotik ve uyuşturucu kaçakçılığı, kıtlaşan su ve enerji kaynaklarının paylaşım ve kontrolü,  enerji nakil yollarının ve açık denizlerde ulaşımın güvenliği, iklim ve çevre sorunları gibi karmaşık konular İttifak’ın gündemini işgal etmeye başlamıştır.


Böyle bir ortam içerisinde kendini bulan NATO, Soğuk Savaş’ın hemen sonrası olarak adlandırılan dönemde Kasım 1991 ve Nisan 1999 tarihlerinde ilk defa gizliliği olmayan ve eskiye oranla güvenliğe daha geniş bir yaklaşım sergileyen iki stratejik konsept yayımladı.


a. NATO’nun İlk Gizli Olmayan Stratejik Konsepti:


1991 Stratejik Konsepti (9) daha önce yayımlanan strateji belgelerinden büyük ölçüde farklılıklar göstermekte idi. İlkin hiç kimse ile çatışma öngörmeyip kamuoyuna açık bir belge niteliği taşıyordu. İkincisi; ana amaç olarak bir yandan ittifak üyelerinin güvenliğini korurken (kolektif savunma ile), öte yandan eski hasımlarla ortaklık ve işbirliği münasebetleri içerisinde Avrupa’da güvenliği geliştirerek yaymayı hedefliyordu. Ayrıca nükleer kuvvetlerin kullanımı barış ve istikrarın korunabilmesi için gerekli asgari düzeye indirilmişti.


“Bu stratejik konsept, İttifakın savunma ağırlıklı niteliğini beyan ederken üyelerinin güvenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüklerini koruma kararlığını tekraren vurgular. İttifak’ın güvenlik politikası; diyalog; işbirliği ve etkin kolektif savunma temeline dayandırılmış olup bunlar barışın korunmasında birbirlerini karşılıklı olarak güçlendiren unsurlar olarak değerlendirilmektedir. Yeni fırsatlardan tam olarak yararlanmak suretiyle, İttifak savunma ihtiyacı için uygun olan en asgari düzeyde kuvvet bulundurmak suretiyle güvenliği sağlayacaktır. Bu yolla İttifak; kalıcı bir barış düzeninin sağlamlaştırılmasına köklü bir katkıda bulunmaktadır.”


1991 Stratejik Konsepti’ne eşlik eden ve Askeri Komite tarafından çıkartılan “İttifak’ın Stratejik Konsepti’nin Askeri Uygulama Direktifi (MC 400,(10) 12 Aralık 1991) halen gizlilik derecesini muhafaza etmektedir.   

b. NATO’nun İkinci Gizli Olmayan Stratejik Konsepti: (11)

NATO’nun 50’nci kuruluş yıl dönümü olan 1999 yılında İttifak liderleri genişletilmiş Avrupa-Atlantik bölgesinin ortak savunması, barış ve istikrarı için yeni bir stratejik konsepti onayladı. Bu yeni konsept; savunma boyutuna ilave olarak siyasi, ekonomik, sosyal ve çevresel faktörlerin de önemini kabul eden güvenliğin geniş bir tanımına dayandırılmıştı. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ortaya çıkan terörizm, etnik çatışmalar, insan hakları ihlalleri, siyasi istikrarsızlık, ekonomik kırılganlıklar ve nükleer, biyolojik, kimyasal silahlar ve atma vasıtalarının yayılması dâhil olmak üzere yeni riskleri belirlemekte idi.


Belgedeki ifadelere göre; İttifak’ın asli görevleri; güvenlik, danışma ve savunma olup, Avrupa-Atlantik bölgesinde güvenlik ve istikrarın güçlendirilebilmesi için kriz yönetimi ve ortaklıklar da önemli unsurları oluşturmaktadırlar. NATO’nun, Soğuk Savaş sonrası ortamında önemli bir rol üstlenmeyi ve üzerine düşeni yapmayı başarmış olduğu vurgulanarak İttifak kuvvetleri için yönergeler oluşturulmakta, NATO kuvvet ve harekât planlayıcılarına amaçlar ve görevler konusunda uygulama talimatları bulunmaktadır. Bu strateji; kolektif savunmadan barışı desteklemeye ve diğer krizlere müdahale harekâtına kadar İttifak görevlerinin tamamı için askeri yeteneklerin sürekli geliştirilmesinin gerekliliğini belirtmektedir. Bunlara ilave olarak İttifak’ın görünür gelecek için uygun oranda konvansiyonel ve nükleer kuvvetleri elde bulundurmayı devam ettireceği taahhüt edilmektedir.

 

1999 Stratejik Konsepti’ne eşlik eden Askeri Komite Uygulama Direktifi de bir önceki gibi gizlilik dereceli bir belgedir. (MC 400/2,(12) 12 Şubat 2003).


3.  11 Eylül 2001 Sonrası Güvenlik Ortamı:

11 Eylül’de ABD’ye karşı girişilen terör saldırıları, terörizm tehdidini ve kitle imha silahlarını ön plan çıkarmış bulunuyor. NATO’nun gerek kendi bölgesinde, gerekse alan dışındaki halklarını koruma ihtiyacı ortaya çıktı. Bu nedenle ittifak üyelerini, Afganistan’da Birleşmiş Milletler onaylı uluslar arası Güvenlik Gücü(ISAF) gibi yeni görevlere hazırlayabilmek amacı ile askeri yapı ve yetenekleri bu görevlere uyumlu duruma getirecek büyük çaplı iç yeni yapılanma reformları gerçekleştirildi. Diğer yandan, giderek küreselleşen ve zorlu sorunların yumağı şekline bürünen dünyanın yarattığı durumların üstesinden gelebilmek amacı ile NATO, değişimini hızlandırarak temelde mevcut ortaklıklarını derinleştirmek ve genişletmek ve güçlü operasyonel yetenekler kazanmak yoluna girdi.

 

Bu radikal değişikliklerin NATO’nun strateji belgelerine yansıtılması gerekmekteydi.

 

Bu yönde ilk adım Kasım 2006’da NATO liderlerinin “Kapsamlı Siyasi Rehber” belgesini onaylaması ile atılmış oldu. Bu doküman; gelecek 10-15 yıl için İttifak’ın yetenek sorunlarını, planlama disiplinlerini ve istihbarat çerçeve ve önceliklerini belirleyen önemli bir siyaset belirleme belgesidir. Geleceğin muhtemel güvenlik ortamının tahlilini yaparak, önceden tahmin edilemeyecek olayların meydana gelme ihtimalini kabul etmektedir. Bu tahlile dayalı olarak; stratejik konseptin ışığında yapılmaya muktedir olunması gereken harekât tipleri ve ihtiyaç duyulacak yetenek çeşitleri belirtilmiştir.


Daha sonraları Nisan 2009’da NATO liderleri “İttifak Güvenlik Deklarasyonu”nu onayladı. Burada, yeni bir stratejik konsepte gerek duyulduğu belirtiliyordu. Bu talep NATO sorunlarının derinliğine incelenme ve tartışılmasını başlattı.


Ekonomik içerikle birlikte NATO’nun yeniden düşünülmesi, önceliklerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden yapılandırılması için bir fırsat yaratılmış oluyordu. İşte 2010 Stratejik Konsepti bu gelişmelerin sonunda Lizbon Zirvesi’nde kabul edildi. Bundan önce yayımlanan bütün Stratejik Konseptlere ilişkin usullere uygun olarak, bu sefer de bir süre sonra Askeri Komite tarafından  “İttifak Stratejik Konsepti’nin Askeri Uygulama Direktifi muhtemelen MC 400/3 yayımlanacaktır.


4. NATO’nun Lizbon Zirve Deklarasyonu ve Kabul Edilen Yeni Stratejik Konsepti:

19-20 Kasım Lizbon Zirve Toplantısı’ndan sonra yayımlanan deklarasyon; İttifak üyesi devlet ve hükümet başkanlarının Soğuk Savaş’tan bu yana, özellikle 11 Eylül sonrasından günümüze kadar karşılaşılan güvenlik sorunlarına bakış açılarını ortaya koymaktadır. Bunun için önümüzdeki on yılda NATO’nun neler yapması gerektiği açık ve net bir vizyonla beyan edilmiştir.  Her şeyden önce; NATO kuruluş amaç ve felsefesinin aynen korunduğu ilan edilerek; üye ülkelerin bağımsızlık ve güvenliğinin korunmasından ibaret olan temel ve kalıcı amacın her zaman geçerli olacağı; İttifak üyelerinin korunması için gerekli olan kolektif savunma, kriz yönetimi ve işbirliği içinde güvenlikten ibaret üç asli görevin etkin bir şekilde yerine getirilmesine devam edileceği kararlılıkla vurgulanmaktadır. Bu anlayışı yansıtan yeni Stratejik Konsept, İttifak üyelerini karşı karşıya kalınabilecek her türlü tehdide karşı savunacak yeteneklere sahip olunmasını öngörmektedir.


Deklarasyonun altı çizilmesi gereken en önemli konu başlıklarına bu aşamada kısaca değinmek yararlı olacaktır.


Uluslar arası toplumun gayretlerinin bir parçası olarak NATO’nun kriz yönetimlerine katkısı arttırılacaktır. Edinilen tecrübeler, güvenliğe yönelik karmaşık sorunların üstesinden gelebilmek için askeri araçlar esas olmakla birlikte tek başlarına yeterli olamadığını göstermiştir. Avrupa-Atlantik bölgesinin içinde ve dışında, NATO diğer aktörlerle birlikte hareket ederek siyasi, sivil ve askeri kriz yönetim araçlarını etkili kullanmak suretiyle çözüm üretebilmelidir. İstikrar ve yeniden yapılandırma sorumluluğu en uygun olarak bu konularda gerekli birikim, yetki ve yeteneğe sahip aktörler tarafından üstlenilmelidir. Bu amaçla NATO’da gerekli kriz yönetimi planlaması yapabilecek ve diğer aktörlerle birlikte daha etkin olarak çalışabilecek,  mütevazı fakat yeterli bir sivil birim oluşturulması kararlaştırılmıştır. Bu bağlamda BM, AB, AGİT gibi uluslar arası kuruluşlarla işbirliğine daha fazla önem verilmektedir.  NATO ve AB ortak değer ve stratejik çıkarları paylaşmakta ve kriz yönetim operasyonlarında yan yana çalışmaktadır. AB, krizlere müdahalede NATO’nun en başta işbirliği yapması gereken kuruluş olduğundan, yeteneklerinin geliştirilmesi desteklenmeli, duplikasyonlar önlenmelidir. Bu nedenle NATO-AB stratejik ortaklığını geliştirmeye azmedilecektir.


Rusya karşılıklı ve şeffaflığa dayalı olarak NATO ile olan işbirliğini derinleştirmeye davet edilmektedir. NATO-Rusya işbirliğine stratejik önem atfedilmekte, başta füzesavar sistemlerinin irtibatlandırılması olmak üzere Afganistan, narkotik, korsanlık ve terörle mücadele, doğal afet yardımı konularında işbirliği olanaklarından bahsedilmektedir. Buna karşılık Rusya’nın AKKA antlaşmasına uymamasından duyulan endişe dile getirilmiştir.


Dünyada nükleer silahların varlığı sürdükçe NATO nükleer silahları envanterinde bulundurmaya devam edecektir. NATO caydırıcılık ve kolektif savunma için yeterli asgari düzeyde nükleer ve konvansiyonel kuvvet yapısını idame ettirecektir. Avrupa’da konuşlu nükleer silah sayısı büyük ölçüde azaltılmış ve NATO stratejisinin nükleer güçlere olan bağımlılığı asgari düzeye indirgenmiş bulunmaktadır.


Balistik füze tehdidinin giderek artması ciddi endişelere yol açmaktadır. Bu nedenle sadece askeri kuvvetleri değil, NATO’nun bütün üyelerinin halklarını ve topraklarını da kapsayan bir füzesavar sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Bundan sonra NATO kuvvet yapısı konvansiyonel ve nükleer kuvvetlerin yanı sıra füzesavar kuvvetlerini de içerecektir. Füzesavar sistemlerine sahip olunması kolektif savunma için göz ardı edilemeyecek bir kuvvet ihtiyacıdır.


Siber tehditler hızla artmakta olup taarruzlara karşı güvenliğin sağlanması konuları NATO doktrinlerine ithal edilecektir. Siber savunma kapsamında bu tür saldırıların tespiti, değerlendirilmesi, önlenmesi, saldırı sonrası sistemlerin geri kazanımı konuları merkezi siber korunma yeteneği kapsamında ele alınacaktır. Bilgisayar Olaylarına Müdahale Yeteneği Computer Incident Response Capability-NCIRC) 2012 yılında tamamen devreye alınmış olacaktır.


İstikrarlı ve güvenilir enerji tedariki, alternatif enerji ulaştırma hatlarının, tedarikçilerinin ve kaynaklarının çeşitlendirilmesi, enerji şebekelerinin birbirlerine bağlanmaları kritik önemini korumaktadır. Enerji güvenliği konusu NATO politika ve etkinliklerine dâhil edilecek, ayrıca bu konuda NATO ortakları ile danışma ve işbirliği içinde olunacaktır.


Kritik çevresel ve kaynak sınırlamaları, sağlık riskleri, iklim değişiklikleri, su kıtlığı, artan enerji gereksinimleri NATO’nun ilgi sahasındaki güvenlik ortamını şekillendirecektir. Bu durum NATO planlama faaliyetlerini önemli ölçüde etkileyebilecek potansiyele sahip bulunmaktadır.


Afganistan’a Uluslar arası Yardım Görevi (ISAF)  İttifak’ın asli önceliğine sahiptir. BM, AB, Dünya Bankası, Japonya ve 21 NATO Ortağı ile birlikte İttifak’ın Afganistan’a olan uzun vadeli taahhüdü vurgulanmakta, 2011 yılı başından itibaren 2014 yılı sonuna kadar güvenlik sorumluluğunun tedricen Afgan güçlerine devredilmesi öngörülürken, bu devrin bir takvime ve ISAF güçlerinin çekilmesine bağlı kalmadan şartların gelişmesine göre uygulanacağı belirtilmektedir.


NATO’nun savunma ve caydırma olanakları gözden geçirilecek; İttifak’ın mevcut komuta yapısı ve kurumlarında, kaynak yönetiminde, karargâh yapılanmasında reformlar gerçekleştirilerek geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilecek duruma getirilecektir. Bu amaçla mevcut karargâhların sayısında önemli bir azaltma, karargâh personel mevcutlarında %35’e varan indirimler öngörülmüştür. Yeni yapı, üye ülkelerin milli karargâhları ile ilişki içinde olacaktır. Keza yeni yapının bölgesel odaklanması söz konusudur. Yeni komuta yapısı ve karargâhların coğrafi konuşlanma kararı Haziran 2011’e kadar alınmış olacaktır.

 

 

 

Dipnotlar:


(1) The  trategic Concept For the Defense of the North Atlantic Area (DC 6/1) 6 January 1950

(2)  - DC 6/1 Strategic Guidance for North Atlantic Regional Planning  28 March 1950
-  NATO Medium Term Plan (DC/13)  1 April 1950
-  Strategic Guidance for North Atlantic Regional Planning (MC 14) 28 March 1950

(3)  Strategic Guidance (MC-14) 9 December 1952

(4) The Most Effective Pattern of NATO Military Strength for the Next few Years (MC 48) 22 November 1954

(5)  Overall Strategic Concept for the Defense of the NATO Area  23 May 1957

(6)  Measures to İmplement the Strategic Concept for the Defense of The NATO Area (MC 48/2) 23 May 1959

(7)  Overall Strategic Concept for the Defense of the NATO Area (MC 14/3) 16 january 1968

(8)  Measures to Implement the Strategic Concept fort the Defense of the NATO Area (MC 48/3) 8 December 1969

(9)  The Alliance’s Strategic Concept  19 November 1991

(10) MC Directive for Milltary İmplementation of the Alliance’s Strategic Concept (MC 400)  12 April 1999

(11)  The Alliance’s Strategic Concept  24 April 1999

(12)  MC Guidance for the Milltary İmplementation of the Alliance Strategy (MC 400/2) 12 February 2003

 

 


* Dış Politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi (E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk. Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral (E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Candemir Önhon Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E), Aytaç Yalman Orgeneral (E), Sönmez Köksal Büyükelçi (E)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top