Son NATO Zirvesi Üzerine Bir Değerlendirme

A- A A+

Tüm dünyanın merakla izlediği son on yılın en önemli zirvesi olarak nitelendirilen Lizbon’daki NATO Zirvesi’nin yankıları halen devam etmektedir. Lizbon Zirvesi’ni bu kadar önemli kılan şüphesiz, Müttefiklerin yeni bir stratejik konsept belirlemesinin yanı sıra füze kalkanı olarak adlandırılan füze savunma sistemi konusundaki belirsizlikler ve üyelerin bu husustaki tutumlarıdır.

 

Füze kalkanının topraklarına yerleştirilme talebi, Türkiye’yi bu zirvenin merkez oyuncusu konumuna getirmiştir. Dolayısıyla Zirve öncesinde Türkiye’nin bu konudaki tavrının ne olacağı, füze kalkanını veto edip etmeyeceği ve NATO’dan taleplerinin neler olacağı merak konusuydu. Türkiye’nin onayı zirvede olası bir kriz yaşanmasını engellemiş olmakla birlikte, Zirve sonrasında gerek bazı basın organları gerekse siyasiler tarafından yapılan Türkiye’nin NATO toplantısında büyük bir zaferle çıktığı değerlendirmeleri biraz abartılıdır.


Zira Türkiye son dönemde dış politikada izlediği komşularla sıfır sorun politikası nedeniyle Doğu ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmiş, özellikle İran nükleer programı kapsamında diplomasi yolunun izlenmesi gerektiğini savunmuştur.  Takas Antlaşması’nın imzalanmasına ön ayak olan Türkiye’nin bu politikaları Batılılarca eksen kayması olarak yorumlanmış ve Türkiye’nin Batı’ya sırt çevirerek Doğu’nun siyasi ve ideolojik yapısına yönelebileceğine ilişkin endişelerin oluşmasına yol açmıştır. Ancak bunu her fırsatta reddeden ve dış politikasının sadece çok yönlü hale geldiğini ve Batı’dan hiçbir zaman kopulmadığını vurgulayan Türkiye için NATO Zirvesi bunu kanıtlama fırsatı haline gelmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin vetosu ister istemez daha az olası hale gelmiştir.


Bununla birlikte Türkiye’nin NATO’dan üç temel isteği olmuştur: füze sistemi hiçbir ülkeye karşı olmaması ve kararlarda ülke adı geçmemesi; savunma sisteminin tüm NATO üyelerini kapsaması ve maliyetin paylaşılması.(1)


Bu talepleri dikkate aldığımızda Türkiye’nin tüm taleplerinin, en azından söylem düzeyinde yerine getirildiğini söylemek mümkündür. Kararlarda hiçbir devlet düşman olarak tanımlanmamış ve diğer talepler de haklı bulunmuştur. Ancak her ne kadar strateji belgesinde İran’dan açık bir şekilde tehdit olarak söz edilmemişse de sistemin büyük ölçüde İran kaynaklı tehdit algısı dikkate alınarak tasarlandığı bilinmektedir. Ayrıca komutanın kimde olacağı, nereye hangi tür radar ve füzelerin yerleştirileceği türünden tartışmaların zaten bu zirvede yapılması beklenmediğinden ve tartışmalar ilke bazında olduğundan üyeler arasında ciddi bir görüş ayrılığı oluşmamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin zirveden mutlak bir zaferle çıktığını söylemek için bundan sonraki süreçte füze kalkanı konusunda Türkiye’nin nasıl bir yol izleyeceğini ve istediklerini ne ölçüde alabileceğini görmek gerekecektir.


Öte yandan şüphesiz yeni stratejik konseptin Türkiye açısından olumlu sonuçları bulunmaktadır. Öncelikle İttifak’ın sorumluluğunda olan ve üstlenmeye devam edeceği üç temel göreve işaret edilmiştir: ortak savunma, kriz yönetimi ve işbirlikçi güvenlik ki bunlar Türkiye’nin de NATO ile ilişkilerinde her zaman ön planda tuttuğu hususlardır. Transit yolların ve enerji güvenliğinin sağlanmasına yapılan vurgu da topraklarından geçen petrol ve doğalgaz boru hatları (ki terör örgütü tarafından Bakü-Ceyhan-Tiflis Boru hattı daha önce de sabote edilmiştir) itibariyle Türkiye açısından önem taşımaktadır.

 

Ayrıca belgede NATO-AB işbirliğinin ilerletilmesi ve 'stratejik ortaklık' için AB'nin Türkiye'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi istenmektedir. AB üyesi olmayan Avrupalı NATO müttefiklerinin (Türkiye, Norveç ve İzlanda) AB misyonlarına önemli katkı yaptığı vurgulanarak, ''NATO ve AB arasında stratejik ortaklık için AB üyesi olmayan Avrupalı NATO müttefiklerinin bu çabalara bütünüyle katılımı elzemdir'' denilmektedir.(2)


Diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin ısrarlı talebiyle metne giren bu ifadenin, Türkiye'nin Avrupa Savunma Ajansı'na ortak üyeliği, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'na dahil olması ve operasyonlarda karar mekanizmasına katılım beklentilerini yansıttığını kaydetmektedir.(3)


Bir diğer olumlu husus gelişen NATO-Rusya ilişkileridir. NATO ile Rusya arasında, “Füze Kalkanı” konusunda işbirliği kurulmuş, böylece Rusya, NATO’nun anti-balistik füze savunma sistemine destek vermeyi ve kendi sistemini bu sistemle ilişkilendirmeyi kabul etmiştir. Rusya ile NATO arasındaki bu işbirliği ve sürdürülen iyi ilişkiler şüphesiz Türkiye için büyük önem taşımaktadır, zira olası bir husumet veya rekabet durumunda arada kalacak; Karadeniz, Orta Asya ve Balkanlar’daki çıkarları tehlikeye girecek olan ülke Türkiye’dir. Ayrıca nükleer silahtan arındırılmış bir bölge amacındaki Türkiye için Rusya ile bu konuda ilerletilecek işbirliği ileride olumlu sonuçlar doğurabilecektir.(4)


Sonuç olarak Türkiye açısından büyük bir zafer söz konusu olmasa da Lizbon Zirvesi’nde Türkiye’nin Batı için ne kadar önemi olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Ayrıca Türkiye Batı ülkelerine eksen kayması yok mesajını vermiştir. Türkiye’nin gerçek başarısı yeni stratejik konsept ile kabul edilen ilkelerin pratiğe dökülmesi aşamasında ortaya çıkacaktır. Bu aşamada Türk hükümetinin karşılaşacağı tek zorluk Müttefikler arasındaki görüş ayrılıkları olmayacak, Türk toplumunun yükselen NATO karşıtı eğilimi de mevzu bahis hale gelecektir. Zira 2004’te NATO’yu güvenlikleri açısından önemli gören Türklerin sayısı yüzde 53 iken 2010’da bu sayı yüzde 30’a gerilemiştir.(5) Özetle, Türkiye’yi asıl bundan sonra zorlu bir süreç beklemektedir.

 

 

Dipnotlar:


1 Füze Kalkanı'nda uzlaşma: Türkiye'nin 3 talebi kabul edildi, Bkz. www.euractiv.com.tr/ab- ve-turkiye/article/fze-kalkannda-uzlama-trkiyenin-3-talebi-kabul-edildi-013410  (erişim 28 Kasım 2010)


2 “Strategic Concept For the Defence and Security of The Members of the North Atlantic Treaty Organisation”, Lisbon Summit, November 2010, Bkz. www.nato.int/lisbon2010/strategic-concept-2010-eng.pdf (erişim 22 Kasım 2010)

3 Lizbon’da Tarihi Uzlaşma, Bkz. www.aa.com.tr/tr/tarihi-nato-zirvesi-yarin-basliyor.html (erişim 28 Kasım 2010)


4 Ian LESSER, “Turkey, the NATO Summit, and After”, The German Marshall Fund, 23 November 2010


5 Zsolt Nyiri ,Turkey’s future in NATO: Let shared concerns take center stage in Lisbon, German Marshall Fund of the United States, 18 November 2010

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top