ETA/Bask Modeli mi? Türkiye Modeli mi?

Eren OKUR
29 Eylül 2010
A- A A+

Eylül ayı başında ateşkes ilan ettiğini açıklayan İspanya’nın Bask bölgesindeki terör örgütü ETA’nın bu açıklaması hem ulusal hem de uluslararası ortamda yankı buldu. Ancak yapılan bu ateşkes açıklamasına daha önceki deneyimlerden yola çıkılarak temkinli yaklaşıldı. Hükümet ve muhalefet ETA’nın açıklamasını yetersiz bulurlarken, örgütün tamamıyla silah bırakması gerektiğini belirttiler.

 


Ülkemizde de zaman zaman gündeme gelen, PKK sorununun çözümü için Bask/ETA modelinin uygulanabileceğine dair görüşler varlığını sürdürmekle beraber ülkeler ve terör örgütleri arasındaki farklar, bu modelin ülkemizde uygulanıp uygulanamayacağını tartışmaya açmaktadır. ETA’nın tarihsel gelişimi ve amacının ne olduğu, İspanya’nın devlet olarak terör sorununun çözümüne yönelik attığı adımların neler olduğu, ETA ile PKK arasındaki benzerlikler ve farklar, Türkiye’nin terör sorununda nasıl bir yol izlemesi gerektiği bu analizin temel konusunu oluşturacaktır.

 


Bask Milliyetçiliği ve ETA’nın Tarihsel Gelişimi
“ETA’nın (Euskadi Ta Askatasuna) kelime anlamı Bask dilinde ‘Bask Anavatanı ve Özgürlüğü’ olarak geçmektedir.”(1) ETA’nın nihai amacı Bask ülkesinin bağımsızlığı olarak gözükürken, Bask milliyetçiliğinin tarihsel süreçteki gelişimi de bu noktada önemli yer tutmaktadır.

 


18. yüzyıl içerisinde yaşanan merkezileşme sürecinin etkisiyle, İspanya’da gevşek olan merkezi durum daha da güçlendirilmeye çalışılmıştır. Bunun sonucu olarak da İspanya’nın büyük bölgelerinde tepkiler oluşmuştur.

 

 

“17. ve 18. yüzyılda devlet oluşturma adına yapılan merkezileştirme çabaları, özellikle yüzyıllar boyunca özerk olan Bask ülkesi ve Katolonya gibi ‘tarihi’ bölgelerin merkeze karşı tepkilerine neden oldu. Asırlardır özerk yaşayan ve önemli imtiyazlara sahip olan Basklar, tüm bu ayrıcalıkların ellerinden alınması sonucu merkezi devlete karşı büyük öfke duydular.”(2)

 

 

İşte bu merkezileşme sürecine duyulan tepki somut bir şekilde Bask Milliyetçi Partisi’ni (Partido Nacionalista Vasco – PNV) ortaya çıkarmıştır. “Partinin kurucusu olan Sabino Arana, Bask milliyetçiliğinin temelini Bask ırkının korunması olarak belirlemiştir. Ayrıca, Arana 1893 yılında yayınladığı Biskaya adlı eserinde, Fransa’ya bağlı 3 Bask bölgesiyle, İspanya’nın kuzeyindeki Alava, Guipuzcoa, Vizcaya ve Navarre’nin oluşturduğu bir federal bütünlükten bahseder.”(3) Bask milliyetçileri için ideal anlamına gelen bu tanım ilerideki yıllarda temel argüman olarak kullanılmaya devam edecektir. Ancak Bask milliyetçiliği kavramı Bask ülkesinin tamamı tarafından kabul görmemiştir. Özellikle Burjuvazi ve zengin kesim Bask milliyetçiliği kavramına karşı çıkarken, bu durumun temel sebebi olarak da İspanyol devleti ile kurdukları ekonomik bağ gözükmektedir. Bu sebeple Bask milliyetçiliği kavramı kırsal kesimde yaşayan Basklılar tarafından daha fazla destek görmüştür. İlerleyen dönemde İspanya’da yaşanan özerklik süreçleri, 1936-39 arasında süren İç Savaş sonrasında General Franco’nun yönetimi ele geçirmesi ile birlikte son bulmuştur. Yeni dönemde baskı ve şiddet ortamı devlet tarafından gerçekleştirilirken, Franco’nun merkezi otoriteyi esas alması sonucunda Bask Milliyetçi Partisi yurt dışına çıkmak zorunda kalmıştır. Ayrıca özerklik durumunun ortadan kalkması, Bask dilinin yasaklanması, kültür ve kimliğin baskı nedeni olması PNV’nin gücünü iyice zayıflatmıştır. Bu sebeple de Bask milliyetçiliğinde önemli değişimler yaşanmıştır. “1952 yılında PNV’nin liderliğinden hoşnut olmayan bir grup genç, Ekin adlı bir dergi çıkardı.”(4)

 

 

Ekin dergisi sonrasında Ekin grubuna dönüşmüştür. “ETA ilk başta terör amacı olmayan Ekin grubundan çıktı. Ekin Baskça konuşmak da dâhil kültürel hakların yasaklandığı Franco’nun diktatörlük döneminde, Bask kilisesinin himayesinde gizli dil okulları açan bir gruptu.”(5) Bu oluşum 1959’da ETA adını aldı. Kurulan bu örgütün ilk yıllardaki amacı dergilerinde yer alan belgelerde görülmektedir. “ETA’nın ilk yıllarındaki ideolojisini yansıtan ‘Ekin Defterleri’ adıyla 1955’te yayınlanmaya başlanan belgeler incelendiğinde, Arana milliyetçiliğinde ilk sırada yer alan ‘ırk’ kavramından ziyade, ikinci sırada yer alan ‘dil’ kavramının daha öne çıktığı görülmektedir.”(6)  Kavramsal anlamdaki bu değişimden sonra örgüt 1960’lı yıllarda yöntemin nasıl olacağı tartışmasına girmiştir. Bu ilk dönemde ETA’nın ideolojisi içersinde üç farklı eğilimden bahsetmek mümkündür.
“Bu eğilimlerden ilki işçi sınıfı önderliğinde Marksist bir örgüt isterken, ikincisi Bask gelenek ve kültürünü yayma ve rahatça yaşayabilmeyi savunmuş ve üçüncüsü ise ezilen Bask halkını özgürlüğe kavuşturmayı amaçlayan anti-emperyalist gerilla hareketi ile bağımsızlığı arzulamıştır.”(7)

 


Süreç ilerledikçe ilk iki eğilimin tasfiyesi göze çarparken, dönemin özelliği olan gerilla savaşının daha ön plana çıktığı görülmektedir. Bu dönemde ETA, ulusal özgürlük hareketini sosyalist ideolojiye dayandırarak yürütmeye çalışmıştır.(8)

 

 

Marksist ideolojiyi benimseyen ve gerilla savaşını yöntem olarak belirleyen ETA, 1960’lı yıllarla beraber eylemlerine küçük de olsa başlangıç yapmıştır. Örgüt zaman zaman giriştiği eylemlerinin dışında ilk ciddi eylemini 1968 yılında gerçekleştirmiştir. “ETA liderlerinden olan Javier Echebarrieta’nın ve örgüt mensuplarının aracının durdurulması sonucu askeri polis öldürülmüştür.”(9) Bu eylem sonrasında polisin yaptığı operasyonda Echebarrieta ölmüş ve ETA’nın ilk ‘devrim şehidi’ olmuştur. Örgüt asıl büyük eylemini ise 20 Aralık 1973 tarihinde gerçekleştirmiştir. General Franco’nun yerine geçecek kişi olarak gösterilen Amiral Luis Carreo Blanco’nun öldürülmesi, ETA’nın isminin duyulmasına oldukça büyük katkı sağlamıştır. Örgüt bu dönemde özellikle önemli isimlere saldırırken, bu saldırı sonrasında yapılan operasyonlar örgütü yıpratmış ve bölünmelere sebep olmuştur. 1970’li yılların ortalarından itibaren örgüt içerisinde yaşanan ayrışma sonucu ETA, ETA-PM(Political-Military, Siyasi-Askeri Kanat) ve ETA-M(Military, Askeri Kanat) olarak ikiye bölünmüştür. ETA-PM şiddete başvurmayı reddederken, ETA-M daha sert bir tutum almıştır. Örgüt içerisinde bunlar yaşanırken, Franco sonrası İspanya’da yaşanan değişim ETA sorununun çözümü konusunda önemli gelişmeleri de beraberinde getirmiştir.

 


Franco Sonrasında İspanya’nın Çözüm Yöntemleri
Franco döneminde kimlikleri reddeden, baskı ve şiddet uygulayan bir politika izlenmiştir. Terör sorununun çözümü konusunda uygulanan yöntem askeri olmakta, siyasi herhangi bir adım atılmamaktadır. Dikey olarak bastırılan her hareketin yatay olarak yayılacağı ve tabana daha çabuk ulaşabileceği hesaba katılmaksızın yapılan sert askeri müdahaleler ETA’yı bir nebze olsun zayıflatsa da Bask bölgesinde zaten var olan milliyetçi duyguları daha da çoğaltmış ve ETA’ya olan desteği arttırmıştır. Genel olarak Batı dünyasında Franco İspanyası’na karşı olan önyargılar ETA’yı bir kurtuluş örgütü nitelemesine sokmuştur. Devletin uyguladığı politikalar ise çoğunlukla başarısız olurken ya da sorunları sadece dondururken, Franco sonrasında uygulanan çözüm yöntemleri İspanya’yı sorunu çözmeye yaklaştırmıştır.

 


Franco’nun yerine geçen Kral Juan Carlos’un ülkeyi Franco gibi yönetmesi beklenirken, Kral Carlos ülkesini demokratik normlara ve çağdaş değerlere göre yönetmeyi seçmiştir. Bu sebeple hazırlanan anayasa ülkenin demokratik ve demografik yapısına uygun şekilde yapılmıştır. 1978 yılında hazırlanan anayasa 1979’da referandum ile kabul edilmiş ve ülke 17 özerk bölgeye ayrılmıştır. Ayrıca bu özerk bölgeler anayasa tarafından güvence altına alınmıştır;

 

 

“Anayasa, İspanyol ulusunun parçalanmaz birliğine, bütün İspanyolların ortak yurdunun bölünmezliğine dayanır; ulusu oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin özerklik hakkını ve kendi aralarında dayanışmasını tanır ve güvence altına alır”.(10)

 

 

Ancak özerklik ve dil konusunda haklar veren bu anayasada olası bir ayrılıkçı hareketi önlemek için self-determinasyon ilkesi tamamen reddedilmiştir. Bölgelerin kültürleri, dilleri ve farklılıkları çeşitlilik olarak kabul edilmiş ve İspanyol ulusunun bir parçası oldukları vurgulanmıştır. Bu süreçte belirtilmesi gereken bir diğer önemli nokta da, self-determinasyon hakkının anayasada yer almamasını protesto eden Bask halkının büyük çoğunluğunun referandumu boykot etmesidir. Boykota katılmayanların da % 65’i anayasayı reddetmiştir. ETA ise bu dönemde yapılanları yeterli bulmazken, stratejisini de değiştirmiştir. “ETA’nın stratejisi gücünü kullanarak toplumu manipule etmek üzerine kurulmuştur.”(11) Ayrıca ETA’nın toplumsal hareketleri etkilemek dışındaki bir diğer hedefi de orduyu bir askeri darbeye kışkırtmak üzerine olmuştur. 1981 yılında yaşanan yoğun terör eylemleri ve özellikle askeri noktalara yapılan saldırılar sonucu başarısız bir askeri darbe girişimi olmuş ancak Kral, hükümet ve muhalefetin geri adım atmayan tavrı ile askeri darbe girişimi bertaraf edilmiştir.

 

Özerkliği verirken düşünülen temel amaç örgütün mücadele verdiğini iddia ettiği noktalarda örgütü boşa çıkartarak devletin alan kazanmasını sağlamaktır.(12) Buna rağmen ETA-M ve siyasi kanat olan Herri Batasuna tam bağımsızlıktan vazgeçilmeyeceğini açıklamış ve terör eylemlerini arttırmıştır. İspanya’nın kabul etmiş olduğu özerklik yasalarına rağmen ETA’nın nihai isteği bağımsızlık olurken, örgüt gücünü yitirmemek adına eylemlerine devam etmiş ve 1980 yılında ölü sayısındaki en yüksek rakama ulaşılmıştır; 118 kişi. Çıkartılan özerklik kanunlarının yeterli olduğunu düşünen İspanyol hükümeti ETA ile mücadele etmeye karar vermiştir. Bu mücadelede belirlenen iki ana yol vardır;

 

 

-“İspanyol devleti ve polis gücü ETA’yı zayıflatacaktı. Bu bağlamda, 1984 yılında İspanya ve Fransa hükümetleri, ETA’yla bağlantısı olup, Fransa’ya kaçan ya da Fransa’da yaşayan İspanyol Baskları’nı İspanya’ya iade etme anlaşması yaptılar. Bu iadeler ve tutuklamalar ETA’ya lojistik ve psikolojik olarak büyük darbe indirmiştir.

 

 

-Bu ülkeler arası işbirliğinin yanısıra şiddeti reddeden ETA militanlarının, topluma tekrar entegre edilmesi ve Bask bölgesinin refahının ancak demokratik yollarla mücadelede, görüşme ve uzlaşı zemininde olacağı bilinci doğrultusunda, İspanyol hükümeti af yasası çıkardı.”(13)

 

 

İlk olarak siyasi alanda reformlar gerçekleştiren İspanya sonrasında örgütün lojistik desteğini kesmiş ve çıkardığı af ile örgütün elindeki argümanları yok etmeye başlamıştır. Ancak iktidara gelen İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin (Partido Socialista Obrero Espanol-PSOE), 1981’de yaşanan darbe girişiminin bir benzerini yaşamaktan korktuğu için GAL (Grupos Antiterroristas De Liberacion-Anti, Terörist Kurtuluş Hareketi) isimli ve devlet destekli kontgerilla hareketine göz yumduğu iddia edilmektedir.

 

 

“1983-1987 yılları arasında ETA’ya karşı aktif mücadele içinde olan GAL’in eylemleri, ETA’nın sivilleri de hedef alan daha sert eylemler yapmasına neden olmuş ve bu tarz saldırılar 1980’lerin sonlarına kadar devam etmiştir.”(14)

 

 

İspanya’nın ilk sosyalist iktidarı olan PSOE terörle mücadelede aldığı güvenlik önlemlerinin yanı sıra ekonomik tedbirlerle de bu süreci desteklemeye çalışmıştır. Ancak yolsuzluklar ve GAL davası PSOE’yi 1995 seçimlerinde iktidardan etmiştir. 1995-2004 arasında iktidarda bulunan Jose Maria Aznar’ın Halk Partisi (Partida Popular-PP) terör örgütü ile diyalog kurma konusunda mesafeli davranmıştır. Halk Partisi’nin ETA ile mücadelede önem verdiği iki nokta ise şunlardır; Güvenlik önlemlerinin arttırılması ve örgütün legal uzantılarının kapatılmaya çalışılması. Nitekim 2003 yılında örgüt ile bağlantılı olduğu anlaşılan Herri Batasuna kapatılmıştır.

 

 

ETA’nın bu süreçte giriştiği eylemler tüm İspanya’da olduğu gibi Bask bölgesinde de tepki görmüştür. Bu durum örgütün tabanını kaybetmeye başladığını gösterirken, terörün çözümü konusunda devletin elini güçlendirmiştir. İşte bu süreçte ETA 1998’de ilk kez ateşkes ilan ederek İspanyol hükümeti ile görüşmelere başlamıştır. Ancak atılan bu adımlar ETA’nın Aralık 1999’daki eylemi ile son bulmuştur. Bundan sonraki süreçte örgüt şehirlerde yapılan eylemlerle kendisini ve tabanını canlı tutmaya çalışmıştır. ‘Kale Borroka’ adı verilen bu eylemler örgütü ayakta tutmayı başarmıştır. 2004 yılında iktidarı yeniden kazanan Jose Luis Rodriguez Zapatero liderliğindeki PSOE, terörle mücadele yönteminde daha farklı bir yol izlemiştir. “Zapatero’nun uygulamaya koyduğu ılımlı yaklaşım, ABD’nin terörle mücadele adına koyduğu sert, güçlü ve inisiyatifsiz yaklaşımın tersi bir yaklaşım olan, ‘Medeniyetler İttifakı’ projesinde de kendisini göstermiştir.”(15) Zapatero bu yaklaşımında özerk bölgelerdeki halkları ayrı bir ulus olarak görmüş ve özerklik statülerini yenilemiştir. Bu gelişmeyi Halk Partisi eleştirirken, ETA’nın bir kez daha ateşkes ilan etmesine sebep olmuştur. Ancak bu ateşkes 2006 yılının sonunda Madrid’deki uluslararası havalimanına yapılan saldırı ile son bulmuştur. Bu gelişmeyle birlikte Zapatero hükümeti barış sürecini askıya alırken, barış sürecindeki kilit partilerden birisi olan Batasuna saldırıyı kınamamıştır. Muhalefet ise hükümeti suçlayarak ETA ile tüm bağların koparılmasını istemiştir. Bu noktada ETA ile yapılan görüşmelerin hata olduğunu niteleyen Zapatero İspanyol halkından özür dilerken, ETA’nın eylemlerinin barışa nasıl darbe vurabileceği de görülmüş oldu.

 

 

Son ateşkes ilanını eylül ayı içerisinde gerçekleştiren ETA’ya bu kez mesafeli yaklaşılmakta ve silah bırakması istenmektedir. Özellikle İspanya İçişleri Bakanı Alfredo Perez Rubalcaba’nın yapmış olduğu ‘ETA’ya güvenmiyoruz, bunun için sebeplerimiz var’(16) açıklaması çözüm konusunda İspanya’daki temkinli havayı göstermesi açısından önemli bir noktada durmaktadır. Bunun dışında Bask Özerk Yönetim Bölgesi’nin Başkanı Patxi Lopez de Rubalcaba’nın yaptığı açıklamayı destekler nitelikte bir açıklama yapmıştır; ETA’nın açıkladığı ateşkesin yetersiz olduğunu ve halkın isteklerine cevap vermediğini söylemiş ve ‘top halen ETA’nın ayağında, tamamen silah bırakma kararını alması gereken onlardır’ demiştir.(17) Tüm bu söylenenlere rağmen hükümetin ETA ile masaya oturacağı beklenmekte ve barış için umutlar korunmaktadır.

 

 

Türkiye’nin Terörle Mücadelesi
1978 yılı itibariyle faaliyete geçen PKK (Partiya Karkeran Kürdistan, Kürdistan İşçi Partisi) otuz yıl boyunca Türkiye topraklarında terör ve şiddet eylemleri uygulamaktadır. Bunun sonucunda 30 bini aşkın vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Hem sivil hem de resmi görevli vatandaşlarımızın terör sebebiyle yaşamlarını yitirmesi ülkemizde derin yaralara sebep olmuştur.

 

 

Türkiye, PKK ile mücadelesinde ilk olarak askeri yöntemleri denemiştir. PKK’nın eylem stratejisinde ikinci aşamayı oluşturan stratejik denge noktasında yani 1984-89 arası dönemde, terör örgütü ile mücadele askeri yöntemlere dayanılarak yapılmıştır. Ancak 1990’lı yılların başında gerilla stratejisini benimseyen PKK, terör sorununun boyutunun değişmesine de sebep olmuştur. Demokrasi Partisi’nin (DEP) kapatılması ve siyasi yasakların getirilmesi ile sorunun güvenlik boyutunun dışına çıkması söz konusu olurken, bu dönemde toplumda yer alan algılama ise Kürt sorununu PKK sorunu ile eş değer tutmak üzerine olmuştur. Böyle bir ortamda Türkiye, Güneydoğu’da ‘şahin’ bakış açısı ile hareket ederken, görevdeki hükümetlerin İspanya’daki GAL tipi bir yapılanmaya da göz yumduğu iddia edilmektedir. Ayrıca bu dönemde siyasiler inisiyatif almak isteseler de PKK’nın saldırı şiddetini artırması ve şehit sayısının her geçen gün daha da artması meselenin güvenlik yani askeri eksende kalmasına sebep olmuştur. Çözüm için umutların olduğu 90’lı yılların başında yaşanan bu süreçler sonunda uzun dönem sorun güvenlik ekseninde ele alınmıştır. 1999 yılı itibariyle terörist başı Abdullah Öcalan’ın yakalanması örgütü bitme noktasına getirse de PKK’nın 2000’li yılların başında yaşadığı değişim, sorunu ve örgütü farklı noktalara taşımıştır. Öcalan’ın yakalanışına kadar daha çok terör örgütü görünümünde olan PKK, bu tarihten sonra uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı gibi organize suç örgütü kimliğini de kuvvetlendirerek, kendisini yeni sisteme entegre etmeye çalışmıştır. Türkiye ise bu yeni dönemde Avrupa Birliği uyum yasaları ile demokratik eksikliklerini gidermeye çalışırken, ilerleyen süreçte Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin başlattığı ‘Kürt Açılımı’ süreci zaman zaman tepki ile karşılansa da genel olarak olumlu bulunmuştur. Ancak açılım sürecinin örgüte zarar vereceğinin görülmesi üzerine örgütün saldırı şiddeti yeniden artarken/arttırılırken açılım süreci sekteye uğratılmak istenmiştir. Bu süreçte Türkiye meseleyi salt askeri önlemlerle çözemeyeceğini görmüştür. Bu sebeple bölgeye yapılacak olan hem ekonomik hem de sosyo-kültürel açılımlarla olayın üstüne gidilme stratejisi uygulanmaya çalışılmıştır. Askeri önlemlerin yanı sıra siyasilerin de inisiyatif alması sağlanırken, geniş toplumsal mutabakat için zemin oluşturulmak istenmiştir.

 


ETA ve PKK
1959 yılında kurulan ETA, Avrupa’nın en eski terör örgütlerinden birisi olarak bilinmektedir. Bask ülkesinin bağımsızlığı için mücadele ettiğini iddia eden örgüt bugüne kadar yaklaşık 800 kişinin ölümüne ve çok sayıda kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. İspanya’da yaklaşık kırk yıldır eylemlerde bulunan ETA ile PKK arasında hem farklılıklar hem de benzerlikler bulunmaktadır.

 

 

ETA, dünya politikalarında çok fazla etkisi bulunmayan Bask (İspanya’nın kuzeydoğusu, Fransa’nın güneybatısı) bölgesinde bulunmaktadır. PKK ise dünyanın en önemli petrol kaynaklarından birisi olan Ortadoğu’da daha özelde ise Kuzey Irak’ta üslenirken, bu topraklardan Türkiye topraklarına saldırılarda bulunmaktadır. Bu farklılığın bir diğer önemli ayağı da şudur; uyuşturucu ve silah kaçakçılığının ana güzergâhı Anadolu topraklarından geçerken, kaçakçılık organizasyonunun büyük bir kısmı PKK tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu da örgüte muazzam derecede finans kaynağı sağlamaktadır. ETA ise gasp, hırsızlık ve haraçlardan gelir temin etmeye çalışmaktadır. Örgütün bugüne kadar kazandığı en büyük yıllık gelir 20 milyon eurodur. PKK ise terör örgütü olmasının yanı sıra organize suç örgütü de olması sebebiyle 400-500 milyon euro gibi bir meblağa ulaşabilmektedir.

 


ETA, Bask bölgesinin bağımsızlığını isterken; PKK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da önce bağımsızlık, sonra özerklik ve sonrasında demokratik cumhuriyet stratejisini belirlemiş ancak daha sonrasında hem PKK hem de siyasi uzantıları özerklik konusunu dile getirmeye başlamışlardır. ETA, Bask ülkesinde baskı ve şiddet uygulasa da Bask ülkesinin büyük çoğunluğu ETA’ya karşı duruş sergilemektedirler. PKK’da ise toplumsal destek daha yoğun bir şekildedir. Ancak burada baskı ve şiddetin etkin olduğu da bir gerçektir. Bunun bir diğer önemli nedeni de bölgelerin refah seviyeleridir. Bask bölgesi İspanya’nın gelişmiş ve zengin bölgelerinden biri olması sebebiyle ETA’nın eylemlerini yüksek oranda desteklememektedir. Örgütün siyasi uzantısı olan Herri Batasuna’nın aldığı en yüksek oy oranı 1990’ların başında % 20 civarında olmuştur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya baktığımızda ise ülkemizin gelişmemiş bölgeleri olduğunu görmekteyiz. Devlet yatırımlarının yerine ulaşmaması ve bu sebeple oluşan güç boşluğunun PKK tarafından doldurulma noktasına gelmesi, baskı ve şiddeti beraberinde getirirken, örgüte olan desteği de önemli boyutlarda tutmaktadır. Bölgeler arasındaki refah farkı örgütlere verilen destek ölçütünde önemli bir argüman olmaktadır.

 


ETA başlangıç döneminde Fransa’dan aldığı destek dışında herhangi bir destek almazken, PKK’nın diğer ülkelerden aldığı lojistik destek çok büyük boyutlara ulaşmaktadır. Özellikle Avrupa ülkelerinde bu destek daha da büyümektedir. Birçok ülkede vakıflar, konfederasyonlar şeklinde örgütlenen PKK topladığı haraçlarla (‘devrim vergisi’) önemli miktarlar elde etmektedir. Günümüz büyük güçlerinin silah desteği de örgütün önemini ortaya koymaktadır. Özellikle ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya gibi büyük güçlerin desteklerinin yanı sıra geçmişte Yunanistan, Suriye ve Ermenistan gibi komşularımızın ve günümüzde Kuzey Irak’ın sağladığı lojistik destek PKK ile olan mücadelede zaman zaman sorunlar yaratmaktadır. PKK aynı zamanda üç ülkeye birden yayılmış vaziyettedir; Suriye, Irak ve İran. ETA ise uzun süre Fransa topraklarında barınmış ancak İspanya’nın bu konuda Fransa ile işbirliği yapması sonucu bu ülkeyle bağlantısı minimum düzeye inmiştir.

 


ETA’nın gizli milis gücü sınırlı sayıdayken, PKK’nın milis gücü çok daha fazladır. Bunun yanı sıra 1978 tarihli İspanyol Anayasası’nda self-determinasyon hakkının reddedilmesi sebebiyle referandumu boykot kararı alan ETA’ya paralel olarak PKK da halkın 12 Eylül 2010 referandumunda sandığa gitmesini engellemek istemiştir.

 


Türkiye Modeli
Uzun yıllar boyunca terörle mücadelede deneyim kazanan Türk devleti sorunun çözümüne yönelik adımlar atarken, günümüz şartlarına uygun davranış modelleri geliştirmek zorundadır. İspanya’nın uyguladığı Bask/ETA modelinin çözüm önerisi olarak ileri sürülmesindeki temel tez, benzer söylemler noktasında karşımıza çıkmaktadır. Ancak yaşanan tarihsel süreçler Bask modelinin tam anlamı ile ülkemizde uygulanmasını zorlaştırmaktadır.

 


Türkiye’de son dönemde demokratik açılım konusunda atılan adımlar meselenin çözümü anlamında olumlu gelişmelerin yaşanabileceğini gösterirken, sağlanamayan toplumsal mutabakat, asli unsurlar arasında yanlış algılama ve önyargılar oluşturmaya başlamıştır. Yaşanan siyasi rekabet, süreci çıkmaz bir noktaya götürürken, hükümetin referandum öncesi bir miktarda olsa geri adım atması süreci kesintiye uğratabilecek bir unsur olmuştur. Ancak referandum sonrasında yaşanan gelişmelere bakıldığında meselenin yeniden gündeme geleceği anlaşılmaktadır. Hükümetin, bölgede etkili bir parti olduğu kabul edilen Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile görüşmesi, ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun meselenin çözümüne yönelik samimi adımlara destek vereceklerini belirtmesi ve son olarak terör örgütünün lojistik desteğinin kesilmesi amacıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Kuzey Irak ziyareti ve burada Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile görüşmesi açılım sürecinin yeniden canlanacağına ilişkin yorumlara neden olmaktadır.

 


Yapılan girişimlerin ülke içerisinde de desteklenmesi gerekmekte ve bu da hem ekonomik hem de sosyo-kültürel açılımları beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte siyasi özerklik talepleri üniter yapıyı zedeleyici nitelikte olması sebebiyle kabul görmeyecektir. Bunun yerine Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı kapsamında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi modeli uygulanabilir gözükmektedir.

 


Bunun yanısıra ekonomik yatırımlarda bölgenin terörle arasına mesafe koymasını sağlayacaktır.

 

“Ekonomik açılım kapsamında bölgede yatırımlar artmakta, alt yapı çalışmaları daha iyi bir duruma getirilmekte, sağlık alanında hastaneler ve uzman doktorlar, eğitimde okullar ve derslikler gibi devletin bölgeye yönelik hizmetlerinin kalitesi ve miktarı artmaktadır. Dolayısıyla devlet hizmetleri bugüne kadar olmadığı miktarda halkın ayağına gitmektedir.”(18)

 

 

Bu durum halkı terör örgütünden uzaklaştırırken, devletin elini güçlendirecektir. Bunların yanısıra sınır ötesi ticaret anlaşmalarının yapılması bölgenin gelişimi açısından önemli yer tutmaktadır. Vizesiz geçişlerin yaşanması ticari hayatı hareketlendirmektedir. Ticaretin gelişmesi ile bölgenin ekonomik refahı da gelişecektir.

 


Ekonomik önlemlerin dışında atılacak siyasi adımlar da bölge halkını terör örgütünden uzaklaştıracaktır. İşte bu noktada yapılanlar ön plana çıkmaktadır.

 


İlk etapta uygulanan temel politika terörist ile halkın birbirinden ayrılması üzerine oturtulmuştur. “Terör örgütü ile silahlı mücadele daha güçlü bir şekilde devam ederken, bölge halkı kucaklanmaktadır. Demokratik açılım kapsamında siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel ihtiyaçlar ve beklentiler karşılanmaya devam edilmektedir.”(19) Özellikle bölge halkına yönelik olarak atılan kucaklayıcı adımlar halkın örgütten uzaklaşmasını sağlarken, örgütten ayrılma sayısında da artışa sebep olmuştur. Bu strateji ile PKK terör örgütünün hareket alanı kısıtlanacak ve örgüt köşeye sıkıştırılarak çözülmesi sağlanabilecektir. Açılan dil kurslarının ve enstitülerin devamlılık arz etmesinin sağlanması, tam gün yayın yapan Kürtçe devlet televizyonunun bölgenin beklentilerini karşılayacak şekilde yeniden dizayn edilmesi gibi kültürel faaliyetlerin serbestleştirilmesi örgüte zemin kaybettirmektedir. Demokrasi seviyesinin yükseltilmesi, yapılan açılım ve yapılacak olan anayasa değişiklikleri ile toplumun tüm kesimlerini kucaklayan adımların atılmaya başlanması ile PKK terör örgütü aldığı desteği kaybetmeye başlamıştır.

 


Bunun yanı sıra üçüncü strateji de bölgesel ve küresel politikalar şeklinde terörle mücadele stratejileri oluşturulmalıdır.

 

 

“Özellikle bazı aktörlerin teröre destek vermesi önlenmeli, teröre destek verebilecek ülkelere yönelik istihbarat faaliyetleri artırılmalı, yine bölge ülkelerine Türkiye’nin terörle mücadelesine destek sağlayacak şekilde girişimlerde bulunulmalıdır”.(20)

 

 

Son günlerde uygulanan yöntemler de bu yönde seyretmektedir. ABD ve Avrupa’daki temaslar ve Kuzey Irak’a yapılan ziyaret, terör örgütünün uluslararası alanda aldığı lojistik desteği kesme amacını taşımaktadır.

 


Ülke içerisinde terör örgütü ile operasyonel faaliyetlerin de devam etmesi gerekliliği vardır. Örgütün hem toplumsal hem de lojistik desteğinin kesilmesinin yanında askeri gücünün de operasyonlar ile zayıflatılması örgütün etkinliğini minimum seviyeye indirecektir. Bu noktada örgütün çıkış noktası olarak yapacağı eylemler olsa bile orta ve uzun vadede örgüt bitme noktasına gelecektir.

 


Sonuç Yerine

Terörle mücadelenin uluslararası ilişkiler boyutu kapsamında terör örgütünün finansal ve lojistik desteğinin kesilmesi, Kuzey Irak'ta rahat faaliyet göstermesinin engellenmesi, yapılan ekonomik ve sosyo-kültürel açılımlar ile halk desteğinin azaltılması, icra edilen askeri operasyonlar ve büyük şehirlerde güvenliğin gerektirdiği bütün tedbirlerin etkin olarak alınmasıyıla PKK'nın bölge halkı üzerindeki baskı ve şiddetle yönlendirme etkisi azaltılacaktır. Bunun yanısıra terör örgütünde çözülmesinin sağlanabilmesi için terör örgütü liderlerinin yurtdışından başka ülkelere yerleşmesi, teslim olan teröristlerde de bir af umudu oluşturulması gereklidir. Bu sayede örgüt içinde lider kadroların örgütü serbest bırakması, örgüt mensuplarının da teslim olduğu takdirde sağlanacak güven, istikrar ve huzur ortamı içinde sınırlı cezalandırmalarla topluma kazandırılması sağlanabilecektir.

 

 


Dipnotlar:

1. http://en.wikipedia.org/wiki/ETA
2. Fatma Gül ÇÖKMEZ, Bask Bölgesi: Etnik Milliyetçiliğin Tarihsel Gelişimi ve İspanya’daki Devlet Politikalarının Etkisi, Ege Akademik Bakış, 8, (1), 2008, s. 355-371,
http://eab.ege.edu.tr/pdf/8_1/C8-S1-M20.pdf
3. ÇÖKMEZ, a.g.m.
4. ÇÖKMEZ, a.g.m.
5. Fadime ÖZKAN, Akın Özçer: DTP Batasuna gibi, Star Gazetesi, 28 Ekim 2007, http://www.stargazete.com/roportaj/yazar/fadime-ozkan/akin-ozcer-ddtp-batasuna- gibi-6386.htm 
6. Yılmaz ŞİMŞEK, İspanyol Terör Örgütü ETA’nın Profil Analizi, Usak Gündem, 3 Ekim 2009, http://www.usakgundem.com/ders-notu/7/%C4%B0spanyol-ter%C3%B6r-%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BC-eta%E2%80%99n%C4%B1n-profil-analizi.html
7. ŞİMŞEK, a.g.m.
8. Ignacio SANCHEZ-CUNECA, The Persistance of Nationalist Terrorism: The Case of ETA, March 2008, p.6; Chapter prepared for: Kledja Mulaj (ed), Violent Non-State Actors in Contemporary World Politic,
http://www.march.es/ceacs/proyectos/dtv/pdf/ETA%20%28Kledja%29.pdf
9. SANCHEZ-CUENCA, a.g.m. p.6
10.  Spanish Constitution of 1978, Preliminary Title, Section 2,
http://en.wikisource.org/wiki/Spanish_Constitution_of_1978/Preliminary_Title
11.  SANCHEZ-CUENCA, a.g.m. p. 11
12.  ŞİMŞEK, a.g.m.
13.  ÇÖKMEZ, a.g.m.
14.  ŞİMŞEK, a.g.m.
15.  ŞİMŞEK, a.g.m.
16.  Şiddet Bitmeden Diyalog Olmaz, Hürriyet Gazetesi, 7 Eylül 2010,
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/15724603.asp?gid=373
17.  ETA’nın Ateşkesi Yetersiz Bulundu, http://www.ntvmsnbc.com/id/25129440/, 6    Eylül 2010
18.  Atilla SANDIKLI, Terörle Mücadele Stratejisi Nasıl Olmalıdır?,
http://www.bilgesam.net/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=717:teroerle-muecadele-stratejisi-nasl-olmaldr&catid=122:analizler-guvenlik&Itemid=147
19. SANDIKLI, a.g.m.
20. SANDIKLI, a.g.m.

Back to Top