Eksen Kayması mı? Değişen Türk Dış Politikası ve Batı

A- A A+

Washington merkezli Transatlantic Academy, 3 Haziran 2010 tarihinde “Sıfır Soruna Ulaşmak: Türkiye, Komşuları ve Batı” (Getting to Zero: Turkey, its Neighbors and the West) başlıklı bir rapor yayınladı. Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi kurucu dekanı Ahmet Evin, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Kemal Kirişçi, Prof. Ronald H. Linden, Nathalie Tocci, Hamburg Uluslararası Ekonomi Enstitüsü Başkanı Ekonomi Profesörü Thomas Straubhaar, Akademisyen Joshua W. Walker ve Juliette Tolay-Sargnon tarafından kaleme alınan rapor, genel olarak Türkiye’nin global ve bölgesel rolünü ve Türkiye’nin iç dinamiklerinin transatlantik ilişkilere etkisini içermektedir.


Transatlantic Academy Direktörü Stephen Szabo, “Türkiye, sıkı ilişkilere sahip olduğu Batı ile sorunlu ama aynı zamanda da stratejik bir bölge olan Doğu arasında uzun zamandır köprü görevi görmektedir” diyor ve ekliyor “Bugün Türkiye siyasi, ekonomik ve kimlik bağlamında bir iç değişim geçirmektedir. Uygulanan yeni bölgesel diplomasi ile de Türkiye, komşularıyla kuruluşundan beri hiç olmadığı kadar iyi ilişkiler geliştirmektedir. Bu yeni gelişme Batı’nın da yararına olmakla birlikte Türkiye’nin, Doğu’nun siyasi ve ideolojik yapısına kayabileceğine ilişkin endişeleri de beraberinde getirmektedir.”(1)


Genel bir değerlendirme yapıldığında raporda ilk göze çarpan, Türkiye’deki eksen kayması tartışmalarının ABD ve AB’de de yansımalarının bulunduğudur. Önemli bir müttefik olan Türkiye’nin “Komşularla sıfır sorun politikası” desteklenmekle birlikte Türkiye’nin Doğu’nun siyasi eğilimlerine kayma ve Batı’yla ilişkileri ikinci plana itme olasılığı endişe uyandırmaktadır. Ancak Türk siyasetçileri eksen kayması tartışmalarının gerçeği yansıtmadığını ve Türkiye’nin Batı politikasında herhangi bir değişim olmadığını kesin bir dille ifade etmektedirler.(2)


Bu bağlamda belirtilmesi gereken Türk dış politikasının, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren dengeci ve statükocu bir vizyona sahip olduğudur. Şüphesiz Cumhuriyetin kuruluşundan sonra uzun bir süre boyunca devlet ve güvenlik kavramları temel bir nitelik taşımış ve Türkiye’nin konumu itibariyle güvenlik kaygısı üst düzeyde olmuştur. Ancak uluslararası konjonktürün değişimi ile birlikte Türk dış politikasında da revizyona gidilmiş, sert güç yerine yumuşak güç unsurları (sorunların diyalog ve diplomasiyle çözümü, ülkeler arası arabuluculuk, uluslararası örgütlerde görünürlük...) ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca bölgesel bir güç olarak yerini sağlamlaştırma amacındaki Türkiye için dış politikada ‘çok yönlülük ve komşularla sıfır sorun politikası’ temel bir anlayış haline gelmiştir. Nitekim Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği, Türk güvenlik güçlerinin Afganistan ve Lübnan’daki varlığı, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreterliği’ne Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçilmesi, Yunanistan ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik adımlar atılması, Rusya, Suriye ve Irak’la vizeler kaldırılması, İran nükleer politikası konusunda arabuluculuk ve Ermenistan açılımı bu çok yönlü dış politikanın sonuçları olarak değerlendirilmelidir.


Türkiye’nin bu kendine güvenli ve aktif dış politikasının ABD’yi, AB’yi ve Türkiye’nin yakın komşularını etkilediğini vurgulayan “Sıfır Soruna Ulaşmak: Türkiye, Komşuları ve Batı” başlıklı rapor, kendi çıkarları için ABD ve AB’nin de Türkiye’nin bu yeni dış politikasına destek vermesi gerektiğini ifade etmekte ortak çıkarlar için taraflara bazı önerilerde bulunmaktadır.(3)


Türkiye için öneriler:


- Türkiye’yi komşuları için yapıcı bir güç ve ilham kaynağı haline getirecek şeyin sürdürülebilir demokratikleşme ve evrensel değerlerin içselleştirilmesi olduğunun bilincine varılması.
- AB entegrasyon sürecinin Türkiye’nin iç değişimi ile bölgesel rolü ve ilişkileri açısından taşıdığı önemin bilincinde olunması.
- Avrupa pazarları ile ticari ilişkilerin ve yatırımların geliştirilerek sürdürülmesi.
- Türkiye’nin transit bir göç yolu olarak kullanıldığının kabul edilip bu durumun denetim altına alınması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması.
- Komşularla sıfır sorun politikasının başarıya ulaşmasının karmaşık ilişkilerin iyi yönetilmesi ile mümkün olduğunun ve bunun için de tarafların samimi ve yapıcı yaklaşımlarda bulunması gerektiğinin farkına varılması.
- ABD ile ilişkileri geliştirmek için Obama yönetiminin uyguladığı açık politikadan yararlanılması.


Günümüzde Türkiye, laik ve demokratik anayasal bir  yönetimin, büyük çoğunluğu Müslüman olan nüfusla birlikte mümkün olabildiğini  göstererek Orta Doğu bölgesinde bir model ülke niteliği kazanmıştır. Ancak bu ayrıcalıklı konumun sürekliliği raporun belirttiği gibi sürdürülebilir demokratikleşme ve evrensel değerlerin içselleştirilmesi ile sağlanabilir. Bu konuda sağlanan ilerlemeler şüphesiz Türkiye’nin AB sürecine de katkı sağlayacaktır. Batılı değerleri benimsemiş, pek çok Batılı kuruma üye ve AB’ye aday bir ülke olarak Türkiye, bölgesinde Batı’nın bir parçası olarak algılanmaktadır. Tüm bu özellikler Türkiye’nin komşuları nezdinde de imajını güçlendirirken Orta Doğu bölgesinin siyasi ve ekonomik dönüşümüne katkı sağlayarak gerek ulusal güvenliğini uluslararası güvenlikten ayrı düşünemeyen ABD’nin, gerekse Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ve Avrupa Komşuluk Politikası uygulamaları ile sınırlarının güvenliğini sağlamaya çalışan AB’nin çıkarlarına da hizmet etmektedir. Dolayısıyla Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkas ülkeleri ile ilişkilerini geliştiren ve bu bölgelerde daha etkin olan, bu ülkelerin gelişimi ve uluslararası sisteme entegrasyonunda pay sahibi olan bir Türkiye’nin Batı nezdinde elini güçlendireceği düşünülebilinir. Bununla birlikte raporda belirtildiği üzere “komşularla sıfır sorun politikasının” iyi yönetimine önem verilmeli, AB ve ABD ile yapıcı ilişkiler geliştirilmeye devam edilmelidir.


Barack Obama, devlet başkanı olduktan sonra ilk denizaşırı ziyaretini Türkiye’ye yapmış ve ABD’nin Orta Doğu politikasında Türkiye’nin önemli bir rol üstleneceğini vurgulamıştır. 2009 yılında geleneksel olarak “stratejik ortaklık” şeklinde tanımlanan ABD-Türkiye ilişkileri, Barack Obama tarafından “model ortaklık” biçiminde nitelendirilmiştir. 2009 yılı boyunca iki ülke arasında terörle mücadele, Irak, Afganistan, Orta Doğu barış süreci, Türkiye’nin AB’ye katılım süreci gibi çeşitli konularda işbirliği devam etmiştir. Ancak Irak Savaşı, PKK sorunu, Amerikan Kongresindeki Ermeni soykırım tasarı gibi konular neticesinde zarar gören Türk-Amerikan ilişkileri son dönemde de İsrail ile yaşanan sorunlar ve İran nükleer programı nedeniyle gerginleşmiştir. Ancak deneyimler Türk-Amerikan ilişkilerinin zaman zaman sorun yaşamakla birlikte, iki ülkenin birbirlerinin dış politikası ve güvenlik politikaları açısından taşıdığı önem nedeniyle kısa zamanda düzeldiğini göstermektedir.


Raporun bu süreçte ABD için getirdiği öneriler(4):


- Sessiz diplomasi yoluyla Türkiye’nin reform çalışmaları desteklenerek ve Avrupalı partnerlere, “ayrıcalıklı ortaklık” kavramının inandırıcılıktan yoksun ve üyelik sürecini baltalayıcı bir nitelik taşıdığı ifade edilerek Türkiye’nin AB üyeliğinin desteklenmesi.
- Ekonomik faktörlerin, pazar arayışlarının ve enerjinin Türk dış politikasını şekillendirdiğinin bilincine varılması.
- Türkiye ve Ermenistan’a protokollerin onaylanması için baskı yapılarak Türk-Ermeni uzlaşısına destek olunması.
- Kıbrıs barış sürecine destek olunması, Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB üyeliğindeki kritik önemi ve AB’nin bu süreçte üçüncü taraf olarak sınırlı bir varlık gösterdiği göz önünde bulundurularak ABD’nin daha aktif bir politika izlemesidir.


AB’ye gelince, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle, "Türkiye'nin dış politikada ekseni kaydı" tartışmalarına ilişkin olarak, "Türkiye'nin adımları AB perspektifiyle çelişmiyor. Aynı zamanda komşularla sıfır sorun politikasının da somut sonuçlar getireceği beklentisindeyiz” açıklamasında bulunmuştur.(5)


Temmuz ayından itibaren AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak olan Belçika da, AB Daimi Temsilcisi Jean de Ruyt’un yaptığı açıklamayla AB içindeki Türkiye lehine gelişmelerin sinyallerini vermiştir. Jean de Ruyt, Türkiye’nin son yıllarda dünyadaki konumunu ilerlettiğini belirterek, “Türkiye ile ilişkilerimizi yeniden dengeleyeceğiz. Yeni fasıllarda müzakereleri başlatmak için elimizden geleni yapacağız” demiştir.(6) Die Welt Gazetesi’ne göre yıl sonunda yapılacak zirve toplantısı öncesi yeni strateji üzerinde çalışan AB’nin, Türkiye’nin önem verdiği müzakere başlıklarının açılması (Bugüne kadar 12 başlık açılmış olup toplam 18 başlık ise Fransa, Kıbrıs Rum Kesimi ve limanlar sorunu nedeniyle askıda bulunmaktadır.) ve “vize muafiyeti” gibi konularda harekete geçme olasılığı bulunmaktadır.(7)


Gündemdeki bu çalışmalar, raporun Avrupa Birliği için getirdiği öneriler ile de paralellik taşımaktadır(8):


- Türkiye ile ilişkilerin, Avrupa entegrasyonu projesinin temel taşlarından olan Ahde vefa ilkesi uyarınca yürütülmesi.
-  Komşularının ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda küresel ekonomiye entegrasyonunda Türkiye’nin oynadığı rolün kabul edilmesi.
- Uygulanmakta olan Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin zararına olduğunun kabul edilmesi ve çözüm yollarının aranması.
- Lizbon Antlaşması’ndan yararlanılarak OGSP, enerji, sığınma, sınır kontrolü gibi alanlarda Türkiye ile işbirliğinin geliştirilmesi.


AB üyelik hedefini her fırsatta yineleyen ve gerekli reformların ve düzenlemelerin gerçekleştirilmesinde önemli ilerlemeler kaydeden Türkiye’nin, AB’ye yönelik en büyük eleştirilerinin Birliğin Ahde vefa ilkesi uyarınca davranılmaması ve Gümrük Birliği’nden kaynaklanan dezavantajlar olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu konularda yapılacak iyileştirmelerin iki tarafın ilişkilerini olumlu şekilde etkileyeceği söylenebilir.


Özetle Türkiye’nin yeni dış politikası, Batı yerine Doğu’ya yönelindiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Türkiye’nin Doğulu komşuları ile ilişkilerini geliştirmesi ve özellikle Orta Doğu bölgesindeki sorunların çözümünde rol oynaması istikrarlı bir Orta Doğu görmek isteyen Batılı müttefiklerinin de yararına olacaktır. Bu politikanın başarısı şüphesiz Türkiye’nin olduğu kadar ABD, AB ve komşu ülkelerin katkılarına da bağlıdır. Transatlantic Academy raporunun da belirttiği gibi kendi çıkarları için ABD ve AB de Türkiye’nin bu yeni dış politikasına destek vermelidir. Böylece her iki tarafın da yararına olacak şekilde Türkiye, Doğu ile Batı arasındaki köprü konumunu devam ettirebilecektir.

 

Notlar:
1- Transatlantic Academy Raporu, Bkz. transatlanticacademy.org/view/resources/uploaded/GettingtoZeroFINAL.pdf (erişim 18 Haziran 2010)
2- Eksen Kayması Tartışmaları, www.trt.net.tr/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=4e372cac-b61d-497e-944a-93f442df0bd1(erişim 20 Haziran 2010)
3- Transatlantic Academy Raporu, Bkz. transatlanticacademy.org/view/resources/uploaded/GettingtoZeroFINAL.pdf (erişim 18 Haziran 2010)
4-Ibid.
5- Türkiye’nin Adımları AB ile Çelişmiyor, Bkz. www.turktime.com/haber/Eksen-Kaymasi-Tartismalarina-AB-den-Yanit-Geldi-Turkiye-nin-Adimlari-AB-ile-Celismiyor-/97485 (erişim 20 Haziran 2010)
6- AB, Türkiye Açılımı Hazırlıyor, Bkz. www.hurriyet.de/haberler/dunya/602988/ab-turkiye-acilimi-hazirliyor (erişim 16 Haziran 2010)
7- Ibid.
8- Transatlantic Academy Raporu, Bkz. transatlanticacademy.org/view/resources/uploaded/GettingtoZeroFINAL.pdf (erişim 18 Haziran 2010)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top