Terörle Mücadele Stratejisi Nasıl Olmalıdır?

Prof. Dr. Atilla SANDIKLI
23 Haziran 2010
A- A A+

Genellikle bahar aylarında artış gösteren terör eylemleri Mayıs ayı itibariyle yine artmaya başladı. Ancak geçmiş yıllardaki ile mukayese edildiğinde farklı bir ortam söz konusu. Mevcut durumun geçmiş dönemden farkları neler? Terör örgütünün hedefi nedir? Terörle mücadele stratejisi nasıl olmalıdır?


Geçmiş yıllardaki gibi bahar aylarında terör eylemlerinde bir artış var ancak eskisinden farklı olarak son zamanlarda bölgede ve terörle mücadele yöntemlerinde yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmeler eylemlerin artmasındaki temel nedenleri oluşturmaktadır. Bunları açıklayacak olursak:


Bu etkenlerden en önemlisi, devletin demokratik açılım kapsamında bölgeye yönelik uyguladığı politikalar. Aynı zamanda demokratik açılımın yanı sıra bölgeye yönelik ekonomik açılım da söz konusu. Ekonomik açılım kapsamında bölgede yatırımlar artmakta, alt yapı çalışmaları daha iyi bir duruma getirilmekte, sağlık alanında hastaneler ve uzman doktorlar, eğitimde okullar ve derslikler gibi devletin bölgeye yönelik hizmetlerinin kalitesi ve miktarı artmaktadır. Dolayısıyla devlet hizmetleri bugüne kadar olmadığı miktarda halkın ayağına gitmektedir.


Ekonomik açılımların yanında özellikle bölge ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesi, Suriye ile vizelerin kaldırılması ve GAP Projesi, bölgede ticareti artırmakta, bölge halkının ekonomik refahını yükseltmektedir.


Ekonomik açılımla beraber gündeme getirilen demokratik açılım, bölgenin siyasi ve sosyo-kültürel beklentilerini karşılamaya yönelik çalışmaları içermektedir. Kürt kelimesini dahi kullanamazken artık Kürt Sorunu’nu tartışabiliyoruz. Bölgede Kürtçe isimlerin kullanılması, cezaevlerinde Türkçe bilmeyen kimselerin birbirleri ile Kürtçe konuşmasına imkan sağlanması, yine savunmaların Kürtçe yapılması gibi birçok imkan tanınmaktadır. Hatta Kürtçe kurslar açılmakta, Kürt kültürüyle ilgili araştırma yapacak şekilde üniversitelerde kürsüler kurulmaktadır. Devletin bir kanalı tam gün Kürtçe yayın yapmaktadır. “Taş Atan Çocuklar Yasası” Meclis Adalet Komisyonundan geçmiştir. Bunlar şu anda sayabileceklerimiz. Uygulamalar Konjonktüre uygun olarak gelişme gösterecektir. Bunların sonucu olarak da bölgenin siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel refahında bir artış gözlenmektedir ve bölge halkının geleceğe yönelik umutları artmaktadır. Gelecekte huzur ve güven içinde kendi refahını artırabilme umuduyla insanlar daha iyi beklentiler içine girmiştir.


Bu gelişmelerin yanında Türkiye’nin bölge ülkelerine yönelik uyguladığı politikalar, bölge insanı üzerindeki imajda çok önemli etkilerde bulunmuştur. Türkiye adeta bölgede, bölgesel bir güç olarak herkes tarafından kabul edilebilir bir pozisyona gelmiştir. Bunun sonucu olarak da Başbakan Tayyip Erdoğan, özellikle bölge halkı tarafından lider olarak görülmeye başlanmıştır. Birçok Ortadoğu ülkesinde Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı asılmaktadır.


Bütün bunlar, PKK terör örgütünün bölge halkı içinde zemin kaybetmesine neden olmaktadır. Seçimlere bir yıl kaldığını dikkate aldığımızda böyle devam ettiğinde PKK terör örgütünün veya onun desteklediği siyasi partinin bölgede eski etkinliğini kaybedeceği açıktır.


Demokratik açılımdan devletin beklentileri ile terör örgütünün beklentileri arasında fark vardır. Her iki taraf da gelişmelerin siyasi boyutta tartışılmasını istemektedir. Ancak PKK terör örgütünün stratejisine baktığımızda; örgütün son aşamaya geçerek siyasallaşma kapsamında bölgede siyasal etkisini artırmaya ve bölge halkı üzerindeki baskı ve endişe ortamını kuvvetlendirmeye çalıştığı gözlenmektedir. Siyasallaşma kapsamında istediklerini devlete kabul ettirmeye çalışmaktadır.


Bu kapsamda terör örgütü elebaşı Öcalan’ın birçok talebi vardır. Bu taleplerden en önemlisi kendisinin muhatap olarak alınmasıdır. Yani PKK terör örgütünün muhatap alınması istenmektedir.


Aynı zamanda yurt dışından gelen örgüt mensuplarının teslim olmasını bir zafer gösterisi haline getirerek demokratik açılım kapsamında yapılan bütün iyi şeyleri sahiplenmektedir. “Bizim eylemlerimiz sonucu devlet bu hakları size vermektedir. Devlete bu istekler zorla kabul ettirilmiştir. Bu PKK terör örgütünün zaferidir.”  diyerek zafer gösterilerini il il genişletmiştir.


Bununla paralel olarak KCK dediğimiz şehir örgütlenmesini, yani cephe teşkilatlarını kuvvetlendirmeye ve yer altı unsurlarını da buna bağlı olarak geliştirmeye çalışmaktadır. Hatta gelen istihbaratlardan bölgede kendi mahkemelerini kurduğunu ve örgüte karşı gelenleri bu mahkemelerde yargılayarak cezalandırdığını öğrenmekteyiz. Halkı baskı ve şiddetle kendi istekleri doğrultusunda kepenk kapatmaya, sokak gösterileri yapmaya, güvenlik güçleri ile çatışmaya yönlendirmektedir. Halkı sokağa dökerek çatışma ortamı meydana getirebilmektedir.


Bu gelişmeler içinde devlet yetkililerinin bazılarının PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile konuştuğu ve onunla demokratik açılım konusunu görüştüğü anlaşılmaktadır. Bu görüşmelerin Öcalan’ın beklentilerini artırdığı, kendi menfaatlerini ve siyasallaşma kapsamında devlete isteklerini kabul ettirebileceğini sanmıştır. Ancak bu talepleri Türk halkının ve hükümetin kabul etmesi mümkün değildir.


Böyle olunca da Abdullah Öcalan tepki göstererek; “Madem ben taraf olarak alınmıyorum, o zaman terör örgütünü serbest bırakıyorum. Terör eylemlerini artıracaklar” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.


Demokratik ve ekonomik açılımın PKK terör örgütüne zemin kaybettirdiğini BİLGESAM’ın bölgede yaptığı geniş çaplı araştırmalar ve Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklamalar göstermektedir. Genelkurmay Başkanlığı 2009 yılında PKK terör örgütünden 545 teröristin, bu yılın ilk aylarında 150 teröristin kaçtığını, teslim olan terörist sayısının arttığını açıklamıştır. Bu da terör örgütünün kendi elemanlarını tutamadığını göstermektedir.


Bunun yanı sıra bölgede BİLGESAM’ın yapmış olduğu araştırma, PKK terör örgütünün gelecekte Kürt Sorunu’nun çözümüne katkı sağlaması ile ilgili beklentilerin oldukça azaldığını göstermektedir.


PKK terör örgütü, mensuplarını hızla kaybederken onları elinde tutabilecek gücü kendisinde bulamıyor. Eylemlerindeki sınırlılık veya azlık devam ettiği takdirde örgüt dağılma durumuna girebilecekti ve halk üzerindeki kontrolü ve yönlendirme kabiliyeti de gün geçtikçe azalacaktı. Bu durumu dikkate alan terör örgütü eylemlerini artırıyor ve bütün ülke sathına yaymaya çalışıyor. Güçlü ve etkin olduğu imajını oluşturarak hem bölge halkı üzerinde kaybettiği etkinliğini artırmaya, hem de Türk halkı ve siyasileri üzerinde baskı yaratarak kendilerini taraf olarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Eylemlerin artmasının nedenlerinden birisi budur.


Diğeri Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak ortaya çıkması ve bölgeye yönelik sorumluluklarını yerine getirerek bağımsız politikalar uygulamasıdır.  Türkiye’nin uyguladığı politikalardan bazı küresel güçler ve bölgesel güçler rahatsız olabilmektedir. Terör örgütü bu gelişmeyi istismar ederek kendisini taşeron örgüt olarak kullanabileceğiyle ilgili mesajlar vermektedir. Güçlü ve etkin olduğunu gösterebilmek için eylemlerini artırmakta,  Türkiye’nin bölgesel güç olma amacını taşıyan politikalarını sekteye uğratacak faaliyetlerde bulunabileceklerini göstermektedir. Bu şekilde daha önce birçok ülkeden destek sağladığı gibi önümüzdeki dönemde de destek sağlayabileceğini değerlendirmektedir.


Sonuç olarak PKK terör örgütü demokratik açılımın oluşturduğu ortamdan istifade ederek Türk halkı ve siyasileri üzerinde baskıyı artırmaya çalışıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin bölge politikalarına tepki duyan ülkelerden destek sağlamak için taşeron örgüt olabileceğinin emarelerini veriyor.


Terör örgütünün bu eylemlerine karşı neler yapılabilir? Birincisi demokratik açılıma son verebiliriz, ki bunu PKK terör örgütü de arzular. Çünkü demokratik açılım PKK terör örgütünün zemin kaybetmesine sebep oluyor.  Bu nedenle siz demokratik açılımı ortadan kaldırdığınız zaman bölge halkının ümitlerini ve beklentilerini de ortadan kaldırmış olursunuz. Böylece PKK terör örgütü kaybettiği zeminini tekrar kazanabilme şansına sahip olur. İkincisi halk üzerindeki baskı, korku ve paniği artırarak isteklerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kabul ettirmek, kendini muhatap aldırmak ve aynı şiddet ortamını devam ettirerek bölge halkını ve Türk halkını bu şekilde yönlendirmek amacı da söz konusudur.


Bu durumda devlet nasıl bir strateji uygulamalı diye bir değerlendirme yaptığımızda; bu stratejinin üç boyutunun olması gerektiği ortaya çıkıyor. Birincisi terör örgütü ile mücadele stratejisi. İkincisi ülke içinde özellikle bölgeye yönelik strateji ve üçüncüsü ülke dışında bölgesel ve küresel politikalar.


Terör örgütü ile bölge halkını birbirinden ayırmak gerekmektedir. Terör örgütü ile mücadelede, örgüt silahlı faaliyetine devam ettiği müddetçe operasyonel faaliyetler şeklinde devam etmeli, güvenlik tedbirlerinde herhangi bir zafiyet yaşanmamalıdır. Terör örgütü ile mücadelede Türkiye’nin deneyimi yüksektir. Özellikle geçmiş dönemlerde Türk Silahlı Kuvvetleri iki defa PKK terör örgütünü marjinal duruma getirmiştir. Burada uygulanan güvenlik stratejisi tekrar uygulanmalıdır.


Bu strateji özellikle alan hakimiyetini esas almakta, terör örgütünün hareket alanını sınırlamakta, eylem inisiyatifini ortadan kaldırmaktadır. Alan hakimiyeti stratejisinde bölgenin dağlık olması sebebiyle birlik ihtiyacı artmaktadır. Birlik ihtiyacı geçmiş dönemlerde batı bölgelerinde bulunan piyade birliklerinin iç güvenlik eğitimi ve terörle mücadele eğitimi alarak bölgeye kaydırılması, bölgede bu birliklerin PKK terör örgütünün hareket kabiliyetini ortadan kaldıracak şekilde belirli bölgelerde üsler işgal etmeleri ve bunu yaptıktan sonra, bu üsler arasında komando birlikleri, özel harekat timleri ile operasyonlar icra ederek daha dinamik ve taarruzu ön plana çıkaran faaliyetler üzerinde durulmalıdır.


Bu kapsamda özellikle yurt dışındaki PKK kamplarına da kara harekatı yapılmalıdır. Bu üslere yapılacak kara harekatı ile PKK terör örgütü rahat hareket edemeyecek ve Türkiye’ye yönelik eylemlerini rahat bir şekilde planlama imkanı bulamayacaktır. Ayrıca hem yurt içinde hem de yurt dışında yapılan operasyonlarla PKK terör örgütünün zaiyatı artacak, bunun sonucunda özellikle örgütten ayrılma oranları da artacaktır.


Bu güvenlik tedbirinin yanında PKK terör örgütünün finans kaynaklarının kurutulması ve bölgedeki lojistik desteğinin kesilmesi çok önemlidir.


Bunlardan daha da önemlisi özellikle iç ve dış istihbarat kaynaklarının terörle mücadeledeki önemi dikkate alınmalı ve istihbaratı koordine edecek sistemler kurulmalı. Özellikle yeni kurulan Kamu Güvenliği Müsteşarlığı bu amaçla faaliyet göstermelidir.


Terör örgütü ile silahlı mücadele daha güçlü bir şekilde devam ederken, bölge halkı kucaklanmalıdır. Demokratik açılım kapsamında siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel ihtiyaçlar ve beklentiler karşılanmaya devam edilmelidir. Bu daha önce yapılmadığı için silahlı mücadelede PKK marjinal duruma getirilse de bölgedeki sorunlara çözüm getirilmediğinden terör eylemlerinde tekrar artış yaşanmıştır. Bu nedenle en az silahlı mücadele kadar veya ondan daha önemli olarak demokratik ve ekonomik açılımların artarak devam etmesi gereklidir.


Stratejinin üçüncü boyutu küresel ve bölgesel politikalardır. Özellikle bazı aktörlerin teröre destek vermesi önlenmeli, teröre destek verebilecek ülkelere yönelik istihbarat faaliyetleri artırılmalı, yine bölge ülkelerine Türkiye’nin terörle mücadelesine destek sağlayacak şekilde girişimlerde bulunulmalıdır.  Bu ülkelere yapılan ziyaretlerde ekonomik, ticari ve sosyo-kültürel anlaşmaların yanı sıra terörle mücadele konusununda dahil edilmesi ve bu yönde anlaşmalar imzalanması son derece önemlidir.


Mutlaka ABD, Irak merkezi yönetimi ve Kuzey Irak’taki özerk yönetimle terörle mücadelede işbirliği yapılmalı. İşbirliği süreci ortak operasyonları da kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Doğal olarak komşu ülkeler Suriye ve İran’la da PKK terör örgütü ve uzantılarına karşı ortak bir mücadele yöntemi geliştirilmelidir.


Terörle mücadele de ülke içinde tek yumruk olmak çok ama çok önemlidir. Bu nedenle çok geç olmadan partiler arasında iletişim geliştirilmeli, siyasi beklentiler bir kenara bırakılmalı ve ortak bir terörle mücadele politikası oluşturulmalıdır. Bu gerçekleştirilemezse dahi siyasi iktidar terörle mücadele kararlılığını sürdürmeli, toplumun çoğunluğunun üzerinde mutabık olduğu politikaları uygulamalıdır.


Topyekun mücadele ile terörle mücadelede başarılı olunabileceği dikkate alındığında halkımızın ve medyanın da bu mücadeleye destek vermesi gereklidir. Özellikle Kürt-Türk çatışması oluşturma provokasyonlarına karşı dikkatli olunmalı, kutuplaşmamın önüne geçilmeli, hoşgörü ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesine özen gösterimlidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top