Avrupa’daki PKK Operasyonlarının Nedeni Ve Anlamı

Eren OKUR
25 Mart 2010
A- A A+

Terör örgütlerinin temel amacı, sistem dışı bir güç olarak sistemi etkileme ve sistemin getirilerinden pay almaktır. Bu noktada terör örgütleri baskı ve şiddet yöntemini esas alırken, zamanla bu amaçların günün şartlarına göre değişiklik göstermesi mümkün olmaktadır. Örgütlerin başlangıçtaki gelirleri az olmakla birlikte, bu gelirlerin zamanla artan giderleri karşılayamaz duruma gelmesi, örgütlerin bakış açılarında ve uyguladıkları yöntemlerde farklılıklar yaratmaktadır. Terör örgütü olmanın ötesinde organize suç kavramı ile ifade edilen durumların içerisinde yer almaya başlayan örgütler, bu şekilde kendilerini finanse edebilmektedirler.

 

“İdeolojilerinin giderlerini karşılamaya yeterli olmayacağının farkına varan örgütler, bu giderleri karşılamak için kaynak arayışına girerler. Bunları temin etmek için destek arayan terör örgütleri ilk olarak kendilerini destekleyebilecek devletlerin yardımına daha sonrasında ise ülke içindeki asayişi tehdit edecek davranışlarda bulunarak, şehir merkezlerinde haraç toplama, sahte para basma, hırsızlık, gasp, adam kaçırma, fidye isteme, uyuşturucu ticareti gibi yasadışı eylemlere başvururlar.”

 

PKK’nın Dönüşümü
Türkiye’nin son 30 yılına terör ve şiddet eylemleri ile zarar veren PKK terör örgütü, yukarıda anlatmaya çalıştığımız örgüt profiline uyan özellikler sergilemektedir. Uzun dönem ‘bağımsızlık’ iddiası ile hareket eden örgüt, uluslararası sistemin değişimi ile birlikte ideolojik olarak farklı bir konsepte bürünmüştür. ‘Bağımsızlık’ iddiasından vazgeçen örgüt, elde ettiği gelirleri yani statükoyu korumayı temel amaç olarak belirlemiştir.

 

PKK’nın terör örgütü görünümü ile beraber bir organize suç örgütüne dönüşmesi yıllara yayılan bir durumdur. PKK’nın Avrupa kanadında organize edilen suç şebekesi, başlarda Avrupa devletleri tarafından zararsız görülmüştür. Avrupa'da şiddet eylemlerine girişmediği sürece, pek çok AB ülkesi PKK militanlarının faaliyetlerine göz yumdu. Bu göz yummanın temel sebebi Avrupa ülkelerindeki siyasi zemin arayışının doğal bir tezahürüdür, şöyle ki; PKK, başlangıçta Türkiye içerisindeki bir direniş örgütü olarak görülmekteydi. Bunun yanı sıra Türkiye’nin baskıcı bir yönetime sahip olduğu düşüncesi de Avrupa’nın PKK’ya olan sempatisini arttırmaktaydı. 1990’lı yılların başlarında bu tabloyu iyi okuyan PKK, Avrupa’da önemli bir konum elde etmişti. Bu tablo itibariyle PKK’nın Avrupa kanadı rahat hareket etme alanı kazanırken, örgüt Avrupa’da çeşitli yasa dışı faaliyetlerde bulunmuştur. PKK’nın Avrupa kanadı, uyuşturucu kaçakçılığı, göçmen kaçakçılığı, silah kaçakçılığı ve insan ticareti dahil Avrupa’nın iç güvenliğini tehdit eden her türlü faaliyetin içinde yer almaktadır. AB içinde sınırların kalkması ile birlikte inanılmaz bir mobilite kazanan örgüt üyeleri Türkiye, Irak ve İran uzantıları ile inanılmaz büyüklükte bir kara para trafiğini yönetmektedir. 2008 yılında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’un PKK’nın yıllık gelirinin 400-500 milyon Euro olduğunu belirten ifadesi zaman içerisinde terör örgütünün ekonomik potansiyelinin nasıl bir artış gösterdiğini gözler önüne sermektedir.

 

PKK’nın Avrupa’da girişmiş olduğu yasa dışı faaliyetler son dönemde engellenmeye çalışılmaktadır. Bunun temel sebebi de terörle mücadelenin yanı sıra organize suçla mücadelede de ortaya çıkan algılama değişimi olmuştur.

 

Uluslararası Sistemde Değişen Güvenlik Algılamaları ve Terörizmle Mücadele
11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de gerçekleşen İkiz Kule Saldırıları, terörizmle mücadele noktasında önemli bir algılama değişimine sebep olmuştur. ABD’nin bu dönem sonrasında terörizmle topyekün mücadele konseptini benimsemesi de küresel çapta algılamanın değişimini sağlamıştır. Öncelikle dünyadaki terörist yapılanmaların üzerine gidilmesi kararlaştırılmıştır. Bunun içinde terörle mücadele noktasında NATO bünyesindeki ülkelerin desteği aranmış ve bu noktada Türkiye önemli bir rol üstlenmiştir. Uzun yıllar PKK teröründen zarar gören Türkiye, yeni dönemdeki terörle mücadele politikasına destek olmuştur. Tabi bunu yaparken de orta vadede PKK terör örgütünün bitirilmesi için gerekli olan hazırlığı ve hamleleri yapmayı tasarlamıştır.

 

11 Eylül sonrasındaki bu algılama Türkiye ve ABD’yi etkilediği gibi, ABD ile müttefiklik ilişkisi içerisinde bulunan ve NATO üyesi olan tüm Avrupa ülkelerini de etkilemiştir. 11 Eylül sonrasında uluslararası politikada terörle topyekûn mücadele, başta ABD olmak üzere AB ülkelerinin ve NATO gibi örgütlerin resmi güvenlik politikası haline geldi. Bu çerçevede terör örgütlerinin finans kaynaklarının kesilmesine yönelik pek çok sözleşme imzalandı ve İnterpol vasıtasıyla izleme sistemleri kuruldu. Bu yeni terörle mücadele tablosunda PKK’nın yerinin sorgulanmaya başlanması ise Türkiye açısından son derece önemli bir nokta olmuştur. Türkiye’nin terörle mücadelede takındığı tutum Avrupa ülkelerini de tavır değişikliğine sevk ederken, ABD’nin de bu konuda istihbarat paylaşımı başta olmak üzere birçok alanda Türkiye’ye destek vermesi son dönemde PKK’yı zor durumda bırakan etmenlerin başında gelmektedir.

 

PKK ile Mücadele Noktasında Avrupa’da Yaşanan Değişim
PKK’nın ABD tarafından terör örgütleri listesine alınması ve terörle mücadeledeki yeni düşünce Avrupa ülkelerini de değişime zorlamıştır. Bu zorlama ile beraber 2002 yılında Avrupa Birliği’nin PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmesi PKK’ya karşı değiştirilen tavrın ilk ayağı olarak görülebilmektedir. Ayrıca örgütün uyuşturucu kaçakçılığı gibi yasa dışı faaliyetlerinin büyük meblağlara ulaşması ve bu durumun Avrupa ülkelerine ekonomik anlamdaki yansıması yaşanan tavır değişikliğinin bir diğer uzantısı olmuştur. Bu durumun paralelinde yer alan mevzu ise ABD’nin terör örgütü elebaşlarının kanlı örgüt üyeliği yanında birer uyuşturucu baronu gibi adi birer suçlu olduklarını kabul etmesi ve bunun yanında mafyavari suç yapılanması içinde bulunduklarını tüm dünyaya ilan etmesidir. Ancak tüm bu gelişmelerin yanı sıra Türkiye’nin AB üyelik sürecinde bulunması ve NATO kanalıyla terörle mücadelede önemli bir müttefik olması Avrupa ülkelerini PKK karşısında önlemler almaya zorlamıştır. ABD, 14 Ekim 2009’da açıkladığı kararla, PKK/Kongra-Gel terör örgütünün yönetici kadrosunda yer alan Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyr Aydar’ı uluslararası uyuşturucu baronları listesine almıştı. Ayrıca, Mayıs 2008’de PKK/Kongra-Gel, ABD tarafından uyuşturucu kaçakçılığına karışan örgütler listesine de alınmıştı.

 

Avrupa, NATO’da müttefikleri de olan Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci ile başlayan ısrarlı politik baskıları nedeniyle PKK’ya yönelik dolaylı veya doğrudan desteğini Türkiye lehine çevirmiştir. AB’nin 2002’de PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmesi ve Türkiye’nin AB sürecinde müzakerelere başlaması bunun önemli iki göstergesidir. Birlik, açıklamalarında PKK’nın silahla sonuca varma arzusunu Türkiye’deki şiddetin ana nedeni olarak göstermiştir. Yani sorunun kaynağı olarak daha önceleri Türkiye’yi suçlayan AB, sanık sandalyesine örgütü oturtmuştur. Bu noktadan sonra Türkiye’de yapılan demokratikleşme hamleleri, Avrupa’nın PKK’ya olan desteğini azaltmaya başlamıştır. Çünkü PKK’nın demokratikleşme sürecini engelleme girişimleri Avrupa nezdinde örgütün ‘meşru’ zeminin bozulmasına sebep olmuştur. Demokratik açılımı sabote etmeye yönelik BDP'nin ve PKK'nın tavrındaki ikircikli tutum (Habur olayı gibi), Avrupa'da PKK'nın önüne açılan meşru zeminde siyaset yapma fırsatını değerlendirecek basiretten yoksun olduğu kanaatini besledi. Tüm bu unsurların üst üste konması ile birlikte PKK’ya karşı Mart ayı başlarında düzenlenen operasyonların arka planı görülebilmektedir.

 

Belçika’nın PKK’ya karşı yaptığı operasyonlarda örgüte büyük gelir sağlayan uyuşturucu işini organize eden kişilerin yani örgüt liderlerinin tutuklanması, PKK’ya karşı takınılan tutumun en somut göstergesi olmuştur. PKK’nın Avrupa’daki en üst düzey yöneticilerinden olan Zübeyr Aydar ve Remzi Kartal’ın da aralarında bulunduğu 8 kişinin tutuklanması, Zübeyr Aydar ve Remzi Kartal’ın tutuklu yargılanmak üzere mahkemeye çıkarılması ve PJAK (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) lideri Hacı Ahmedi’in gözaltına alınıp serbest bırakılması operasyonların boyutu ve önemi hakkında fikir veriyor. Belçika’daki yetkilelerin örgüt üyelerine yönelttikleri suç iddiaları ise Avrupa’da PKK’dan duyulan rahatsızlığı da gözler önüne sermektedir; Brüksel Savcılığı, PKK hakkındaki araştırmanın üç yıldır devam ettiğini söylüyor ve tutuklananları tehditle para toplamak, sahte belge düzenlemek, terör örgütü için üye devşirmek, insan kaçakçılığı ve uyuşturucu ticareti yapmakla suçluyor. Ayrıca örgüt liderlerinin tutuklanmasının yanı sıra örgütün yayın organı olan ROJ TV’ye yönelik olarak yapılan operasyonda Avrupa’daki algılama değişimini göstermektedir. Operasyonlarda yakalanan kişilerin yanı sıra Roj TV’nin yayın ofisleri de dâhil olmak üzere birçok büronun aranması, örgüt arşivlerinin bir kısmının ele geçirilmesi ve örgütün finansmanına 214 bin Euro gibi sınırlı bir rakamla dahi olsa el konulması, PKK ile mücadelede Batı Avrupa’da önemli bir değişim olduğunu göstermektedir.

 

Terörizmle Topyekün Mücadele – Somut Gelişmeler
PKK ile mücadelede yaşanan değişim yukarıda açıklanan sebeplerle meydana gelirken, PKK’nın terörist faaliyetleri de engellenmeye çalışılmaktadır. Özellikle Irak’ın Kuzeyi’nde konuşlanan terör örgütü Türkiye açısından ciddi güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir. 2003-2008 yılları arasında ABD ile yaşanan soğuk dönem örgütün bir nebze olsun güçlenmesine yararken, ABD ile bu dönem sonrasında yaşanan uyum, PKK’nın Kuzey Irak’ta barınmaması noktasında adımların atılmasını gerektirmiştir. Bunun için oluşturulan Türkiye – ABD – Irak arasındaki üçlü mekanizma terörle mücadelede ve bölgenin istikrarında önemli roller üstlenecektir. Ortadoğu’daki askeri gücünün büyük kısmını Afganistan bölgesine kaydırmayı düşünen ABD, bölgede Türkiye’nin güvenilir ve istikrardan yana olan politikalarına ihtiyaç hissetmektedir. Bu sebeple bölgede yani Irak’ta oluşan dengeleri bozabilecek potansiyele sahip bulunan PKK’nın etkisinin minimuma indirilmesi hatta sıfırlanması amaçlar arasındadır. Bugünlerde Avrupa’da yaşanan operasyonların bir diğer önemli sebebi de budur. PKK terör örgütü olarak tasfiye edilirken, örgütün gelir kaynaklarını kesmek de PKK’yı köşeye sıkıştıracak önemli bir argümandır.

 

Örgütün mali kaynaklarına yönelik yapılan operasyonların bir diğer ilginç noktası da zamanlamasıdır. Operasyonların yapıldığı 4 Mart 2010 tarihinde Afganistan’da da Taliban’a yönelik operasyonlarda önemli sonuçlar alınmıştır. 4 Mart gününde, Pakistan güvenlik birimleri de Karaçi’de büyük bir operasyonun sonucunu açıkladı. Afganistan’da, El Kaide ile birlikte NATO destekli Hamid Karzai yönetimini devirmek için savaşan Taliban örgütünün önemli isimlerinden Aga Han Mutassim Karaçi’de yakalandı. Ayrıca 2010 başında Hamas’ın önemli isimlerinden ve İsrail’e el yapımı füzeler yağdıran İzzetin El Kassam tugaylarının kurucusu olan Mahmud El-Mahbub’un Dubai’de ölü olarak bulunması ilginç bir ‘tesadüf’ oluşturmaktadır.

 

Sonuç
Türkiye’nin uzun yıllar sıkıntısını yaşadığı terör sorunu, son yıllarda artan azimle en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Uluslararası sistemin güvenlik algılamasındaki değişim Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde önemli bir etken olmaktadır. ABD’nin geliştirdiği yeni mücadele yönteminde Türkiye’ye ihtiyaç duyması PKK’nın tasfiyesi noktasında etkili olmaktadır. Bunun yanı sıra Avrupa ülkelerinin PKK’dan zarar görmeye başlaması ve örgütün üzerine gitmesi de PKK’nın etki alanını kısıtlamaktadır. Örgütün hem terör kanadının hem de organize suç kanadının köşeye sıkışması durumu alınacak sosyolojik önlemler ile örgütü zor durumda bırakacaktır. Bir taraftan örgütün barınması demek olan Kuzey Irak’ın istikrarı için ABD’nin Türkiye ile beraber hareket etmesi, diğer taraftan örgütün mali kaynaklarına Avrupa’da yapılan operasyonlarla makas vurulması ve nihayetinde örgütün eleman kazanmasını engelleyecek sosyolojik tedbirlerin ya da eylemlerin Türkiye içinde gerçekleştirilmesi PKK’yı tasfiye etme noktasında büyük önem arz etmektedir.

 

Görülen o ki terörizmle mücadelede 2010 yılı bir değişim yılı olacaktır. Bu değişimin somut yansımaları son günlerde sıkça karşımıza çıkmaktadır.

 

Notlar:


1.  Eren Okur, Uluslararası Uyuşturucu Kaçakçılığı, Terörizm ve PKK’nın Rolü, www.bilgesam.org, 29 Ağustos 2008.


2.  Birol Akgün, Avrupa'daki PKK Operasyonları Ne Anlama Geliyor?, Zaman Gazetesi, www.zaman.com.tr,  13 Mart 2010.


3.  Mehmet Özcan, Belçika’da PKK Operasyonu, www.usakgundem.com, 9 Mart 2010.


4.  PKK'nın geliri 500 milyon Euro, Sabah Gazetesi, http://arsiv.sabah.com.tr/2008/03/12/haber,53B64572C4734EA294CB593060659170.html, 12 Mart 2008.


5.  Akgün, a.g.m.


6.  Özcan, a.g.m.


7.  İhsan Bal, Avrupa Teröre Terör Diyor!, www.usakgundem.com, 15 Mart 2010.


8.  Akgün, a.g.m.


9.  Bal, a.g.m.


10. Akgün, a.g.m.


11. Bal, a.g.m.


12. Murat Yetkin, Avrupa'da PKK Ameliyatı ve Perde Arkası, Radikal Gazetesi, www.radikal.com.tr, 7 Mart 2010

Back to Top