NATO ve Avrupa Birliği: Ortaklar mı, Rakipler mi?

A- A A+

1991 yılında SSCB’nin dağılması ile başlayan yeni tehdit algılamaları ve uluslar arası örgütlerin kendilerini yeniden tanımlama süreçleri, NATO ile Avrupa Birliği (AB) arasında güvenlik konularına dayalı bir işbirliğini ve aynı zamanda da rekabeti beraberinde getirmiştir. Nitekim Soğuk Savaş’ın bitimiyle AB, Maastricht Antlaşması, NATO ise yeni bir stratejik konsept çerçevesinde yeniden yapılanma sürecine girmiştir.


Yeniden Yapılanma Süreci
SSCB’nin yıkılışı ile somut bir düşman hedefi kalmayan NATO’nun meşruiyeti sorgulanmaya başlanmıştır. Bunun üzerine NATO misyonlarının arttırılması ve eski Sovyet ülkelerini kapsayacak biçimde İttifak’ın genişletilmesine karar verilmiştir. Soğuk Savaş sonrası değişen uluslararası ortamın yeni şartlarına göre Avrupa- Atlantik bölgesinde istikrar ve güvenliği bozucu tehditler ve riskler yeniden tanımlanırken, yeni dönemde bunlarla mücadele edilmesi NATO’nun görevleri arasında kabul edilmiştir. 1991 Roma Zirvesi’nde kabul edilen NATO’nun yeni stratejik kavramı, Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu yeni tehditleri ortaya koyarken, Orta ve Doğu Avrupa’daki krizleri NATO çıkarlarını doğrudan tehdit eden unsurlar olarak belirlemiştir.(1)


Kosova’yı Sırp saldırılarına karşı korumak için NATO tarafından 1998’de gerçekleştirilen operasyon ile savunma amaçlı kurulan İttifak ilk defa, bir ülkeye karşı saldırı gücü kullanmıştır. NATO bu operasyonla, savunmaya yönelik bir örgüt olmaktan çıkmış, gerektiğinde kullanılacak bir saldırı gücü haline dönüşmüş ve Soğuk Savaş sonrası varlık sebebini sorgulayanlara ‘meşruiyetini ve gerekliliğini’ kanıtlamaya çalışmıştır.


Ayrıca, Doğu Avrupa ülkelerinin örgüte katılımı NATO’nun üzerinde durduğu en önemli konuların başında gelmiştir. Bu genişlemesinin Avrupa’da istikrar ve güvenliğin artmasına pek çok yönden katkıda bulunacağı, katılacak ülkelerdeki demokratik reformları cesaretlendirip destekleyeceği ve askeri güçlerin demokratik ve sivil kontrolünün sağlanmasına da yardımcı olacağı vurgulanmıştır.(2) Öncelikli olarak, gerek gelecekteki üyeler gerekse diğer devletler ile işbirliği geliştirme yoluna başvurmuştur. Bu amaçla Barış için Ortaklık Girişimi, Avrupa Atlantik Ortaklık Konseyi, Akdeniz Diyaloğu, NATO-Rusya Ortaklık Konseyi ve NATO-Ukrayna İşbirliği oluşturulmuştur.


Avrupa Birliği’ne ise, ekonomik açıdan dünyanın en önemli aktörlerinden biri haline gelmiş Birlik, uluslararası ilişkilerin siyasal boyutunda da söz sahibi olmak amacıyla ortak güvenlik ve savunma politikası uygulama kararı almıştır. Bu bağlamda, siyasal bütünleşme girişimleri İkinci Dünya Savaşı ertesinde başlamıştır.


AB’nin NATO harici güvenlik çalışmalarının başlangıç noktasını teşkil eden Batı Avrupa Birliği’nin (BAB) kuruluşu, 17 Mart 1948’deki İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’un bir araya gelmesiyle imzalanan ‘Brüksel Ekonomik, Sosyal ve Kültürel İşbirliği ve Ortak Savunma Antlaşması’na dayanmaktadır. Sovyet tehdidine karşı kurulan oluşum, 50 yıllık bir süreyi kapsamakta; askeri, ekonomik ve sosyal alanda çok boyutlu bir işbirliğini içermekteydi.(3) Örgütün üye sayısı, 1954 yılında Batı Almanya ve İtalya'nın katılımıyla yediye çıkmıştır. 1949'da NATO'nun kurulması ile birlikte önemini yitirmiş olan BAB, uzun yıllar işlevsiz bir biçimde varlığını sürdürmüştür. 1993’te Avrupa Topluluğu’nun kurulması ile güvenlik konularını yetkisinde tutmaya devam eden BAB, ekonomik, sosyal ve kültürel konulardaki çalışmalarını Topluluğa devretmiştir.


1984’e kadar NATO ile uyumlu olduğu gözlenen BAB’ın, bu tarihten itibaren ayrı bir güvenlik kurumu olma amacıyla hareket ettiği dikkati çekmektedir. 27 Ekim 1984 tarihli Roma Deklarasyonu’nda BAB’ın daha aktif bir misyon üstlenmesi ve  Avrupa dışındaki kriz bölgelerine müdahale edebilmesi gerektiği vurgulanmıştır.(4) Daha sonra 27 Ekim 1987’de Lahey Platformu’nda Kuzey Atlantik İttifakı’nın “Avrupa Kanadı” olarak BAB’ın daha da güçlendirilmesi şartının ileri sürülmesi  Avrupalı devletlerinin ayrı bir güvenlik kimliği oluşumuna gitme kararlılığını ortaya koymaktadır.(5)


Soğuk Savaş sonrasında değişen Avrupa siyasal coğrafyasında yeni üye adaylarıyla karşı karşıya kalan ve ileride çok geniş bir alana yayılması muhtemel olan Birlik, Avrupa’nın güvenliğinde daha fazla rol oynamak amacıyla, bir “Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği” (AGSK) geliştirmeye yönelmiştir. Yine bu dönemde Avrupa ile ABD arasında farklı çıkar algılamalarının oluşmaya başlaması AGSK’ya ivme kazandırmıştır. 1 Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması’yla Atlantik İttifakında Avrupa kanadının güçlendirilmesi savı yinelenmiştir.(6) Ayrıca ortak bir güvenlik politikası çerçevesinde, Anlaşmaya eklenen bir Bildiri ile, Soğuk Savaş döneminde NATO’nun gölgesinde kaldığı için, Batı Avrupa’nın savunmasıyla ilgili önemli görevler edinememiş olan BAB’ın, Avrupa Birliğinin savunma kanadına dönüştürülmesi öngörülmüştür.(7) Daha sonra BAB’la ilgili hükümler, 1999 yılında yürürlüğe konulan Amsterdam Anlaşmasına dâhil edilmiştir.


AB’nin güvenlik kanadı haline dönüştürülecek olan BAB’ın, gerektiğinde NATO’nun kaynaklarını kullanacağı yeni bir yapılanma üzerinde durulmuş, ancak bu yeni yapılanmanın kesinlikle NATO’ya rakip olmayacağı, tam tersine, BAB’ın üstleneceği işlevlerle, Atlantik İttifakının Avrupa ayağını güçlendireceği vurgulanmıştır.(8) Örneğin, Ocak 1994’te yapılan NATO zirvesi bildirisinde, AB’nin güvenlik ve savunma alanındaki yeni girişimi şöyle değerlendirilmiştir: “Maastricht Anlaşması’nın yürürlüğe girişini ve İttifak’ın, Avrupa ayağının güçlendirilmesi suretiyle bütün Müttefiklerin güvenliğine daha tutarlı bir katkı yapmasını sağlayacak olan Avrupa Birliği’nin kuruluşunu memnuniyetle karşılıyoruz. İttifak üyeleri arasındaki danışmalarda temel forumun ve Müttefiklerin Washington Anlaşması’ndan kaynaklanan güvenlik ve savunma taahhütlerine ilişkin politikalarda anlaşmaya varılacak yerin İttifak olduğunu teyit ederiz.” (9)


1992 yılında Batı Avrupa Birliği üyeleri, insani yardım ve kurtarma operasyonları, barışın korunması, Krizleri önlemek için müdahale kuvvetlerinin oluşturulması, Barış yapma maddelerini içeren ve böylece BAB’ın askeri misyonunu tanımlayan Petersburg görevleri üzerinde anlaşmaya varmıştır. (10)


1996 yılında NATO Dışişleri bakanları Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nin geliştirilmesi amacıyla AB’nin NATO imkanlarından yararlanması yönünde bir karar aldılar. Berlin Plus adı verilen bu antlaşmaya göre AB, NATO’nun operasyonel planlamasını, yeteneklerini ve ortak varlıklarını kullanabilecektir.(11) Ayrıca Doğu Avrupa’nın Batı’ya kazandırılması amacıyla Barış için Ortaklık projesine dahil edilen Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nin, 1997 NATO Madrid Zirvesinde genişleme sürecinin bir parçası olmasına karar verilmiştir. AB’nin genişlemesine paralel olarak NATO’nun genişleme süreci 2002 yılında yapılan Prag Zirvesinde Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Romanya, Slovakya, Slovenya için üyelik kararı alınmasıyla devam etmiştir.


1998 yılına kadar, AGSK ile ilgili tartışmalar, Avrupa güvenliğinde NATO’yu esas alan ve Avrupa Birliği’nin bu alanda atacağı adımların, İttifak’ın Avrupa ayağını güçlendireceğini vurgulayan ana tema çerçevesinde sürdürülmüştür. Ancak 1998 yılında İngiliz hükümetinin AGSK güçlendirmek için Fransa’ya destek vermesi üzerine, aynı yıl St. Malo’da yapılan yıllık ikili zirve toplantısında, Avrupa’nın savunma yetenekleri ön plana çıkarılması kararlaştırılmıştır. İngiltere’nin politikasındaki bu değişikliğin sebebi, Balkan krizi boyunca Londra ile Washington’un stratejik hedeflerinin farklılaşması ve bunun ileride yeniden yaşanma olasılığı ile Blair’in İngiltere’yi siyasal entegrasyon hususunda Avrupa’nın lokomotif ülkesi yaparak iç politikada oy kazanma arzusudur.(12)


Zirve bildirisinde bir yandan NATO’ya bağlılığın sürdürüleceği belirtilirken, diğer yandan Avrupalıların, AB’nin kurumsal yapısı dahilinde hareket edeceği ve Birliğin, askeri bir güçle desteklenen bir özerk hareket kapasitesi olmasının gerekliliği vurgulanmıştır.(13) St Malo zirvesi ile AB’nin NATO’dan bağımsız bir oluşuma yönelmesine ilk tepki ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’tan gelmiştir. Albright’a göre bu oluşumun, hizipleşmeye (decoupling), ABD ve AB için savunma kaynakları konusunda gereksiz artışa (duplication), AB üyesi olmayan NATO ülkelerine karşı ayrımcılığa (discrimination) yol açma ihtimali bulunmaktaydı.


St.Malo bildirisinin yayınlanmasından kısa bir süre sonra yaşanan Kosova krizi sırasında Avrupa Birliği’nin katkılarının oldukça yetersiz kalması, AGSK tartışmalarını alevlendirmiş, böylece Haziran 1999 Köln Zirvesi ve aynı yıl içerisindeki Aralık Helsinki Zirvesi’nde ortak güvenlik ve savunma politikaları konusunda somut atılımlar gerçekleştirilebilmiştir. AB’nin Köln ve Helsinki Zirvelerinde kriz bölgelerine NATO’ya bağımlı olmadan, doğrudan müdahale etmek istemesi de NATO ile AB arasındaki görüş ayrılıklarına ivme kazandırmıştır. Köln Zirvesi’nde uluslararası uyuşmazlıkların çözümü ve kriz bölgelerine müdahale etmek amacıyla NATO’nun hareket sahasına girilmeyecek şekilde bir “Avrupa Askeri Gücü” oluşturulmaya çalışılmıştır.(14) Öte yandan savunma sanayinde işbirliği ve askeri araçların modernizasyonunda uyum sağlanması, Avrupa güvenlik ve savunma politikalarının pratik boyutunu oluşturmaktadır.


10–11 Aralık 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen AB Helsinki Zirvesi’nde NATO’nun tamamen taraf olmadığı durumlarda AB’yi temsilen kriz bölgelerine müdahale edebilecek bir güvenlik biriminin oluşturulması kararına varılmıştır. Söz konusu karara göre; 2003 yılına kadar 60 gün içerisinde hazır olabilecek ve bir yıllık süre zarfında görev yapabilecek, 50–60 bin kişiden oluşan bir Askeri Gücün yapılandırılması öngörülmüş ve bu güvenlik biriminin amacı, Petersberg Görevleri’ni yerine getirmek olarak belirlenmiştir.(15) Ayrıca AB ülkelerinin gelecekte AB askeri gücünün gerçekleştireceği operasyonları siyasal ve stratejik açıdan yönlendirecek olan kurumsal yapının inşa edilmesi konusu görüşülmüş ve bu suretle Avrupa güvenlik mimarisinin çekirdeğini oluşturan BAB’ın Petersberg Görevleri ile ilgili işlevlerinin AB çatısına entegre edilmesine karar verilmiştir.(16)


1999 Helsinki Zirvesi’nden bir yıl sonra gerçekleşen Feira ve Nice Zirveleri de Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK)’nin şekillenmesinde katkıda bulunması ve AB güvenliğinin kurumsallaştırılması açısından ayrı bir önem teşkil etmektedir. Haziran 2000’deki Feira Zirvesi’nde NATO’nun AB üyesi olmayan ülkelerinin ve AB’ye aday ülkelerin çeşitli görüşmelere katılabilmeleri için Avrupa güvenlik yapısına entegre edilmeleri gerekli görülmüştür.(17)


AB-NATO arasında Türkiye
Türkiye kendisinin de üye bulunduğu NATO, AGİT ve BAB gibi oluşumlarda Avrupa ülkeleriyle yakın işbirliğinde bulunmuş, Avrupa’da soğuk savaşın bitimiyle oluşturulmaya çalışılan güvenlik politikalarını da yakından takip etmiş ve bu yeni oluşumların içinde yer almıştır. Ancak 1999 Washington Zirvesinde NATO’nun imkan ve yeteneklerinden faydalanmak üzere kurulacak askeri birimin, NATO’nun AB üyesi olmayan ülkelerinin de operasyonlara en üst düzeyde katılımı teyit edilirken, Köln Zirvesinde bu kriter dikkate alınmamıştır. Bu durum, BAB ile sahip olduğu avantajlı konumu AGSP’nin karar mekanizmalarında da yer alarak korumak isteyen Türkiye’nin itirazına yol açmıştır. Ancak Köln’den sonra gerçekleşen Helsinki, Feira ve Nice Zirvelerinde de Türkiye’yi tatmin edici kararlar alınmamış ve ikili ilişkilerde gerginliğe neden olan temel sorun bir türlü giderilememiştir.


BAB’da sahip olduğu hakları kaybederse, AB’nin, Avrupa güvenliği alanında atacağı adımlar üzerinde tamamen etkisiz kalacağı endişesini taşıyan Türkiye, böyle bir durumda AB’nin, NATO kaynaklarını kullanarak girişeceği operasyonlarda veto hakkını kullanacağını belirtmiştir. Orgeneral Nahit Şenoğul’un 2001’deki konuşmasında Türkiye’nin pozisyonunu şu şekilde özetlemektedir: “Avrupa’nın karşılaşacağı muhtemel krizlerin Türkiye’nin civarında ortaya çıkacağı uzmanlarca da kabul edilen bir gerçek olduğu dikkate alındığında, Avrupa Birliği önderliğindeki kriz önleme operasyonlarının şu veya bu şekilde Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve askeri çıkarlarını etkileme ihtimali vardır. Bu itibarla Avrupa Birliği’nin krizlere müdahale etmesinin söz konusu olacağı durumlarda Türkiye’nin ilgili karar mekanizmalarında yer alması hayati önem arz etmektedir.”(18)


Ancak, ABD ve İngiltere ile yaptığı görüşmeler sonrası veto hakkını kullanmaktan vazgeçmiştir. Bunun nedeninin İngiltere tarafından AGSP’nin Kıbrıs ve Ege’de kullanılmayacağının güvencesinin verilmesi olarak yorumlanmıştır.(19) Türkiye AGSP’nin karar aşamasında değil karar şekillendirme mekanizmasında yer alacaktır. Ayrıca, AB’nin NATO imkanlarını kullanmadan, kendi askeri gücüyle başlatacağı operasyonlara katılım ise, Konseyin davetine bağlı olacaktır.


Rekabet-Ortaklık İkilemi
Avrupa Birliği’nin ortak bir güvenlik ve savunma politikası geliştirme yolunda attığı adımlar, Avrupa güvenliği açısından çeşitli tartışmaları gündeme getirmiştir. Endişelerin esas sebebi, AB’nin gelecekte NATO dışında kendi kaynaklarını ile oluşturacağı askeri güçleri, NATO ve ABD’den bağımsız olarak kullanabilecek olmasıdır.


Amerika, Avrupalıların güvenlik ve savunma alanında kendi ayakları üzerinde durabilme çabalarının desteklemektedir. Ancak AB, NATO’ya rakip bir yapılanma içine girer ve Avrupa’nın güvenliğini Amerika’dan bağımsız olarak sağlama iddiasında bulunursa, böyle bir yaklaşımı ABD’nin kabul etmesinin mümkün olmayacağı sürekli olarak vurgulanmıştır.  ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott 1999’da Londra’da yaptığı bir konuşmada AGSP’nin önce NATO içinden çıkan daha sonra NATO dışında gelişen ve nihayet NATO’dan ayrı olarak ona rakip bir organizasyona dönüşmesini ABD’nin istemediğini belirtmiştir. (20)


AGSP alanında Helsinki Zirvesi sonrasında ilerlemelerin yetersiz kalması üzerine Avrupa Birliği, Mayıs 2004’te özellikle Acil Müdahale Gücü’ne odaklanan Temel Hedef 2010 (Head Line Goal 2010) isimli yeni bir planı onaylamıştır. Plan, 2010 yılına kadar AB’nin küresel çaptaki askeri müdahaleleri için “Avrupa müdahale birlikleri” ve “Battle Groups” adlı küçük savaş birliklerinin kurulmasını öngörmektedir.(21) Ayrıca Hollanda ve Fransa’nın girişimleri ile 2004 yılında Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Hollanda tarafından 800 kişilik bir jandarma gücü kurulmuştur. 23 Ocak 2006’da Avrupa Jandarma Gücü (EUROGENDFOR) karargâhı İtalya’da Vicenza’da açılmıştır. Sonuç olarak, AB askeri alanda üç operasyonel güce sahiptir: Acil Müdahele Gücü, Avrupa Muharebe Grupları ve Avrupa Jandarma Gücü.


NATO kanadına ise 11 Eylül saldırıları ile güvenlik kavramının daha da genişletilmesi neticesinde terör tehdidine karşı daha hızlı ve esnek hareket etme kabiliyetine sahip “NATO Acil Mukabele Gücü” kurulmasına karar verilmiştir. Bu güç ile AB Acil Mücadele Gücü ve AB’nin Savaş Grupları arasındaki benzerliklerde göze çarpmaktadır. Bu durum AB’nin gelecekte NATO’nun yerini alacak müdahalelerde bulunma olasılığını göz önüne sermektedir. Bir diğer benzerlik ise NATO’nun alan dışılık kavramı ile AB’nin komşuluk politikasıdır. Bulgaristan ve Romanya’nın üyeliği ile AB sınırları Karadeniz’e ulaşmış, böylece AB,  Kafkaslar ve Orta Asya’ya ilişkin daha etkin politikalar izleme olanağına kavuşmuştur.


Tüm bu rekabet sinyallerine rağmen NATO - AB arasında hiçbir işbirliğinin olmadığını söylemek mümkün değildir. AB, 1 Nisan 2003’te Makedonya’da barış koruma görevini 320 kişilik bir güçle üstlenmiş ve OGSP bünyesinde ilk askeri operasyonu gerçekleştirmiştir. AB’nin Makedonya’daki tecrübesi 2004’te Bosna-Hersek’teki SFOR barış gücünü NATO’dan 7,000 kişilik bir güçle devralmasını sağlamıştır ve EUFOR faaliyete geçmiştir. Ayrıca, AB 1,300 kişilik bir güçle Kongo’da seçimler sırasında barış koruma görevini Birleşmiş Milletler mandası altında üstlenmiştir. Bu görevler, AB’nin askeri bir görünürlük edindiğinin ve Petersberg görevleri ile sınırlı bile olsa, bir askeri müdahale gücü oluşturduğunun da bir göstergesidir.


Son olarak, 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nın Avrupa güvenlik yapılanmasına da etkileri olmuştur. Dış ilişkilerden sorumlu komiser ile Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi’nin görevleri birleştirilerek Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilciliği makamı oluşturmuştur. Ayrıca Avrupa Birliği Konseyi’ndeki dönüşümlü başkanlık sistemi kaldırılarak yerine kalıcı başkan seçilmiştir. Lizbon Antlaşması ile AGSP ile ilgili hükümlerin ilk defa Birlik antlaşmalarına dahil edilerek hukuki bağlayıcılık kazanmalarının yolu açılmıştır. Bu alanda “kalıcı yapısal işbirliği” öngörülerek, “güçlendirilmiş işbirliği” olanağının askeri ve güvenlik ile ilgili konularda uygulanması hedeflenmiştir. (22)


Ancak, Lizbon Antlaşması’nda güvenlik ve savunma ile ilgili hükümlerinin, AB’nin kendine ait daimi askeri güçlerinin (Avrupa ordusu) oluşturulmasını öngörmediği dolaylı bir şekilde belirtilmiştir. Ayrıca, AB-NATO ilişkileri çerçevesinde günümüzdeki gelişmeler rekabetin daha geri plana itildiğini göstermektedir. ABD Başkanı Obama, NATO ile AB arasında işbirliğine dayalı sıkı ilişkiler kurulması gerektiğine dikkat çekmektedir.(23) Uluslar arası güvenlik işleri savunma müsteşarı Alexander Vershbow, “NATO ve AB’nin birbirini tamamlayıcı mı birbirlerine rakip mi oldukları konusunda ideolojik tartışma artık bitmiştir. Biz AB’nin kapasitesini artıran önlemleri destekliyoruz” açıklamasında bulunmuştur.(24)


Diğer yandan, kıta Avrupa’sında ortak dış politika, güvenlik ve savunma alanlarında NATO’nun dışlanarak ayrı bir gelişmenin kurumsallaşması özellikle İngiltere ve Doğu Avrupa ülkelerinin muhalefeti sebebiyle pek mümkün görünmemektedir. AB içerisinde NATO’cu kanadı teşkil eden bu devletlere göre, içerik değiştiren ve genişleme sürecine girmiş bir NATO hala çok önemlidir ve NATO’suz bir Avrupa güvenliği düşünülemez. Ayrıca,  ABD’nin 2003 Irak Savaşı’nda da görüldüğü gibi, Avrupa devletlerinden Fransa ve Almanya’nın harekâta karşı çıkmalarına rağmen; İngiltere, İtalya, İspanya ve Doğu Avrupa ülkeleri ABD’nin müttefiki olarak harekâta katılması, ortak dış politika ve güvenlik stratejisi alanında gerekli işbirliğinin oluşmadığını açığa çıkarmıştır.


Öte yandan, AB bünyesinde, çok uzun yıllar Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının oluşturulmasında öncü rol üstlenen Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına geri dönme kararı alması NATO’dan bağımsız bir AGSP’nin oluşmasının mümkün olmadığına ilişkin düşünceleri güçlendirmiştir.

 

Sonuç olarak, AB’nin güvenlik ve savunma konularında attığı adımların NATO’ya muhtemel etkileri ve Avrupa ile Atlantik arasındaki bağın zayıflaması ihtimali endişeye neden olan konulardır. NATO’nun Avrupa bağlantısının kesilmesi ve AB’nin ayrı bir savunma örgütlenmesine doğru gitmesi NATO’yu zayıflatacaktır. Ayrıca güç dengesi politikasıyla ABD’nin gücünü dengelemek isteyen AB’nin bu amaçla atacağı adımlar NATO’yu olumsuz yönde etkileyecektir.


AB’nin NATO’dan tamamen ayrı bir güvenlik politikası yürütmesi durumunda ABD’nin tek taraflı politikaları AB’nin çıkarlarına ters düşecek şekilde artacak, global tehditlerin önlenmesinde iki örgüt rakip hale gelecek, bu rekabetten AB ile ABD arasındaki ticari ilişkiler de zarar görecek, AB askeri harcamalarını büyük ölçüde arttırmak ve artışı AB vatandaşlarına kabul ettirmek zorunda kalacaktır.  Tüm bunlar göz önüne alındığında AB ‘nin tamamen bağımsız bir oluşuma gitme ihtimali mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle de 1998 sonrası rekabete dönüşen ilişkiler günümüzde yerini daha çok işbirliğine bırakmış gözükmektedir.


Jeostratejik konumu ve askeri gücü Türkiye’yi gerek NATO gerekse AB için vazgeçilmez ortak yapmaktadır. Zira AB’nin Türkiye’nin komşu olduğu coğrafyada yapacağı askeri operasyonların başarısı Türkiye’nin desteği ve lojistik yardımına bağlıdır. Diğer yandan, askeri imkanlarının genişliği ve ordusunun tecrübesi Türkiye’nin askeri katkılarının temelini oluşturmaktadır. Türkiye NATO’da ABD’den sonra ikinci en büyük kara kuvvetlerine ve beşinci en büyük deniz kuvvetlerine sahiptir. Ayrıca modern ve güçlü bir orduya sahip Türkiye, düşük yoğunluklu çatışmalar konusunda da deneyim sahibidir. Petersberg görevlerinin bu tür çatışmalara göre tasarlandığı göz önüne alındığında NATO için olduğu kadar AGSP için de Türkiye’nin önemi anlaşılmaktadır.

 


Notlar:
1-NATO Dergisi www.nato.int/docu/review/2004/issue2/turkish/art1.html (erişim 18 Şubat 2010)
2-Anthony FOSTER and William WALLACE, “What is NATO For?”, Survival, Vol. 43, No. 4, Winter 2001-2, p. 109
3-Batı Avrupa Birliği,  www.weu.weu.int/home (erişim 18 Şubat  2010)
4-Rome Declaration www.assembly-weu.org/en/ (erişim 18 Şubat  2010)
5-Batı Avrupa Birliği,  www.weu.weu.int/home (erişim 18 Şubat  2010)
6-Maastricht Antlaşması www.eurotreaties.com/maastrichteu.pdf (erişim 19 Şubat  2010)
7-Ibid.
8-Amsterdam Antlaşması www.europarl.europa.eu/topics/treaty/pdf/amst-en.pdf (erişim 19 Şubat  2010)
9-NATO Dergisi, Sayı 1, Mart 1994, s.30
10-Petersberg Tasks europa.eu/scadplus/glossary/petersberg_tasks_en.htm (erişim 20 Şubat  2010)
11-BerlinPlusAgreement www.europarl.europa.eu/meetdocs/2004_2009/documents/dv/berlinplus_/berlinplus_en.pdf erişim 20 Şubat  2010)
12-Michèle BACOT-DECRIAUD, “Une politique de défense pour l’Union européenne: de la virtualité à la réalité? De quelques raisons d’un scepticisme”, Arès, No. 44, février 2000
13-Saint Malo Zirvesi www.atlanticcommunity.org/Saint-Malo%20Declaration%20Text.html (erişim 20 Şubat  2010)
14-AB Köln Zirvesi Sonuç Bildirgesi ue.eu.int/de/Info/eurocouncil/index.htm (erişim 20 Şubat  2010)
15-Helsinki Sonuç Bildirgesi ue.eu.int/en/info/eurocouncil/ (erişim 20 Şubat  2010)
16-Barış ÖZDAL, Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinde Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının Rolü,  Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı:5, Temmuz 2005, s.313
17-Seda SERDAR, AB Güvenlik Politikası’nda Yeni Bir Dönem, Stratejik Analiz, Mart 2003,Cilt:3, Sayı:35, s.68
18-“Nice zirvesinde alınan kararlar Türkiye’yi aldatılmışlık duygusuna sevketmektedir”, www.belgenet.com/arsiv/ab/senogul_110101.html (erişim 20 Şubat  2010)
19-Seda SERDAR, “Belçika’nın kazançları ile Türkiye’nin tavizleri, Laken Zirvesi sonuçları”, Stratejik Analiz, Cilt 2, No. 21, Ocak 2002, s. 43
20-Strobe TALBOTT, “America’s Stake in a Strong Europe”, Conference on the Future of NATO, The Royal Institute of International Affairs, London, 7 October 1999
21-HeadlineGoal www.consilium.europa.eu/uedocs/cmsUpload/2010%20Headline%20Goal.pdf (erişim 21 Şubat  2010)
22-Lizbon Antlaşması europa.eu/lisbon_treaty/index_en.htm (erişim 21 Şubat  2010)
23-Washington daha yakın bir AB-NATO işbirliği için çabalıyor, AB Haber,  15 Kasım 2009
24-Ibid.

 

KAYNAKCA
BALLADOUR, Edouard, Pour une Union occidentale entre l’Europe et les Etats-Unis, Fayard, Paris, 2007
CORNISCH Paul, EU and NATO: Co-operation or Competition ?, Directorate-General for External Policies of the Union, European Parliament, 14 October 2006
DEMIRDOĞER, Űlkü, “Nice Zirvesi sonrasında Avrupa Güvenlik Savunma Politikası ve Türkiye”, Journal of Istanbul Kültür University, Şubat 2002, s. 69-76
GNESETTO, Nicole (Ed.), EU Security and Defense Policy: The First Five Years (1999-2004), Institute for European Security Studies, Paris, 2004
HOWORTH, Jolyon, “ESDP and NATO: Wedlock or Deadlock?”, Cooperation and Conflict: Journal of the Nordic International Studies Association, Vol. 38, No. 3, 2003, p. 235-254
KASIM, Kamer, “NATO’ya ve ABD-AB ilişkilerine etkisi bakımından Ortak Avrupa Dış ve Güvenlik Politikası”, Avrupa Araştırmaları Dergisi, Sayı 2, Bahar 2002, S. 87-99
KUPCHAN, Charles, “The End of the West”, The Atlantic Monthly, novembre 2002, p. 42-44
MILLEN, Raymond A.,“Reconfiguring NATO for Future Security Challenges”, Comparative Strategy, Vol. 23, 2004, p. 125-141
TANGÖR Burak, “Güvenlik Yönetişimi Yaklaşımı ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası”, Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Cilt. 6, Sayı 3, 2004, s. 254-268

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top