PKK’nın Tasfiye Süreci; İç ve Dış Faktörler

Eren OKUR
27 Ekim 2009
A- A A+

Terör kavramını yakından tanıyan bir ülke olan Türkiye, son dönemde bu alanda atmış olduğu adımların karşılığını almaya başlamıştır. Terörle mücadelenin askeri etabında elde edilen kazanımların yanı sıra psikolojik noktada da Türkiye, terör örgütü PKK ile mücadelesinde istediği noktaya doğru ilerlemektedir.


Terörle mücadelede atılacak ilk adımlardan birisi olan örgütün kaynaklarının kurutulması son dönemde sergilenen politikalar ile gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Örgütün bu süreçte içteki ve dıştaki kaynaklarının bitmesi yani örgütün yalnızlaştırılarak işlevsizleştirilmesi, devlet olarak Türkiye’nin terörle mücadelesine önemli katkılar sağlamaktadır. Örgütün kaynaklarından kastedilenler ise; ülke içerisindeki milis ve illegal yapılanma, PKK’nın bölge halkı üzerinde etkili olmada kullandığı kavramsal argümanlar ve bölgemizde zaman zaman teröre destek veren ülkelerin bulunmasıdır. Türkiye terörle mücadele ederken yukarıda sayılan handikapları da avantaja çevirmeyi gerçekleştirmeye başlamıştır.


Uluslararası Ortam ve Türkiye’nin Politikaları
Ülkenin gündemini 30 yıla yakın bir süredir etkileyen terör sorunu zamanla siyasallaşırken, geçmişten gelen hatalarla birlikte Türkiye’nin sosyal bir sorunu haline dönüşmüştür.


Uzun süre terörle mücadelede Soğuk Savaş zihniyetinin de etkisi ile yalnızlaşan Türkiye var olan uluslararası ortamı lehine çevirecek adımları atmaktadır:
1. Terör örgütü PKK’nın en önemli barınma noktalarından biri olan Kuzey Irak’ta istikrarsızlık yaratması bölgede bulunan güçler için olumsuz nitelik taşımaktadır. Bu noktada 2003 yılında ABD’nin Irak’a müdahalesi ile etkin güçlerden birisi olan Barzani, bölgesinde kendisine alternatif oluşturabilecek bir yapılanmayı kabul etmezken, aynı yapılanmadan rahatsız olan Türkiye ile ortak politikalar geliştirebilmektedir. Bununla beraber Türkiye’nin Barzani’ye karşı zaman zaman sert zaman zaman yumuşak yani tatlı sert tavrı bu konudaki uzlaşmayı arttırmıştır. Bölgede ABD’nin çekilişi sonrasında Irak iç dinamikleri karşısında kuvvetli olmak isteyen Barzani hem bölgede alternatif güç olan PKK’yı rakip olarak istememekte hem de Türkiye’den gelen ekonomik kaynakları kaybetmeyi göze alamamaktadır. Türkiye bu durumu avantaja çevirerek PKK ile mücadelesinde önemli mesafeler kat etmiştir ve edecektir.


2. Uluslararası ortamdaki bölgeyi ilgilendiren bir diğer önemli unsur da ABD’nin bölgedeki çıkarlarına zarar gelmemesini istemesidir. Bölge dengeleri açısından Irak’taki iç dinamikler, ABD’nin, önemli ‘müttefiklerinden’ birisi olan Kuzey Irak’ın en etkili ismi Barzani’ye güvenememesine sebep olmaktadır. Kürt, Şii ve Sünni unsurların etkili olduğu Irak’ta federatif bir yapılanma olması petrol açısından zengin Kuzey Irak’ı stratejik bir öneme kavuştururken, Kürtler ve Araplar arasındaki çatışma bölgeyi daha da zor kılmaktadır. İşte bu noktada Obama dönemi ABD yönetimi Irak’tan çekilmeyi düşünürken, bölgedeki şartlar Kürtler dışında bölgede söz sahibi olabilecek bir ‘müttefik’ arayışına sebep olmuştur. Bu durumda en güvenilebilecek ülke Türkiye olarak karşımıza çıkmaktadır. Güçlü ordusu ve tarihi – kültürel bağları ile bölgenin en etkili güçlerinden birisi olan Türkiye, ABD’nin son dönemde yaşanan krizlere rağmen bölgedeki partneri olarak gözükmektedir. Irak’tan çekilme noktasında, bölgedeki çıkarları açısından ABD’nin terör örgütü PKK’ya tahammül etmeyeceği gözlerden kaçmamaktadır. Çünkü stratejik kaynakları için terör örgütünün varlığı ABD’ye uzun dönemde zarar verecektir. Bu sebeple ‘Çuval Krizi’ sonrasında bozulan ABD – Türkiye ilişkileri Bush’un son dönemi ve Obama ile birlikte terörle mücadelede ortak bir anlayışı meydana getirmiştir. İşte bu da PKK’nın bölgede yalnızlaşmasına sebep olan bir durumu beraberinde getirmiştir.


3. Türkiye’nin Irak’ta uyguladığı politikanın yanı sıra diğer bölge ülkeleriyle de geliştirdiği politikalar PKK’nın yalnızlaşmasında bir diğer sebep olmuştur. Suriye ile daha on yıl öncesine kadar savaşın eşiğine gelen Türkiye son dönemde uyguladığı ‘Komşularla Sıfır Sorun’ tezi ile bölgede etkin bir güç konumuna yerleşmiştir. Suriye ile geliştirilen ekonomik birliktelik politikası Suriye’nin teröre olan desteğini kesmiştir. Aynı durum Kuzey Irak ile de geçerlidir. Ekonomik kazanımların iki ülke ilişkilerinde samimiyet atmosferi yaratması ve bu durumun terör örgütü sebebiyle bozulmasının istenmemesi, PKK’nın yaşam alanının kısıtlayan bir durum olarak gözükmektedir.


Uluslararası ortamda Türkiye dezavantajları avantaja çevirmiş, bölgenin ihtiyacı olan noktalara temas etmiş, zaman zaman sert zaman zaman yumuşak gücü ile bölge üzerinde teröre karşı ortak bir akıl tesis etme noktasında ilerlemiştir.

 

Demokratikleşme Süreci ve İllegal Yapılanmaların Ortaya Çıkarılması
Uluslararası ortamı lehine çevirmeyi başaran Türkiye, içeride de uyguladığı politikalar ile birlikte terörün kaynaklarının kurutulması için mücadele etmektedir. Son dönemde ülke gündeminde tartışılmayan konuların tartışılması, tabu haline gelen siyasi konuların sorgulanması, dokunulmayanlara dokunulması gibi durumlar demokratikleşme adımlarının birkaçı olarak görülmektedir.


Yaz aylarında hükümetin öncülüğünde, kamuoyuna ‘Kürt Açılımı’ olarak yansıyan demokratikleşme açılımı gündemi uzun süre meşgul etmektedir. Terörle mücadelede iç kaynakların kesilmesi anlamında önemli adımların atılacağının göstergesi olan açılım süreci toplumun kimi kesiminden destek görürken kimi kesimlerde tepki göstermiştir. Açılımda anlatılmaya çalışılan demokratikleşme süreci ‘Kürt Sorunu’ konusunda somutlaşırken, sorunun çözümü için son dönemde yapılanlar –Kürtçe kursların açılması, TRT Şeş’in kurulması vb.- PKK’nın propaganda aracı olarak kullandığı argümanlar devlet tarafından gerçekleştirilmiş ve terör örgütünün en önemli kaynaklarından birisi elinden alınmıştır. PKK’nın elinden alınan bu argümanlar örgütün nefes sahasını daha da daraltmaktadır. Buna karşılık örgüt de yaptığı provakatif eylemler ile toplumun, sorunun çözümü konusundaki endişelerini arttıracak tutum içine girmektedir. Toplum olarak verilen sert ve duygusal tepkiler ise örgütün hem etkisinin azalmasını etkilemekte hem de örgütü yeni eylemler için cesaretlendirmektedir. Açılım sürecinde sabırlı olunması bunun için gereklidir.


Bununla birlikte açılımın yanı sıra terörle mücadelede bir diğer etkili adım da illegal yapılanmaların üzerine gidilmiş olmasıdır. Bölge insanı üzerinde terörle mücadele adına devlete güveni sarsacak nitelikte davranışlarda bulunan –ve kendisini devletin sahibi olarak gören- illegal yapılanmaların son dönemde açığa çıkarılması terörle mücadele noktasında devlet – millet bütünlüğünün yeniden yakalanabilmesi için bir fırsat doğurmuştur. Yurt içindeki illegal bir diğer yapılanmanın PKK’nın şehir kanadı olarak bilinen KCK’nın ortaya çıkarılması ise bu mücadele de önemli bir nokta oluşturmaktadır. Bu örgütün deşifre olması ile birlikte PKK’nın şehirlerde etkili olmasının önü tıkanırken, örgütün etki alanını kısıtlamaktadır. Tabi KCK ayağının bir de siyasi kanadı olduğu unutulmamalıdır.

 

Sonuç; Bir Samimiyet Sınavı
Son dönemde terörle mücadelede yukarıda izah etmeye çalıştığımız iç ve dış siyasi faktörler ile geçtiğimiz hafta kamuoyunu fazlasıyla meşgul eden ‘Teröristlerin karşılanması’ olayı birleştiğinde bir örgütün son propagandasını yaptığı şeklinde algılanabilmektedir.


Dağdan inen teröristlerin ‘Kahraman’ gibi karşılanması, bu konuda hassas olan insanlarımızada üzücü etkiler uyandırmıştır. DTP ve PKK kanadının bu noktada barış çalışmalarına katkıda bulunmaktan öte süreci engellemeye yönelik provakatif eylemi toplumda derin bir sinir harbinin çıkmasına sebep olabilecek niteliktedir. İşte bu süreçte samimiyet dediğimiz olgu karşımıza çıkmaktadır. DTP veya PKK ‘Barış’ın gelmesini istiyor mu? Muhalefet bu olay karşısında aldığı tutum ile sürecin olumlu sonuçlanmasını istiyor mu? Devlet, kurumlarıyla sorunun çözümü noktasında attığı adımların karşılığını görebilecek mi? Ya da hükümet, süreci yürüten aktör olarak, en kritik anlarda nasıl bir strateji izleyecek? Topluma yansıma noktasında hükümet eksiklikleri giderebilecek mi? Tüm bu soruların cevabı gelecek süreçte daha net olarak karşımıza çıkacaktır. Şu anda net olan durum ise PKK’nın son dönemlerini yaşamakta olduğudur. Uluslararası ve iç politik ortam terörün bitirilmesi için gerekli durumu ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte belirtildiği gibi aktörlerin samimiyeti çok önemli olmaktadır. Toplumun tüm kesimlerinin düşünceleri, endişeleri dikkate alınarak hareket edildiği takdirde, süreç içerisinde terör, Güneydoğu, Kürt sorunu gibi isimlerle adlandırılan süreç orta vadede çözüme ulaşabilecektir.


Türkiye bir değişimden geçmektedir. Türkiye, meselelerin ortaya çıkmasından korkan değil meselelerin tartışılmasını isteyen bir ülke olmaktadır. En önemlisi toplum ile devlet barışmaya başlamıştır. Terörle mücadelede yapılan öz eleştiriler karar alıcıları doğru adımlar atmaya sevk etmektedir. Terörle mücadele sürecinde tüm argümanlar etkili bir biçimde kullanılırken, süreç dikkatli ve sakin götürülmelidir.


Terörle mücadele sürecinde uzun dönem sonra bu kadar uygun bir iç ve dış ortamda terörün bitmesi yakındır. Terörün bitmesi ile birlikte Türkiye ‘Sosyal Adalet’ sorununu da çözecektir.


Sabır ve sakinlik bu sürecin en önemli unsurlarıdır.

Back to Top