Kuzey Kore’nin Üçüncü Nükleer Denemesinin Ardından

A- A A+

Birleşmiş Milletler kararları ve yaptırımlara rağmen nükleer programından vazgeçmeyen Kuzey Kore, 2006 ve 2009 yıllarındaki nükleer denemelerinden sonra üçüncü denemesini 12 Şubat 2013 tarihinde gerçekleştirmiştir. Kuzey Kore’nin balistik füze teknolojisiyle roket fırlatma girişiminden haftalar sonra nükleer deneme gerçekleştirmesi dikkatleri yeniden Kuzeydoğu Asya’dakibarış ve istikrarın kırılganlığına çekmiştir. Sorunun çözümüyle ilgili bugüne kadar uygulanan yöntemlerin sonuç vermemesi Kuzey Kore’nin bir numaralı ekonomik ortağı ve diplomatik destekçisi konumundaki Çin odaklı yeni çözüm yolları aranmasını beraberinde getirmiştir. Ancak Pekin’in uluslararası toplumdan gelen baskılara ne şekilde cevap vereceği hala net değildir.

 

Kuzey Kore’nin Nükleer Politikası

 

Nükleer silah gerçeğinin kabul edildiği dünyamızda nükleer silahın varlığından çok hangi ülkelerin bu silaha sahip olduğu önem kazanmıştır. Zira nükleer silaha sahip ülkelerin bu silahları caydırıcılık amacı dışında kullanıp kullanmayacağı temel kaygı unsurudur. Bu sebeple sorumlu davranmayacağına ve nükleer silaha sahip olmasının barış ve güvenliği tehdit edeceğine inanılan ülkelerin bu silaha ulaşması engellenmeye çalışılmaktadır. Bu ülkelerden biri de Kuzey Kore’dir. Kuzey Kore’nin nükleer silah sahibi olmasına; nükleer silahların yayılmasını önleme rejiminin zayıflamasına, nükleer silah üretmeye yönelik çalışmaların artmasına, terörist grupların ya da küresel ve bölgesel barış ve güvenliğin tehdit edebilecek diğer ülkelerin bu silahları ele geçirmesine sebebiyet verebileceği gibi gerekçelerle karşı çıkılmaktadır.

 

Kuzey Kore, “Songun” (önce ordu) olarak adlandırılan politika temelinde komünist bir rejime sahiptir. Bu politika, Kuzey Kore'nin kurucusu ve ilk lideri olan Kim Il-sung tarafından 1980’li yıllarda geliştirilmiş olan ve “Juche” olarak adlandırılan ideale dayanmaktadır. Bu ideal, temel olarak üç prensip üzerine inşa edilmiştir: siyasette bağımsızlık (chaju), ekonomide kendine yeterlilik (charip) ve meşru müdafaa hakkıdır (chawi).(1) Daha sonra gelen liderler de bu prensiplere bağlılığı sürdürmüşlerdir. “Songun” politikası çerçevesinde ordunun, iç ve dış politikanın belirlenmesi ve uygulanmasında önemli rolü bulunmaktadır. Başkanlığını bugünkü lider Kim Cong-ın’ın yaptığı Ulusal Savunma Komisyonu ülke yönetiminde başat konumdadır. Kim Cong-ın, aynı zamanda Komünist Parti Genel Sekreteri’dir.

 

Kuzey Kore, dünyadaki sayılı kapalı ekonomilerden birine sahiptir. Önemli kömür madenleri ve zengin mineral kaynakları bulunmasına rağmen, başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bu nedenle Kuzey Kore’nin uluslararası yardımlara olan bağımlılığı devam etmektedir.  Kuzey Kore ekonomisi 2009 yılında % 0.9 oranında, 2010 yılında ise, % 0.5 küçülmüş, 2011 yılında % 0.8 büyümüştür.(2) Azalan tarım üretiminin ve BM Güvenlik Konseyi’nin uygulamaya koyduğu uluslararası yaptırımların son dönemdeki durgunlukta etkili olduğu belirtilmektedir. Kuzey Kore'nin satın alma gücü paritesine göre milli geliri 2011 yılı verilerine göre yaklaşık 40 milyar dolar, kişi başına düşen milli gelir ise 1.800 dolar’dır. Kuzey Kore’nin 2011 yılındaki ihracatı 4,7 milyar dolar, ithalatı ise yaklaşık 4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.(3)

 

Kuzey Kore’nin nükleer silahlara ilgisi II. Dünya Savaşı sonunda ABD’nin nükleer silah kullanarak Japonya’yı teslim olmak zorunda bırakmasıyla başlamıştır.  Bu durum Japonya’yı bir numaralı düşman addeden Pyongyang’ın dikkatini nükleer silahlara çekmiştir. Ayrıca ilerleyen yıllarda Küba Krizi sırasında Sovyetler Birliği’nin kendi güvenliğini ön planda tutarak müttefiki Küba’dan nükleer silahları çekmesi Kuzey Kore’nin SSCB’nin güvenilirliğini sorgulamasına neden olmuştur.(4) Soğuk Savaş döneminde yakın ilişki içinde olduğu Sovyetler Birliği ile nükleer bilim ve teknoloji alanında işbirliği girişimleri öncelikle bu alanda kullanılan madenler bakımından zengin olan Kuzey Kore’den bu ülkeye satışla başlamıştır.(5) 1956 yılında nükleer araştırma projelerinde işbirliğini öngören resmi bir anlaşma imzalanmıştır. Öte yandan Çin ile de nükleer alanda işbirliğine gidilmiş ve bu ülkeye uzmanlar gönderilmiştir.

 

Kuzey Kore, Eylül 1974’te Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA)  üye olmuş ve tesislerinde denetim yapılmasını kabul etmiştir. 1968’de imzaya açılan ve 1970’de yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na (NPT) 1985’te taraf olmuştur. 1980’li ve 1990’lı yıllarda da nükleer kapasitenin geliştirilmesi amaçlı, özellikle yakıt geliştirme hedefli çabalar devam etmiştir. 1990’ların ortalarına gelindiğinde Kuzey Kore’nin Yongbyon bölgesinde uranyum madeni işlemekten uranyum zenginleştirmeye, plütonyum ayrıştırmaktan güç reaktörü kurmaya kadar uzanan faaliyetleri kapsayan pek çok irili ufaklı nükleer tesis kurulmuş ya da kurulmaktaydı.(6) UAEA tarafından ilk denetim 1992’de gerçekleştirilmiştir. Ancak bu dönemde sadece söz konusu ülke tarafından bildirilen tesisler denetlenebildiğinden nükleer silah üretimi konusunda açık ve net bir bulguya rastlanamamıştır.

 

11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra ABD’nin tüm dikkatini Afganistan ve Irak’a vermesinden faydalanan Pyongyang, nükleer silah geliştirme projesine hız vermiştir. Bu dönemde Pakistan’ın katkılarıyla Kuzey Kore’nin gaz santrifüj teknolojisi edinerek uranyum zenginleştirme çabası içine girdiği dile getirilmektedir.(7) Aynı dönemde ABD Başkanı George W. Bush’un Kuzey Kore’yi “şer ekseni” içinde göstermesini gerekçe gösteren Pyongyang 2003’de NPT’den çekildiğini açıklamıştır. Krizin çözülmesi amacıyla ABD, Güney Kore, Kuzey Kore, Çin, Japonya ve Rusya’nın yer aldığı Altılı Görüşmeler başlatılmıştır. Şubat 2005’te Kuzey Kore nükleer silah sahibi olduğu yönünde yaptığı ilk açıklamada, Nükleer Silah Geliştirme Programının olduğunu itiraf etmiş ve bu programın ilerletileceğini belirtmiştir.(8) Nitekim 2006 yılında ilk nükleer denemesini yapan Kuzey Kore, BM yaptırımlarına rağmen 2009 yılında da ikinci denemeyi gerçekleştirmiştir.

 

Nükleer başlık geliştirmek kadar bunları istenilen hedeflere atma vasıtalarına sahip olmak da Kuzey Kore’nin öncelikli amaçlarından biri olmuştur. Bu sebeple 1960’lı yıllarda SSCB’nin desteğiyle ilk füze sistemi olan hava savunma amaçlı V-75 Dvina’ları geliştirmiştir. 1970’lerin ortalarından itibaren de orta ve uzun menzilli balistik füze geliştirmeye yönelik girişimlere başlamıştır. Kuzey Kore, 1980’lerin sonundan itibaren 1000 km menzilli No-dong füze sistemini geliştirmiştir. Daha sonra İran, Mısır, Libya ve Suriye gibi ülkelerin desteğiyle daha uzun menzilli Taepodong füzeleri için çalışmalara başlamış (9) ve 1998 yılında menzili 2200 km’yi bulan Taepodong-1 roketini uzaya fırlatmayı başarmıştır. 2006 yılında 6000 km menzilli Taepodong-2’yi deneyen Kuzey Kore başarılı olamamıştır. Denemelere son vermeyen Kuzey Kore, 2009 yılında Taepodong-2’nin daha gelişmiş versiyonu olan Unha-2’yi denemiş, ancak yine başarılı olamamıştır. Nisan 2012’de en yeni roketi Unha-3’ü ateşlemiş, fakat roket yörüngeye ulaşmayı başaramamıştır. Son olarak Aralık 2012’deki denemesinde Unha-3’ü uzaya fırlatmayı başarmıştır. 10 bin km menzile sahip olduğu tahmin edilen bu roketin, Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’dan ABD’nin Batı Yakası’ndaki Los Angeles’ı vurabileceği düşünülmektedir.

 

Üçüncü Nükleer Deneme ve Yansımaları

 

Son olarak 12 Şubat 2013’de üçüncü nükleer denemesini gerçekleştiren Kuzey Kore dünyanın dikkatinin yeniden Kore yarımadasına çekmiştir. Pyongyang bu denemenin Aralık ayında fırlatılan füze sonrası Kuzey Kore’ye uygulanan yeni yaptırımlara bir cevap olduğunu vurgulamıştır. Başarıyla sonuçlanan yeraltı denemesinde kullanılan nükleer cihazın öncekilerden daha küçük ve hafif ama daha şiddetli patlayıcı güce sahip olduğunu duyurmuştur. Güney Kore Savunma Bakanlığı, patlamanın gücünün 6 ila 7 kiloton olduğunu bildirmiştir.(10) (Fikir vermesi açısından, Amerika’nın günümüzdeki en güçlü nükleer silahları bin kilotonluk patlama kapasitesine sahiptir.) Gözlemciler, ülkede 4.9 büyüklüğünde yüzeye yakın bir deprem yaşandığını kaydetmiş ve bu sismik faaliyetin merkezinin de geçmiş yıllarda yapılan nükleer denemelerin merkezine yakın olduğunu belirtmiştir.

 

Nükleer denemenin ardından toplanan BM Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore'nin bu eylemini sert bir şekilde kınayarak Konsey’in 1718 (2006), 1874 (2009) ve 2087 (2013) sayılı kararlarını ihlal eden ve uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturan bu denemeye karşı gerekli önlemlerin alınacağını açıklamıştır. Güvenlik Konseyi, gerekli önlemleri içerecek yeni bir Konsey kararı almak için çalışmaların ivedilikle başlayacağını ifade etmiştir.

 

Son nükleer denemeyle ilgili en önemli konularından biri de denemede hangi maddenin kullanıldığıdır. Kuzey Kore’nin 2006 ve 2009’daki denemelerinde plütonyum kullanılmıştı. Ancak 2010’da Pyongyang atom bombasının temel maddesi olan uranyum zenginleştirme programını başlattığını duyurmuştu. Dolayısıyla bu denemede hangi maddenin kullanıldığının tespiti önem kazanmaktadır. Zira zenginleştirilmiş uranyumun kullanılmış olması Kuzey Kore’nin nükleer silah geliştirmiş olabileceğine ilişkin kanıları kuvvetlendirecektir. ABD bölgeye hassas sensörlere sahip uçaklar göndererek denemede uranyum mu plütonyum mu kullanıldığı tespit etmeye çalışmaktadır.(11) Japonya da bir askeri uçağı bölgeye göndererek havadan örnekler alacağını ve radyasyon testleri yapacağını bildirmiştir.

 

Kuzey Kore’nin nükleer programının yol açtığı sorunun çözümüyle ilgili olarak farklı görüşler mevcuttur. Pyongyang yönetiminin nükleer denemelerinin önüne geçme adına Kuzey Kore'ye yaptırımlara başlanması veya daha etkili önlemler alınması gerektiği düşüncesinde olan bazı uzmanlara göre, Çin’in bu ülkeye sağladığı insani yardımların kesilmesinin çözüme katkısı olabilir. Fakat bunun da ötesinde, "Pekin yönetiminin Kuzey Kore ile ABD arasında yaşanacak olası bir savaş durumunda bölgeye asker yollamayacağını ilan etmesi" gibi daha radikal bir tutum sergilemesi düşüncesini savunanlar da bulunmaktadır.(12) Zira Çin bugün Kuzey Kore’nin bir numaralı müttefiki ve ticari ortağı konumundadır. Çin-Kuzey Kore ticareti 2011 yılında rekor seviyelere ulaşarak 5,67 milyar doları bulmuştur ki bu rakamın önceki yıla göre yüzde 62 oranında arttığı belirtilmektedir.(13) Ayrıca uluslararası kamuoyunda Kuzey Kore'nin nükleer denemelerde kullandığı malzemelerin Çin'den tedarik edildiği kanaatinin hâkim olması, Kuzey Kore'ye gösterilen tepkilerin Çin'e de yönelmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla Kuzey Kore’nin nükleer programıyla ilgili sorunun çözümünde Çin en önemli rolü oynaması beklenen ülkedir.

 

Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerinden en fazla rahatsız olan ülkelerin başında Pyongyang yönetiminin hedef gösterdiği ABD gelmektedir. ABD Başkanı Obama, bu tür çabaların “Kuzey Kore'yi daha güvenli kılmayacağını” vurgulamış ve "Kuzey Kore'nin, kitle imha silahları geliştirmeye öncelik vererek kendi halkını giderek daha da fazla yalnızlaştırdığını ve yoksullaştırdığını” belirtmiştir.(14) Merkezi İstihbarat Örgütü CIA’de uzun yıllar Kuzey Kore üzerine çalışan uzman Brice Klingner, Kuzey Kore’nin giderek artan nükleer tehdidinin Amerika için ciddi bir kaygı konusu olduğunu dile getirmektedir. Klingner, ”Güney Koreli yetkililer, parçaları okyanusun derinliklerinden çıkardıktan sonra füzenin 9 bin 500 ila 16 bin kilometre menzile sahip olabileceği tahmininde bulundu. Bu füze yalnızca Hawaii ve Alaska’yı değil tüm Amerika’yı tehdit altına alır” açıklamasında bulunmuştur.(15) Klingner, Aralık ayında yapılana benzer uzun menzilli füze denemelerinin başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle gözlemcilerin Kuzey Kore’nin nükleer alandaki ilerlemesini genellikle göz ardı ettiğini söylemektedir.

 

ABD ayrıca Kuzey Kore’nin nükleer silaha sahip olmasının İran için örnek teşkil etmesinden kaygı duymaktadır. Zira iki ülke arasında uzun süredir füze ve nükleer teknoloji konusunda bilgi paylaşımı ve işbirliği bulunduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Kuzey Kore’nin nükleer silah üretmesinin İran’ın da bu teknolojiye ulaşmasını kolaylaştıracağı düşünülmektedir. Sonuç olarak ABD Kuzey Kore’ye karşı daha sert bir tavır geliştirilmesi ve yaptırımların artırılması gerektiğini dile getirmektedir. Ancak sürekli yeni yaptırımlar uygulanmasına rağmen Kuzey Kore yönetimini nükleer programından vazgeçirmek mümkün olmamıştır.  Zira Kuzey Kore dışa kapalı bir ülke olduğundan diğer devletlerle sınırlı ilişkilere sahiptir. Ticaretinin çok büyük bir kısmını Çin ile gerçekleştirdiğinden yaptırımlardan etkilenmemektedir. Ayrıca yaptırımlar baskıcı yönetim altındaki yoksul halkı etkilemekte, devlet otoriter bir rejimle idare edildiğinden halkın memnuniyetsizliği yönetime yansımamaktadır. Üstelik Kuzey Kore’nin uluslararası arenada yalnızlaştırılması nükleer silahın belli bir saygınlık ve konum elde etmek için gerekli olduğuna ilişkin düşünceleri desteklemektedir. Kuzey Kore’yi nükleer programına son vermek için masaya oturtacak temel unsur Çin’in petrol ve diğer yardımları (insani yardım dışındakiler) ile yatırımlarını azaltması olacaktır. Fakat Çin hayat koşullarının daha da ağırlaşması durumunda Kuzey Kore’den kendi topraklarına yönelecek bir göç dalgasından endişe ettiğinden yaptırımlara destek vermekten kaçınmaktadır.

 

Bununla birlikte uluslararası toplumun Çin üzerindeki baskısı neticesinde, son dönemde Kuzey Kore’ye koşulsuz destek veren geleneksel tutumun değişmeye başladığı görülmektedir. Pekin Aralık ayındaki füze denemesinin ardından Kuzey Kore’ye yönelik BM yaptırımlarının sertleşmesine onay vermiştir. Son nükleer denemenin ardında da Çin Dışişleri Bakanlığı, “Çin hükümeti bu eyleme kararlılıkla karşı çıkmaktadır” açıklamasında bulunmuş, tarafların mantıklı hareket etmesi ve Kuzey Kore’nin nükleer programıyla ilgili görüşmelerin sürdürülmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Çin, Kuzey Kore’ye nasıl bir cevap verilmesi gerektiği konusunda görüş bildirmemiştir. Çin resmi basınındaki temel vurgular, Kuzey Kore'nin ulusal güvenliğini sadece nükleer teknoloji alanındaki çalışmalarla sağlayamayacağı, ekonomik ve sosyal kalkınmaya da önem vermesi gerektiği noktasında birleşirken, "aynı hataya düşen ve dağılan Sovyetler Birliği'nin durumu" örnek gösterilmektedir. Bu nedenle Kuzey Koreli yöneticilere "Çin usulü ekonomik kalkınma modelini hayata geçirmeleri" tavsiyesinde bulunulmaktadır.(16) Çin’in Kuzey Kore’ye yönelik tutumunun değişme sinyalleri vermesi yeni lider Şi Cinping’in ABD yönetimiyle daha yakın ilişkiler kurma amacı ve bozulan bölgesel barış ve istikrarın ekonomik çıkarlarını etkilemesinden duyduğu kaygıyla açıklanabilir. Brookings Enstitüsü’nden John L. Thornton Çin Araştırmaları Merkezi direktörü Jonathan D. Pollack, “Şi Cinping’in bu olay karşısında takınacağı tutum Pekin’in dış politika önceliklerinin sinyallerini verecek ve Washington ve Seul ile tam anlamıyla işbirliği konusuna ne kadar hazır olduğunu gözler önüne serecek” tespitinde bulunmaktadır.(17)

 

Pyongyang’ın üçüncü nükleer denemesini gerçekleştirdiği dönemin Güney Kore’de yönetim değişikliği dönemine rastlaması da düşündürücüdür. Kuzey Kore’ye karşı sert tavrıyla tanınan devlet başkanı Li Myung-bak, 25 Şubat’ta görevini Park Geun-hye’ye devredecektir. Li Myung-bak’ın görev süresi boyunca yürüttüğü sert politika Kuzey Kore’nin provokatif ve agresif bir tutum sergilemesine yol açmıştır. (2009’daki nükleer deneme, uzun menzilli füze denemeleri, Mart 2010’da Cheonan gemisinin batırılması, Kasım 2010’da Yeonpyeong adasının top atışlarıyla vurulması). Dolayısıyla Kuzey Kore, Güney’in sert tavrına daha sert cevap vereceği mesajını iletmektedir. Güney Kore ile ilgili bir diğer husus ise bu ülkenin Japonya ile istihbarat paylaşımına gitmekten çekinmesidir ki bu paylaşım Kuzey Kore’nin oluşturduğu tehdide eşgüdümlü yanıt verilebilmesi açısından önem taşımaktadır.

 

Sonuç

 

Kuzey Kore’nin bugüne kadarki tutumu nükleer silaha sahip olması durumunda sorumlu davranmayacağının, bölgesel ve küresel barış ve güvenliği tehdit edeceğinin sinyallerini vermektedir. Uluslararası toplumun Kuzey Kore’yi nükleer programını durdurmaya ikna edememesinin ve bu ülkenin nükleer silah üretmesinin önüne geçememesinin başta İran olmak üzere nükleer silaha sahip olmak isteyen diğer ülkeleri cesaretlendireceği de göz önünde bulundurmalıdır. Ayrıca nükleer silah kontrolü rejiminin zayıflaması terörist grupların bu silahlara ulaşmasını da kolaylaştıracaktır.

 

Dolayısıyla Kuzey Kore’nin nükleer silah üretmesi ve bunları taşıma kapasitesine sahip balistik füze geliştirmesi çok ciddi bir tehdittir. Şimdiden Kuzey Kore’nin elindeki füzeler ve nükleer başlıkların, Japonya ve Güney Kore’nin tamamını, ABD’nin de batı kıyılarını vurabilecek kapasitede olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple mevcut durumdan en fazla rahatsızlık duyan bu üç ülke başta olmak üzere diğer bölge ülkeleri ile Batılı ülkelerin, Kuzey Kore’nin nükleer teknoloji alanındaki faaliyetlerinin sonlandırılması amacıyla Pekin üzerindeki -özellikle yaptırımları uygulama konusunda- baskılarını artıracaklarını ifade etmek mümkündür.

 

Şüphesiz Çin’in yeni yönetiminin bir nükleer deneme sonucunda Kuzey Kore’ye tamamen sırtını dönmesi söz konusu değildir. Ancak bölgesel istikrarın Çin ekonomisi açısından önemi ve gerek bölge ülkeleri gerekse Batılı ülkelerle çok önemli ekonomik ilişkilerinin bulunması Pekin’i Kuzey Kore politikasında değişikliğe gitmeye itmektedir. Nitekim Aralık 2012’deki füze denemesi ile son nükleer deneme sonrasında Çin’in ortaya koyduğu tavır bu değişikliğin sinyallerini vermektedir.

 

 

 

Sonnotlar:

 

1)TC Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore Siyasi Görünüm, http://www.mfa.gov.tr/kuzey-kore-siyasi-gorunumu.tr.mfa  (erişim 12 Şubat 2013)

2)TC Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore’nin Ekonomisi, http://www.mfa.gov.tr/kuzey-kore-ekonomisi.tr.mfa (erişim 12 Şubat 2013)

3) A.g.e.

4) Mustafa Kibaroğlu, “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 1, Sayı 1, Bahar 2004, 157.

5) A.g.e., 158.

6) A.g.e., 159-160.

7) Robert Alvarez, “North Korea: No Bygones at Yongbyon”, The Bulletin of the Atomic Scientists, Cilt 59, Sayı 4, Temmuz/Ağustos 2003, 39-45.

8) “Six-Party talks at a glance”, Arms Control Association, May 2012, http://www.armscontrol.org/factsheets/6partytalks (erişim 15 Şubat 2013)

9) Joseph S. Bermudez, “A history of ballistic misile development in North Korea”, Occasional Paper, No.2, Center for Nonproliferation Studies, California, February 2000, 26.

10) “Kuzey Kore’den Nükleer Deneme”, Anadolu Ajansı, 12 Şubat 2013, http://www.aa.com.tr/tr/dunya/132329--kuzey-koreden-nukleer-aciklamasi (erişim 15 Şubat 2013)

11) “North Korea Confirms It Conducted 3rd Nuclear Test”, The New York Times, February 11, 2013, http://www.nytimes.com/2013/02/12/world/asia/north-korea-nuclear-test.html (erişim 16 Şubat 2013)

12) “Nükleer Deneme Çin’i Zora Soktu”, Anadolu Ajansı,  13 Şubat 2013, http://www.aa.com.tr/tr/dunya/132880--kuzey-korenin-nukleer-denemesi-cini-zora-soktu (erişim 16 Şubat 2013)

13) A.g.e.

14) ”Beyaz Saray ve Japonya’dan Kuzey Kore’ye Tepki”,  http://www.trtturk.com.tr/haber/beyaz-saraydan-kuzey-koreye-tepki-oldukca-provokatif-bir-eylem.html (erişim 16 Şubat 2013)

15) “Kuzey Kore’nin Nükleer Gücünün Boyutu”, Amerika’nın Sesi, 17 Şubat 2013 http://www.amerikaninsesi.com/content/kuzey-korenin-nukleer-gucunun-boyutu/1604633.html (erişim 17 Şubat 2013)

16) “Kuzey Kore Çin’i Zora Soktu”, Star, 13 Şubat 2013, http://haber.stargazete.com/dunya/kuzey-kore-cini-zora-soktu/haber-727091 (erişim 18 Şubat 2013)

17) “After North Korean Nuclear Test, China Must Deal With Its Wayward Ally”, The New York Times, February 12, 2013, http://www.nytimes.com/2013/02/13/world/asia/north-korea-nuclear-test-poses-challenge-to-chinas-xi-jinping.html?_r=2& (erişim 18 Şubat 2013)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top