Türkiye'nin PKK Terör Örgütüyle Mücadelesinde Dönüm Noktası

A- A A+
BİLGESAM Başkanı Dr. Atilla Sandıklı 25 Şubat 2008 tarihinde TSK’nin Kuzey Irak’ta halen devam eden “Güneş” operasyonunu değerlendirdi:

Konuşmalarınızda sık sık Türkiye’nin terörle mücadelesinde bir dönüm noktasından bahsediyor ve buna özellikle vurgu yapıyorsunuz. Neden böyle bir dönüm noktası var ve bunun sebepleri neler?


Evet, kesinlikle böyle bir dönüm noktası var. Hangi olaylar bu dönüm noktasının işaretlerini veriyor? Bilindiği gibi, bu güne kadar Kuzey Irak’ta PKK terör örgütüne karşı 25’e yakın harekât icra edildi. Ancak, bu harekâtların hepsinde gerek uluslar arası kamuoyu gerekse bölge ülkelerinin artan bir şekilde tenkidiyle karşılaşılmıştı. Bunlara rağmen Türkiye gerek siyasi gerek askeri gücünü kullanmak suretiyle bu askeri harekâtları icra etti. Bu harekâtlar sonunda PKK terör örgütü belirli dönemlerde marjinalleşti, etkinliğini kaybetti, bölge halkı üzerinde ve uluslar arası kamuoyunda gücünü kaybetti. Marjinalleşti ancak, gerek bölgedeki değişen konjonktür -ABD’nin Irak’a müdahalesi- gerekse Türkiye’ye yönelik uluslar arası beklentiler ve iç siyasi ortamdaki problemler nedeniyle PKK terör örgütü tekrar güçlendi ve bugünkü safhaya geldi. Şimdi PKK terör örgütüne karşı Kuzey Irak’ta başka bir askeri harekât daha icra ediliyor.


Daha öncekilerden ayrılan yönü neler?

Uluslar arası kamuoyuna bakalım. ABD ve AB harekâtı desteklediğini belirtiyor. Bölge ülkeleri daha öncekilerden farklı olarak anlayışla yaklaşıyorlar. Irak yönetimine bakalım. Bir başka ülkenin sınırlarından içeri giriyorsunuz. Buna muhalif olarak hiçbir şey söylememeleri mümkün değil tabiki. Fakat söylemleri oldukça yapıcı ve problem çıkartıcı düzeyde değil. Hatta Kuzey Irak’taki özerk Kürt yönetimi dahi söylemlerinde dikkatli bir üslup seçiyor. Peşmergeler TSK’nın harekât icra edeceği bölgeden çekilmiş durumda. Bu oldukça dikkat çekici. Zaman zaman biraz dozu ayarlanamamış Türkiye’yi rahatsız eden söylemler de geliyor ama bunlar Türkiye’yi rahatsız edecek seviyede değil. Bu önemli bir değişimin gerçekleştiğini ve bir dönüm noktasının ortaya çıktığını gösteriyor.


Bu dönüm noktasını hazırlayan sebeplerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Birincisi, ilk defa Türkiye gerek siyasi-bürokratik gerekse askeri gücüyle stratejik seviyede bir harekâtın planlaması aşamasında bu kadar etkili, koordineli ve başarılı oldu. Bunun özellikle altını çizmek lazım. Siyasi güç ve bürokrasi üzerine düşen görevleri yapmak için çaba sarf etti, askeri güç de en uygun zamanı seçerek ve en uygun planlamayı yaparak üzerine düşeni yaptı. Bu durum Türkiye’nin terörle mücadelesinde planlama kabiliyetinin ne kadar geliştiğini göstermesi açısından çok önemli görüyorum.


İkincisi, TSK zaman içerisinde teknolojik olarak kendisini çok geliştirdi. Nedir bu gelişmeler? Hava kuvvetlerini modernize etti. Gece atış yapabilecek seviyede hem donattı hem de eğitti. Bunun yanı sıra atış sistemlerini güdümlü füzeleri kullanmak suretiyle nokta hedeflerine havadan gece şartlarında atış yapabilecek seviyeye çıkarttı. Sadece hava kuvvetlerinde mi bunu kazandı? Hayır, aynı zamanda terörle mücadelede çok önemli görev üstlenen kara havacılığı dediğimiz helikopterler, taarruz helikopterlerine de bu özellikleri kazandırdı. Bunun dışında, TSK gece uçar birlik harekâtı yapabilecek seviyeye ulaştı. Bir tugay çapında hatta daha fazla bir askeri gücü aynı anda Türkiye’den kaldırıp Kuzey Irak’a indirebilecek imkân ve kabiliyete de sahip olduğunu gösterdi.


Üçüncüsü, Türkiye’nin istihbarat kabiliyeti eskisine göre çok gelişti. Gerek havadan insansız uçakları kullanmak suretiyle gerek bölgeye yerleştirmiş olduğu istihbarat sistemiyle ve gerekse ABD’den son gelişmeler sonucunda sağladığı istihbaratı da göz önüne aldığımız takdirde artık Türkiye “şu noktada, şu zamanda, şu kadar terörist var, bir araya gelecek” gibi nokta istihbaratı ve gerçek zamanlı istihbarat yapıyor. Bu çok önemli bir kabiliyet değişikliği demek. Dolayısıyla, bu yöndeki değişiklik Türkiye’nin stratejisine de etki ediyor.


Dördüncüsü, bu dönüm noktasını etkileyen sebeplerden birisi de ABD’de yaklaşan seçimler. Şimdi, ABD’deki seçimlerle Türkiye’nin Kuzey Irak operasyonunun ne ilgisi var denilebilir. Bence çok ilgisi var çünkü, ABD NeoCon’ların görüşleri doğrultusunda Irak’a askeri müdahalede bulundu. Bunu kısa sürede başarıya ulaştıracağını düşünüyordu ancak, uzun süreli kalınca Washington yönetiminde bölgenin istikrarı ve güvenliği ile bölgedeki uzun süreli menfaatlerini devam ettirip ettiremeyeceği konusunda şüpheler başladı. Nitekim bölge, bölgesel kültürün de verilerini kullanmak suretiyle ABD’nin bölgedeki varlığına karşı büyük bir mücadele vermeğe başladı. Her geçen gün bölgede Amerikan zayiatı artıyor ve bölgede istikrar ve güvenlik sağlanamadığı için ABD’nin bölgeden sağlayacağı ekonomik çıkarlar elde edilemiyordu. Bu nereye yansıyor? Cumhuriyetçilerin önümüzdeki seçimlerde seçilememe durumunu ortaya çıkartıyor. Eğer ABD bugün olduğu gibi, Irak’ta başarısızlığı kabul eden bir kamuoyuyla seçime girdiği takdirde Cumhuriyetçilerin seçimi kazanması oldukça zordur. Dolayısıyla seçimler yaklaşırken Irak’ın istikrar ve güvenliği, ABD’nin menfaatlerinin sürdürülebilirliği ön plana çıktı. Düşününki Irak’ta istikrar ve güven sağlandı. Bunun sonucunda ABD ve uluslar arası kamuoyunda “Irak’ta başarılı olundu” imajı yerleştiğinde Cumhuriyetçilerin seçimlerden zaferle çıkma olasılığı ne kadar artacaktır.


Beşincisi, belki gene alakası yok gibi görünebilir, ama bence Türkiye’deki genel seçimlerde Güneydoğu Anadolu bölgesinde PKK terör örgütüne ve onu destekleyen bir siyasi partiye rağmen o bölgede Türkiye’nin birlik ve beraberliğini savunan bir partinin önemli bir oy artışı yakalamasıdır. Hemen bu seçimlerden bir buçuk sene sonra yerel seçimler var. Yerel seçimlerde de terör örgütünün siyasi alanda uzantısı intibaını veren parti belediye başkanlıklarını kaybederse halkın desteğini de büyük oranda kaybedecektir. İşte bütün bunlar Türkiye’nin terörle mücadelesinde dönüm noktasını oluşturmaktadır.


Sözünü ettiğiniz bu dönüm noktasının sonuçlarını nasıl görüyoruz?

Birincisi, en başta da söylemiştim, birinci değişken olarak Türkiye’nin PKK terör örgütüne karşı siyasi, askeri, ekonomik ve bölgesel gücünü kullanmak suretiyle gerek Batı ülkeleriyle –ABD, AB gibi- gerekse bölge ülkeleriyle yapmış olduğu diplomasi faaliyetleri ve kararlı tutumu yurtdışındaki paradigmaların değişmesine neden oldu. Yani, artık ABD ve AB’nin, bölge ülkelerinin bu konuda Türkiye’ye destek verdiklerini görüyoruz. Şu konuya dikkat çekmek lazım, Türkiye bu konuda siyasi kararlılığını yaklaşık bir sene devam ettirdi ve olgunlaştırdı. Uluslar arası kamuoyunda destek alabilmek için sabırla zorlamalarda bulundu ve fevri davranışlardan kaçındı. Neden kaçındı? Dağlıca baskınına baktığımızda amaç TSK’nın bölge halkına karşı bir güvensizliğini yaratarak tepkisel bir harekette bulunmasını ve Kuzey Irak’a hazırlıksız bir şekilde girmesini sağlamaktı. Böylece Türkiye uluslar arası kamuoyu karşısında yalnız bırakılmış olacaktı. Müteakiben Türkiye hem ekonomik hem de siyasi açıdan zor durumda bırakılacaktı. Türkiye bu kararlı tutumunu sürdürmesine rağmen akılcı davranarak PKK terör örgütünün hazırladığı bir planda inisiyatifi terör örgütüne verecek şekilde hareket etmedi. Stratejide harekât ortamının geliştirilmesi diye bir kavram vardır. Bunu siyasi alanda harekât ortamının geliştirilmesi, stratejik alanda harekât ortamının geliştirilmesi ve taktik alanda harekât ortamının geliştirilmesi şeklinde üç aşamada değerlendirebiliriz. Siyasi alanda harekât ortamı gelişinceye kadar beklenilmiştir. Terör örgütünün planına uyulmamış tam tersine örgütün planı bizim harekât planımıza uygun bir şekilde kullanılmıştır. Nasıl kullandık? Dağlıca’daki baskın, Diyarbakır’daki patlama hadisesi bizim dünyaya terör örgütünün gerçek yüzünü göstermemizi sağladı. Düşünebiliyor musunuz, sözde kendine mal ettiği bir bölgenin merkezinde çocukları hedef alan bir terör eyleminde bulunuyor, bölge halkının geri kalmasını ve bölgenin gelişmesini engelleyecek şekilde çalışmalar yapıyor şeklinde biz onların silahını onlara karşı kullanıp inisiyatifi ele geçirdik.


Bütün bunların neticesinde ilk aşamada harekâtın siyasi ortamını oluşturacak gelişmeler yaşandı. Bush-Erdoğan görüşmesinde ABD’nin, Irak’a komşu ülkeler toplantısı sayesinde bölge ülkelerinin desteği sağlandı. İkinci aşamada harekâtın stratejik boyutunda harekât ortamının olgunlaştırılması konusuna gelindi. Burada Türkiye’nin askeri yetenekleri konusu ortaya çıktı. Gece büyük bir hava operasyonuyla terör örgütünün Kuzey Irak’taki kampları elde edilen istihbarat sayesinde nokta atışları yapılmak suretiyle vuruldu. Bunları ilk defa televizyonlardan da izledik. Böylece terör örgütünün haberleşme sistemi kesildi, lojistik sistemleri aksaklığa uğratıldı, uluslar arası kamuoyuna kararlılığımız gösterildi ve terör örgütü demoralize oldu. Türkiye, artık bir defa yapılan ve dönülen bir harekâtlar yerine alınan istihbarata göre gerektiği zaman gerektiği yere sürekli operasyonlar yapabilecek seviyede olduğunu gösterdi. Bu durum terör örgütünün üzerindeki baskıyı eskisine oranla çok arttırdı.


Sonuçta Türkiye Kuzey Irak’a bir kara harekâtına başladı. Bir nokta daha var, hemen hemen herkes bahar aylarında 30-40 bin kişilik bir kuvvetle Türkiye’nin böyle bir operasyon yapabileceğini, bir tampon bölge oluşturulacağını hatta sınır değişikliği dahi gündeme gelebileceğini söylüyordu. Ancak, kimse uluslar arası kamuoyunun, bölge ülkelerinin yaklaşımının ve Türkiye’nin taktik kabiliyetlerinin değiştiğini dikkate almadı. Bu değişiklik Türkiye’ye şu avantajı verdi, eskiden harekâtlar alan hâkimiyeti stratejisine göre yapılıyordu. Şimdi gerçek zamanlı nokta istihbaratı elde edebilecek ve hedefleri vurabilecek kabiliyetlere kavuştuk. Daha küçük çaplı, direk teröristi imhaya yönelik, onları yuvalarında merkezlerinde vurabilecek imkâna sahibiz. Bu olunca artık alan hâkimiyetine dayalı yüksek tepelerin tutulması ve bu tepelerden aşağıya doğru operasyon icra edilerek teröristlerin aranmasının anlamı da kalmamıştı. Direk vadilerde teröristin saklandığı yerler hedef seçildi. Türkiye daha kış bitmeden harekâtı yapılabilecek seviyeye getirdi. Zaten teröristin de kış şartlarından dolayı tepeleri kullanması imkânsızdı. Uçar birlik harekâtıyla doğrudan teröristin bulunduğu yerlerde çatışmalara girilebilecek hale getirildi.


Harekâta baktığımızda, özellikle Kandil, Harkuk, Zap, Avaşin ve Haftanin bölgeleri PKK’nın eylem ve lojistik merkezlerinin uzantılarının olduğu bölgelerdi ve harekâtın sıklet merkezi bu bölgelere yönlendirildi. Harekâtın devamında nihai hedef olan Kandil dağı da kontrol altına alınabilir. Harekât ortamı geliştirilirken hava taarruzlarıyla terör örgütünün ulaşım, haberleşme ve lojistik sistemleri çökertilerek demoralize edildi. Artık kalan aşamada terör örgütünün unsurlarının imhasına gelinmişti. Böylede yapıldı. Harkuk, Zap, Avaşin gibi yerler hava saldırılarıyla vuruldu. Taarruz helikopterleriyle teröristlerin iniş yolları da kesildi. Peşinden uçar birlik harekâtı ile son aşamaya gelindi. Doğrudan bir temas olduğu için öldürülen teröristlerin sayısında artış sağlanırken bizim şehitlerimizin sayısında da artış olabilir.


Harekât bundan sonra ne gibi sonuçlar doğurabilir?

Şu ana kadar önemli paradigma değişimleri yaşandığını daha önce belirtmiştim. ABD Kuzey Irak’ta Kürt yönetimine dayalı bir politikanın yeterli olamayacağı sonucuna vardı. ABD, Türkiye’ye yaklaşımında ortak politikalar uygulaması gerektiğinin daha iyi farkına vardı. Bir anlamda ABD, Türkiye ile eski stratejik ortaklık pozisyonunu tekrar yakalamak istiyor.


Tezkereden sonra bozulan ilişkiler yeniden yoluna konuluyor diyebilir miyiz?

Evet. ABD artık şunu gördü, Ortadoğu’da Türkiyesiz yapılacak bir şey çok zordur ve maliyeti çok yüksektir. Tezkerenin geçmemesi bölge ülkelerinde tam tersine Türkiye’nin daha güvenilir bir ülke olduğu mesajını verdi. Bu da Ortadoğu’da Türkiye’ye karşı bir paradigma değişimine sebep oldu. İşte bu yüzden bölge ülkeleri askeri operasyona eskisi gibi sert tepkiler vermiyorlar. Kuzey Irak’taki özerk Kürt yönetiminde de değişiklikler görüyoruz. ABD’nin himayesi altında çok büyük hayallere kapılıp bağımsızlığa giden yolun kendilerine açıldığını zannetmeye başlamışlardı. Söylemlerini buna göre hazırlıyorlar ve Türkiye’nin bugüne kadar kendilerine olan iyi niyetli yaklaşımını ve yardımlarını suiistimal ediyorlardı. Şu da var, Türkiye’den de bazı kimseler onlara karşı aşırı bir söylem geliştirmişlerdi. Kuzey Irak yönetimi işte bu ortamın verdiği zafer sarhoşluğuyla Irak’ın toprak bütünlüğünü ortadan kaldırıcı taleplere başlamışlardı. Bu durum hem ABD’yi hem bölge ülkelerini zor durumda bırakacak bir gelişmeydi. Türkiye’nin sabırlı ve gücünün farkında olan yaklaşımı onları da hizaya getirdi. Türkiye ile iyi geçinmekten başka çareleri olmadığını gördüler. Bu durum merkezi Irak yönetimine de etki etti. Söylemler yumuşadı, işbirliği öne çıkmaya başladı. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin merkezi Irak yönetimiyle ve hatta Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimle ilişkilerinin daha yapıcı bir ortamda gelişeceğini değerlendiriyorum.


Türkiye’nin politikalarındaki haklılığı bütün taraflarca kabul edildi diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Türkiye bu konudaki endişelerine dair ne söylemişse hepsi bir bir ortaya çıktı. Herkesin Irak’ın parçalanacağına dair bir öngörüsü vardı. Baştan beri ben bunun mümkün olmadığını her platformda dile getirdim. Bu en başta ABD’nin çıkarlarına tersti. Parçalanmış bir Irak durumunda ABD’nin bölgede kalması daha da zorlaşacaktır. Böyle bir durumda ABD’nin bölgeye Irak’a istikrar değil parçalama için geldiği ortaya çıkacak ve ABD’ye olan yaklaşımlar tamamen olumsuz karakter kazanacak. İran’a karşı bir politika güderken Şii, Sünni ve Kürt olmak üzere üç parçaya ayrılacak bir Irak ABD’nin kesinlikle çıkarlarına değildi. Düşünün İran’a kendi eliyle bir müttefik daha kazandırmış olacaktı. Bu parçalanmaya domino etkisi yapacak yer Kuzey Irak’tır ve oradaki özerk Kürt yönetimidir. Onların isteklerinin sınırlandırılması ve bir gözdağı verilmesi gerekiyordu. ABD kendisi açısından en ucuz maliyetli yöntemi seçti. Kendisi zorlamak yerine Türkiye’nin operasyonuna yeşil ışık yakmak suretiyle hem Türkiye’nin beklentilerini karşıladı hem de Kürt yönetimine gözdağı verdi. Bundan sonra Kuzey Irak yönetimiyle Türkiye’nin daha iyi ilişkiler kurduğunu göreceğiz. Bu durum merkezi Irak yönetimiyle de geçerli. Ben Türkiye’nin genel olarak Irak’ın yeniden yapılanmasında etkin rol oynayacağını ve zaman içerisinde Barzani ile bile görüşeceğine inanıyorum. Ancak bunun hemen gerçekleşeceğini beklemek çok gerçekçi olmaz.


Türkiye’nin kendisi açısından yapacağı çıkarsamalar neler olabilir?

Bu zamana kadar uygulanan politika hep teröristle mücadele şeklindeydi. Ama terörle mücadele sadece teröristle mücadele demek değildir. Siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmeleri de yönlendirmeyi ve kullanmayı da gerektirir. Türkiye operasyonun hemen ardından bölge halkına sıcak ve candan bir yaklaşımla ülkenin bir parçası olduğunu gösterecek kucaklayıcı bir politika geliştirmelidir. Bunun son zamanlarda artan bir şekilde uygulanmaya başlandığını görmekteyiz. Halk artık akan suyunu, yanan elektriğini ve güvenlik ortamını görmeye başladı. Yani Türkiye Cumhuriyeti mensubu olmanın sonuçlarını görmeye başladı. Bu durum genel seçimlerde oylara bir miktar yansıdı. Devlet de bunun önemini kavradı. Sivil toplum örgütlerinin de aynı şekilde yapıcı ve birleştirici adımlarını görüyoruz. Bu bir başlangıç. Bölgede güvenlik ortamının daha da artmasıyla birlikte ki ben bunun yaz ortamında gerçekleşeceğini düşünüyorum, bürokrasinin şimdiden planlarını uygulamaya koymasının ve bölgenin ekonomik kalkınmasına dönük gerekli tedbirlerin hızla alınmasının zarureti vardır. İşadamlarına buradan sesleniyorum. Bölgede yeni iş imkânları ortaya çıkarılmalı, iş yerleri açılmalı. Devlet vergi indirimi, sigorta primlerinin karşılanması gibi tedbirler alarak onların önünü açabilir. Bölge halkına yanlarında olduğumuzu her fırsatta göstermemiz ve onların refah düzeyini arttırmamız lazım. Başarının anahtarının yerel seçimlerde elde edilecek bir dönüşümle sağlanacağını unutmamak lazım. Bölge halkını kazanmak terörü destekleyen partilerin hezimete uğramasını ve Türkiye’nin birlik beraberliği düşüncesinin pekişmesini kuvvetlendirebilir. Bu sağlanırsa operasyonun başarılı sonuçlarını her alanda görebiliriz demektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top